Bundan böyle Çobana ‘Çoban’ denmeyecek!

Bundan böyle Çobana ‘Çoban’ denmeyecek!

Tarım Bakanlığı’nın hazırladığı projeyle Çobanların adı bundan böyle ‘Sürü Yönetimi Elemanı’ olacak.

Yusuf Yavuz

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan projeyle bundan böyle çobanlara ‘Sürü Yönetimi Elemanı’ denilecek. Türkiye’de giderek kan kaybeden küçükbaş hayvancılığını geliştirmeyi hedefleyen ve üç yıl sürmesi planlanan projeyle ülke genelinde toplam 10 binden fazla ‘sürü yönetimi elemanı’ yetiştirilmesi amaçlanıyor. Uzmanlar girişime koşullu destek veriyor ancak Anadolu’nun binlerce yıllık çobanlarında projeye itiraz var. Sarıkeçili Yörükleri’nin dernek başkanı Pervin Çoban Savran, “biz keçilerimize ‘sürü’ demeyiz, onlar bizim canyoldaşımız. Bu konuda çobanlara eğitim verilecekse kapalı mekanlarda, masa başında olmamalı. Biz bu projenin ne getireceğini henüz bilmiyoruz” diye konuştu.

‘SÜRÜ YÖNETİMİ ELEMANI BENİM PROJESİ’ 81 İLE YAYILACAK
81 ilde uygulanması planan “Sürü Yönetimi Elemanı Benim Projesi”, küçükbaş hayvancılık için yeni düzenlemeler getiriyor. Ankara, Konya, Kırşehir, Iğdır ve Sivas gibi illerin pilot uygulama için seçildiği proje kapsamında çobanlara toplam 120 saat eğitim verilecek. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca hazırlanan proje, Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), İşkur, TİGEM ve Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği’yle eşgüdüm içinde yürütülecek.

ÇOBANLARIN ADI ‘SÜRÜ YÖNETİMİ ELEMANI’ OLACAK
Sürü Yönetimi Elamanı kurslarına katılacak kişilere, koyun ve keçi barınağı kurabilme, ırkları seçebilme, küçükbaş hayvanların beslenme ve bakımını yapabilme, çoğaltabilme, bulaşıcı ve yetiştirme hastalıklarına karşı koruyabilmenin yanısıra biyogüvenlik uygulamalarına hakim olma ve sağım yapabilme yeteneği kazandırılarak; Sürü Yönetimi Elemanlığı’nın kırsal alanda cazibeli bir meslek haline getirilmesi amaçlanıyor. Teorik ve pratik eğitimlerini tamamlayan sürü yönetimi elemanlarına, Milli Eğitim Bakanlığı’nca onaylı ‘Sürü Yönetimi Elemanı’ sertifikası verilecek. Sertifikalı sürü yönetimi elemanı çalıştıran ve en az 250 baş hayvana sahip olan işletmelere de yıllık destekleme yapılacak.

ANADAN DOĞMA ÇOBANLAR PROJEYE NE DİYOR?
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, projenin kırmızı et tüketiminde yüzde 13’lük bir orana sahip olan koyun ve keçi yetiştiriciliğini geliştireceğine inanıyor. Ancak konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Sarıkeçili Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran girişime kuşkuyla baktıklarını söylüyor. Kapalı mekanlarda eğitim verilmesini doğru bulmadıklarını belirten Savran, “eğitim, keçilerin yaşadığı alanlarda verilir. Kalem, kağıt ve evraklarla değil. Biz sertifikaya karşı değiliz ama bize ne getirecek bunu bilmiyoruz. Tarımdaki desteklemeler gibi ekilmeyen tarlalara kredi verdikleri gibi olacaksa, biz bunu istemiyoruz” diye konuştu.

‘BİZ KEÇİLERİMİZE SÜRÜ DEMEYİZ, ONLAR BİZİM CAN YOLDAŞIMIZ’
Anadolu’nun göçerliği sürdüren son topluluğu olan Sarıkeçili Yörüklerinin yaz aylarını geçirdiği Konya’nın Hadim, Taşkent ve Seydişehir ilçelerindeki yaylalarda da sürü yönetimi elemanı kurslarına başvurmaları için kendilerine davetler geldiğini anlatan Savran, “şu ana kadar bizim çevremizden kurslara henüz katılım olmadı. Bu konuda endişelerimiz var. Bu tür projeleri hazırlayanlar bir kez olsun bizim aramıza gelip de buradaki yaşamımızı yerinde görme zahmetine katlanmıyor. Biz keçilerimize ‘sürü’ demeyiz. Keçilerimiz bizim canımızdır, yoldaşımızdır. Bizler keçilerimizi sadece ekonomik bir kalem olarak değil, binlerce yıldan süzülüp gelen kültürel sürekliliğin ayrılmaz bir parçası olarak görürüz. Katıldığımız kırsal kalkınmaya yönelik toplantılarda, gezdiğimiz endüstriyel hayvancılık yapılan üretim alanlarında hayvanlara ne çektirildiğini görüyoruz. Ama kimse işin bu yanını görmüyor. Bizler can yoldaşlarımıza işkence yapmayız. Göçebe keçi yetiştiriciliği bitirilme noktasına geldi. Geçtiğimiz her noktada bizden geçiş belgesi isteniyor. Her ilçedeki Çiftçi Mallarını Koruma Birlikleri bizden hayvan başına yerleşiklerin üç katı otlatma bedeli talep ediyor. Bunun yasal bir dayanağı da yok. Ne amaçla talep edildiğini sorduğumuzda, ‘hayır yapacağız’ deniliyor. Oysa bizim kültürümüzde hayır yapmak için böyle bir uygulamaya başvurulmaz. Bu uygulamalar, ‘çobanın ayağına hizmet gidecek’ denilen Büyükşehir yasasının sonuçları” dedi.

DSCN2177PROF. DR. MUSTAFA KAYMAKÇI: ‘ÇOBAN KAVRAMI KORUNMALI’
Sürü Yönetimi Elamanı Projesine koşullu destek veren Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Böl. Öğr. Üy. Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı ise şunları söyledi: “Türkiye’de Çobanların eğitimli olmasını savunanlardan biriyim. Çünkü neredeyse köyün en işe yaramaz, en eğitimsiz insanı çoban yapılıyordu. Hayvanlarla 24 saat birlikte yaşayan Çobanların belirli konularda eğitilmesi önemli. Ancak bu eğitimin masa başında Halk Eğitim Merkezlerinde değil, en az iki üretim süreci içerisinde pratik yapılarak verilmesi gerekir. Bir hayvan nasıl gebe kalır, yavru atma neden olur, hayvan hastalıkları nedir; bir çobanın bunları mutlaka bilmeli. Ayrıca Çoban sözcüğü de mutlaka korunmalı. Bu tür kavramları sürekli değiştirmek oldukça yanlış.”

sarıkeçili çocukları keçilerle birlikte   büyüyor

ANTROPOLOG AYŞE TAŞKIRAN: ‘ÇOBANLIK 10 BİN YILLIK BİR MESLEK’
Sarıkeçili Yörükleri’nin yaşamlarını yakından izleyen Kaliforniya’da Butte College (ABD) Öğretim Üyesi Antropolog Profesör Ayşe Taşkıran da çobanlığın hayvan evcilleştirmenin başladığı 10 bin yıl öncesinden bu yana hayvanlarla yaşayarak öğrenilmiş bir meslek olduğunun altını çizerek, şöyle dedi: “Hayvanların içinde doğup, buzağılarla, oğlaklarla oynayarak, düşe kalka beraber büyüyerek, aile büyüklerini seyrederek ve daha da önemlisi hayvanları ve doğayı gözlemleyerek oluşan bir birikimdir çobanlık. Turnalar alçaktan uçarsa, ya da tekeler baharda çok kafa tokuştururlarsa, kışın sert geçeceğini bilmektir. Gece koyunları ‘yıldız çarpmasından’ korumaktır. [Bir dostumun Van, Gürpınar’da Ali Yılmaz isimli bir çobandan aktardığına göre Nisan ayında koyunları yaylanın kuytu yerlerinde geceletmezlerse, koyunların hastalanıp öleceklerine inanılır.]

‘ÇOBANLARDAN BİR ŞEYLER ÖĞRENMEMİZİN TAM ZAMANIDIR’
‘Çoban’ kelimesinin dilimizdeki anlamı hayvan sürülerini otlatmak ve korumaktan sorumlu olan kimsedir. Bu kelimenin ‘sürü yönetimi elemanı’ olarak değiştirilmesi de ilginç. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın bu girişimi, binlerce yıllık kültürel birikimle günümüze gelen çobanlık mesleğine toplumumuzda nasıl küçümsenerek bakıldığının ve mesleğin ismini değiştirerek ‘çoban’ kelimesinin olumsuz sosyal çağrışımlarından uzaklaşma çabalarının bir göstergesidir. Giderek hızla uzaklaştığımız, doğayı sorumsuzca katlettiğimiz bugünlerde, çobanlara çobanlığı öğretmekten ve bilgilerini bir kağıt parçasıyla ölçmekten öte, doğayı içinde yaşayan canlılarıyla, havası, suyu ve ormanlarıyla herkesten fazla bilen, anlayan ve koruyan çobanlardan birşeyler öğrenmemizin tam zamanıdır.”

20.08.2014

© tüm hakları saklıdır

HES yapma boşuna, yıkacağız başına!

HES yapma boşuna, yıkacağız başına!
Şarkıları suç sayılan 6-7 yaşlarındaki Boğazpınarlı çocuklar bir kez daha aynı şarkıyı haykırdı…

Yusuf Yavuz

Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Boğazpınar köylüleri, daha önce çeşitli vaatlerle ikna olarak köylerinde bir HES yapımına onay verdiler. Ancak özel bir şirket tarafından yapılan HES’in köylerine yarar değil, zarar getirdiğini gören Boğazpınarlılar aynı şirketin ikinci bir HES yapmak istemesine karşı üç yıldır mücadele ediyor. Üç yıldır köyde düzenlenen festivalde de Boğazpınar köylüleri ülkenin dört bir yanından gelen yaşam savunucularıyla bir araya geliyor.

Boğazpınar çocuk korosuBOĞAZPINARLI ÇOCUKLAR O ŞARKIYI BİR KEZ DAHA SÖYLEDİ

16-17 Ağustos tarihlerinde üçüncüsü düzenlenen Boğazpınar Karasu Kültür ve Sanat Festivali, yine renkli buluşmalara ev sahipliği yaptı. HES’lere karşı birlikte mücadele etme yöntemlerinin de tartışıldığı festival boyunca konserler, yöresel oyunlar ve kanyon gezisi gibi etkinlikler gerçekleştirilirken, 6-7 yaş civarındaki çocuklardan oluşturulan Boğazpınar Çocuk Korosu’nun söylediği şarkılar büyük ilgi gördü. Geçtiğimiz yıl festivalde söyledikleri şarkı suç unsuru sayılarak HES şirketince köylüler hakkında açılan davanın iddianamesine giren Boğazpınar Çocuk Korosu, bu yıl yeniden “HES yapma boşuna, yıkacağız başına” şarkısını bir kez daha ve coşkuyla söyledi. HES şirketinin çocuk şarkısını da suç unsuru sayarak köylülere karşı açtığı dava, köylülerin beratıyla sonuçlanmıştı.

YAŞAMI SAVUNANLAR BOĞAZPINAR’DA BİR ARAYA GELDİ

Bu yıl daha coşkulu geçen Boğazpınar Festivali’ne, Alakır Derneği, Antalya Ahmetler köylüleri, Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları (ÇEHAV) Üyeleri, Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP), Loç Vadisi Çevre Platformu, Kuzdere Gönüllüleri ile Yeşilırmak Çevre Platformu’ndan temsilciler katıldı. Sanatçı İlkay Akaya da bir konser verdiği ayrıca Praksis, Adil Çember, Turhan Alıcı, Grup Karar Sesi ve Yaşam Ateşi konserleri katılımcıları yaşam mücadelesi etrafında birleştirdi.

AHMET ÖZTÜRK: ‘KADERİMİZİ HES’ÇİLERE TESLİM ETMEYECEĞİZ’

Festivalde Boğazpınar HES Karşıtı Platform Sözcüsü Ahmet Öztürk tarafından yapılan açıklamada, “Karasu’nun kaderi bizim kaderimizdir, kaderimizi HES’çilere teslim etmeyeceğiz” ifadelerine yer verildi. Öztürk’ün açıklamasında, Türkiye’deki HES gerçeğine ilişkin çarpıcı ifadelere yer verilmesi dikkat çekti.

‘SUYUMUZ ELDEN GİDİNCE KANDIRILDIĞIMIZI ANLADIK’

Açıklamasında, sularına sahip çıkan yaşam savunucularına seslenen Öztürk, şunları söyledi:
“Her yerde olduğu gibi, burada da doğa katliamına yalanlarıyla başladılar. Yalanlarıyla paralarıyla, vaatlerle geldiler. Tilki gibiydiler. Kurnazlıklarıyla geldiler. Yetmedi satın alınmış basınlarıyla geldiler. Yetmedi yaşam kıyıcı politikacılarıyla geldiler. Yetmedi tehditleriyle geldiler. Yetmedi hakaretleriyle geldiler. Yetmedi zulümleriyle geldiler. Yetmedi uydurdukları suçlamalarıyla davalarıyla geldiler. İstedikleri neydi ki; onlara göre sadece akan dereye baraj yapıp elektrik üreteceklerdi. Sanayileşecek, gelişecek, ülke kalkınacaktı. ‘Ak zihniyet’ destekliyordu bunları bir kötülük göremedik, inandık toprağımızı verdik önce, ihtiyaçları kadar aldılar. Su herkese yeter zannettik. Yaşamımız dün neyse öyle gidecek zannettik. İnsan yönümüzü kendi çıkarları için kullananlar, bilemedik. Baraj bitip suları hapsetmeye başladıklarında, köyümüzün iklimi değişmeye başladığında, ürünlerimiz azalıp hastalandığında, köyümüzü sinekler kuşatmaya başladığında, hayvanlarımızı suya götüremez olduğumuzda, doğayla barışık piknik alanlarımıza inemez olduğumuzda, kandırıldığımızı anlamaya başladık.”

Boğazpınar festivalinde köylüler yaşam savunucularıyla buluştu‘BOĞAZPINARLILAR YALANLARA KANMAMAYI ÖĞRENDİ’

HES projesindeki amacın enerji üretmek değil sulara sahip olmak olduğu görüşünü dile getiren Öztürk, açıklamasını şöyle sürdürdü: “asıl dertleri sulara sahip olup para kazanmakmış. HES’in bahane olduğunu öğrendik. Önce doğayı katletmekle başladılar, suyumuzu çaldılar. Toprağımızın, ürünümüzün bereketini çaldılar. Huzurumuzu çaldılar. Uykumuzu çaldılar. Sağlığımızı çalıyorlar. Yaşam hakkımızı elimizden alıyorlar. ‘Ak zihniyet’ ve yandaşları doymak nedir bilmiyor. Bir baraj yetmedi. Çaldıkları yetmedi. İkinci baraja hemen başlama derdine düştüler. Bununla da yetinmeyecekler. Kendilerince uydurma yasalarla toprağımıza el koymaya geliyorlar! Yaşam alanlarımızı gasp etmeye geliyorlar. Ama bilmiyorlar ki; Boğazpınar halkı uyanıyordu, yalanlarına kanmamayı öğreniyordu. Artık biliyoruz ki siz doymak nedir bilmezsiniz. Siz kendinizce uydurduğunuz yasalarla istediğinizi yapacağınızı zannediyorsunuz.

MÜCADELEMİZ SON HES YIKILANA KADAR SÜRECEK

Artık sizin öğrenme zamanınız geldi. Yaşam hakkımızı elimizden kimse alamaz. Bunu iyi belleyin; sizin tüm yasalarınızın üzerindedir bu hak! Biz bu doğayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldık! Biz biliyoruz ki siz sulara sahip oldukça biz yok olacağız. Tüm bu güzellikler, canlılar yok olmaya başlayacak. Bir canlı ölmeye başladığında sıra bize geleceğini biliyoruz artık! Çocuklarımızın emanetini onlara onurumuzla teslim etmemiz gerektiğini biliyoruz. Şimdi sizin öğrenme zamanınız ey açgözlüler! Suyumuza, aşımıza, ekmeğimize, geleceğimize göz koyanlar bilin ki; onurumuzla, cesaretimizle sonuna kadar direneceğiz. Sizleri buradan sökene kadar mücadelemiz devam edecek. Biz yaşamımızı geri istiyoruz ve bunda kararlıyız. Yaptığınız tüm HES’ler yıkılana kadar mücadelemiz sürecek. Ve bilin ki tüm doğa savunucularıyla, tüm HES karşıtlarıyla birleşerek, güçlenerek geliyoruz. Ayrıca iki gün boyunca kolluk kuvvetlerinin çeşitli tacizlerine maruz kaldık. Sürekli köylüler arasında spekülasyon yaparak provokasyon yaratmışlardır. Buradan kolluk güçlerini ve onlara bu emri veren ağalarını tanıyoruz. Bilmelerini isteriz ki, mücadelemiz son HES yıkılana kadar sürecek.”

Videolar:
Boğazpınar Çocuk Korosunun suç sayılan şarkısı:

HES’ten ağzı yanan Boğazpınar köylülerinin aktardıkları:
Boğazpınar halkı HES istemiyor!

19.08.2014

© tüm hakları saklıdır

Mermer şirketine ceza kıyağı yargıya taşındı

Mermer şirketine ceza kıyağı yargıya taşındı

Yusuf Yavuz

Burdur’da özel bir mermer şirketini denetlemekle görevli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde çalışan iki görevli, usulsüzlük yapan şirkete yazılan cezayı azaltabilmek için kamuyu zarara uğrattıkları iddiasıyla mahkemeye sevk edildi. Burdur Sivil Toplum Platformu’nun, devleti 158 bin lira zarara uğratan sahteciliği gündeme getirmesiyle başlayan olayın ardından Valilik tarafından soruşturma başlatılmıştı.

Burdur Sivil Toplum Platformu Başkanı Kemal Arslan

BAKANLIK MÜFETTİŞİ RAPOR HAZIRLADI

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında “Burdur’da ceza skandalı” başlığıyla gündeme getirdiğimiz ve ardından, Burdur Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde görevli M.Ş ile V. K hakkında ‘görevi kötüye kullanmak’ iddiasıyla mahkemeye sevk edilmesiyle sonuçlanan olay şöyle gelişti: Burdur Sivil Toplum Platformu’nun konuyla ilgili şikâyeti üzerine Burdur Valiliği tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişleri bir rapor hazırladı. Rapora göre Karamanlı ilçesinde faaliyet gösteren Karmersan Mermer İnş. Malzemeleri Tic. ve San. A.Ş adlı mermer firması kapasite artışı yapmak istedi. Bunun üzerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nce yerinde yapılan incelemede, mermer firmasının izinsiz olarak ek bir tesis yaptığı ve kapasite artışına gittiği saptanarak tutanak tutuldu. Ardından da firma ÇED süreci tamamlanıncaya kadar üretimden men edildi.

DEVLETİ 158 BİN LİRA ZARARA UĞRATAN SAHTECİLİK YARGIDA

Mermer firması, kapasite artırımına ilişkin hazırlattığı ÇED dosyasında usulsüzlük yaparak daha önce 5 milyon TL bedelli makine donanımları ve projeyi 1 milyon TL bedelli olarak gösterdi. Böylece şirkete 1 milyon liralık proje bedeli üzerinden 20 bin lira idari yaptırım cezası kesilerek devletin 158 bin 258 lira zarara uğratıldığı saptandı. Bunun üzerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünde görevli M.Ş ile V. K, söz konusu dosyadaki usulsüzlüğü bildikleri halde buna göz yumarak kamuyu zarara uğrattıkları iddiasıyla Burdur Valiliği tarafından yürütülen soruşturmanın ardından görevi kötüye kullanmak iddiasıyla yargılanmaları için mahkemeye sevk edildi.

Burdur Karamanlı'daki mermer ocakları Burdur ve çevresinde yüzlerce mermer ocağı faaliyet gösteriyor‘MERMERCİLİK SEKTÖRÜNDE HER TÜRLÜ KEYFİLİĞE GÖZ YUMULUYOR’

Burdur’daki usulsüzlüğü gündeme getirerek soruşturma açılmasını sağlayan Burdur Sivil Toplum Platformu Başkanı Kemal Arslan, olayın ardından yaptığı açıklamada, on yıldır ilde ekonominin yıldızı olarak gösterilen mermercilik sektöründe, her türlü keyfilik ve hukuksuzluğa göz yumulduğunu öne sürerek, “mermercilik sektörünü denetlemekle görevli kurumun müdür ve yardımcısının, bir mermerciye yazılacak cezayı azaltabilmek için sergilenen sahteciliği gündeme getirmemiz üzerine Burdur Valiliği mermerciye çıkar sağlayan müdür ve yardımcısını yargılanmak üzere mahkemeye sevk etmiştir. Özlediğimiz temiz toplumu, nemelazımcı bir aymazlık içine girmeden haklarımıza sahip çıkıp, her türlü haksız ve hukuksuzluğa karşı mücadele ederek yaratabileceğimizin bilinciyle, Platformumuzun, Burdur’da halkımızın gözü kulağı olmaya devam edeceğini tüm taraflara bir kez daha duyururuz” dedi.

19.08.2014

© tüm hakları saklıdır

Demre’de caretta kıyımı!

Demre’de caretta kıyımı!
Plansız turizm ve insan baskısı, Akdeniz’i yerli halkın ve deniz kaplumbağalarının elinden aldı…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Demre ilçesinde bulunan Sülüklü kumsalı, birkaç ay öncesine kadar Caretta Caretta türü deniz kaplumbağalarının en önemli yuvalama ve yaşam alanlarından biriydi. Ancak plansız turizm ve denetimsiz alan kullanımı yüzünden Sülüklü kumsalı artık carettalar için adeta katliam alanı oldu. Nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan caretta yavruları Sülüklü kumsalından denize ulaşamadan feci şekilde can veriyor.

DSC07251DSC07267DSC_0317

CARETTA YAVRULARI DENİZE ULAŞAMADAN CAN VERİYOR

Carettalar için Akdeniz’deki önemli yuvalama ve yaşam alanlarından biri olan Demre’deki Sülüklü kumsalı, plansız turizm ve denetimsiz alan kullanımı yüzünden carettelar için cehenneme döndü. Her gün ışık ve ses kirliliğinden dolayı yolunu kaybeden ve otomobillerin altında ezilerek can veren yavru carettalar için yaşam karada son buluyor.

DSC_0325DSC07255DSC07248

CARETTALARIN YAŞAM ALANI OTELLERE TAHSİS EDİLDİ

Geçmişte koruma altına alınan ancak bugün koruma tabelalarının dikildiği yerde yoğun bir kullanım baskısı olduğu gözleniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından otel yapımı için tahsis edilen kumsaldaki yoğun inşaat faaliyetlerinin bir süre sonra yeniden başlayacağı belirtiliyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın tasarrufunda bulunan sahildeki iki ayrı parsel daha otel yapımı için tahsise çıkarıldı. Bugüne kadar kitle turizminden uzak kalan Sülüklü kumsalına carettalar gibi yöre halkı da giremiyor. Çünkü alanda inşa edilen 5 yıldızlı otel, plajı bariyerlerle kapatmış durumda.

DSC07246

Sülüklü kumsalının da insan eliyle işgal edilmesinin ardından Akdeniz kıyılarındaki yaşam alanları giderek daralan Caretta Caretta’ların son üreme alanlarından biri daha yok olmak üzere.

18.08.2014

© tüm hakları saklıdır

Bakanlık bu keklikleri nereye bıraktığının farkında mı?

Bakanlık bu keklikleri nereye bıraktığının farkında mı?

Ölümcül kenelerle biyolojik mücadele “saldım çayıra Mevlam kayıra” olmasın uyarısı…

Yusuf Yavuz

Kavurucu yaz sıcaklarıyla birlikte kırsal alanlarda kene alarmı da verilmeye başlandı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise kene ile mücadele edebilmek amacıyla doğaya keklik bırakma çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Kırklareli’nin Kofçaz ilçesine bağlı Kocayazı köyünde bin adet keklik doğaya bırakıldı. Ancak Bakanlığın kenelerle biyolojik yoldan mücadele etmek için keklik popülâsyonunu arttırmayı amaçladığı alanda bir süre sonra Rüzgâr Enerjisi Santrali (RES) yapımına başlanacağı belirtildi.

Keklikler kene ile biyolojik mücadele amacıyla kullanılıyorKEKLİKLER YILDA 1 MİLYON SÜNE KENE YİYOR

Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO) Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem, bir süre önce Kırklareli merkeze bağlı Düzorman köyünde Kanamalı Kırım Kongo Ateşi yüzünden ölüm yaşandığına dikkat çekerek, “Keklikler, yılda 1 milyon süne ve kene yiyor. Doğadaki dengeyi korumak biyolojik mücadele ile mümkün” dedi.

Göksal ÇİDEMÇİDEM, ‘KEKLİKLERİN KORUNMASINDA SORU İŞARETLERİ VAR’

Kofçaz’a bağlı Kocayazı köyünde doğaya bırakılan ve 3 yıl avlanması yasak olan kekliklerin korunmasının nasıl yapılacağının soru işareti olduğunu dile getiren Çidem, “Bölgede RES yapımı başlamak üzere. Ancak ruhsat alanı içerisinde 3 yıl mutlak korunması gereken, biyolojik mücadele için doğaya bırakılan keklikler var. 7/24 Koruma yapılacağını duyuran kurumlar, ihbar ve bilgilendirme için iletişim bilgilerini bir an önce kamuoyu ile paylaşmalı, köylerde afiş ve broşürler ile duyurmalıdırlar. ‘Saldım çayıra, Mevlam kayıra’ olmamalı” diye konuştu.

BÖLGEDE 10 RES FAALİYETTE, YENİLERİ DE YOLDA

Bölgede bugüne kadar 10 Adet RES’in faaliyete başladığına değinen Çidem, yüzden fazlası için de ÇED sürecinin devam ettiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Aynı bölgede kekliklerin yanı sıra koruma altında bulunan Avrupa kırmızı orman Karıncası yuvaları mevcut. Bir karınca kolonisinde ortalama 300 bin adet karınca yaşar. Ortalama 300 bin karınca bulunan bir kolonide karıncaların bir yılda topladıkları bu besinin yüzde 60’ını zararlı orman böcekleri teşkil etmektedir. Tek bir orman karıncası yuvasındaki bireyler bir yılda 20 bin kadar böcek yerler. Bunların büyük bir çoğunluğu tırtıl, çekirge ve kenelerden oluşmaktadır” ifadelerini kullandı.

Istranca‘GÜNLÜK ÇIKARLAR İÇİN ELLERİMİZLE SONUMUZU HAZIRLIYORUZ’

Kenesiz bir dünya olmayacağını ancak kenelerle mesafeli bir yaşamın mümkün olduğunu belirten Çidem, “ekolojik dengeyi koruyarak, biyolojik yararlıları koruyup çoğaltarak, zararlılar ile biyolojik mücadele yapmalıyız. Yoksa her şeyi kimyasal zehirle yok etmeye çalışırsak, sonuçta kendimizi de zehirlediğimizi bilmeliyiz. Ekolojik dengenin bozulması, doğal varlıkların ve yaşam alanlarının kar etmek hırsıyla yok edilmesiyle canlı yaşam yok oluyor. İntihar ediyoruz. İflasa giden bir süreç yaşıyoruz. Doğal varlıkları günlük çıkarlar uğruna yok ederek kendi ellerimizle sonumuzu hazırlıyoruz” görüşünü savundu.

17.08.2014

© tüm hakları saklıdır

AKP’liler, oy vermedi diye Müftüyü bile fişlemişler!

AKP’liler, oy vermedi diye Müftüyü bile fişlemişler!

AKP’li yöneticiler, partilerine oy vermeyen memurların sürülmesini istedi…

Yusuf Yavuz

Burdur’un Altınyayla (Dirmil) ilçesinin AKP’li Belediye Başkanı ile AKP İlçe Başkanı, İl Genel Meclisi Üyeleri ve ilçe yöneticilerinin imzalarını taşıyan partizanlık skandalı Burdur’u karıştırdı. İlçe yöneticileri tarafından AKP Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’e gönderilen dilekçede, 30 Mart yerel seçimlerinde AKP’ye karşı tavır aldığı iddia edilen ve aralarında Altınyayla Müftüsü Yasin Yıldız’ın da bulunduğu 11 kamu görevlisinin ilçeden uzaklaştırılmaları isteniyor.

Burdur'u karıştıran skandal dilekçe partizanlıkta gelinen noktayı gözler önüne serdiBurdur’u karıştıran skandal dilekçe partizanlıkta gelinen noktayı gözler önüne serdi

‘AKP’YE OY VERMEMİŞLER, BU ŞAHISLARI İLÇEMİZDEN ALIN!’

Burdur’un Altınyayla ilçesi AKP İlçe Başkanı Ahmet Sipahi, Belediye Başkanı Ahmet Serttaş, İl Genel Meclisi üyeleri Cengiz Şener ve İsmail Çelik, İlçe Yönetim Kurulu üyeleri Yusuf Karademir ve Nail Akgül’ün imzalarını taşıdığı öne sürülen dilekçede, “30 Mart yerel seçimlerinde aşağıda isimleri bulunan kamu kurumlarının amir ve memurları Ak Parti karşıtı olarak seçimlerde muhalif partiler ile işbirliği yapıp seçimlerde Ak Partiye oy vermemişler ve oy verilmemesi için ellerinden geleni yapmışlardır. İvedilikle bu şahısların ilçemizden alınmasını arz ederiz” ifadelerine yer veriliyor.

SÜRGÜNÜ İSTENENLER ARASINDA MÜFTÜ DE VAR HİZMETLİ DE

AKP Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’ten, kimilerinin ivedilikle ilçeden uzaklaştırılması istenen kamu görevlileri arasında şu isimler bulunuyor: “Rafet Özere (İlçe Tarım Müdürü-ivedi-), Gürhan Şappak (Hayvan Sağlığı Teknisyeni), Muzaffer Özeren (Atatürk İlköğretim Okulu hizmetli), Harun Tartal (İlçe Nüfus Müdürü), Yasin Yıldız (İlçe Müftüsü), Ali Ünal (Ziraat Bankası Servis Görevlisi), Nusret Çakar (Gölhisar Milli Eğitim Müdürlüğünde hizmetli), Mustafa Şimşek (Gölhisar Ortaokulu Matematik Öğretmeni), Hasan Koyak (Polis Memuru), Özer Hazıroğlu (Polis Memuru-ivedi-), Ramazan Demir (Polis Memuru -halka küfür ediyor-.”

K. ARSLAN: ‘PARTİZANLIKTA EŞİNE AZ RASTLANIR BİR USULSÜZLÜK’

Burdur’da tartışmalara neden olan skandalın ardından bir açıklama yapan Burdur Sivil Toplum Platformu Başkanı Kemal Arslan, CHP Gençlik Kolları Başkanı Ahmet Döğer’in ortaya çıkardığı belgeyle partizanlıkta eşine az rastlanır bir usulsüzlüğe tanık olunduğunu söyledi.

‘KANTARIN TOPUZU KAÇMIŞTIR’

Belgenin yayınlanmasının ardından AKP Milletvekili Özçelik’in, “o listede tayin edilmeleri istenen memurlarla ilgili hiçbir tasarrufum olmadı” sözleriyle kendisini savunduğunu anımsatan Arslan, Özçelik’in kendisini savunurken özrü kabahatinden büyük gaflar yaptığını öne sürerek şunları söyledi: “AKP milletvekili, memur tayinlerinin tasarrufunda bir işlem olduğu cüretini gösterebilmekte, memurları dilediğince tayin-sürgün edebilme yetkisini kendinde gördüğünü ‘tasarrufumda’ diyebilecek denli kontrolden çıkmış, partizanlıkta kantarın topunu kaçırmıştır. Altınyayla ilçesinde olduğu gibi siyasi parti yöneticilerinin devlet memurlarına sürgün fermanları yayınlayabildiği benzer hukuksuzluklarla devletin çivisinin çıkarıldığı vakalar görülse bile Türkiye Cumhuriyeti, laik, sosyal bir hukuk devletidir ve öyle de kalacaktır.”

7 AKP’Lİ HAKKINDA SAVCILIĞA BAŞVURULDU

Skandal dilekçenin idare ve ceza hukukuna göre ayrı ayrı suç teşkil ettiği görüşünü savunan Arslan, olaya adı karışan 7 AKP’li yönetici hakkında ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak’ iddialarının araştırılması talebiyle Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurduklarının altını çizerek, iddiaların takipçisi olacaklarını dile getirdi.

BURDUR VALİSİNE ÇAĞRI: ’11 KAMU GÖREVLİSİNE SAHİP ÇIKIN!’

Temiz toplumu var edebilmek için namuslu insanların cesur olmak zorunda olduğuna vurgu yapan Arslan, “Burdur’da devletin temsilcisi Sayın Valiyi AKP’nin siyasi komplolarına izin vermemeye, Burdur halkını da Altınyayla ilçesinden sürgün edilmek istenen 11 kamu görevlisine sahip çıkmaya çağırıyoruz” diye konuştu.

17.08.2014

© tüm hakları saklıdır

Ölüdeniz göz göre göre ölüyor!

Ölüdeniz göz göre göre ölüyor!

Yusuf Yavuz

Muğla’nın Fethiye ilçesinde bulunan dünyaca ünlü doğa cenneti Ölüdeniz, insan kaynaklı kirlilik yüzünden göz göre göre ölüyor. Turizmi de olumsuz etkilemeye başlayan kirlilikle ilgili acil çözüm üretilmesi için bir araya gelen Fethiyeli sivil toplum örgütleri ve turizmciler Ölüdeniz’in temizlenmesi için deniz süpürgesi alınması ya da kiralanması gerektiği görüşünde.

FETHİYE’DE ÖLÜDENİZ ALARMI

Konuyla ilgili oluşturulan heyet, Fethiye Kaymakamı Ekrem Çalık’ı ziyaret ederek kirliliğin çözümü konusunda destek istedi. Fethiye Kent Konseyi Çevre ve Sağlık Grubu Başkanı ve Tema Temsilcisi Okyay Tirli, Ölüdeniz’de her yıl yaşanan kirliliğin son günlerde artış gösterdiğini belirterek, bunun dünya mirası olan bölgenin imajına zarar verdiğini söyledi. Fethiye Deniz Ticaret Odası, TEMA ve Fethiye Turmepa’nın öncülüğünde oluşturulan bilim kurulu tarafından üç yıl önce hazırlanan raporda, kirliliğin çözümü için deniz süpürgesi alınmasının gündeme getirildiğini anımsatan Tirli, yöredeki turizm şirketlerine çağrıda bulunarak Ölüdeniz’in kurtarılmasını istedi.

ölüdeniz'deki kirlilik hava fotoğrafına böyle yansıdıölüdenizdeki kirlilik turizmi olumsuz etkiliyorTEKNELER VE AŞIRI GÜNEŞ KREMİ KULLANIMI KİRLİLİK NEDENİ

Her yıl yaz aylarında gündeme gelen Ölüdeniz’deki kirliliğe ilişkin uzmanlarca hazırlanan raporda, mavi tur tekneleri, ağır tonajlı yük gemileri ve yoğun güneş kremi kullanımı gibi etkenlerin yanında doğal kirliliğin de önemli bir sorun olduğuna dikkat çekiliyor. Bölgedeki arıtma tesislerinin derin deşarj yapması gerektiği kaydedilen raporda, denizi kirleten teknelerin daha sıkı denetlenmesi isteniyor.

17.08.2014

© tüm hakları saklıdır

Sit’lere HES dikecekler!

Sit’lere HES dikecekler!

Başbakanı kızdıran sit kararının ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı düzenlemeyle doğal sitler HES yıkımına açılacak…

Yusuf Yavuz

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 12 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren doğal sit alanlarında HES yapımına yönelik ilke kararları tartışma yarattı. 6 maddeden oluşan ilke kararlarının doğal sit alanlarını koruyacağı algısı yarattığını ancak gerçekte durumun tam tersi olduğunu savunan uzmanlar, söz konusu ilke kararlarıyla birlikte Türkiye’de HES yatırımına açılmayacak doğal sit alanı bulunmadığını ileri sürüyor. HES’lere karşı açtığı davalarla tanınan avukat Yakup Ş. Okumuşoğlu, ilke kararıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın uzun süredir düşünülen doğal sit alanlarını enerji projelerine açma girişimini başlatarak söz konusu alanlarda HES’lere izin vermenin sistematiğini de ortaya koyduğu görüşünü savundu.

Doğal sit olan Köprülü Kanyon Milil Parkı'nda HES yapma talepleri bulunuyorDoğal sit olan Köprülü Kanyon Milil Parkı’nda HES yapma talepleri bulunuyor

köprülü kanyon milli parkı aynı zamanda doğal sit alanı‘İSTİSNAİ’ ÖZELLİK TAŞIMAYAN SİT’LER HES’LERE AÇILACAK

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı “Doğal Sit Alanlarında Planlanan Hidroelektrik Santralleri (HES) Projelerinin Gerçekleştirilmesine Yönelik İlke Kararı”, 12 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 6 maddeden oluşan ilke kararlarına göre, doğal sit alanlarında yapılacak ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu sonucunda’ “Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemleri/türleri bulunduran, Özgün ekosistem yapısına sahip, doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlayan ve besin zinciri içinde yer alan kritik türleri barındıran, Jeolojik ve jeomorfolojik açıdan istisnai özellikte olan” ve bu kriterlerden en az birini bünyesinde bulunduran doğal sit alanlarında HES yapımına izin verilmeyeceği karara bağlandı.

TARTIŞMALI İLKE KARARLARI

Ancak doğal sit alanlarının HES yatırımlarından korunacağı izlenimi yaratan ilke kararlarının devamında yer alan ifadeler tartışmalara neden oldu. Buna göre söz konusu koruma ölçütlerini barındırmayan doğal sit alanlarında HES yapımına izin verilmesi hükme bağlanmış oldu.

DOĞAL SİT ALANLARINDAKİ HES BASKISI YILLARDIR SÜRÜYOR

Türkiye’nin büyüklü küçüklü derelerinin neredeyse tamamının üzerinde HES projeleri bulunuyor. Rize İkizdere, Antalya Köprülü Kanyon, Tunceli Munzur Vadisi gibi doğal sit alanları bünyesinde bulunan pek çok vadi üzerindeki HES baskısı usun süredir devam ediyordu. Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarının üzerinde de kendini gösteren yatırımcı baskısı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından alınan ilke kararlarıyla bir anlamda “kesin korunması gereken alanları ayırıp, geri kalanları yatırıma açma” şeklinde özetlenebilecek noktaya taşımış oldu.

avukat yakup şekip okumuşoğluAvukat Yakup Şekip Okumuşoğlu

AV. YAKUP OKUMUŞOĞLU: ‘İLKE KARARLARIYLA ANCAK SINIRLI SAYIDAKİ ALAN KORUNABİLİR’

“Doğal sit alanları HES’lerden korunacak” algısıyla sunulan ilke kararlarıyla ilgili görüşüne başvurduğumuz Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları üyesi avukat Yakup Şekip Okumuşoğlu, gerçeğin, yaratılan koruma algısının tam tersi olduğu görüşünü savunuyor.

Geçmişte alınan benzeri kararların, açılan davaların ardından Danıştay tarafından iptal edildiğini anımsatan Okumuşoğlu, bugün alınan ilke kararının dili koruma algısı yaratsa da HES yapılmaması için aranan ekstra özelliklerin çok sınırlı sayıdaki alanı koruyabileceğini, bu alanların da ancak jeolojik veya morfolojik ender özellikleri nedeni ile korunabileceğine dikkat çekerek, “bunun dışında, ilke kararı ile gelen ekstra ekosistem ve türler açısından özellik arayışına gidilirse örneğin Karadeniz de hiçbir doğal sit alanı korunamayacaktır. Zira Doğu Karadeniz’in bir vadisinde bulunan ekosistem ve tür çeşitliliği bu bölgenin tüm vadilerinde gözlenebilecektir. Dolayısı ile ekosistem ve türler, yayılım, tehdit altında olma gibi ölçütlerle örneğin bu bölgedeki doğal sit alanlarında koruma sağlama mümkün olamayacaktır. Zira tür ve ekosistem özellikleri tüm Doğu Karadeniz’e yaygındır” görüşünü dile getirdi.

‘KORUMA DIŞINA ALMANIN SİSTEMATİĞİ KURULDU’

Bir tür ya da ekosistemin yalnızca ‘belirli bir doğal sit alanında vardır’ denemeyeceğini kaydeden Okumuşoğlu, “denemeyeceği için de doğal sit alanı korumadan yararlanamayacak ve HES’lere açılmış olacaktır. Yani anlaşılacağı üzere ilke kararı ile sözde doğal sit alanları korunmaya çalışılıyor ve sanki bu alanlarda HES yapılmasının önüne geçilmek isteniyor gibi bir algı oluşuyor ise de tam tersine zaten ender oldukları için sit alanı ilan edilmiş alanlarda bu sefer ‘üstün ekolojik özellikler’ arayarak, bulunmadığında koruma dışına almanın sistematiği kurulmuş oluyor” diye konuştu.

Rize İkizdere Vadisi doğal sit tartışmalarının odağındaRize İkizdere Vadisi Doğal SİT tartışmalarının odağında

BAŞBAKAN KIZDI, DOĞAL SİT İLAN ETME YETKİSİ ÇEVRE BAKANLIĞI’NA VERİLDİ

Rize’deki İkizdere Vadisi’nin, dönemin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Koruma Kurulu aracılığıyla doğal sit alanı ilan edildiğini kaydeden Okumuşoğlu, vadide yapımı planlanan 22 tane HES projesinin koruma kalkanı yüzünden inşa edilemeyeceğinin gündeme gelmesi üzerine Başbakan ve dönemin Bakanlarının tepkileri nedeniyle tescil edilemediğine işaret ederek şöyle konuştu: “nihayet 2011 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı’nın yerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kurularak doğal sit alanı ilan etme kararı Kültür Bakanlığı’ndan alınıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı kurulan Tabiatı Koruma Genel Müdürlüğü’ne devredilmişti. Bu tarihten sonra ilk olarak Trabzonspor’un inşa etmek istediği Uzungöl Hes için Trabzon Çevre İl Müdürlüğü doğal sit alanında kurulmak istenen HES projesinin sit alanına zarar vermeyeceği gerekçesi ile doğal sit alanında HES için ilk kararı vermiş, neticede bu karar da yargıya taşınmıştı. 12 Ağustos tarihli ilke kararı ile de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uzun süredir üzerinde düşündüğü doğal sit alanlarını enerji projelerine açma girişimini başlatmış oldu. Ortaya koyduğu ilke kararı ile doğal sit alanlarında HES projelerine izin vermenin sistematiğini ortaya koymuş oluyor.

DOĞAL SİT’LERDE HES’LERE İZİN VERMENİN YOLU AÇILDI

Bu sistematik ‘Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yeraltında veya su altında bulunan’ alan özelliğine sahip olduğundan yani zaten ender özelliklere sahip olduğundan doğal sit alanı ilan edilen alanlarda ekstra özellikler arayarak, bu ekstra özelliklerin sipariş üzerine hazırlanacak bir rapor ile sorgulanıp, bu raporun sözüne göre bu ekstra özellikler yoksa daha önce ender özelliklere sahip olduğundan doğal sit alanı edilmiş alanlarda HES’lere izin vermenin yolunu açmış oluyor.”

15.08.2014

© tüm hakları saklıdır

HES için savaş hukuku uygulamasını yargı erteledi

HES için savaş hukuku uygulamasını yargı erteledi

Yusuf Yavuz

Artvin’in Arhavi ilçesi kent merkezinde MNG Holding tarafından yapımına başlanan HES projesine ilişkin alınan acele kamulaştırma kararına karşı dava açan yöre halkına yargıdan sevindirici haber geldi. Arazilerine el koyma işlemi başlatılan Arhavililer, işlemin durdurulması için Arhavi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme ise Danıştay’da devam eden iptal davası sonuçlanıncaya kadar el koyma işlemlerinin durdurulmasına karar verdi. Maden, HES ve benzeri projelerde uygulanan acele kamulaştırma kararı, geçmişte yalnızca ülke savunmasını gerektiren koşullarda alınabiliyordu.

Arhavi'de mahalle ortasındaki HES şantiyesi tepki çekiyorMAHALLE ORTASINA HES YAPIMINA İZİN VERİLDİ

Artvin’in Arhavi ilçesinde yöre halkının direnişine rağmen yapımına başlanan HES projesine karşı başlatılan hukuk mücadelesinde yöre halkı önemli bir kazanım elde etti. Arhavi kent merkezinde HES yapılabilmesinin önünü açmak için, Cumhuriyet Mahallesi’nde bulunan toplam 12 parsel tarım arazisi, nazım imar planında yapılan değişiklikle ‘konut dışı kentsel çalışma’ alanına dönüştürüldü. Ardından da Bakanlar Kurulu kararıyla söz konusu parseller için acele kamulaştırma kararı alındı. Bunun üzerine söz konusu araziler için ‘el koyma’ işlemleri başlatıldı. Ancak Cumhuriyet Mahallesi’nde yaşayan Yaşar Abay, Kamil Özdemir, Atilla Küçükkaya, Afet Kambur, Elmas Sarı ve Osman Nuri Kambur adlı yurttaşlar, yalnızca savaş koşullarında ve ülke savunması için alınabilen acele kamulaştırma kararının iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı.

Duruşma tutanağı duruşma tutanağı2MAHKEME ACELE EL KOYMA İŞLEMİNİ ERTELEDİ

Danıştay 6. Dairesi’nde açılan dava sürerken HES için acele el koyma işlemlerinin başlatılması ise yöre halkının tepkisini çekti. Arhavi Doğa Koruma Platformu’nca yapılan açıklamada, Danıştay’da açılan davadan haberdar olmayan MNG firmasının yurttaşlara ait arazilere el konulabilmesi için Arhavi Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak keşif yaptırdığı belirtildi. Keşiften haberdar olan yurttaşlar ellerindeki belgelerle mahkemeye başvurarak, konuyla ilgili dava sürerken el koyma işleminin yapılmaması gerektiğini bildirdiler. Mahkeme, Danıştay’da devam eden dava sonuçlanıncaya kadar acele el koyma işlemlerinin bekletilmesine ve 16 Eylül tarihinde yeni bir duruşma yapılmasına karar verdi.

Arhavili yurttaşlar 4 Ağustos günü görülen duruşma sonunda hatıra fotoğrafı çektirdi‘HES İÇİN SAVAŞ HUKUKU UYGULANMASINI KINIYORUZ’

Arhavi Doğa Koruma Platformu’nun konuyla ilgili açıklamasında, Danıştay’ın enerji ve maden üretimi gibi konularda Bakanlar Kurulu’nca alınan acele kamulaştırma kararlarını, ‘bu tür işlerde kamulaştırmanın aceleliliği bulunmadığı’ gerekçesiyle iptal ettiği anımsatılarak, “hükümet, ısrarla yargının iptal ettiği kararların bir benzerini bir başka proje için almaya devam ederek hukuk tanımaz tavrında ısrar ediyor. HES inşaatı için savaş hukuku uygulanmasını kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

09.08.2014

© tüm hakları saklıdır

Eleştiri övgü değil, sert olması doğaldır!

Eleştiri övgü değil, sert olması doğaldır!

Kendisini eleştiren Platform Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunan Valiye yargı böyle dedi…

Yusuf Yavuz

Burdur’un önceki Valisi Nurettin Yılmaz, basın açıklaması yoluyla kendisini küçük düşürdüğü ve rencide ettiği gerekçesiyle kentteki çarpıklıkları gündeme taşıyan Burdur Sivil Toplum Platformu Başkanı Kemal Arslan hakkında suç duyurusunda bulundu. Önceki Vali Yılmaz’ın suç duyurusunu inceleyen Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı, basın açıklamalarının hakaret içermediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Kararda, “ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık veren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir” ifadelerine yer verilirken, Arslan, kararın gerekçelerinin demokrasi manifestosu niteliğinde olduğunu dile getirdi.

Burdur’un eski valisi Nurettin Yılmaz, kentteki sorunları gündeme taşıyan açıklamalarıyla dikkat çeken Burdur Sivil Toplum Platformu Başkanı Kemal Arslan hakkında şikâyetçi olmuştu. Eski Vali Yılmaz’ın gerekçesi ise Platform başkanı Arslan’ın basın açıklamaları yoluyla kendisini kamuoyunda küçük düşürdüğü ve rencide ettiği iddialarıydı.

‘KURUMLARIN YÖNETİMİNİ AKP’Lİ VEKİLİN ELİNE BIRAKTI’ İDDİASI
Platform Başkanı Arslan, Vali Yılmaz’ı kızdıran açıklamasında, “Burdur’da devletin kapılarını vatandaşa kapamış, Valilik yapmayı gezip-tozmak olarak algılayıp, şirket parasıyla yurt dışı fuarları dolaşmaktan utanmamıştır! İldeki kamu kurumlarının yönetimini AKP’li vekilin eline bırakarak, yurttaşın derdini sahiplenmekten, sorunlarını çözmekten kaçmıştır” ifadelerine yer vermiş, ayrıca Vali Yılmaz’ın AKP’li eski belediye başkanını kurtarmak için sahte evrak düzenlediğini öne sürmüştü.

ESKİ VALİ PLATFORM BAŞKANI HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU
25 ve 28 Nisan tarihlerinde yapılan iki ayrı basın açıklamalarıyla ilgili 6 Mayıs tarihinde Burdur Valiliği Hukuk İşleri Şube Müdürlüğü aracılığıyla suç duyurusunda bulunan dönemin Valisi Nurettin Yılmaz, Platform Başkanı Arslan’ın kamu görevlisine hakaret ettiğini öne sürerek yargılanmasını talep etti.

SAVCILIK, KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA KARAR VERDİ
Suç duyurusunu inceleyen Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı, Platform Başkanı Arslan’ın, dönemin valisi Nurettin Yılmaz’ı ağır şekilde eleştirse de bu eleştirilerin ‘sert, kırıcı, incitici, rahatsız edici, nezaket sınırlarını aşan, kaba ve nefret anlatan sözler olsa da, basın açıklamalarının hakaret suçunun yasal unsurlarını oluşturmadığı, ayrıca Valiye herhangi bir fiil ve olgu ve isnat ederek hakaret etmediği’ gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Burdur (Fot. Yusuf Yavuz)‘ELEŞTİRİ ÖVGÜ DEĞİL, SERT OLMASI DOĞAL’
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bu yöndeki çeşitli yargı kararlarına da atıflarda bulunulan kararın gerekçesinde ise özetle şu ifadelere yer verildi: “Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık veren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir, bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörünün gerekleridir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz. Eleştiri övgü olmadığına göre sert, kırıcı ve incitici olmasının doğal olması gerekir.”

ARSLAN: ‘BU, YAŞADIĞIMIZ İLK HOŞGÖRÜSÜZLÜK DEĞİL’
Konuyla ilgili bir açıklama yapan Burdur Sivil Toplum Platformu Başkanı Kemal Arslan, Burdur’da valilerden dolayı maruz kaldıkları hoşgörüsüzlüğün ilk olmadığına dikkat çekerek, “Yargı kararında da vurgu yapıldığı üzere kamu görevlilerinin daha fazla hoşgörülü olmaları demokrasimiz için olmazsa olmaz bir koşul olup; özellikle Sayın Valilerimizin tahammülsüzlüğünden doğan yaşadığımız sorunların, aklıselim sahibi, hoşgörülü bir yaklaşımla çözülebileceğine olan inancımızı paylaşırken, her kademedeki yöneticilerimize elimizi uzatıyor, gelin canlar bir olalım diyoruz” ifadelerini kullandı.

09.08.2014

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 452 takipçiye katılın