Terörü gösterip yıkıma razı etmek!

Terörü gösterip yıkıma razı etmek!

Yusuf Yavuz

Bir kaç gündür ülke gündemini PKK eylemleri belirliyor. CHP’li Aygün’ün tartışmalı kaçırılma olayı, Gaziantep ve sonrasında Güneydoğu’dan gelen saldırı ve şehit haberleri…

Başta muhalefet olmak üzere siyasetin ve genel olarak ülkenin gündeminde PKK ile mücadele tartışmaları var.

İktidardan “yapılacak”, “edilecek” ve “bıcak kemiğe dayandı” açıklamalarıyla birlikte kamuoyuna sabır dileyen bildik çağrılar yapılıyor…

Ancak bugün Silopi’den gelen DHA kaynaklı bir haber, akıllara zarar bir propaganda ve yalanı gözler önüne sermekle kalmadı, Türkiye’nin terörle mücadele nereden nereye geldiğini de belgelemiş oldu.

Bakan Eroglu

BARAJ YAPARAK PKK ÖNLENİR Mİ?

Mehmet Selim Yalçın imzasıyla DHA tarafından servis edilen habere göre, Hakkari ve Şırnak güzergahının, Kuzey Irak sınırındaki sıfır noktasında, Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yaptırılan ve PKK’lıların Türkiye’ye sızmalarını önlemede büyük ölçüde etkili olacağı öne sürülen 11 barajdan tamamlanan 3’ünde su tutma işlemlerine başlandığı ifade edildi. (Ayrıntıları okumak için tıklayın): PKK’nın geçiş yoluna baraj kuruldu!

TÜRKİYE, ‘MÜTEAHHİTLER CUMHURİYETİ’ Mİ?

Son birkaç yıldır giderek “Müteahhitler Cumhuriyeti”ne dönüştürülen Türkiye’nin gündeminden düşmeyen baraj ve HES’lerin yarattığı tartışmalar siyasete de sirayet ediyor. Başbakan, bakanlar ve özellikle de Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu her fırsatta HES’lerin neden olduğu kıyımlar yüzünden yaşam alanlarını savunan yurttaşlara; çapulcu, eşkıya ve vatan haini sıfatlarını kullanmaktan geri durmuyor. Üstelik, doğduğu, doyduğu ve soluk aldığı toprakların bir avuç kar hırsı uğruna yandaşlara ve türedi müteahhitlere rant elde etsinler diye “ulufe” olarak dağıtılmasına isyan eden halkı, “doğal gaz lobisinin adamları” olarak yaftalıyorlar. Bakan Eroğlu bir süre önce katıldığı bir iftar yemeğinde, Türkiye’nin müteahhitlik sektöründe ikinci sırada olduğunu açıklayarak, müteahhitlere her türlü desteği vereceklerini söylüyordu.

NASREDDİN HOCA’NIN DİKENLE YÜN TOPLAMASI GİBİ

Ama PKK eylemlerinin gündemde olduğu bugünlerde böylesine şeytani bir gerekçeyle Güneydoğuda projelendirilen barajları kamuoyunun kabulüne sunmak halkın zekâsıyla alay etmekten başka bir anlam taşımıyor. Hoca Nasreddin fıkrası gibi:
“Hoca birinden borç istemiş, adam, “Hocam borcunu ne zaman ödeyeceksin?” diye sorunca Hoca başlamış anlatmaya; “senden aldığım parayla diken alıp koyunların geçtiği yerlere dikeceğim. Dikenler büyücek oradan koyunlar geçerken yünleri takılacak, ben de yünleri toplayıp ip yapacağım. Sonra da ipleri pazarda satacağım. Kazandığım parayla da sana borcumu ödeyeceğim.” Hocanın anlattıkları karşısında adam gevrek gevrek gülmeye başlayınca, Hoca: “Eee, bak hazır parayı bulunca nasıl da gülüyorsun!”

TÜRKİYE’NİN PKK İLE MÜCADE EDECEK GÜCÜ YOK MU?

Dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olmakla övünen Türkiye’nin; iktidar ve işbirlikçileri eliyle tarumar edilerek itibarsızlaştırılan ordusunun, PKK ile mücadelede yapabileceği başka hiçbir şey kalmadı mı? 30 yıldır terörle mücadele edeceğiz diye aktarılan kaynakların, tüyü bitmemiş yetimin hakkının hesabını kim verecek?

Barajların PKK ile mücadelede kullanılacağına dair haberler birkaç ay önce de gündeme gelmişti. Aktarılan bilgilerin kaynağı hakkında bir bilgiye yer verilmeyen haberin iktidarın bilgisi dışında olduğunu düşünmek safdillik olur. Bilakis, ekonomik ömürleri ve kamu yararı bakımından bazı uzmanlarca Türkiye’ye diz çöktürecek, ülkeyi bataklığa sürükleyecek ‘melanet’ projeleri olduğu öne sürülen baraj ve HES’lere karşı yükselen tepkileri böylesine PKK soslu propagandayla yumuşatma fikri iktidarın konuya bakışından çok da uzak görünmüyor.

PKK’YI GÖSTERİP BARAJLARA RAZI ETMEK

Bunun adı, Türk’e Türk propagandasıdır! Kimse kimseyi kandırmasın. PKK’yı göstererek bu ülkeyi yıllardır yıkım projelerine razı ettiniz!

Eğer PKK ile terörle mücadele etmek istiyorsanız bu ülkenin vadilerini, meralarını, yaylalarını yeniden koyunlarla, keçilerle; sığırlarla doldurmalısınız.

Anadolu’nun bereketli vadileri, sahip olduğu inanılmaz zenginlikle yüzlerce yıldır Kürt’ü, Ermeni’yi, Türkmen’i, Laz’ı, Yörüğü, Yahudi’yi besledi, kardeşledi.

Ağrılı Kürt’ün güttüğü koyunun yününü, Urfalı Yörük eğirdi, Malatyalı Ermeni’nin yaptığı tezgâhta Maraşlı Türkmen kilime dönüştürdü, Antepli Yahudi tüccar sattı.

Vadiler kendi kendine yetmenin adıydı. Fırat nehrinde yüzen kayıklara türküler yakılıyor, Birecik’te tersaneler yapılıyordu.

Hakkari, Bingöl, Van’ın dağları ceviz deposuydu. Türkiye bugün iç pazarda tüketeceği cevizin yüzde 60’ını ithal ediyor! Ağrı, Kars, Erzurum et, süt, peynir ve yün deposuydu. Bugün et için Ermenistan’dan kaçak hayvan getirtiyoruz!
Vanlı’nın halısı, İzmirli’ye, Urfalı’nın poşusu Manisalı’ya. Aydın’ın inciri, zeytini tüm doğuya… Bugün Urfa’nın poşusunu, Van’ın halısını Çin’den alıyoruz!

Anadolu’nun yaşam çarkı yüzlerce yıldır bir çıkrık gibi böyle döndü! Bu büyük bir dayanışmanın, ekonomik işbirliğinin görünmeyen antlaşmasıydı. Dünyanın en renkli pazarlarını barındıran Anadolu coğrafyası, her yerden gelen tüccarların mal aldığı, hammadde aldığı büyük bir alışveriş merkeziydi. Etnikçilik hastalığının henüz diş geçiremediği yıllarda Anadolu, sahip olduklarını üzerindeki insanlara kardeşçe bölüştüren bir coğrafyanın adıydı.

çoban

KALAŞNİKOFLARIN YERİNİ YENİDEN ÇOBAN SOPALARI ALMALI

Otuz yıldır dağlardaki çobanların, ceviz toplayan, koyun sağan, kilim dokuyan kadınların yerini eli silahlı korucularla terör örgütünün militanları aldı. Bölgede ceviz ağacı yetiştirmek, hayvancılığı yeniden geliştirmek için çırpınıp duran idealist kaymakamları ceza gibi tayinlerle yıldırdılar.

Bu büyük ülke, bugün otu ve samanı ithal eder duruma düşürüldü!

AKP iktidarında benzeri görülmemiş biçimde yıkıma uğratılan Anadolu’nun vadileri, meraları ve yaylaları yeniden birer üretim merkezine dönüştürülmezse terörü de, kıyımı da bitiremezsiniz!

Terörle gerçekten mücadele etmek istiyorsanız, korucuların yerini çobanlar, Kalaşnikofların yerini çoban sopaları almalıdır.

Yoksa Hocanın dikenleri “PKK ile mücadele edeceğiz” diye diktiğiniz barajlara halk gevrek gevrek gülüyor…

*Konuyu gündeme getiren dünkü haberimizin ardından Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Afyon’da yaptığı açıklamayla barajların PKK’ya karşı değil, elektrik üretmek ve taşkın korumak amacıyla yapıldığını söyledi. Devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan ve kargaları bile güldüren komik gerekçeler dileriz son bulur:

Tıklayınız:
Eroğlu: Barajları teröre önlem olsun diye inşa etmiyoruz
‘PKK’ya karşı baraj’ haberine Bakan Eroğlu’ndan açıklama

24 Ağustos 2012

© tüm hakları saklıdır

Doktoru görevden almak gerçekleri örtmeye yetmez!

Doktoru görevden almak gerçekleri örtmeye yetmez!
Pirinçte kanserojen var açıklamasının ardından Edirne Valisi’nin görevden aldığı Dr. Dilek Tucer’e Trakya halkı sahip çıktı…

Yusuf Yavuz

Ergene nehrindeki kirliliğin yörede üretilen pirinçte kanserojen etki yarattığını açıklayan Edirne Devlet Hastanesi’nde görevli Gastroenteroloji uzmanı Dr. Dilek Tucer’i görevden alan Edirne Valisi Dursun Ali Şahin’e bölge illerinden sert tepki geldi. Ergene Platformu’nu oluşturan Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli’nden temsilciler yaptıkları ortak açıklamada, Dr. Dilek Tucer hakkında soruşturma açılmasına tepki gösterilerek, “Doktorlar, bilim insanları değil Ergene’yi kirletenler yargılansın. Ergene nehrinin bölgemize, suyumuza, toprağımıza saçtığı kanser riskine dikkat çeken sayın Dr. Dilek Tucer’in hukuka, kamu yararına aykırı olarak görevden alınması gerçekleri örtmeye yetmez” denildi.

dr. dilek tucer kanser açıklaması yaptığı için görevinden alındıDr. Dilek Tucer kanser açıklaması yaptığı için görevinden alındı

ÇORLUDR. DİLEK TUCER: ‘ERGENE’NİN KANSEROJEN ETKİSİ VAR’
Edirne Devlet Hastanesi’nde basın mensuplarına yönelik düzenlenen bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gastroenteroloji uzmanı Dr. Dilek Tucer, Trakya Bölgesi’ndeki kanserojen sorununa değindi. “Trakya bölgesinde Ergene Nehri gibi bir sorun varken sadece otlar açısından değil, diğer yediğimiz ürünler konusunda da büyük bir kanserojen etkisi var” diyen Tucer, bunun Trakya bölgesi için çok önemli bir sorun olduğunun altını çizerek şöyle konuştu: “Özellikle pirinç üretiminde önde gelen bölgelerden birisiyiz. Otları bir kenara bırakıyorum, pirinçte de neredeyse tüm Türkiye’ye bizden dağıtım yapılıyor. Bir otun nereden ve nasıl toplandığı çok önemli, Ergene’yi özellikle söylüyorum çünkü biz organik tarıma yönelmeye başladık ve gastroenterolojik açıdan da Trakya bölgesinde kolon ve mide kanseri özellikle son yıllarda artmış durumda. Bunda tabi sadece Ergene rol oynamıyor. Çernobil’den etkilenen bölgeler arasında Karadeniz’den sonra Marmara Bölgesi geliyor zaten. Bu konu hakkında aslında bilimsel bir çalışma yok. Türkiye’de bildiğim kadarıyla yapılan iki büyük çalışma var. Bu çalışmalar bir hekim tarafından yapılan çalışmalar değil. Özellikle halk sağlığı uzmanları tarafından yapılan bir çalışmada ve yabancı kaynaklı bir çalışmada da Çernobil faciasının Trakya bölgesindeki etkilerinden çokça bahsedilmekte.”

UZUNKÖPRÜ2 MERİÇ ERGENE UZUNKÖPRÜ MERİÇ İLÇESİEDİRNE VALİSİ ŞAHİN: ‘DOKTORU GÖREVDEN ALDIK’
Dr. Dilek Tucer’in açıklamalarının basında yer almasının ardından Edirne Valisi Dursun Ali Şahin Tucer hakkında soruşturma açılmasını isteyerek görevinden aldı. Vali Şahin, Tucer’i basına gelişigüzel bilgi verdiği için görevden aldıklarını belirterek, “Doktoru görevden aldık, pirinçler kanser yaptığından diye değil. Pirinçlerin kanser yaptığını hangi bilimsel ortamda açıklanmış ki? Kanser yapmış. Gelişi güzel basına bilgi vermesinden dolayı görevden aldık. Başka bir şey değil. Açıklamalarından dolayı değil. Açıklamaları bilimsel değil. Kendiliğinden bu şekilde açıklama yapması, izin almadan bu işlere giriştiği için görevden aldık” dedi.

ERGENE PLATFORMU: ‘DOKTORLAR DEĞİL KİRLETENLER YARGILANSIN’
Hastanedeki tek Gastroenteroloji uzmanı olan Dr. Dilek Tucer’in görevinden alınmasına tepki gösteren Ergene Platformu, konuyla ilgili bir basın açıklaması yaparak Tucer’İn görevine iade edilmesini istedi. Platform adına Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli’yi temsilen yapılan ortak açıklamada, “Doktorlar, biliminsanları değil, Ergene’yi kirletenler ve göz yumanlar yargılansın” ifadelerine yer verilerek şöyle denildi:
“Ergene Nehri ve havzasının açıklanan kurtarma planı, kesilen para cezalarına karşın hala zehir akmaya devam ettiği gözle görülür bir gerçektir. Bakanlık ve Valilikler, Danıştay’ın ve Edirne İdare Mahkemesinin kararlarında belirttiği etkin idari tedbirleri almak, yargı kararlarındaki uyarılar çerçevesinde görev yapmalıdırlar. Yaşamımızı karartan sanayi tesislerini geçici veya süreli kapatma, çalışma izin ve ruhsat iptali gibi yaptırımları etkin ve sürekli bir denetim faaliyeti sürecinde uygulayıp kirletenler ve göz yumanlar hakkında adli işlemler yapılmadıkça Ergene Hayata Dönmez.”

‘ERGENE’DEKİ KANSER RİSKİ BİLİMSEL RAPORLARLA KANITLANDI’
Başta Trakya Üniversitesi ve Namık Kemal Üniversitesi’nin çeşitli araştırma raporlarıyla birçok bilim insanının çalışmaları sonucu Ergene Nehrine bırakılan ağır metaller ve kimyasal atıkların doğa ve canlı sağlığı açısından başta kanser olmak üzere birçok yaşamsal soruna yol açabileceğinin kanıtlandığının altı çizilen Ergene Platformu açıklamasında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yanı sıra Uzunköprü Belediyesi’nin ölçüm ve analizlerine göre Ergene Nehrinin halen “4. Sınıf Kıta İçi Kirli Su” olarak aktığına dikkat çekildi.

‘SAĞLIK BAKANLIĞI DR. TUCER’İ GÖREVİNE İADE ETMELİ’
Dr. Dilek Tucer’in mesleki ve insani sorumluluğu gereği kamuoyunu aydınlattığı belirtilen açıklamada, “bilimsel çalışmalara ve mesleki gözlemlerine atıfla kirletilen Ergene nehrinin bölgemize, suyumuza, toprağımıza saçtığı kanser riskine dikkat çeken Uzman Dr. Dilek Tucer’in hukuka, kamu yararına aykırı olarak görevden alınması gerçekleri örtmeye yetmez. Ergene Platformu olarak yıllardan beri Ergene Hayata Dönsün diyerek doğaya, Trakya’mıza sahip çıkan sosyal sorumluluk ve vicdan sahibi insanlar adına Sağlık Bakanlığı’na sesleniyoruz: Edirne Valiliğinin görevden alma işlemi iptal edilerek sayın Uzman Dr. Dilek Tucer görevine iade edilmelidir” çağrısında bulunuldu.

17.09.2014

© tüm hakları saklıdır

Köprülerimiz yıkılacak, can yanmadan önlem alın!

Köprülerimiz yıkılacak, can yanmadan önlem alın!

Yusuf Yavuz

Isparta’nın Sütçüler ilçesinde, Yukarı Köprüçay Havzası’nda yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı ve HES projesinin inşaatında çalışan ağır tonajlı kamyon ve iş makinelerinin köylerin ulaşımını sağlayan köprüleri tehdit ettiğini söyleyen köylüler köprülerin yıkılmasından endişe ediyor. Isparta Valiliği’ne dilekçeyle başvuran köylüler, can ve mal kaybı yaşanmadan önlem alınmasını talep ettiler.

SUÇATI, FINDIK VE İBİŞLER KÖPRÜLERİ TEHDİT ALTINDA
Kasımlar köyündeki Suçatı ve Fındık köprüleri ile İbişler köyünde bulunan İbişler köprüsünün, baraj inşaatında çalışan ağır tonajlı kamyon ve iş makinelerinin kullanımı yüzünden yıkılma tehlikesi altında olduğunu öne süren köylüler, Isparta Valiliği’ne başvurarak sorunun çözülmesini istedi. 1970’li yıllarda inşa edilen Suçatı köprüsü ile Fındık ve İbişler köprüleri, yöre köylerinin kentle ulaşımını sağlıyor. Ancak iki yıldır köprülerin yıkılma tehlikesi altında olduğunu belirten köylüler, şikâyetleri karşılıksız kalınca çareyi valiliğe başvurmakta buldu.

Suçatı köprüsü yöredeki köyleri birbirine bağlıyorSuçatı köprüsü yöredeki köyleri birbirine bağlıyor
İbişler köprüsüİbişler köprüsü
Fındık mahallesi köprüsüFındık mahallesi köprüsü
Kasımlar Barajı ve HES inşaatı iki yıldır devam ediyorKasımlar Barajı ve HES inşaatı iki yıldır devam ediyor

ŞİKÂYETLER SONUÇSUZ KALDI
Isparta Valiliği’ne yazılı olarak başvuran yöre köylüleri, şu talepleri dile getirdiler: “Köyümüz yakınında yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı ve HES Projesinin şantiyeleri ve inşaat sahası arasında malzeme ve hafriyat taşıyan ağır tonajlı kamyonlar ve iş makineleri, Suçatı, İbişler ve Fındık mahallesindeki köprüleri kullanmaktadır. Benzeri projelerin uygulanmasından önce ilgili şirketler tarafından, yolların, köprülerin ve yörenin ulaşım ağının olumsuz etkilenmeyeceğine yönelik verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi, yöre halkının bu konudaki şikâyetlerinin sonuçsuz bırakılması, kamu vicdanını zedelemektedir.

‘CAN KAYBI YAŞANMADAN YAPTIRIM UYGULANSIN’
Kamu olanaklarıyla ve zor şartlarda inşa edilerek yöre halkının ulaşım ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan bu köprülerin kaldırma kapasitelerinin yaklaşık iki üç katı yükle tahribine neden olan baraj şirketi ve yüklenici alt firmalara ait kamyonlar ve iş makinelerine, herhangi bir can ve mal kaybı yaşanmadan sınırlama ya da yaptırım uygulanmasını talep ediyoruz.”

17.09.2014

© tüm hakları saklıdır

Türkiye bu yarayı nasıl saracak?

Türkiye bu yarayı nasıl saracak?
Isparta’da düzenlenecek sempozyumda uzmanlar bu sorunun yanıtını arayacaklar…

Yusuf Yavuz

Son on yıldır Türkiye’nin en çok tartışılan konularının başında gelen mermer ve taş ocaklarının yarattığı tahribat, 18-20 Eylül tarihlerinde Isparta’da düzenlenen sempozyumda tartışılacak. Milli Parklardan sorumlu Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6. Bölge Müdürlüğü ile Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi’nin işbirliğiyle düzenlenen ‘Ulusal Mermer ve Taş Ocakları Onarım Teknikleri Sempozyumu’na, akademisyenler, sektör temsilcileri, siyasiler ve sivil toplum örgütü temsilcileri katılacak.

sempozyum logoIsparta Süleyman Demirel Üniversitesi Ormancılık Fakültesi’nde gerçekleştirilecek olan sempozyumda, ağırlıklı olarak taş ve mermer ocaklarının orman ekosistemlerine yönelik olumsuz etkileriyle faaliyeti biten ocakların rehabilite edilmesine yönelik bildiriler yer alıyor.

SEKİZ AYRI OTURUMDA TÜRKİYE’NİN ‘TAŞ DEVRİ’ TARTIŞILACAK
Sekiz ayrı oturumun gerçekleştirileceği sempozyuma, Prof. Dr. Öner Demirel, Prof. Dr. Cahit Balabanlı, Prof. Dr. Abdullah Gezer, Prof. Dr. Raşit Altındağ, Prof. Dr. Adnan Uzun, Prof. Dr. Hüseyin Yavuz, Prof. Dr. Hakan Doygun ve Prof. Dr. Hasan Özçelik gibi isimlerin yanısıra çok sayıda akademisyen, ilgili kamu kurumlarının yetkilileriyle, siyasiler, meslek odası ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katılacak.

Burdur Karamanlı ilçesindeki mermer ocakları, yaşam alanlarıyla iç içeBurdur Karamanlı ilçesindeki mermer ocakları, yaşam alanlarıyla iç içe

Burdur Karamanlı'da mermer ocağıSon günü bölgede atıl durumda bulunan bir mermer ocağında inceleme gezisine yer verilen sempozyumun ayrıntılı programına şu adresten erişilebilecek: http://ormanweb.sdu.edu.tr/mermerteknik/program.pdf

‘ÇEVRESEL BOZULMA KAMUOYUNUN TEPKİSİNİ ÇEKİYOR’
Sempozyum düzenleme kurulunca yapılan açıklamada, yerüstü ve yeraltı kaynakların insanlığın yararına kullanılmasının bütün dünyada kabul gören bir yaklaşım olduğu ancak ülkemizde gerçekleştirilen mermer ve taş ocağı gibi madencilik faaliyetleri sonucu ortaya çıkan çevresel ve görsel bozulmaların yanısıra çok sayıda olumsuz etkilerin oluştuğuna dikkat çekilerek, “Sonuçta bu yaklaşımın özü ile çelişkiler yaşanabilmekte ve özellikle kamuoyunun tepkisi ile karşılaşılabilmektedir. Bu durum özellikle mermer ve taş ocağı işletmeciliğinin kamuoyunca problemli bir sektör olarak nitelendirilmesine neden olmaktadır. Bu nedenle mermer ve taş ocaklarının izin alma süreci, yer seçim kriterleri, faaliyet öncesi ve sonrası durum, artık pasaların kullanımı ve değerlendirilmesi ile onarımı gibi tüm süreçlerde bütüncül bir bakış açısı ve ortak çözümlerin ortaya konulması gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.

Burdur Yarışlı gölünün su toplama havzası mermer ocaklarınca işgal edilmiş durumdaBurdur Yarışlı gölünün su toplama havzası mermer ocaklarınca işgal edilmiş durumda

ÇÖZÜM İÇİN TÜM PAYDAŞLAR BİR ARAYA GELECEK
Geçtiğimiz yıl Isparta’da ilki düzenlenen konuyla ilgili çalıştayın ardından ulusal ölçekte bir etkinlik düzenleme fikrinin ortaya çıktığına vurgu yapılan açıklamada, “ulusal ölçekte mermer ve taş ocaklarının bütüncül olarak peyzaj onarımı ve diğer konularda, ilgili tüm paydaşları bir araya getirecek, konunun doğru algılanması, paylaşımı ve uzlaşmaya varılması kapsamında teorik ve uygulamaya yönelik sözlü ve poster bildirilerin sunulması ve tartışılması hedeflenmektedir” denildi.

16.09.2014

© tüm hakları saklıdır

Istrancalar’da altın madenine yargı dur dedi

Istrancalar’da altın madenine yargı dur dedi

Yusuf Yavuz

Kırklareli’nde Valiliğin ormanlık alanda açılmak istenen altın madenine verdiği ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararını yargıya taşıyan yöre halkı davayı kazandı. Mahkeme valiliğin kararını hukuksuz bularak iptal etti. Davanın avukatı Bülent Kaçar, hukuka aykırı karar veren kamu kurum ve kuruluş yetkililerinin TCK’ya aykırı verdikleri karardan dolayı görevlerini kötüye kullanarak, suç işlediklerini öne sürdü. Bunun mahkeme kararıyla da ortada olduğunu belirten Kaçar, bu konuda gereğinin yapılacağını söyledi.

VALİLİK ALTIN MADENİNE ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR DEDİ
Kırklareli’nin merkeze bağlı köylerinden Dereköy, Istranca Dağlarının kalbinde yer alıyor. Zengin orman dokusu ve biyolojik çeşitliliği ile dikkat çeken Dereköy, yöredeki pek çok yerleşim gibi yıkım politikalarından nasibini aldı. Dereköy’deki ormanlık alanda altın madeni açmak isteyen Yeni Anadolu Mineral Madencilik San. ve Tic. Ltd. Şti. adlı özel şirketin başvurusunu değerlendiren Kırklareli Valiliği, yaklaşık 15 hektarlık alanı kapsayan altın madeni işletmesi için ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verdi.

YÖRE HALKI VALİLİĞİN KARARINI YARGIYA TAŞIDI
Valiliğin kararının ardından harekete geçen yöre halkı, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri, altın madeninin bölgeye verebileceği zararları ele alan kapsamlı bir panel düzenledi. Panelin ardından ise aralarında köy muhtarlarının da bulunduğu 20 kişi altın madenine karşı dava açtı.

MAHKEME ALTIN MADENİNİ HUKUKA AYKIRI BULDU
Yöre halkının açtığı davayı gören Edirne İdare Mahkemesi, geçtiğimiz Nisan ayında Kırklareli Valiliği’nin altın madenine yönelik verdiği ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararının yürütmesini durdurdu. Mahkeme’nin oybirliği ile aldığı kararda, mevzuata ve hukuka aykırı bulunan altın madeni projesinin inşaata ve faaliyete başlamasıyla telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağına hükmedildi.

VALİLİĞİN KARARI İPTAL EDİLDİ
Edirne İdare Mahkemesi’nin kararına, Edirne Bölge İdare Mahkemesi’nde itiraz eden Kırklareli Valiliği’nin bu itirazı ise reddedildi. Edirne İdare Mahkemesi son olarak geçtiğimiz Ağustos ayında aldığı kararla altın madenine verilen ÇED Gerekli Değildir kararını hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle tamamen iptal etti.

‘GÖREVİ KÖTÜYE KULLANAN İDARECİLER İÇİN GEREĞİ YAPILACAK’
Davacı yöre halkı, kararın ardından Kırklareli TMMOB Lokalinde bir basın açıklaması yaptı. Burada konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre Komisyonu Üyesi avukat Bülent Kaçar, hukuka aykırı karar veren kamu kurum ve kuruluş yetkililerinin TCK’ya aykırı verdikleri karardan dolayı görevlerini kötüye kullanarak, suç işlediklerini öne sürdü. Bunun mahkeme kararıyla da ortada olduğunu belirten Kaçar, bu konuda gereğinin yapılacağını söyledi.

Kaçar, konuşmasında Kırklareli’de yaşamı savunan, geleceğine sahip çıkan ve açılan davada taraf olan sivil toplum örgütü temsilcileri, muhtarlar ve yöre halkına da teşekkür etti.

HALK TEMİZ İÇME SUYUNA KAVUŞACAK
Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Kırklareli Temsilcisi Dr. Erol Özkan ile Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO) Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem de dava sonucunda Kırklareli halkının temiz içme suyuna kavuşacağını, bölgedeki doğal yaşamın süreceğini belirterek, gelecek nesillere yaşanabilir bir doğa bırakmak için mücadelenin hız kesmeden devam edeceğini belirttiler.

16.09.2014

© tüm hakları saklıdır

İlgili haberler
Bulgarlar balık tutuyor, Türk’lere zehir akıyor!
Istrancalar’daki altın madeni yargıya taşındı!
Istrancalar’daki altın madenini yargı durdurdu

Isparta’da sır gibi hayvan ölümleri!

Isparta’da sır gibi hayvan ölümleri!
Bir yılda 70’ten fazla yerli sığır nedeni bilinmeyen biçimde öldü, köylüler çaresiz…

Yusuf Yavuz

Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı İncedere köyünde yaşanan büyükbaş hayvan ölümleri köylüleri tedirgin ediyor. Bir yıl içerisinde yaklaşık 70 civarında büyükbaş hayvanın öldüğünü belirten Tahtalı Mahallesinde yaşayan köylüler, konuyla ilgili kapsamlı bir inceleme yapılmasını ve sorunun çözülmesini bekliyor. Hayvan ölümleriyle ilgili görüşüne başvurduğumuz uzmanlar ise hastalık riskine karşı yöredeki hayvanların aşılandığının altını çizerek yaşanan ölümlerin nedeninin geç haber verildiği için tam olarak bilinemediğini belirtiyorlar.

BİR YILDA 70’TEN FAZLA SIĞIR TELEF OLDU
Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı İncedere köyü ve çevresinde yıllardır geleneksel yöntemlerle hayvancılık yapılıyor. Yaz aylarında yaylalara bırakılan ‘gıcık’ sığırlar, zor iklim ve doğa koşullarına dayanıklı olmalarıyla biliniyor. Zorlu arazi koşullarına sahip olan yörede yaşayan köylüler, ‘geçimlik’ hayvancılıkla varlıklarını sürdürebilme mücadelesi veriyor. Ancak İncedere köyünün Tahtalı Mahallesi’nde yaşayan köylüler son bir yıldır hayvanlarını birer birer kaybediyor. Köylülerin söylediğine göre Tahtalı’da bir yılda 70 civarından sığır telef oldu.

YAPILAN TAHLİLLERDEN SONUÇ ÇIKMADI
Nedeni tam olarak bilinmeyen hayvan ölümleriyle ilgili sorularımızı yanıtlayan İncedere Muhtarı Yılmaz Özkan, yalnızca Tahtalı Mahallesi’nde görülen ölümlerin halen sürdüğünü belirtiyor. Sığırların ağzından köpüklü kan geldiğini söyleyen Özkan, “ölen sığırlardan çeşitli örnekler alınarak tahliller yapıldı. Ancak tahlil sonuçlarının temiz çıktığı söylendi bize. Bize sığırlarımızı satıp yerine sıfırdan ve başka yerden tohumlanmış hayvanlar almamızı söylüyorlar. Ancak biz yerli sığırın dışında başka bir sığıra bakabilecek durumda değiliz. Köyümüzde çoğunlukla 65 aylığı ile geçimini sağlamaya çalışan yaşlı insanlar var. Bunlar birer ikişer sığır besleyerek yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor” diye konuştu.

‘BİZİM BESİ HAYVANCILIĞINA GÜCÜMÜZ YETMİYOR’
Tahtalı Mahallesi’nde yaşayan Rukiye Yaman da bir yıl içerisinde 7 tane sığırının öldüğünü söyledi. Sığırlarının neden öldüğünü bilmediklerini dile getiren Yaman, “bizim besi hayvancılığına gücümüz yetmiyor. İneklerimizi yazın yaylalardaki yeşil otlarla kışın da saman ve kuru otla besliyoruz. Başka bir gelirimiz de yok. Yıllardır hayvanlarımızı aynı bölgeye bırakıyoruz. Daha önceleri hiç ölüm olmamıştı, ilk kez bu yıl ölümler başladı. Geçtiğimiz hafta komşularım İsmail Yaman’ın 3, Mevlüt Ayhan’ın da 2 sığırı öldü. Hayvanlarımızı bizim tek geçim kaynağımız, bu soruna yetkililerin bir çözüm bulmasını istiyoruz” dedi.

UZMANLAR KÖYLÜLERİN ÇOBAN TUTMASINI İSTİYOR
Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz uzmanlar ise bölgedeki hayvan ölümlerinin nedeninin anlaşılmamasını ölümlerin geç haber verilmesine bağlıyor. Yöredeki hayvanların bulaşıcı hastalık riskine karşı aşılarının tam olarak yapıldığını söyleyen uzmanlar, ölümlerin yörede bulunan çeşitli zehirli otlardan da kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor. Ancak yöre köylüleri yıllardır aynı bölgede otlayan hayvanların zehirli otları yemediği ve daha önce böyle ölümler olmadığını dile getiriyor. Uzmanlar köylülerin sığırları çobansız yaylaya bırakmaması gerektiği görüşünde, köylüler ise çoban tutacak ekonomik güce sahip olmadıklarını, hayvanlarına bile zor bakabildiklerini söylüyor.

KÜÇÜK ÜRETİM MODELLERİNE GÖRE DÜZENLEMELER YAPILMALI
Konuyla ilgili bir başka gerçek ise coğrafi koşulları ve üretim kültürleri gereği yalnızca küçük ölçekli ve geçimlik hayvancılıkla uğraşan Tahtalı Mahallesi ve benzeri yerlerdeki üretim modelinin, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın hayvancılık ölçeklerine uymuyor oluşu. Uzmanlar, mevzuatla ülke gerçekleri arasında sıkışan küçük üreticiler için yöre koşulları göz önüne alınarak yeni düzenlemeler yapılması gerektiği görüşünde.

15.09.2014

© tüm hakları saklıdır

Keçe meselesi…

Keçe meselesi…

Yusuf Yavuz

Ağrılı Kürt’ün güttüğü koyunun yününü, Urfalı Yörük eğirdi, Malatyalı Ermeni’nin yaptığı tezgâhta Maraşlı Türkmen kilime dönüştürdü, Antepli Yahudi tüccar sattı.. Vanlı’nın halısı, İzmirli’ye, Urfalı’nın poşusu Manisalı’ya. Aydın’ın inciri, zeytini tüm doğuya… Bugün Urfa’nın poşusunu, Van’ın halısını Çin’den alıyoruz!

keçe1 fotoğraf yusuf yavuz

Eylül, Anadolu coğrafyasının her köşesinde bir başka telaşın adıdır. Eylül güz demektir. Yani sonbahar. ‘Güzle’, bir coğrafi tanım olarak hemen her yerde kullanılan, yarı göçebe topluluklarda güzün geçirildiği, kışa hazırlık yapılan yer anlamına gelir…

Isparta, Konya ve Afyon yaylalarında güzlelerde, peynir, tereyağı ve tahıl ürünlerinin yanında en çok da kıl ve yün hazırlıkları yapılır. Kırkılıp temizlenen yünler, keçe ustaları tarafından toplanıp, geçmişte çoğunlukla Yalvaç ve çevresinde bulunan keçe atölyelerinde “tepilir.” Yün sahibinden para yerine emek hakkı olarak bir miktar yün alınır. Keçe “teptirmek” isteyen kişiler, adını ya da kendine göre bir simgeyi keçesinin bir kenarına işletmeyi de ihmal etmez.

Isparta’nın Anamas Yaylası’ndan Antalya düzlüklerine dönen Yörükler, “en iyi keçe güz yününden olur, güveylenmez” derler.

Yünlerin keçeye, abaya, şalvara, potura dönüştüğü günlerin damıttığı incelikli kültürel birikim, bugünün kimliğinde kendine kolay yer bulamasa da, Anadolu’nun derin kökleri her zaman yeniden sürgün vermeye hazır…

***

Geçtiğimiz yıl ülkenin Güneydoğusu’nda PKK ile mücadele etmek amacıyla barajlar yapıldığına ilişkin haberler üzerine bir yazı yazmıştım:
“Kimse kimseyi kandırmasın. PKK’yı göstererek bu ülkeyi yıllardır yıkım projelerine razı ettiniz!

Eğer PKK ile terörle mücadele etmek istiyorsanız bu ülkenin vadilerini, meralarını, yaylalarını yeniden koyunlarla, keçilerle; sığırlarla doldurmalısınız.

Anadolu’nun bereketli vadileri, sahip olduğu inanılmaz zenginlikle yüzlerce yıldır Kürt’ü, Ermeni’yi, Türkmen’i, Laz’ı, Yörüğü, Yahudi’yi besledi, kardeşledi.

Ağrılı Kürt’ün güttüğü koyunun yününü, Urfalı Yörük eğirdi, Malatyalı Ermeni’nin yaptığı tezgâhta Maraşlı Türkmen kilime dönüştürdü, Antepli Yahudi tüccar sattı.

Vadiler kendi kendine yetmenin adıydı. Fırat nehrinde yüzen kayıklara türküler yakılıyor, Birecik’te tersaneler yapılıyordu.

Hakkari, Bingöl, Van’ın dağları ceviz deposuydu. Türkiye bugün iç pazarda tüketeceği cevizin yüzde 60’ını ithal ediyor! Ağrı, Kars, Erzurum et, süt, peynir ve yün deposuydu. Bugün et için Ermenistan’dan kaçak hayvan getirtiyoruz!

Vanlı’nın halısı, İzmirli’ye, Urfalı’nın poşusu Manisalı’ya. Aydın’ın inciri, zeytini tüm doğuya… Bugün Urfa’nın poşusunu, Van’ın halısını Çin’den alıyoruz!

Anadolu’nun yaşam çarkı yüzlerce yıldır bir çıkrık gibi böyle döndü! Bu büyük bir dayanışmanın, ekonomik işbirliğinin görünmeyen antlaşmasıydı. Dünyanın en renkli pazarlarını barındıran Anadolu coğrafyası, her yerden gelen tüccarların mal aldığı, ham madde aldığı büyük bir alışveriş merkeziydi. Etnikçilik hastalığının henüz diş geçiremediği yıllarda Anadolu, sahip olduklarını üzerindeki insanlara kardeşçe bölüştüren bir coğrafyanın adıydı.

Otuz yıldır dağlardaki çobanların, ceviz toplayan, koyun sağan, kilim dokuyan kadınların yerini eli silahlı korucularla terör örgütünün militanları aldı. Bölgede ceviz ağacı yetiştirmek, hayvancılığı yeniden geliştirmek için çırpınıp duran idealist kaymakamları ceza gibi tayinlerle yıldırdılar.

keçe2 fotoğraf yusuf yavuz

Bu büyük ülke, bugün otu ve samanı ithal eder duruma düşürüldü!

AKP iktidarında benzeri görülmemiş biçimde yıkıma uğratılan Anadolu’nun vadileri, meraları ve yaylaları yeniden birer üretim merkezine dönüştürülmezse terörü de, kıyımı da bitiremezsiniz!

Terörle gerçekten mücadele etmek istiyorsanız, korucuların yerini çobanlar, Kalaşnikofların yerini çoban sopaları almalıdır.”

Güncelliğini halen koruduğu için özetle aktardığım yazının ardından bir açıklama yapan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, söz konusu barajların PKK’ya karşı değil, enerji üretmek için yapıldığını söylemişti.
Ne kadar da “çevir kazı yanmasın” tarzı bir siyasetle yönetiliyor bu ülke!

Biz yine başta değindiğimiz keçe meselesine dönelim. Anadolu’nun kültürel birikimini hakkıyla işleyen ustalardan biri olan Yönetmen Ertuğrul Karslıoğlu’nun büyük emeklerle çektiği “Keçenin Teri” belgeseli, bu akşam TRT Belgesel kanalında bir kez daha gösterime giriyor. İzlemeyenler kaçırmasın, izleyenler ise bir kez daha bugünün penceresinden bakmalı derim. Kızılcıklara al düşeli beri bir kaç gündür aklımda dolanıp duran keçe meselesi, ülkenin onca hayhuyunun arasında binlerce yıllık yaşama pratiğinin hatırına ilgiyi hak ediyor.

Fotoğraflar Yusuf Yavuz

15.09.2014

© tüm hakları saklıdır

Tirebolu HES, şirketi Zorladı!

Tirebolu HES, şirketi Zorladı!
Yöre halkı birlik oldu, Zorlu Enerji Grubu Giresun Tirebolu’daki HES projesinden çekildi…

Yusuf Yavuz

Giresun’un Tirebolu ilçesinde Harşit Çayı üzerinde Zorlu Enerji Grubu tarafından yapılması planlanan Tirebolu HES projesinden vazgeçildi. Zorlu Grubu’ndan yapılan açıklamada, 29, 34 MW kurulu güce sahip projeden çekilmeyle ilgili EPDK’ya gerekli başvurunun yapıldığı belirtilirken, yöre halkının tünel tipi yerine göletli HES’te ısrar etmesinin ilgili şirketin projeden çekilmesinde önemli etken olduğu belirtiliyor.

Giresun Tirebolu Harşit VadisiZORLU ENERJİ TİREBOLU HES’TEN ÇEKİLDİĞİNİ DUYURDU
Zorlu Enerji Elektrik Üretim A.Ş.’nin, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı açıklama özetle şöyle: “Şirketimiz yapılan teknik ve idari değerlendirmeler sonucunda Giresun ili, Tirebolu ilçesi, Harşit Çayı üzerinde kurmayı planladığı 29,34 MW kurulu güce sahip olması planlanan Tirebolu Reg. ve HES projesinden vazgeçmiş olup, konuyla ilgili EPDK’ya gerekli başvuruyu yapmıştır.”

YÖRE HALKI NE DÜŞÜNÜYOR
Zorlu Grubu’nun Tirebolu HES projesinden çekildiğini açıklamasının ardından yöredeki platform üyeleriyle yaptığımı görüşmede, yöre halkının konuyla ilgili nabzını tuttuk. HES projesiyle ilgili yapılan toplantılarda en başından beri tünel tipi HES projesine karşı çıkan yöre halkının, doğal dokuyu tahrip etmeden ve ekosisteme zarar vermeden göletli HES yapımında ısrarcı olduğu belirtiliyor.

Harşit VadisiYAYLALAR SUSUZ KALDI, HALK GÖLETLİ HES’TE ISRAR ETTİ
Bölgedeki yaylaların geçmişte su deposu olduğunu ancak bu yıl yaşanan kuraklığa bağlı olarak yöre halkının susuzluk çektiğini anlatan yurttaşlar, “HES projesine karşı her türlü siyasi görüşten insan bir araya gelerek ortak bir tavır geliştirdi. İlla ki bu proje uygulanacaksa, sularımızın tünellere hapsedilmesi yerine, suyu görüp kullanabileceğimiz, ekosistemin bozulmayacağı biçimde uygulanmasından yana tavır koyduk. Şirketin projeden çekilmesinde halkın bu tavrının etkisinin olup olmadığını henüz bilemiyoruz ancak en başından beri de bu tavrımızı koruduk. Konuyla ilgili toplantılarda 300 kişiden sadece 5 kişi tünel tipi HES’e olumlu bakarken çoğunluk karşı çıktı” şeklinde konuştu.

HES’LER NEDEN ‘TURİSTİK DÜŞLER’ KURDURUYOR
Çoğunlukla enerji amacıyla inşa edilmesi planlanan HES ve baraj projelerinden, rekreasyon alanı ve turizm aktivitesi gibi beklentiler yaratılması Tirebolu HES projesinde de kendini gösteriyor. Harşit Çayı’nda yapılması planlanan HES projesinin yöre turizmine ve ekonomisine katkı sağlayacağını düşünenler şirketin geri çekilmesiyle hayal kırıklığı yaşıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, HES projelerinin yeterince anlatılmadığından yola çıkarak vadilerde oluşan tepkileri azaltabilmek amacıyla Trabzon Solaklı Vadisi’nde pilot uygulama başlatmış, HES projelerinin uygulanacağı vadide gerek yöre halkının gerekse yerli ve yabancı turistlerin rekreasyonel ihtiyacını karşılamak üzere, “oturma ve dinlenme mekânları, egzersiz alanları, diğer spor yürüyüş yolları, bisiklet yolu, balık tutma ve manzara terasları, yeme-içme mekânları, kayıkla gezinti ve çocuk oyun alanları” gibi ünitelerin oluşturulacağı açıklanmıştı.

13.09.2014

© tüm hakları saklıdır

Yakında Türkiye’de kumul kalmayacak!

Yakında Türkiye’de kumul kalmayacak!
Son kırk yılda kıyılarının büyük bölümünü ranta kurban eden Türkiye’de yakın gelecekte kumul kalmayacak…

Yusuf Yavuz

Muğla’nın Fethiye ilçesinde bulunan Kargı kıyı kumullarında denize 100 metrelik mesafede yapılması planlanan iki 5 yıldızlı otel için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca ‘ÇED Gerekli Değildir Kararı’ verilmesine Türkiye’nin kumul uzmanı bilim insanından sert tepki geldi. Kıyıların yağmalanmasından dolayı yakın gelecekte Türkiye’de kumul kalmayacağına işaret eden Prof. Dr. Turhan Uslu, yetkililere “kumullar ve kumul kelimesi ortadan kaldırılmalı mı?” sorusunu yöneltti.

mersin taşucu'nda kumul alandaki yapılaşma (kum mahallesi)Mersin Taşucu’nda kumul alandaki yapılaşma (Kum Mahallesi)

‘YAKINDA TÜRKİYE’DE KUMUL KALMAYACAK’
Türkiye’deki kıyı kumullarının çeşitli nedenlerle tahrip edilmesine ilişkin hemen her gün bir haber aldığını dile getiren Gazi Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turhan Uslu, “Kıyı kumullarının ağaçlandırma ile başlayan tahribat sürecinde kömür ocağı, havaalanı, yol, kıyı tesisleri (liman vb.), sanayi tesisleri (termik santral vb.), turizm tesisleri (otel vb.), yapılaşma (ikinci konut vb.) ve özelleştirmeler ile hızla kapışılması planlanmış durumda. Yakın gelecekte Türkiye’de doğal kıyı kumulu kalmayacak ve kumul kelimesini duymayacağız. Eğer kıyılarda kum görebilirsek bunlar ancak bitkilerinden tamamen temizlenmiş olan plajlarda olacak” görüşünü savundu.

FETHİYE KARGI KUMULUNDA İKİ YENİ OTELE İZİN ÇIKTI
Muğla’nın Fethiye ilçesinde bulunan Kargı kıyılarının yat çekek yeri olması için yapılan girişimleri anımsatan Uslu, bu projenin ardından şimdi de bölgede iki ayrı büyük otel projesi bulunduğunu söyledi. Biri 398, diğeri ise 498 oda kapasiteli olan denize 100 metre mesafedeki iki ayrı otel için ÇED Gerekli Değildir kararı verildiğine dikkat çeken Uslu, Kargı kıyı kumullarında yaptıkları araştırmalarda alanda dünyada yalnızca Türkiye’de bulunan bitki topluluğunun bulunduğunu belirterek, “Bu bitki topluluğunu Türkiye’de sadece Muğla ve Antalya’da tespit ettik. Muğla kıyılarında sadece Kargı kıyı kumulunda bu topluluğu tespit etmiştik” bilgisini verdi.

Kargı kıyısında iki yeni otele izin verilmesi tepki çekiyor‘KUMULLAR RANT YÜZÜNDEN KAPANIN ELİNDE KALIYOR’
Kargı kıyılarında yapılması planlanan otellerden ÇED raporu istenmediğinin altını çizen Prof. Dr. Turhan Uslu, “Aslında Türkiye’de kıyılar ve özellikle kıyı kumulları rant değerlerinin yüksekliği nedeniyle kapanın elinde kalmaktadır. Bunun kılıfını uydurmak için de çeşitli bahaneler uydurulmaktadır. ÇED raporu istememek de bu bahanelerden biridir” görüşünü dile getirdi.

patara kumsalı akdeniz kıyılarındaki son kumullardan biriPatara kumsalı Akdeniz kıyılarındaki son kumullardan biri

‘ÇEVREYİ OTEL YAPARAK MI KORUYORLAR?’
Konuyla ilgili değerlendirmesinde yetkililere seslenen Uslu, “Bu kıyı için ÇED raporu istemeyen makamlar ne gibi yerler için ÇED raporu istemekteler?” sözleriyle tepkisini dile getirirken, yetkililerin ayrıca şu sorulara yanıt vermesini istedi: “Yetkili makamlar Kargı kumulunun kaç yüz yılda oluştuğunu biliyorlar mı? 398 odalı otelin Kargı kıyı kumulunun üzerine yapılacağını biliyor mu? Otellerden biri 67 970 m2 ve diğeri 52 778 m2 gibi geniş alanda yapılıyor ve bu kıyılardaki ilk oteller olacağının farkındalar mı? Kargı kumulunun gerisinde yapılaşma olarak sadece Günlük Kent Sitesi bulunmakta ve denize 250 m iken yapılacak bu otel denizden 100 metre içerde yapılacak. En geniş yeri 115 m olan kumulun bir kısmı otel inşaatına ve önündeki tüm kumul da otelin hizmetinde olacağının farkındalar mı? Bu kumulun Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma (ÖÇK) bölgesinde olduğunu biliyorlar mı? Özellikli Çevre Koruma dediklerini otel yaparak mı gerçekleştiriyorlar. Dünyada sadece bu kıyıda ve Antalya kıyılarında 4 noktada olan bitki topluluğunun kaybının hiç önemi bulunmamakta mı? Bu kıyılardaki kıyı kumul, sulak alan, akarsu ve kıyı makisi yaşam ortamları ile bunların içindeki alt yaşam ortamlarını nasıl korumayı düşünüyorlar? Kıyı kumulları konusunda yaptığımız araştırmalar ile Haberanaliz’de yazdığımız 122 yazı konusunda ne düşünüyorlar?”

12.09.2014

© tüm hakları saklıdır

İlgili haberler:

Bu yetkilileri atamadan önce göz muayenesinden geçirmeli!
Bu yetkiler bakanlıklardan alınsın!
Türkiye’nin kumullarını 40 yılda yuttular!

Çiftçinin elektrik borcu tarımsal destekten kesilecek!

Çiftçinin elektrik borcu tarımsal destekten kesilecek!
Ziraat Mühendisleri Odası, Davutoğlu hükümetinin ilk icraatını sert dille eleştirerek uyardı: “Hükümet elektrik şirketlerinden yana değil, çiftçiden yana tavır almalı!”

Yusuf Yavuz

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun başkanlık ettiği hükümetin ilk icraatı olarak sunulan çiftçilerin elektrik sorununun çözümüne yönelik Bakanlar Kurulu Kararı’na ZMO’dan tepki geldi. Çiftçilerin elektrik borçlarını silmek yerine borçların tarımsal desteklemeden tahsil edilmesini içeren düzenlemeyle hükümetin elektrik firmalarının tahsildarı olmayı seçtiğini öne süren ZMO Genel Başkanı Özden Güngör, “hükümet, elektrik dağıtım şirketlerinden değil, çiftçiden yana tavır almalı ve tarımsal desteklemelerin amacından sapmasına neden olacak bu tür uygulamalardan derhal vazgeçmelidir” açıklamasında bulundu.

zmo genel başkanı özden güngörÇİFTÇİLERİN ELEKTRİK BORÇLARI DESTEKTEN TAHSİL EDİLECEK

Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında kurulan yeni hükümetin ilk icraatının, kamuoyuna ‘elektrik borcu olan çiftçilerin sorununun çözümü’ olarak sunulan 30 Ağustos 2014 tarihli Resmi Gazete`de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı olduğunu söyleyen Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Özden Güngör, “Buna göre, 9 Mart 2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan karara, 15 Eylül 2014 tarihine kadar elektrik borcunu ödemeyen çiftçilerin borcunun, tarımsal destekleme ödemelerinden tahsil edilmesi hükmü eklendi. Böylelikle, sorunun gerçek nedeninin bulunup çözülmesi yerine, ‘asayişin’ sağlanması tercih edilip, daha önce elektrik dağıtımı yapan firmaların tahsildarı olmayı seçen hükümet, bir adım daha öteye giderek, çiftçilerin elektrik borçlarını, verdiği destekten ciro etmiş oldu” dedi.

DSCF8156DSCF2282‘BU TÜR UYGULAMALARDAN DERHAL VAZGEÇİLSİN’

Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Güngör, hükümetin elektrik dağıtım şirketlerinden değil, çiftçiden yana tavır alması ve tarımsal desteklemelerin amacından sapmasına neden olacak bu tür uygulamalardan derhal vazgeçmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi: “ZMO olarak Hükümeti; bu yıl yaşanan don, kuraklık, sel baskını gibi birçok doğal afetle zor durumda kalan, yüksek girdi maliyetleri nedeniyle zarar eden, üretim süreçlerinin dışına itilmeye çalışılan çiftçimize sahip çıkarak kayıplarını gidermeye; sulama birliklerinin ve çiftçilerimizin tarımsal elektrik borcunun faizinin silinerek, borçlarının yapılandırılması konusunda gerekli adımları atmaya, su verilmediği için on binlerce dekar mısır, pamuk arazisinin zarar görmesine neden olanlardan hesap sormaya davet ediyoruz.”

06.09.2014

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 465 takipçiye katılın