Buğday, saman ve ottan sonra süt ithalatı yolda!

Buğday, saman ve ottan sonra süt ithalatı yolda!
Son 10 yılda Belçika kadar tarım arazisini terk eden Türkiye 2,5 milyon ton buğday ve süt ithal edecek!

Yusuf Yavuz

Ziraat Mühendisleri Odası’ndan yapılan açıklamada, AKP hükümetinin aksi yöndeki açıklamalarına rağmen Türkiye tarımının içinde bulunduğu derin kriz gözler önüne serildi. Son yıllarda uygulanan emek karşıtı politikalar nedeniyle küçük üreticilerin eritildiğine dikkat çeken ZMO, toprak koruma kurullarının toprağın tarım dışı amaçla kullanım taleplerinin sekreteryası gibi çalıştığına işaret ederek, son 10 yılda Belçika büyüklüğündeki tarım arazisini terk eden Türkiye’nin Bakanlar Kurulu kararıyla buğdaydan süte, besilik danadan pirince kadar pek çok ürünün sıfır gümrük vergisiyle ithal edilmesinin önünün açıldığını açıkladı.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın, (ZMO) 44. Dönem 1. Danışma Kurulu toplantısı 24 -26 Ekim tarihleri arasında Manisa’da gerçekleştirildi. Türk tarımının içinde bulunduğu durum ile mesleki alanları ilgilendiren güncel gelişmelerin de tartışıldığı toplatıda, sorunların çözümüne ilişkin değerlendirmeler yapıldı. Danışma Kurulu toplantısının ardından ZMO tarafından basın açıklamasında, Türkiye tarımında özellikle son çeyrek asırdır uygulanan neo-liberal politikalar çerçevesinde çiftçilere yapılan yetersiz desteklemeler nedeniyle üretim kısıtlandığı belirtilirken, altyapı yatırımlarının da ihmal edilerek tarımın iklim koşullarına bağımlı yapısının devam ettiği kaydedildi.

KAYISI, FINDIK VE BUĞDAY ÜRETİMİNDE BÜYÜK DÜŞÜŞ VAR

2013-2014 tarım yılında yaşanan meteorolojik olumsuzluklar nedeniyle bitkisel üretimde bir önceki yıla göre önemli gerilemeler olduğuna dikkat çekilen açıklamada, buğday üretiminin 13,8, arpanın yüzde 20,3, nohutun yüzde yüzde 11,1, kırmızı mercimeğin yüzde16,5, tütünün yüzde 22,2, kayısının yüzde 65,4, fındığın ise yüzde 25 oranında düştüğü vurgulanarak, “Yaşanan şiddetli kuraklığa karşın ekonomik ölçütlerde sulanabilir tarım arazilerimizin yüzde 30’dan fazlası hala sulama yatırımlarının yapılmasını beklemektedir. Kuraklığın tarım alanları dışında mera alanlarına olan etkisi de göz ardı edilemez. Yem bitkileri gibi yaprak aksamı yüksek olan bitkiler hafif kuraklıklardan dahi zarar görmektedirler. Bu kapsamda, kuraklığın mera alanlarındaki etkilerinin ölçümü ve değerlendirilmesinin yapılması bu konuda Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Eylem Planı tedbirleri içinde meralara ilişkin önlemlerin acilen alınması ve kuraklığa dayanıklı yem bitkisi çeşitlerinin ıslah edilerek geliştirilmesi hayvancılığımız ve doğal kaynaklarımızdaki tahribatı durdurmak açısından büyük önem taşımaktadır” görüşüne yer verildi.

DSCF9041KURULLAR, TOPRAĞIN TARIM DIŞI AMAÇLA KULLANIMINA HİZMET EDİYOR

Yasa gereği ZMO temsilcilerinin de yer aldığı Toprak Koruma Kurullarının, fiilen tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımı taleplerinin sekretaryası gibi çalışmakta olduğunun altı çizilen ZMO açıklamasında, şöyle denildi: “Bilindiği üzere 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu`nun 14. Maddesi tarımsal potansiyeli yüksek büyük ovaların belirlenmesi ve korunması ile ilgilidir. Ovalarımızın korunabilmesi için, kurulların asli işlevlerinin başında gelen ‘Büyük ovalarda koruma ve geliştirme amaçlı tarımsal altyapı projeleri ve arazi kullanım planları kurul veya kurulların görüşü alınarak, Bakanlık ve valilikler tarafından öncelikle hazırlanır veya hazırlattırılır’ hükümlerini yerine getirilmek için acilen çalışamaya başlamaları sağlanmalıdır. 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile yapılan düzenlemelerin, süreç içinde topraklarımız ve özellikle meralarımız bakımından giderilmesi imkânsız sonuçlar doğuracak uygulamalara yol açacağı kaygısını taşımaktayız. Bunun somut örneği, gerek 3202 Sayılı Köye Yönelik Hizmetlere İlişkin Kanun ve gerekse 5403 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunda yazılı görev ve sorumlulukların 6360 Sayılı yasa ile devri yapılan Büyükşehir Belediyelerinin teşkilat yapılarında ve uygulamalarında görülmektedir. Büyükşehir belediyelerinin tarımsal sulama hizmetleri başta olmak üzere tarımsal-kırsal altyapı hizmetlerini yerine getirmede isteksiz hatta kayıtsız kaldığı gözlemlenmektedir. Bu anlayış ve uygulamalar bir an önce terk edilmelidir.”

‘TARIM ARAZİLERİ İMARA AÇILIYOR’

6360 sayılı Büyükşehir Kanunu gereğince 30 Mart 2014’ten sonra 16 bini aşkın köy mahalleye dönüştüğüne vurgu yapılan açıklamada, bu yerlerde köy tüzel kişiliğine ait tüm varlıkların belediyelere devredildiği belirtilerek, “tarım arazileri, meralar ve yaylakların imara açılmaktadır. Böylelikle tarımsal üretimden zaten kazanç sağlayamayan çiftçilerin ellerindeki araziyi satıp üretimden çekilmeleri için zemin hazırlanmış olmaktadır” ifadelerine yer verildi.

AKP hükümetinin tarımla ilgili büyüme rakamlarına karşın Türk tarımındaki büyük yalanların gözler önüne serildiği ZMO açıklamasının çarpıcı ayrıntıları şöyle:

30 YILDA KEÇİ YÜZDE 73, MANDA YÜZDE 92 AZALDI

-1980-2009 yıllarını kapsayan 30 yıllık dönemde sığır varlığı yüzde 33, manda varlığı yüzde 92, koyun varlığı yüzde 55, keçi varlığı yüzde 73 düzeyinde azalmıştır. Buna karşılık 2009’u izleyen 4 yılda sığır, manda ve koyun varlığı yüzde 35; keçi varlığı is ise yüzde 80 düzeyinde artmış ya da artırılmıştır. Hayvan popülasyonumuzun bu kadar kısa sürede bu denli artması biyolojik olarak mümkün değildir. İthalatla artırılan sayılar ise hayvancılığımızın gelişmesi olarak ifade edilemez. Tarım istatistikleri hızla daha güvenilir bir hale getirilmelidir.

TARIMDA YAPAY BÜYÜMENİN SONUNA GELİNDİ

-Gayri safi yurtiçi hasıla 2014 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre sabit fiyatlarla yüzde 2,1’lik artış göstermiş, yılın ilk 6 ayındaki büyüme ise yüzde 3,3 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşılık tarım 2014 yılı ikinci çeyreğinde yüzde 1,8 oranında küçülmüş, yılın ilk 6 ayındaki büyüme ise yalnızca yüzde 0,2 olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler tarımda yapay büyüme döneminin sonuna gelindiğini göstermektedir.

PİYASA KOŞULLARI ÇİFTÇİYİ SÖMÜRÜYOR

-2014 yılı prim desteğinde sadece yağlık ayçiçeğinde (kilo başına 6 kuruş) ve pamukta (kilo başına 5 kuruş) artış yapılmıştır. Diğer 15 üründe ise geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da herhangi bir artış yapılmamıştır. Tarımda koruma ve müdahale bir zorunluluktur. Aksi halde çiftçiler girdi satın alırken ve/veya ürünlerini satarken, piyasa koşullarından dolayı çift yönlü sömürüye maruz kalmaktadırlar.

DESTEKLEME YÜZDE 165, MAZOT YÜZDE 300 ARTTI

-Yağlık ayçiçeği tohumu destekleme fiyatları 2002-2014 döneminde yüzde 165 oranında artırılmıştır. Buna karşılık söz konusu dönemde kimyasal gübre fiyatları cinsine göre yüzde 240yüzde 320 düzeyinde yükselmiş, karma yem ve mazot fiyatlarındaki artış ise yüzde 300’ü bulmuştur.

ZEYTİNLİKLER YIKIMA AÇILDI

-30 Ağustos 2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’na göre elektrik borcunu ödemeyen çiftçilerin bu borcu 2014 yılı tarımsal destekleme ödemelerinden mahsup edilecektir. Başka bir deyimle elektrik borcu olan çiftçinin tarımsal desteklemesine el konularak, elektrik firmalarına verilecektir. Hükümet bu kararı ile elektrik firmalarının tahsildarlığını üstlenmiştir.

Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Araştırılması Hakkında Kanun Değişikliğine Dair Kanun Tasarısı ile zeytinlikler ‘seracılık, madencilik, elektrik üretimi, petrol ve doğalgaz arama ve işletme, konut, yol altyapı ve üstyapısı’ yatırımlarına açılmak istenilmektedir. Öte yandan zeytin bahçelerinin ortalama büyüklüğünün 10 dekar olduğu ülkemizde 25 dekardan küçük zeytinliklerin zeytinlik saha olarak kabul edilmemesi, toz ve duman çıkaran tesislerin kurulmasına izin verilecek olması zeytinciliğin ölüm fermanı anlamına gelmektedir.

BAKANLAR KURULU KARARIYLA 2,5 MİLYON TON BUĞDAY İTHAL EDİLECEK

-19 Nisan 2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararına göre Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) toplam 4,2 milyon ton hububat ithalatı yapabilmesi için tarife kontenjanı açılmıştır. Karara göre, TMO ihtiyaç halinde sıfır gümrük vergisi ile 2,5 milyon ton buğday, 1 milyon ton arpa, 500 bin ton mısır ve 200 bin ton pirinç ithal edebilecektir.

BESİLİK DANA İTHALATININ ÖNÜ AÇILDI

-Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğü, besilik dana ithalatında uygulanacak şartları belirlemiştir. Hastalık nedeniyle yasak konulan ülkeler dışında kalan tüm ülkelerden besilik dana ithalatı yapılabilecek; işletmesinde 100 baş hayvanı olmayanların başvuruları dikkate alınmayacaktır. Ayrıca 100 baş hayvan sahibi kişi veya işletme en çok 40 baş besi hayvanı ithal edebilecektir.

SÜT İTHALATI YOLDA

-Hayvan ithalatından sonra sırada zincirin son halkası olan süt ithalatı vardır. Süt sanayicileri Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında yurtdışından süt ithal edebilecekler. Gerek canlı hayvan, gerekse süt ithalatına ilişkin kararların hayvancılığı tümüyle dışa bağımlı hale getireceği, üretici fiyatlarını baskılayacağı ve sektörü geri dönüşü olmayacak şekilde olumsuz etkileyeceği konusunda yetkilileri uyarmak istiyoruz.

MERALARA APARTMAN YAPILABİLECEK

-Soma faciası sonrasında iş güvenliği ve işçi sağlığını daha iyi duruma getirme iddiası ile çıkarılan ve 11 Eylül 2014 tarihinde yayımlanan 6552 sayılı Kanunda 4342 sayılı Mera Kanunu`nun 14. maddesinin birinci fıkrasına bir bent eklenmiştir. Buna göre ‘Bakanlar Kurulunca kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilen’ yerlerin tahsis amacı değiştirilebilecek (mera amacı dışında kullanılabilecek), kentsel dönüşüm adı altında betonlaşacak, kentleşecektir. Hayvancılığını geliştirmek isteyen bir ülkenin meralarını kentsel ranta açması değil, meralarını ıslah edip ot kalitelerini yükseltmesi gerekir.

Başta Ege bölgemiz olmak üzere jeotermal kaynaklarımızdan faydalanmaya yönelik çabalar hız kazanmıştır. Ancak bu kaynakların kullanımı sırasında ortaya çıkacak kirlilik ve ekolojik dengeye olan etkisi göz ardı edilmemelidir.

TÜRKİYE BELÇİKA BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ TARIM ARAZİSİNİ TERK ETTİ

-Nüfusumuzun 2003 yılında 70,8 milyon olduğu dönemde çiftçi sayımız 3 milyon iken, 2013 yılında 77 milyona yükselmesine rağmen çiftçi sayısı 2 milyona düşmüştür. Buna paralel olarak son 10 yıllık dönemde 30 milyon dekar arazi (Belçika’nın toplam yüzölçümüne eşdeğerdir) tarımsal üretimde kullanılmaz olmuştur.

EMEK KARŞITI POLİTİKALARLA KÜÇÜK ÇİFTÇİLİK YOK EDİLDİ

-2014 yılını ‘Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı’ ilan eden Birleşmiş Milletler; açlık ve yoksullukla mücadele, gıda güvenliği ve yeterli beslenme, doğal kaynakların yönetimi, çevrenin korunması, kırsal kalkınma açısından aile çiftçiliğinin ve küçük ölçekli çiftçiliğin önemine dikkat çekmektedir. Türkiye’de son yarım yüzyıldır uygulanmakta olan emek karşıtı politikalarla aile çiftçiliği ve küçük ölçekli çiftçilik büyük ölçüde erimiştir. Böylesi bir yapıya direnmek için küçük ölçekli çiftçilerin güçlerini birleştirmeleri büyük önem kazanmaktadır.

GIDA FİYATLARI YÜZDE 15 ARTTI, GIDA GÜVENLİĞİ TEHLİKEDE

-Gıda fiyatlarının, ortalama enflasyonun üzerine çıkarak yüzde15 oranında artması, uygulanan tarım ve gıda politikalarının yanlışlığını kanıtlamaktadır. Tüketicinin gıdaya erişimi giderek zorlaşırken, sektördeki özelleştirmeler ve gıda güvenilirliğini tehdit eden uygulamalar, yaşanan sıkıntıları daha da artırmaktadır.

01.11.2014

© tüm hakları saklıdır

Küresel işgale karşı yerel tohumun direnişi sürüyor!

Küresel işgale karşı yerel tohumun direnişi sürüyor!

Yusuf Yavuz

Yerel tohumların satışına yasaklama getiren Tohum Kanunu’nun ardından İzmir Torbalı’da başlayan takas etkinlikleri Ege Bölgesi’nin çeşitli illerinde sürüyor. 25 Ekim’de Fethiye’de gerçekleşen yerel tohum takası şenliğinin ardından yerel tohumları yaşatmak isteyen üretici ve tüketiciler bu kez de 1 Kasım’da Muğla’da bir araya gelecek. Cumhuriyet Kadınları Derneği Muğla Şubesi’nin öncülüğünde çok sayıda sivil toplum örgütü ve meslek odasının işbirliğinde gerçekleştirilen ‘3. Menteşe Yerel Tohum Takas Şenliği’ne, Menteşe Belediyesi’de destek veriyor.

Türkiye kırsalındaki sessiz dönüşümün en çarpıcı örneği tarım sektöründe yaşandı. Öyle ki, yüzlerce yıldır atadan kalma tohumları saklama yoluyla üretimini sürdüren küçük çiftçiler, bugün yalnızca dev şirketler eliyle üretilen ve oldukça pahalı olan sertifikalı tohumları kullanmak zorunda. Bunun nedeni ise 2006 yılında çıkartılan ‘Tohum Yasası. Yasa, köy popülasyonu olarak anılan yerel tohumların ticari olarak satılmasını yasaklamakla kalmıyor, ihlal edilmesi durumunda üreticiye 10 bin lirayı bulan para ve hapis cezası gibi yaptırımlar da getiriyor. Hal böyle olunca da başta tarımsal üretimin oldukça yoğun olduğu Ege Bölgesi olmak üzere ülkenin pek çok bölgesinde üreticiler yerel tohumları takas ederek küresel tohum işgaline karşı direnme mücadelesi veriyor. Bu amaçla düzenlenen şenliklerde bir yandan da biyolojik çeşitliliğin geleceğe aktarılması amaçlanıyor.

YEREL TOHUM SEFERBERLİĞİNİN ADRESİ BU KEZ MUĞLA

Muğla’da bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilecek olan ‘Menteşe Yerel Tohum Takas Şenliği’ de bunlardan biri. 1 Kasım Cumartesi günü gerçekleştirilecek olan şenlikte, tohum takası, reçel ve turşu yarışması, halk oyunu gösterileri gibi etkinliklerin yanı sıra yerel ürünlerin satıldığı tezgahlar açılacak. Şenlik kapsamında düzenlenecek panelede ise Ege Üniversitesi Ziraat. Fak. Öğr. Üy. Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Yerel Tohum Derneği Genel Başkanı Teoman Açıkbaş ve Böcekbilimci Dr. Füsun Tezcan konuyla ilgili bilgiler aktaracaklar. Muğla Konakaltı İskender Alper Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan şenlik, saat 10.30’da başlayacak.

YÖREDEKİ KURULUŞLARDAN ŞENLİĞE BÜYÜK DESTEK VAR

Şenlik öncesinde çalışmalar hakında bilgiler veren Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD )Muğla Şube Başkanı Jale Eren, bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdikleri yerel tohum takası etkinliğinin bu yıl 13 kuruluşun katılımıyla yapılacağını söyledi. Merkezi İzmir’de bulunan ülkenin yerel tohumlar konusunda çalışkan ilk derneği olan Yerel Tohum Derneği’nin de sekreterliğini yürüten Jale Eren, CKD’nin başını çektiği tohum seferberliği çalışmasına, Menteşe Belediyesi, Muğla Ticaret Odası, Muğla Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, Köy-Koop Muğla Birliği, Muğla Kent Konseyi, Kent Konseyi Kadın Meclisi, Ziraat Mühendisleri Odası Muğla Şubesi, Akdeniz Yeşilleri Derneği, Çevre Geliştirme Derneği, Yörük Obaları Derneği, Muğla Sanat Sevenler Derneği ve Muğla Kadın Dayanışma Derneği gibi kuruluşların da destek verdiğini dile getirdi.

ÇİN’DE 20 YILDA 9 BİN ÇEŞİT BUĞDAY KAYBOLDU

Dünya genelindeki tarımsal biyolojik çeşitliliğin yaklaşık yüzde 75’inin yirminci yüzyılda kaybolduğu belirtiliyor. Yerel tohumlar konusunda İzmir’in Torbalı İlçesine bağlı Karaot köyünde yaptığı alan araştırmalarının ardından doktorasını tamamlayan Dr. Zerrin Çelik’in çalışmasına göre Çin’de 1949’da on bin çeşit buğday varken 1970’lere gelindiğinde buğday çeşitlerinin sayısı yalnızca bine düştü. ABD’deki lahana çeşitlerinin yüzde 95’i, mısır çeşitlerinin ise yüzde 9’i kaybolurken, bu oran bezelyede yüzde 94, domateste ise yüzde 81.

tohum_takasi_afisTAKAS ŞENLİKLERİNİN FİTİLİNİ ATEŞLEYEN DOKTORA TEZİ

Yerel Tohumların korunmasına yönelik bilincin artmasına ve tohum takası şenliklerinin doğumuna öncülük eden Dr. Zerrin Çelik’in Haziran 2013‘te yayımlanan “Tarımsal Biyoçeşitliliğin Korunmasında Yerel Tohum Bankaları’nın Rolü Üzerine Bir Araştırma: Karaot Köyü Tohum Derneği ve Yöresi Örneği” başlıklı doktora çalışması, konuyla ilgili kapsamlı bilgiler içeriyor. Çalışmasında, dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye’de tarımda çalışan nüfusta gittikçe azalan bir eğilim bulunduğuna işaret eden Çelik, konuyla ilgili özetle şu bilgileri veriyor:

‘20 YILDA KIRSAL NÜFUS YÜZDE 50 AZALDI, ÜRETİM ŞEKLİ DEĞİŞTİ’

“1990 yılı ile 2010 yılının karşılaştırmasında görüldüğü gibi birçok ülkede son 20 yıl içerisinde tarımsal nüfus neredeyse yüzde 50. oranında azalarak büyük bir değişim gerçekleşmiştir. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de yerel tohumları koruyan ve yerel tohumlarla üretime devam edenlerin büyük bir kısmı orta yaşın üzerindeki üreticilerdir. Tarımda çalışanlarda yaşanan azalma ve genç nüfusun tarımsal faaliyetlerden uzaklaşması yerel tohumlar ve onların kültürünün aktarılmasındaki devamlılığı tehlikeye atmaktadır. Yerel tohumlarla ilgili bilgi ve birikime sahip olup yerel tohumlarla üretime devam etmeye çalışan bu yaşlı çiftçilerin, aile işgücünde yaşadıkları sıkıntılar, sağlıkla ilgili sorunlar gibi nedenlerle bazılarının üretimden vazgeçtiği, bazılarının da üretim şeklini daha kolay olduğu için hazır fidelerle yapılan üretime çevirme eğiliminde oldukları görülmektedir.

‘TARIM POLİTİKALARI TİCARİ TOHUMLARIN KULLANILMASINA YÖNELİK’

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de tarım politikalarının kimyasal gübre ve pestisitlerin kullanımı ile yüksek verimlere ulaşılabilen ticari tohumların kullanılmasına ve geliştirilmesine yönelik olması dolayısıyla kamu yayım ve araştırma kurumları da genellikle verimliliğe odaklanmakta, bu çalışma tarzı modernizasyon ve gelişme olarak algılanmaktadır. Bu durum çiftçilerin yerel tohumlarını ve geleneksel bilgilerini korumaları, geliştirmeleri konusunda yıkıcı etkilere neden olmaktadır. Örneğin sertifika zorunluluğu olması ve köy popülasyonu gibi yerel tohumlukların yasal olarak ‘çeşit’ tanımına girmediği için tohumluk veya fide olarak köylülerce satışı Tohumculuk Kanununca mümkün olmayan yerel tohumlara çiftçilerin ulaşımı kolay olamamaktadır. Söz konusu durum bu amaçla kurulmuş olan STK’ların tohum üretseler bile sertifikasını almadıktan sonra yasal olarak tohum satmalarını engelleyici bir unsurdur. Genetik çeşitliliğin kaybının önüne geçilmesi için politika yapıcıların, gerekli düzenlemeleri çiftçi ve doğanın lehine olacak şekilde yapmalarının uygun olacağı düşünülmektedir.

‘ENDÜSTRİYEL TARIM YEREL TOHUMLARI GERİLETTİ’

Endüstriyel tarım uygulamalarının egemenliği, şirket tohumlarını destekleyen bir tarım politikası ve yayımı, tohumla ilgili mevzuattaki değişiklikler, pazarlama sistemlerinin yerel üretim ve tüketim yerine uzak bölgelerden gıdaların sağlanmasına yönelik gelişmesi ve bu bağlamda özellikle zincir süper marketlerin artan egemenliği, tarım kimyasalları ile şirket tohumlarının birlikteliğinin daha düşük maliyetli üretime başlangıçta imkân vermesi, tüketicilerin ve çiftçilerin bu ürünler ile ilgili asimetrik bilgileri yerel tohuların korunma ve üretilmelerini gerileten etmenler olarak belirlenmiştir.

‘YEREL TOHUMLARIN KORUNMASI İÇİN BİLİMSEL ARAŞTIRMA GEREKLİ’

Yerel tohumların korunarak gelecek kuşaklara iletilmesi acil bir konudur. Çiftçilerin bu amaçla ilk aşamada kendi tüketimleri için yerel tohumları korumalarına önem vermelerinin sağlanması ve bunun için de gerekli yayım çalışmalarının yapılması yararlıdır. Yerel tohumların korunması, ürün çeşitliliğinin arttırılması, çiftçilerin bilgi ve karar verme gücü ile haklar ve sorumluluklar bakımından yerel tohum ağları ve topluluk temelli tohum bankalarının uygulanabilirliklerinin boyutlarını saptamak için bilimsel araştırmalar azdır. Özellikle ülkemizde bu konuda herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Yerel tohumların kullanımı ve bu tohumların özelliklerini geliştirecek, çeşitliliği sağlamak amacıyla bu süreci teşvik edecek politikaların tasarımı ve biyoçeşitliliğin korunması, küçük çiftçilerin güçlendirilmesi amaçlarını benimsemiş örgüt ve kişi davranış biçimleri ve kapasiteleri hakkındaki bilgilerimizi arttıracak daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyacımız olduğu da kuşkusuzdur.”

28.10.2014

© tüm hakları saklıdır

Ve iki harfli yıkımı Danıştay iptal etti!

Ve iki harfli yıkımı Danıştay iptal etti!

Yusuf Yavuz

Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 18 Mart 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Parklar Yönetmeliği’nde değişiklik getiren düzenlemeyi Danıştay durdurdu. Orman Mühendisleri Odası’nın açtığı davaya bakan Danıştay 6. Dairesi, içme suyu temini gerekçe gösterilerek yönetmeliğe eklenen ve milli parklarda yapılaşmanın önünü açacağı öne sürülen “ve kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk arzeden” ifadelerinin hukuka uyarlılığı bulunmadığına hükmederek yürütmesini durdurdu.

40 MİLLİ PARKIN KADERİNİ ETKİLEYECEK DÜZENLEME TARTIŞMA YARATTI

Ülke genelindeki 40 Milli Parkın geleceğini etkileyecek olan Yönetmeliğin 5. Maddesine tartışma yaratan şu ifadeler eklendi: “Ancak; içme suyu temini açısından yapımı aciliyet gösteren ve kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk arzeden tesisler için uzun devreli gelişme planı/gelişme planı şartı aranmaz. İlgili kurumların görüşleri alındıktan sonra yapılan bu tesisler uzun devreli gelişme planlarına/gelişme planlarına işlenir.”

ORMAN MÜHENDİSLERİ ODASI YÖNETMELİĞİ YARGIYA TAŞIDI

Bunun üzerine Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanan Yönetmelik değişikliğini yargıya taşıyan Orman Mühendisleri Odası (OMO), söz konusu davanın dilekçesinde, yönetmelik değişikliği ile Milli Park alanlarında, Milli Parklar Kanunu’nda düzenlenen ‘Uzun Devreli Gelişme Planı’ yapılması koşulunun bertaraf edilerek aslında 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ile de yasaklanan her türlü tesislerin inşaatına izin verilmesinin önü açılacağını ileri sürdü. Dava dilekçesinde ayrıca bu değişikliğin Milli Parkların ‘mutlak korunması’ ilkesi ve sürdürülebilir gelişme kavramıyla bağdaşmadığının da altı çizilerek belirterek, Yönetmeliğin 1. maddesinin iptali istenmişti.

DANIŞTAY HUKUKSUZ BULDUĞU İFADELERİN YÜRÜTMESİNİ DURDURDU

Orman Mühendisleri Odası’nın açtığı yürütmeyi durdurma ve iptal istemli davayı gören Danıştay 6. Dairesi, söz konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan “ve kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk arzeden” ifadesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.

‘DEĞİŞİKLİK AÇIK VE ANLAŞILIR KURAL İÇERMİYOR’

Oybirliği ile alınan Danıştay kararında, dava konusu Yönetmelik değişikliğinin, davalı idare yönünden dahi açık ve anlaşılır kural içermediği vurgulanarak, “üstün kamu yararı taşıyan içme suyu temini açısından aciliyet gösterebilecek durumların sayım suretiyle belirlenmesi yerine yasanın uygulanmasının yönetmelikle yapılması yolundaki 22. maddesine aykırı olarak alt idari işlemlere bırakıldığı görülmektedir” ifadelerine yer verilirken, “ve” bağlacı eklenerek yönetmeliğe getirilen değişikliğin hukuka uygun olmadığının altı çizildi.

28.10.2014

İlgili haber:
Milli Parklar iki harfli değişiklikle yıkıma açıldı!

© tüm hakları saklıdır

Zeytinlikten santral, çiftçiden madenci yaratmanın bedeli Soma!

Zeytinlikten santral, çiftçiden madenci yaratmanın bedeli Soma!

Yusuf Yavuz

Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Yırca köyünde yapımı planlanan Kolin Termik Santrali için zeytinlik arazilere acele kamulaştırma kararıyla el konulmasına Ziraat Mühendisleri Odası’ndan sert tepki geldi. Soma’daki binlerce metrekarelik alanda bulunan zeytinliğin Bakanlar Kurulu’nca acele kamulaşitırıldığını söyleyen ZMO Genel Başkanı Özden Güngör, zeytinlikten santral, çiftçiden ise madenci yaratan politikaların bedelinin Soma faciası olduğuna dikkat çekerek, zeytinliklere el koyan acele kamulaştırma kararından acilen vazgeçilmesini istedi.

ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI YIRCA KÖYÜNÜ ZİYARET ETTİ

Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Yırca köyündeki zeytinlik alanda yapılmak istenen termik santral için zeytinlik alanların acele kamulaştırılmasına yönelik tepkiler sürüyor. Bakanlar Kurulu’nca ‘el koyma’ anlamına gelen ve geçmişte yalnızca ülke savunmasında uygulanabilen acele kamulaştırma kapsamına alınarak yüzlerce zeytin ağacının kesildiği arazilerde köylülerin nöbeti ise sürüyor. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Merkezi, şube ve temsilcilikleri, termik santral için yüzlerce ağacın kesildiği Soma Yırca köyünü ziyaret ederek, köylülerin sürdürdüğü zeytin nöbetine destek verdi. ZMO eski Genel Başkanı ve CHP Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın’ın da destek verdiği ziyaretinin ardından bir basın açıklaması yapan ZMO Genel Başkanı Özden Güngör, yüzlerce ağacın kesildiği zeytinlik katliamına tepki gösterdi.

Yırca köyünde termik santral için yüzlerce zeytin ağacı yok edildiZMO BAŞKANI GÜNGÖR: ‘ZEYTİNLİKLER TEL ÖRGÜYLE ÇEVRİLMİŞ’

Tarım arazilerini rant uğruna yapılaşmaya açmada sınır tanımayan hükümetin, yargı kararlarını aşmak için yeni bir yöntem bulduğunu öne süren ZMO Genel Başkanı Güngör, Bakanlar Kurulu’ndan çıkartılan ‘acele kamulaştırma’ kararları ile verimli arazileri üzerinde hukuksuz biçimde termik santral, yol, altyapı ve üstyapı, kentsel dönüşüm ve benzeri projelerin yapılmasının önünün açıldığına dikkat çekerek, “Soma’da binlerce metrekarelik alanda bulunan zeytinlik, Soma Kolin Termik Santrali‘nin yapımı için acele kamulaştırılmıştır. Yırca Mahallesi‘nde kurulması planlanan kömürlü termik santral için bugüne dek yüzlerce ağaç kesilmiştir. Termik santrali yapan şirket, zeytinliklerin çevresini tel örgüyle çevirmiş, ağaç kesimine karşı çıkan sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve yurttaşların da bu alana girmesine engel olmuş, hukuk tanımayan cüretkarlığını, tepki gösterenleri özel güvenlik görevlisine kelepçelettirecek kadar ileriye götürmüştür” dedi.

‘YARGI SÜRECİNE RAĞMEN ZEYTİN AĞACI KIYIMI DEVAM EDİYOR’

Ziraat Mühendisleri Odası’nın termik santral yapımına karşı yürütmeyi durdurma istemiyle yargıya başvurduğunu anımsatan Güngör, ancak yargı sürecinin geç işlemesi nedeniyle zeytin ağaçlarına yönelik kıyım devam ettiğinin altını çizdiği açıklamasında, “Cumhuriyet tarihi boyunca zeytin ve zeytinyağı sektörünü geliştirmek için harcanan çabaların sonucunda bugün ülkemizdeki zeytin ağacı sayısı 167 milyona ulaşmıştır. Zeytinlik alanlarımız 806 bin hektara çıkarken, zeytin üretimimiz 2013 yılı itibarıyla 1,7 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Ülkemiz 190 bin tonluk zeytinyağı üretimiyle dünyanın önemli ülkeleri arasında yer almaktadır. Zeytincilik alanında önemli bir yere sahip olan Manisa ilimiz de sofralık zeytin üretiminde Türkiye ikincisidir” diye konuştu.

ZMO GN BŞK ÖZDEN GÜNGÖR YIRCA KÖYÜNDE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI‘ACELE KAMULAŞTIRMAYLA ZEYTİNLİKLER TAHRİP EDİLDİ’

Daha önce birçok defa zeytinliklerin farklı amaçlarla kullanılmasına neden olacak yasal düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak tepkiler üzerine ya da yargı kararlarıyla geri adımlar atıldığını belirten ZMO Genel Başkanı Güngör, oysa bugün acele kamulaştırma kararları ile zeytinlik alanların korunmasına ilişkin kanuni dayanağın by pas edilerek, hukuk dışı biçimde zeytinliklerin tahrip edildiğini kaydetti. Toz ve duman çıkaran tesislere izin verilmesinin, çevredeki zeytinliklerin de gelişimini ve verimliliğini olumsuz yönde etkileyeceğine dikkati çeken Güngör, meydana gelecek olan zararın sadece tarım dışı faaliyete tahsis edilen bölge ve zeytinliklerle sınırlı kalmayacağını dile getirdi.

‘YANLIŞ POLİTİKALAR YÜZÜNDEN ÇİFTÇİ TARIMI TERK ETTİ’

İklimi ve verimli arazileriyle yılın 12 ayı tarıma elverişli koşullara sahip olan Manisa’da, bir zamanlar dünyanın en kaliteli pamuk ve tütününü yetiştiren çiftçinin, yanlış tarım politikaları nedeniyle geçinemez hale gelince, zeytin ağırlıklı olmak üzere başka ürünlere yöneldiğini ya da tarımı tümüyle terk ettiğini vurgulayan Güngör, açıklamasında ayrıca şu görüşleri dile getirdi:

‘ÇİFTÇİDEN MADENCİ YARATMANIN SONUCU SOMA’DA GÖRÜLDÜ’

“Zeytincilik bugün Manisa’da binlerce ailenin geçim kaynağını oluşturan bir sektördür. Tarımdan kopan nüfus ise madenlerde yevmiyeli işçi olarak çalışmak zorunda kalmaktadır. Hükümetin ‘çiftçiden madenci yaratan’ ama uygun çalışma ve iş güvenliği koşullarını sağlamayarak, emekçilerin yaşamlarını sermayenin daha fazla kar elde etme ihtirasına teslim eden politikalarının acı sonucu, Soma faciasında 301 kişinin yaşamını kaybetmesiyle yakından görülmüştür. Madenciye dönüştürülen kır emekçilerinin yaşamlarının bilinçli ihmallerle alındığı yetmemiş gibi şimdi de bin bir emekle yetiştirdikleri, yaşamlarını kurdukları zeytinlik alanlara göz dikilmiştir. Kaybettiğimiz canlar nedeniyle yüreklerimiz halen kor gibi yanarken, daha fazla kazanç uğruna zeytinliklerimizin talan edilmesi asla kabul edilemez.

‘ACELE KAMULAŞTIRMA KARARINDAN VAZGEÇİN’

ODA’mız enerji üretimine karşı değildir, ancak toprak ve su kaynaklarımız ile doğal varlıklarımıza zarar verebilecek girişimler yerine, yenilenebilir enerji projelerinin tercih edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu doğrultuda rant odaklı yaklaşımlarla verimli arazilerimizi hedef alan yatırımlara karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi belirterek, siyasi iktidarı zeytinlik alanları tahrip eden söz konusu acele kamulaştırma kararından vazgeçmeye çağırıyoruz.”

27.10.2014

© tüm hakları saklıdır

Bu türleri yerseniz ölürsünüz!

Bu türleri yerseniz ölürsünüz!
15 günde 160 kişi mantardan zehirlenince bakanlık harekete geçti…

Yusuf Yavuz

Mantar zehirlenmelerindeki yükselen artışın ardından harekete geçen Orman ve Su İşleri Bakanlığı, vatandaşları zehirli mantarlara karşı bilinçlendirmek ve zehirlenmelerin önüne geçebilmek amacıyla uyarı tabelaları hazırlıyor. Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen proje kapsamında hazırlanan ilk tabelalar, pilot bölge seçilen Bursa’daki ormanlık alanlara yerleştirildi. Özellikle ilkbahar ve sonbaharda yağmurlu havalarda artan mantar zehirlenmeleri yüzünden 15 gün içinde 160 başvuru yapıldığı öğrenilirken, Ulusal Zehir Danışma Merkezi verilerine göre son iki ayda 255 mantar zehirlenmesi vakası bildirildi.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü (OGM), son dönemde artan mantar zehirlenmelerinin önüne geçmek amacıyla zehirli mantar türlerine ilişkin ikaz tabelaları hazırlıyor. Bu kapsamda pilot bölge seçilen Bursa Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı ormanlık alanlarda ikaz tabelaları yerleştirildi. Genel Müdürlüğün internet sayfasına ise Türkiye’deki mantar türlerine ilişkin bilgilendirme amaçlı videolar konularak, vatandaşların bu konuda daha bilinçli hareket etmesi amaçlanıyor.

Bakanlık zehirli mantarlara karşı halkı uyarmak amacıyla levhalar hazırladıTÜRKİYE MANTAR ZENGİNİ AMA YETERİNCE DEĞERLENDİREMİYOR

Türkiye, bitki çeşitliği açısından olduğu gibi mantar çeşitliliği açısından da önemli bir konumda bulunuyor. Bu anlamda ülkenin barındırdığı makro mantar niteliğindeki tür sayısının 2 bin civarında. Ancak bu zenginlikten halen geleneksel kullanımlar çerçevesinde yararlanılıyor. Oysa Türkiye, mevcut kullanıma bağlı ekonomik kazancın çok üzerinde bir potansiyeli barındırıyor. Orman Genel Müdürlüğü, bu potansiyelin belirlenmesi ve sürdürülebilirlik prensipleri çerçevesinde faydalanılması açısından bir kısım çalışmalar gerçekleştiriyor.

VERİ TABANINA 206 MANTAR TÜRÜ KAYDEDİLDİ

Bu çerçevede, 2014 yılı içerisinde başlatılan biyod mantar veri tabanı sayesinde Türkiye’de bulunan mantar türlerinin tespiti ve teşhisi çalışmaları yapılmaya başlandı. Çalışmalar kapsamında, şu ana kadar söz konusu veri tabanına 206 mantar türü girildi. Akademisyenlerle ortak yürütülen bu çalışma ile zehirli ve yenilebilir mantar türleri belirlenerek, veri tabanına kaydedilecek. Yetkililer, doğal mantarların mevsimlere bağlı olarak doğada çıktıklarını ve tespit edilebildiklerini belirterek, en uygun mevsim niteliğindeki sonbahar aylarında veri sayısının hızla artacağını dile getiriyor.

MANTAR TÜRLERİ İÇİN ENVANTER ÇALIŞMASI YAPILIYOR

Öte yandan tespit edilen mantarların ülke ekonomisine de kazandırılması amacıyla İç Anadolu Ormancılık Araştırma Enstitüsünde de çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Enstitü bünyesinde kullanıma açılan HPLC cihazı sayesinde; biyod mantar veri tabanında tespit edilen türlerin teşhis ve etken madde analizleri yapılabilecek, gıda ya da tıbbi maksatlı kullanıma konu edilip edilemeyecekleri hususunda bulgulara ulaşılacak. Ayrıca ekonomik değeri yüksek ve potansiyeli fazla olan mantarların envanter çalışmalarına da başlandığı öğrenildi.

MANTAR ZEHİRLENMESİ DURUMUNDA 114’Ü ARAYIN

Bazı mantar türlerindeki zehirlenme belirtileri 2 saat içinde ortaya çıkarken, bazılarında ise bu süre 6 saati buluyor. Mantar zehirlenmeleri durumunda, yurttaşlar Sağlık Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Daire Başkanlığı bünyesindeki Ulusal Zehir Danışma Merkezi’ni 114 nolu hattan arayarak yardım alabiliyor.

26.10.2014

© tüm hakları saklıdır

Cevizin anavatanı Türkiye ithalata 106 milyon dolar ödedi!

Cevizin anavatanı Türkiye ithalata 106 milyon dolar ödedi!

Yusuf Yavuz

Dünyanın dördüncü büyük ceviz üreticisi olan Türkiye’de bu yıl cevizi don vurdu. Mart ayında yaşanan don zararı, hasadı süren cevizde rekolteyi önemli ölçüde etkiledi. Ceviz rekoltesinin geçen yılın 25 ile 30 bin ton altında kalacağı tahmin edilirken, desteklemelerle son yıllarda hızla artan ceviz üretimi, 2004-2013 döneminde 126 bin tondan 212 bin tona çıksa da tüketimin artması nedeniyle ihtiyacı karşılayamıyor. Türkiye 46,8 milyon dolarlık ceviz ihracatı yaparken buna karşılık ceviz ithalatına ödediğimiz para 106 milyon dolar tutarında.

TZOB Genel Başkanı Şemsi BayraktarCEVİZ ÜRETİMİNİ DON VURDU, 30 BİN TON KAYIP VAR

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Mart ayında yaşanan don zararının fındık, kayısı ve elmada olduğu gibi hasadı süren cevizde de rekolteyi önemli ölçüde etkilediğini açıkladı. Ceviz rekoltenin geçen yılın 25-30 bin ton altında kalacağının tahmin edildiğini kaydeden Bayraktar, geçtiğimiz yıl 212 bin ton olan üretimin, bu yıl 185 bin tonlarda kalacağının tahmin edildiğini dile getirdi.

ÜRETİM ARTSA DA İHTİYACI KARŞILAMIYOR

Türkiye’nin ceviz üretimine ilişkin açıklama yapan Bayraktar, verilen desteklerle son yıllarda hızla artan ceviz üretiminin, ülkemizin iklimini sevmesine rağmen daha çok tohumla yetişmesi, arazi sınırına dikilmesi ve kapama ceviz bahçelerinin yeterince yaygınlaşmaması gibi nedenlerle 2004-2013 döneminde yüzde 68,3 artışla 126 bin tondan 212 bin tona çıksa da tüketimin artması nedeniyle ihtiyacı karşılayamadığını söyledi.

‘CEVİZİN ANAVATANINDA İTHALATÇI DEĞİL, İHRACATÇI OLMALIYIZ’

Son yıllarda ülke içi tüketimin de hızla bir şekilde arttığını ifade eden Bayraktar, ülkemizin hemen tamamında yetişen cevizde üretimin her yıl artış gösterdiğini ancak tüketimde de önemli artışlar yaşandığının altını çizdiği açıklamasında şunları söyledi: “2000 yılında 108 bin ton ceviz tüketilirken, 2011 yılına gelindiğinde bu rakam, yüzde 90,7 artışla 206 bin tona yükseldi. Oysa bu dönemde üretim yüzde 58 arttı ve 116 bin tondan 183 bin 240 tona çıktı. Bunun bir sonucu olarak 2000 yılında 4 bin 210 tonu kabuklu olmak üzere 5 bin 600 ton olan ceviz ithalatı, 2013 yılında 26 bin tonu kabuklu olmak üzere 29 bin tona yükseldi. Ceviz ithalatına harcanan döviz miktarı, 2000-2013 döneminde 3,54 milyon dolardan 106 milyon dolara çıktı. Buna karşın, 2000 yılında 303 ton olan ceviz ihracatı, 2013 yılında 4 bin tonda kaldı. Ceviz ihracatından sağlanan döviz miktarı ise 1,2 milyon dolarken, 2013 yılında 46,8 milyon dolara yükseldi. Sonuçta 46,8 milyon dolarlık ceviz ihracatı yapılsa da ithalat 106 milyon doları buluyor. Anavatanı olduğumuz bu üründe ithalatçı değil, ihracatçı olmalıyız. Modern kapama bahçelerle üretim ve kaliteyi hızlı bir şekilde artırılabiliriz. Çok daha fazla ihracat yapılabiliriz.”

CEVİZİN ANAVATANI TÜRKİYE 106 MİLYON DOLARLIK İTHALAT YAPTITÜRKİYE CEVİZ ÜRETİMİNDE ÇİN, İRAN VE ABD’DEN SONRA DÖRDÜNCÜ

Anavatanı Anadolu, Kafkasya ve İran olan cevizin dünya genelinde 50’den fazla ülkede üretiminin yapıldığını belirten Bayraktar, “kabuklu ceviz üretimi dünya çapında, 1995-2012 döneminde 1,06 milyon tondan 3,41 milyon tona çıktı. 2012 yılında, Çin 1,7 milyon ton üretimle ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 450 bin tonla İran, 426 bin tonla ABD, 194 bin tonla Türkiye izledi. Dördüncü sırada yer alan Türkiye’yi, Meksika, Ukrayna, Hindistan ve Şili takip etti. 8 ülke dünya ceviz üretiminin yüzde 89’unu karşıladılar” bilgisini verdi.

‘CEVİZDE HATANIN TELAFİSİ YOK’

Ceviz üretimi ve kalitesinin artırılması için iklim ve toprak şartlarına uygun fidanlara ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “meyve bahçelerinin oluşturulmasında yapılan hataların telafisi yok. Üreticilerimiz ceviz bahçesi kurmaya karar verirken mutlaka uzman kişi veya kuruluşlardan teknik yardım almalıdır. Ceviz bahçesi kurmak isteyen üreticilerimizin fidan alırken dikkatli olmaları, güvenilir fidan kuruluşlarını tercih etmeli, aldıkları fidanlar adına doğru kaliteli, sağlıklı olmalıdır” ifadelerini kullandığı açıklamasında, üreticilere verilen yurt içi sertifikalı fidan ve standart fidan kullanım desteği ile kapama ceviz bahçelerinin sayısının arttığını ancak hala üretimin yeterli seviyeye ulaşılamadığını vurguladı. Bayraktar, öncelikli hedefin ceviz üretiminde “kendine yeter ülke” olmak, daha sonraki hedefin de pazarlama sıkıntısı çok fazla görülmeyen bu üründe önemli ihracat rakamlarına ulaşmak olduğunu bildirdi.

‘DOĞAL AFETLER BİRKİSEL ÜRETİMİ VURDU, ÇİFTÇİYE YARDIM EDİLMELİ’

Öte yandan TÜİK’in bitkisel üretim ikinci tahmin verilerinin doğal afetlerin üreticiyi vurduğuna işaret ettiğini söyleyen Bayraktar, bunun üretim rakamlarına da yansıdığına dikkat çekerek, “Anadolu’yu karış karış gezdik. Üreticimiz, üretmek istiyor ama bu sene kazancı iyi olmayacak. Önümüzdeki yıl tarlaya girebilmesi için acil desteğe ihtiyacı var. Üreticimizin sadece banka borçlarının değil, SGK ve elektrik borçlarının da yapılandırılmasını istiyoruz. Özel bankaların da çiftçi borçlarında acilen bir yapılandırmaya gitmesi lazım. Ülkemizin her bölgesini gezdik ve bu olayı gördük. Gezilerimizin bir kısmına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu yetkilileri de katıldı. Rakamlar olayın aciliyetini ortaya koyuyor. Önümüzdeki yılların gıda güvencesini sağlamak için çiftçimize bir an evvel yardım edilmeli. İkinci tahmin verilerine göre, tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 6,5, meyvelerde yüzde 6,2 düşüş görülürken, sebzelerde yüzde 0,7 oranında artış yaşandı. Kuraklık nedeniyle buğday üretiminde yüzde 13,8, arpa üretiminde yüzde 20,3 düşüş olacağı tahmin ediliyor. Kırmızı mercimek üretiminin yüzde 16,5, yeşil mercimek üretiminin yüzde 9,1, nohut üretiminin yüzde 11,1 azalacağı tahmin ediliyor. Meyvelerde Mart ayında yaşanan don zararının etkisiyle, elma üretiminde yüzde 21, kayısı üretiminde yüzde 65 gerileme bekleniyor” diye konuştu.

25.10.2014

© tüm hakları saklıdır

Milletvekili maaşına zam isyan ettirdi: ‘Milletin sırtından inin!’

Milletvekili maaşına zam isyan ettirdi: ‘Milletin sırtından inin!’

Milletvekillerine aylık 700 lira maaş zammına yargı yolu göründü…

Yusuf Yavuz

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, Milletvekillerinin 2015 maaş zamlarına tepki göstererek, “bu adaletsizliğe artık bir son verin” çağrısında bulundu. Konuyla ilgili açıklama yapan Göktaş, “Eğer bu adaletsiz ve hakkaniyetsiz zamları vekillere verirlerse, bu işin takipçisi olacağız, iptali için gereken davaları açacağız” dedi.

ÇETKODER BAŞKANI GÖKTAŞ: ‘GEL DE İSYAN ETME!’

Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, Meclis’e sunulan bütçe yasa tasarısıyla milletvekillerinin emekli aylığı ve maaşlarında 2015 yılında yapılacak artışların netleştiğini belirterek, Milletvekillerinin emekli aylıkları yüzde 9.5, maaşları da yüzde 7 oranında artacağını kaydetti. Emekli aylığı almakta iken çalışmaya devam eden milletvekilinin eline geçecek aylık paranın bin 700 lira artarak 23 bin 200 lira olacağını dile getiren Göktaş,halen görevdeki 536 milletvekilinden yaklaşık 400’ünün, aynı zamanda emekli aylığı da aldığını, yüzü aşkın milletvekilinin ise yaşları tutmadığı veya toplam çalışma süreleri 25 yılı bulmadığı için sadece normal maaş aldığını belirterek, “Bu gruba giren milletvekillerinin de maaşlarının ocak ayında bin lira artacağını öğrenmiş bulunduk. Gel de bu durum karşısında isyan etme! Eğer bu adaletsiz ve hakkaniyetsiz zamları vekillere verirlerse, bu işin takipçisi olacağız, iptali için gereken davaları açacağız” diye konuştu.

‘İNSAN ALLAH’TAN KORKAR, KULDAN UTANIR. MİLLETİN SIRTINDAN İNİN’

Esnafından işçisine, emeklisinden asgari ücretliye ülkede yaşayan herkesin durumunun belli olduğunu dile getiren Göktaş, “bu durumlar ortada iken, siz kalkıyorsunuz, milletvekili maaşlarına zam yapıyorsunuz. Bu nasıl bir adaletsizlik ve hakkaniyetsizliktir. İnsan Allah’tan korkar, kulundan utanır. Bunlarda utanma, duygusu da kalmamış, Allah’tan korkma denen haslet de kalmamış. İşçi memur geçim sıkıntısı çekerken, emekli açlıkla ve yoklukla mücadele ederken, kendi maaşlarında böyle artışlar yapmanın hangi vicdan ve merhamet duygusu ile bağdaştığını sormak istiyorum. Bunun neresinde adalet ve hakkaniyet, eşitlik ölçüsü var? Kendi çıkarları söz konusu oldu mu mecliste grubu olan her parti, bir anda el ele veriyorlar. Memleketin, milletin çıkarı söz konusu oldu mu, bunlardan kırk çeşit türkü dinliyoruz. Kimi Ali Avaz’dan söylüyor, Kimi Ankaralı Turgut’tan, kimi Kahtalı Mıçı’dan söylüyor (!) Şu halimem yanaktan iliman dudaktan anlayışından vazgeçin, bizlere de kulak verin! Her biri birer tüketici olan emekliyi ve çalışan kesimin durumunu da düşünün. Yeter artık ya! Nedir bu adaletsizlik ve hakkaniyetsizlik, Milletin sırtından inin” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

20.10.2014

© tüm hakları saklıdır

Üniversite’ye AVM tepkisi!

Üniversite’ye AVM tepkisi!

SDÜ rektörlüğünün AVM ve apart kurma girişimine iş dünyasından ‘ticaretle değil, bilimle gündeme gelin’ tepkisi geldi…

Yusuf Yavuz

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Rektörlüğünün, üniversitenin Doğu Yerleşkesi’ne içinde yurt ve sosyal tesislerin de yer aldığı AVM yapma projesi kentte tartışma yarattı. 70 bin civarındaki öğrenci sayısıyla Isparta’nın ekonomik yaşamına büyük katkısı olan üniversite bünyesinde ticari alan oluşturulmak istenmesine kent esnafından tepki gelirken, Isparta Belediye Meclisi rektörlüğün imar değişikliği talebini reddetti. Isparta Ticaret ve Sanayi Odası ise girişime tepki göstererek, “üniversitemizin dünya ve ülke genelinde geçerliliği olan ve bilimsel proje çalışmalarıyla ismini duyuran bir eğitim kurumu olması gerektiğini düşünmekteyiz. Üniversitenin ticari kaygılar taşıyan faaliyetlerle gündeme gelmesi üzücüdür” açıklamasında bulundu.

SDÜ, EĞİTİM ALANINI TİCARİ ALANA DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYOR

SDÜ Rektörlüğünce 2013 yılında özel bir firmaya hazırlatılan projeye göre, üniversitenin Doğu Yerleşkesi bölümünde içerisinde bin yatak kapasiteli öğrenci yurdu, sosyal tesisler ve bir de AVM barındıran ‘yaşam merkezi’, yaklaşık 50 bin metrekarelik alanı kapsıyor. Ancak AVM kurulmak istenen alanın ‘eğitim alanı’ olarak kamulaştırılması nedeniyle imar planlarında değişiklik yapılması gündeme geldi. SDÜ Rektörlüğü, öğrenci sayısının arttığını gerekçe göstererek Isparta Belediyesi’nden Tıp Fakültesi’ne bitişik arazinin imar durumunu ‘eğitim alanı’ndan, ‘sosyal tesis ve yurt alanı’na dönüştürülmesini talep etti.

BELEDİYE MECLİSİ SDÜ’NÜN TALEBİNİ REDDETTİ

SDÜ Rektörlüğü’nün bu talebini, aynı alandaki 5 katlı otopark talebiyle birlikte değerlendiren Isparta Belediye Meclisi, uygun bulmadığı projeyi oy çokluğu ile reddetti. İmar Komisyonu’nun konuyla ilgili hazırladığı raporda, üniversite alanı içerisinde YURTKUR’a ayrılmış bir yurt alanı bulunduğunun altı çizilerek, imar değişikliği talep edilen alanın kamulaştırma amacı ve ayrılan fonksiyonu dışına çıkacağından, konunun üniversite yerleşkesinin vaziyet planı ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Komisyonca uygun bulunmayan rektörlüğün talebinin, MHP ve AKP’li meclis üyelerince oy çokluğu ile reddedilmesi dikkat çekti.

ITSO: ‘PROJE ŞEHİR İLE ÜNİVERSİTE ARASINDAKİ KÖPRÜYÜ KALDIRACAK’

Öte yandan Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) Meclisi de SDÜ rektörlüğünün girişimine yönelik sert bir açıklama yaparak tartışmaya müdahil oldu. SDÜ rektörlüğünün, eğitim alanı üzerinde yaklaşık 50 bin metrekarelik ticari amaçlı apart ve alışveriş merkezi projesi için verdiği mücadelenin yakından izlendiği kaydedilen ITSO Meclisi’nin açıklamasında, “ilgili meslek komitelerimiz, meclis üyelerimiz ve yönetim kurulumuz şehir ile üniversite arasındaki köprüyü ortadan kaldıracak, öğrenciyi ticari gereklilikler için üniversite içerisinde tutacak bu projeye karşıdır. Bu net duruşumuz, projenin gündeme düştüğü günden bu yana aynıdır” görüşüne yer verildi.

‘ÜNİVERSİTEMİZ TİCARİ DEĞİL, BİLİMSEL PROJELERLE GÜNDEME GELMELİ’

Isparta Belediyesi Encümeninin, proje karşı sergilediği tavrın kent adına memnuniyet verici olduğunun altı çizilen ITSO açıklamasında, ayrıca şu görüşlere yer verildi: “Şehir esnafını düşünerek gösterilen bu duyarlılık iş dünyası olarak bizleri de mutlu etmektedir. Bizler de bu doğrultuda, üniversitemizin dünya ve ülke genelinde geçerliliği olan ve bilimsel proje çalışmalarıyla ismini duyuran bir eğitim kurumu olması gerektiğini düşünmekteyiz. Üniversitenin ticari kaygılar taşıyan faaliyetlerle gündeme gelmesi üzücüdür. SDÜ yönetiminin, böyle önemli bir projeyi oldu-bittiye getirmeden, konunun geniş platformlarda tartışıldıktan sonra gündeme getirmesi, ihtiyaçsa gerekçelerinin net bir şekilde ortaya konması gerekmektedir. Isparta’nın ve üniversitemizin geleceğini ilgilendiren bu konuda yapılan girişimlerin ve planlamaların şehrin yararına olacak şekilde bir kez daha değerlendirmeye alınmasını bekleriz.”

PROJE YARGIYA TAŞINDI, BELEDİYE DİRENİYOR, REKTÖR ISRAR EDİYOR

Isparta’da iki yıldır tartışma konusu olan üniversiteye AVM girişimi, belediye ile yüklenici firma arasında hukuk savaşına dönüştü. SDÜ yönetimince yıllı 69 bin lira kira bedeliyle 35 yıllığına özel bir firmaya kiralanan alanda çalışmalara başlamak isteyen yüklenici firma, Belediye Meclisi’nin onay vermemesi üzerine geçtiğimiz yıl konuyu yargıya taşıdı. Davayı gören Isparta İdare Mahkemesi, belediye encümeninin kararıyla ilgili yürütmeyi durdurdu. Ancak Isparta Belediyesi, karara itiraz ederek bir üst mahkeme olan Antalya Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Belediye’nin itirazı Antalya İdare Mahkemesi’nce de reddedilince, dava Danıştay’a taşındı. Yargı süreci devam eden AVM, yurt ve sosyal tesis girişimi Isparta’da daha uzun süre tartışılacak gibi görünürken SDÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan İbicioğlu, projede ısrar ediyor.

19.10.2014

© tüm hakları saklıdır

Eskiçağ dilleri öksüz kaldı

Eskiçağ dilleri öksüz kaldı

75 yıllık ömrünü Anadolu’nun kültür mirasına adayan Prof. Dr. Sencer Şahin yaşamını yitirdi.

Yusuf Yavuz

Türkiye’nin önemli biliminsanlarından biri olarak gösterilen Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sencer Şahin yaşamını yitirdi. Epigrafi konusunda yaptığı çalışmalarla pek çok arkeolojik keşfe ışık tutan Şahin, uzun süredir akciğer iltihabı nedeniyle Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi görüyordu. 17 Ekim Cuma günü toprağa verilen Şahin’in ölümü öğrencileri arasında ve bilim çevrelerinde büyük üzüntü yarattı.

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü kurucusu ve öğretim üyesi Prof. Dr. Sencer Şahin, tedavi gördüğü A.Ü Tıp Fakültesi Hastanesinde yaşamını yitirdi. Eski çağ dilleri konusunda yaptığı çalışmalarla Likya coğrafyasında yer alan pek çok antik yerleşimin yeniden tanımlanmasını sağlayan Şahin’in ölümü öğrencileri ve bilim çevreleri arasında büyük üzüntü yarattı. Şahin, bilim çevrelerindeki kimi hatalı uygulamalar karşısındaki eleştirel tavrıyla dikkat çekiyordu.

PROF. DR. MUSTAFA ADAK: ‘BİZE HÜMANİST RUHU MİRAS BIRAKTI’
Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Adak, uzun yıllar birlikte çalıştığı Şahin’in ölümünden büyük üzüntü duyduklarını belirterek, “O, hümanist bir ruhu savunuyordu. Bizlere de bu ruhu miras bıraktı. Öğrencilerine her zaman medeni cesaretlerini ortaya koyarak inandıklarını yapabilmelerini önerdi. Ölümünün ardından yurt içinden ve yurt dışından bizi arayan pek çok bilim insanı, Şahin’in epigrafi konusunda bir çığır açtığı noktasında birleşiyor. Öğrencileri olarak ona 800 sayfalık iki ciltten oluşan bir armağan kitabı hazırlıyorduk. Ne yazık ki bu çalışmayı göremedi, şimdi bir anı kitabı olacak. Sencer Şahin, arkasında sağlam bir ekip bıraktı. Bizler onun çalışmalarını sürdüreceğiz” diye konuştu.

ANADOLU’NUN KÜLTÜR MİRASINA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
1939 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde doğan Şahin, 1967 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Klasik Filoloji Bölümü Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’ndan Sokrates’in Ölümü teziyle mezun oldu. 1973 yılında Almanya/Münster Vestfalya-Wilhelm Üniversitesi, Eskiçağ Tarihi Bölümünde doktorasını tamamlayan Şahin, 1986 yılında Profesör ünvanını aldı. Almanya ve Türkiye’de çok sayıda bilimsel yayına imza atan Şahin, 1997-2007 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Bölüm Başkanlığı görevini yürüttü. Şahin, ölümüne kadar aynı bölümde doktora dersleri vermeyi sürdürüyordu. Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki Yazılı Kanyon’da bulunan Epiktetos’a adanmış Yol Anıtı ve Antalya’nın Kaş ilçesindeki Patara Yol Anıtı başta olmak üzere çok sayıda antik mirasın üzerindeki yazıtları günümüz diline çeviren Şahin, Anadolu’nun kültür mirasına adanmış 75 yıllık bir ömrün ardından öğrencilerine çok sayıda kitap ve yüzlerce makale bıraktı.

19.10.2014

© tüm hakları saklıdır

Yerel tohumlar yok olmaktan böyle kurtarıldı!

Yerel tohumlar yok olmaktan böyle kurtarıldı!

Yusuf Yavuz

Muğla’nın Fethiye ilçesinde, kadınların başını çektiği projeyle atadan kalma yerel tohumlar yok olmaktan kurtarılıyor. Yöredeki köylerde yerel tohumla üretim yapılan tarımsal projeyi başarıyla yürüten Fethiyeli kadınlar, 25 Ekim’de satışı yasak olan tohumları üreticiler arasında takas etmeye hazırlanıyor. Türkiye’ye örnek olacak yerel tohum projesinden üretici de tüketici de oldukça memnun.

YEREL TOHUMLAR YASAKLANINCA HALK TAKASA BAŞLADI

2006 yılında çıkartılan ‘Tohum Yasası’nın ardından köy popülasyonu olarak anılan yerel tohumların satışı yasaklanarak yalnızca sertifikalı tohumların ticari olarak satışına izin verildi. Küçük çiftçilerin kendi başlarına sertifikasyon yaptırma olanağı da bulunmayınca üreticiler çareyi tohumlarını takas etmekte buldu. 2010 yılında İzmir Torbalı’da başlatılan tohum takası şenlikleri, kısa sürede ülkenin pek çok yerine yayıldı. Muğla’nın Fethiye ilçesinde bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Fethiye Yerel Tohum Takas Şenliği 25 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilecek.

Dernek üyeleri Fethiye'de yerel tohum seferberliği başlattı

FETHİYELİ KADINLARIN YEREL TOHUM SEFERBERLİĞİ

Muğla’nın Fethiye ilçesinde iki yıl önce başlatılan yerel tohum seferberliği, örnek bir çalışmayla meyvelerini vermeye başladı. Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Fethiye Şubesi’nin öncülüğünde başlatılan projeyle, Fethiye’nin köylerinde tespit edilen üreticilerin giderek kaybolan yerel tohumlarla üretim yapmaları sağlandı. İlçedeki sivil toplum örgütler, ve meslek odalarının da desteğiyle gelişen projeye Fethiye ve Ölüdeniz belediyeleri de katkı sağlıyor. Yerel tohumlardan üretilen sebze ve meyveler, Fethiye’deki Cuma Pazarı’nda satışa sunuluyor. Fethiye Belediyesi’nin sağladığı tezgahlarda köylüler adına satış yapan Cumhuriyet Kadınları Derneği üyeleri, ilçedeki yerel tohum seferberliğini ikinci kez şenlik düzenleyerek kutluyor.

ÜRETİCİLER TOHUMLARINI TAKAS EDECEK

25 Ekim Cumartesi günü Fethiye Belediyesi Kültür Merkezin’de gerçekleştirilecek olan tohum takası şenliğine, Ege Üniversitesi Ziraat. Fak. Öğr. Üy. Prof. Dr. Tayfun Özkaya, yerel tohum konusunda çalışmaları bulunan Dr. Zerrin Çelik ve ‘Börtü Böcek’ kitabının yazarı Dr. Füsun Tezcan konuşmacı olarak katılacak. Üreticiler arasında tohum takasının da yapılacağı şenlikte ayrıca yerel sanatçı Adem Kazan’ın vereceği konser ve halk oyunları gösterileri gerçekleştirilecek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

DR. NALAN ÜNAL: ‘HEM EKİM HEM DE SATIŞ YAPIYORUZ’

Şenlik öncesinde sorularımızı yanıtlayan CKD Fethiye Şube Başkanı Dr. Nalan Ünal, hibrit tohumlarla tohum tekellerine bağımlı hale gelen üreticilerin ve biyolojik çeşitliliğin korunması için tohum takası etkinliklerinin oldukça önemli olduğuna işaret ederek, “biz yerel tohumlarla hem ekim yaptırıyoruz, hem satışını yapıyoruz hem de tohumların üreticiler arasında takas edilmesini sağlıyoruz. Bu şekilde çalışan tek grubuz. Sözleşme yaptığımız üreticilerin üretim aşamalarını kontrol ediyor, destek sağlıyoruz. Sonuçta üreticiye para dönüşü de sağlanıyor. Üreticiye ekonomik gelir sağlandığında yerel tohuma daha çok yönelecektir” diye konuştu.

SUNA KUMYOL: ‘ÜRETİCİLER MEMNUN, DESTEĞE İHTİYAÇ VAR’

Projenin eşgüdümünü sağlayan Suna Kumyol ise yapılan çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi: “proje kapsamında takibini yaptığımız yerel tohumlarla üretim yapan 120 civarında üretici var. Üreticiler projeden oldukça memnunlar. Çünkü yerel tohumlarla da kazanç elde edebileceğini gören çiftçiler, bunun güvence altına alınması durumunda hibrit tohumu terk etmeye hazır. Üreticilere bilgi desteği de sağlıyoruz. Soğan, sarmısak ve Arap sabunu kullanarak ilaç kullanmadan biyolojik mücadele edilebileceğini öğrendiler. Bu konudaki en büyük eksikliğimiz tüketicilerin yeterince farkında olmayışı. Biraz daha ilgi ve desteğe ihtiyaç var.”

‘YEREL TOHUMLAR SAĞLIK AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ’

Fethiye ve Seydikemer’e bağlı toplam 22 köyde sürdürülen proje kapsamında başta domates olmak üzere, salatalık, patlıcan, kavun, karpuz, fasulye ve mısır gibi ürünlerin yetiştirildiği bilgisini veren Kumyol, “bu yılın tohumlarını topladık. Şenlik kapsamında yapacağımız takasın ardından Şubat ayında üreticiler ekim yapacaklar. Hem üretimde bağımsızlığımız hem de insanımızın sağlığı açısından çok önemli olan yerel tohumlarımızın korunması konusunda hepimize büyük sorumluluk düşüyor” dedi.

ÜRETİCİ R. ÖZDEMİR: ‘HİBRİTE MAHKUM OLMAK İSTEMİYORUZ’

Proje kapsamında yerel tohumlarla üretim yapan Seydikemer Bağlıağaç köyünden Ramazan Özdemir, 15 yıldır çiftçilik yaptığını belirterek, “ben üretimde her zaman yerel tohumlarımızı kullandım. Çünkü hibrit tohum hem pahalı hem de fideydi, ilaçtı çiftçiyi belirli bir yere bağımlı kılıyor. Hibrit tohum çiftçiyi mağdur ediyor. Ben kendi ürettiğim ürünlerden iki yıl sonra ekeceğim tohumu bile şimdiden hazırladım. Yerel tohumlardan yaptığım üretimle para da kazanıyorum.Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin desteğiyle bu konuda daha da iyi gelişmeler olacağına inanıyorum. Millet yerel tohumun önemini bilmiyor. Hem sağlık hem da bağımsızlık açısından çok önemli. Ama herkes cebini düşünüyor. Oysa bu dünyanın üstü varsa bir de altı var. Gerçeği konuşalım. Ben seni bu dünyada zehirlerim ama bunun bir de altı var. Sen beni bu dünyada kandırırsın ama altında nasıl hesap vereceksin. Biz üreticimizin tohum tekellerine mahkum olmasını istemiyoruz” görüşünü dile getirdi.

Proje kapsamında yerel tohumla üretim yapan köylülere destek veriliyor

ÜRETİCİ ADEM ARSAL, ARAP SABUNUYLA ZARARLILARI YENDİ

Fethiye Nif (Arpacık) köyünden Adem Arsal da geçmişte gelirinin büyük kısmını tarım ilaçlarına ayırdığını ancak yerel tohum ekmeye başladıktan sonra bunun tersine döndüğünü söylüyor. Proje kapsamında ekim yapan üreticilerden biri olan Arsal, “bu yıl yerel tohumlardan beyaz lahana, mor domates, şeker havucu, karpuz ve bal kabağı yetiştirdim.İlaç kullanmadan doğal yöntemlerle yetiştirdiğim karpuzlardan bazıları 33 kiloya kadar ulaştı. Görenler şaşırıyor. Zararlılara karşı zehir kullanmadığım için ürünlerden tüketiciler son derece memnun. Bu yıl kiraz ağaçlarımdaki mantar ve kırmızı örümceğe karşı arap sabunu ve ayı ağacı suyundan elde ettiğim doğal karışımı kullandım. Sonuç çok iyi oldu. Komşularımın kirazlarının yaprakları sarardı, benimkiler halen yem yeşil ve sağlıklı. Kelebeğe karşı da kekik kullanıyorum. Yerel tohumlarla üretim yapmaktan oldukça memnunum” diye konuştu.

YEREL TOHUMLARIN SATIŞI NEDEN YASAK

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca hazırlanan ve 2006 yılında yürürlüğe giren Tohum Yasası, sertifikasız tohumların satışına yasaklama getirdi. Böylece köy popülasyonu olarak anılan tohumlar dolaşımdan çıktı. Yasa, “yurt içinde sadece kayıt altına alınmış tohumların satışına izi verilir” hükmünü getirdiği için atadan kalma yerel tohumları satamayan üreticiler tohumlarını takas yoluyla yaşatmaya çalışıyor. Tohum yasasının getirdiği bir başka ağır yaptırım ise üreticinin sertifikasız bir tohumdan elde edilen ürünün piyasaya sürmesi durumunda 10 bin lirayı bulan para cezalarına maruz kalması. Sahaya yayılması zaman alan ancak üreticiler açısından sert yaptırımlar içeren tohum yasası, küresel tohum devlerinin monokültür tarım uygulamalarına da yasal zeminini hazırladığı ve biyolojik çeşitliliği yok ettiği için eleştiriliyor.

18.10.2014

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 470 takipçiye katılın