Hayıt’ım, dingin kraliçem…

Hayıt’ım, dingin kraliçem…

Hayıt’ım! Mine çiçeğim. Sen koyakları bekle, her Temmuz’da geleceğim…

Yusuf Yavuz

Yılın bu günlerine gelince çoğumuzun üzerine bir atalet çöreklenir. Temmuz, kimine göre hasatın, kimine göre emeğin, kimine de aylaklığın mevsimidir bu topraklarda. Benim içinse ‘hayıt’ mevsimidir. Hayıt canım… Hani şu Haziranda çiçeklenmeye başlayan, Temmuzla birlikte koyakları, orman kıyılarını, dere yataklarını mora boyayan dingin kraliçe! Bildiğiniz hayıt işte!

DSCF6791Kiminizin televizyonlarda ot pazarlayan bezirgânların dilinden duyduğunuz. Zakkumun yoldaşı, sakızın sırdaşı; benim derin sevdam… Her yıl olanca hayhuyun arasında dallarına doyasıya sarılamadığım, dizlerinin dibinde soluyamadığım, gecenin kuytusunda dallarının arasından yıldızlara bakamadığım güzelim.

Kaç Temmuz geçti, kaç anemondan alıp, kaç asmaya devrettin mor nöbetini? Kaç zaman oldu oturup sana yazmayalı. “Temmuz’un güzelini açıklıyorum: Hayıt” cümlesinin yeryüzüne kazındığı günden beri kaç yürek çarpması işittin yol ayrımında? Kaç dilsiz göz düştü içi har, dışı alev camlardan gövdene? Kaç morun ötesine geçtin? Ki berisini bile ayırt edememişken kararmış yürekler! Kaç yangının kıyısında kaldın? Akdeniz miydi yangın yerinde mavisini içtiğin?

Hayıt’ım! Dingin kraliçem. Derin sevdam. Varlığın, varlığıma armağan…

Çıralı ayrımı mıydı, yoksa Adrasan’ın dağ yolu muydu, Yazır yokuşu mu? Dikenli ahlatların gövdelerini ak köpüklerle delirttiği günlerde, adını andıkça Temmuz’u çağırmam. Alakır mıydı, Köprüçay mı; ellerimde kokun, ruhumda ruhun, mor gövdenden geçip gidemediğim?

Binlerce yıldır canı can bilen bu toprakların ruhu her parçalandığında, gölgesi para etmeyen her ağaç işaretlendiğinde, ıslaha kurban edildiğinde her vahşi dere; can pazarına ilk atılan sen değil misin? Sen değil misin; “makiliktir” deyip üstüne çelik paletler sürülen? Sen değil misin; coğrafyamda gelin gibi görünen?

Hayıt’ım! Mine çiçeğim. Sen koyakları bekle, her Temmuz’da geleceğim…

24.07.2014

© tüm hakları saklıdır

Demre kumsalında 5 yıldızlı barikat!

Demre kumsalında 5 yıldızlı barikat!
Demre Sülüklü sahilinde yaz başında işletmeye açılan 5 yıldızlı otel kumsalı halka kapattı…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Demre ilçesinde bulunan ve kentin son kumul alanlarından biri olan Sülüklü sahili, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından özel bir şirkete tahsis edildi. Geçtiğimiz yıl inşaatına başlanan 5 yıldızlı otel, bu turizm sezonunda hizmete açıldı. Ancak yıllardır sıcak yaz aylarında Sülüklü kumsalından denize girerek serinleyen Demreliler, artık kumsala giremiyor. Çünkü otel işletmesi kumsalın büyük bölümünü işgal etmiş durumda. Sülüklü ve Taşdibi arasındaki geçişi sağlayan yol da araç trafiğine kapatılmış. 5 yıldızlı otelin ilçe için bir kurtuluş olacağını düşünen Demreli’ler sessizliğini koruyor ancak duruma tepki gösterenler de her geçen gün artıyor.

Antalya’nın Demre ilçesinde bulunan Sülüklü ve Taşdibi kumsalları, kentin betondan korunabilen son kumul alanları arasında anılıyordu. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı bu alanı 2004 yılı sonunda Turizm Gelişim Bölgesi ilan ederek yatırıma açtı. Bu kapsamda yapılması planlanan otellerden ilkinin inşaatına geçtiğimiz yıl başlandı. Yaz sezonu başında ‘Andriake Beachclub’ adıyla hizmete açılan otelin inşası için alanın rüzgâr erozyonundan korunması amacıyla 1950’li yıllarda devlet eliyle dikilen çok sayıda fıstık çamı ve akasya ağacı yok edildi.

demre kumulları son 35 yılda büyük oranda  tahrip edildiDemre kumulları son 35 yılda büyük oranda tahrip edildi

SÜLÜKLÜ KUMSALI BİR ZAMANLAR HALKINDI, ŞİMDİ OTELİN OLDU

Tarımla geçinen Demre halkının büyük çoğunluğu ilçelerine yapılacak 5 yıldızlı otelin işsizliğe çare olacağını, turizmi de canlandıracağını düşünüyordu. Ancak otelin hizmete girmesiyle birlikte Demrelilerin pek çoğu şoke oldu. Çünkü yıllardır sıcak yaz günlerinde özgürce serinleyebildikleri, geceyi geçirdikleri Sülüklü kumsalı otel işletmesi tarafından halka kapatıldı. İddialara göre otelin güvenlik görevlileri yurttaşların sahili kullanmasına izin vermediği için Sülüklü’nün batısındaki alan kullanılabiliyor.

demre sülüklü kumsalında otelKumul alanda inşa edilen oteller için, kumullar yanısıra çok sayıda fıstık çamı da yok edildi

Demre Sülüklü kumsalı oteller için tahrip edildiKumul alanda inşa edilen otel için çok sayıda fıstık çamı da yok edildi‘SAHİLİN HALKA KAPATILMASI ANAYASAL BİR SUÇ’

Demre’de yaşayan Emekli yurttaşlardan Süleyman Turan, Sülüklü kumsalının halka kapatılmasına tepki gösterenlerden biri. Sülüklü sahili ile Taşdibi arasındaki yolun otel işletmesi tarafından kapatılarak geçişin engellendiğini ve kumsalın bir kısmının bariyerlerle kapatıldığını dile getiren Turan, bunun anayasal bir suç olduğunu öne sürdü.

Demre’de yaşayan bir doğa dostu olduğunu ifade eden Turan, “Demre’ye ve halkına karşı işlenen bu anayasal ve insanlık suçuna dur demek için tüm doğaseverleri, insanım diyen herkesi yürek yüreğe saf tutmaya çağırıyorum” dedi.

bakanlık sülüklü kumsalında yeni oteller için tahsis yapmaya hazırlanıyorBakanlık Sülüklü kumsalında yeni oteller için tahsis yapmaya hazırlanıyor

KÜÇÜK İŞLETMELER KAPANDI, 6 YENİ OTEL YOLDA

Taşdibi mevkiinde yeni bir otelin daha temellerinin atıldığını dile getiren Turan, sahil boyunca yer alan küçük işletmelerin kapanmak üzere olduğuna dikkat çekerek, “bir süre önce inşasına başlanan yat limanı ile bölgedeki kumlar pazarlanıyor. Sahilden alınan kumlar başka bir ülkeye gönderilmek üzere iki ayrı yerde depolandı” iddiasında bulunan Turan, şunları söyledi: “Halkın bir bölümü otellerde çalışacağız düşüncesiyle mutlu görünüyor. Bu 6 yeni otelin daha yapılacağı söyleniyor. Küçük işletmelerin kapanacak olması, sahilin katledilmesi, halkın bir daha denize ulaşamayacak olması kimsenin umurunda bile değil.”

‘BURADA YAŞAYANLAR NELERİ YİTİRDİĞİNİ ANLAMIŞ DEĞİLLER’

Sülüklü’nün geçmişini bilen bir başka Demreli ise sahildeki asfalt yolun otel tarafından iş makineleriyle yarılarak kapatıldığını öne sürerek, “Bayramdan sonra burada yeni otellerin yapımına başlanacağı söyleniyor. Demreli’ler otelleri iş kapısı olarak gördü ama ilk başka işe alınan birkaç kişi yapamadığı için işten çıkarıldı ya da kendisi ayrıldı. Şimdi İngilizler ya da dışarıdan gelen başka personel çalışıyor. 5-10 Demreli de vardır çalışan, o kadar. Ayrıca bu bölgeyi temizleyen akıntının önü de liman inşaatıyla kesildi. Geçtiğimiz yıl 10-15 caretta yuvası vardı. Bu yıl hiç görmedik. Sadece bir tane kaplumbağa gördük, o da ölmüştü. Burada yaşayan insanlar neleri yitirdiklerini henüz anlamış değiller ama anlayınca iş işten geçmiş olacak” diye konuştu.

TÜRKİYE KIYILARINI 50 YILDA RANTA KURBAN ETTİ

Kıyılarını ve kumul alanlarını giderek ranta ve betona kurban eden Türkiye’nin kıyı uzunluğu bakımından 8 bin 333 kilometre ile 148 ülke arasında 31. sırada yer aldığını bir kez daha yineleyen Prof. Dr. Turhan Uslu, son 50 yılda 7 bin 487 kilometre kıyının kapılıp paylaşıldığını belirterek, “Böylece rant hırsı gelecek nesillere kıyılarda doğal bir alan bırakmayacaktır” dedi.

Sülüklü kumsalı bölgenin son bakir alanlarından biriydiSülüklü kumsalı bölgenin son bakir alanlarından biriydi

Sülüklü kumsalı otel tarafından bariyerle kapatıldıSülüklü kumsalı otel tarafından bariyerle kapatıldı

bir zamanlar halkın kullandığı sülüklü kumsalı bugün otel müşterilerine hizmet veriyorBir zamanlar halkın kullandığı Sülüklü kumsalı bugün otel müşterilerine hizmet veriyor

‘KUMUL VE ORMANLAR BELEŞ ARAZİ OLARAK GÖRÜLÜYOR’

1957 yılında 4 ayrı kum tepesine sahip olan Demre kumullarında insan kaynaklı tahribattan dolayı bugün hiç kum tepesi bulunmuyor. Gazi Ün. Fen-Ed. Fak. Biyoloji Böl. E. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turhan Uslu’nun verdiği bilgilere göre, 100’den fazla bitki türüne ev sahipliği yapan Demre kumullarının yüzde 75’i hatalı kullanım sonucu yok edildi. 1992 yılından bu yana alanda hiç yeni kum birikimi olmadığını kaydeden Uslu, “Son yıllarda kıyılarda tesis yapma söz konusu olunca, ya orman arazileri ya da kumullar devletten beleş alınacak araziler olarak görülmüştür. Türkiye, kıyılarında botanik turizmi, doğa turizmi, ekoturizm, flora turizmi, kıyı turizmi için alanlar tesis etmemiş veya ettiklerini de bilimsel olarak yönetemeyerek doğasını koruyamamıştır” görüşünü dile getirdi.

BAKANLIK DEMRE’DE ÜÇ YENİ PARSELİ DAHA TAHSİSE ÇIKARDI

Kültür ve Turizm Bakanlığı ise Demre Sülüklü ve Taşdibi sahilinde toplam üç ayrı parselin daha otel ve tatil köyü yapımı için tahsis edileceğini duyurdu. “Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik” kapsamında ülke genelindeki kamu taşınmazlarıyla birlikte tahsise çıkarılan Sülüklü kumsalında bulunan mülkiyeti Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na ait olan arazide, turizm amaçlı yatırım yapmak üzere yerli ve yabancı girişimcilere tahsis edilebilecek.

21.07.2014

© tüm hakları saklıdır

İlgili haberler:
Bu yetkiler bakanlıklardan alınsın!

Demre kumsalındaki otel inşaatı kent suçudur!

Avanos’un simgesine betonarme hançeri!

Avanos’un simgesine betonarme hançeri!

Yusuf Yavuz

Nevşehir’in Avanos ilçesinde bulunan 116 yıllık tarihi taş köprünün yanı başında inşaat izni verilmesi tepkilere neden oldu. Bölgedeki sivil toplum örgütleri, kıyı kanunu ve imar kanununa aykırı olarak inşa edildiğini öne sürülen bina için yargı yoluna gideceklerini açıklarken, Avanos Belediyesi kaba inşaatı tamamlanma aşamasında olan yapı için “her şey yasal” diyor.

Avanos Belediyesi inşaatın imar planı içerisinde olduğunu belirtiyorAvanos Belediyesi inşaatın imar planı içerisinde olduğunu belirtiyor

Nevşehir’in Avanos ilçesindeki tarihi taş köprü, ilçenin simgelerinden biri. Avanos’u ziyaret eden hemen herkesin üzerinden geçtiği ve hatıra fotoğrafı çektirdiği tarihi köprü 116 yıldır yöre halkına hizmet veriyor. Ancak çevresi pek çok kez onarım ve tadilat gören taş köprü bugünlerde çirkin beton yapılarla boğulmak üzere. Tarihi köprünün hemen yanı başında inşasına başlanan bina, Avanos’un siluetini de tehdit ediyor.

tarihi köprü 116 yaşında116 yaşındaki tarihi köptü, bir zamanlar deve kervanlarını ağırlıyordu

tarihi köprü bir zamanlar deve kervanlarını ağırlıyorduSTK’LAR ‘HUKUKSUZ’, BELEDİYE ‘İMAR PLANI İÇERİSİNDE’ DİYOR

Özel bir şirket tarafından yapımı sürdürülen binanın, kıyı kanunu ve imar kanununa aykırı olduğu gerekçesiyle Avanos Belediyesi’ne başvuran yöredeki sivil toplum örgütleri, inşaatın durdurulmasını ve ardından da yıkılmasını talep ettiler. Ancak Avanos Belediyesi, iki katlı işyeri olduğu belirtilen bina inşaatının Uygulama İmar Planı içerisinde olduğu yanıtını vermesi üzerine konuyu Nevşehir Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na taşıyan sivil toplum örgütleri, Kurul’un yapı hakkında inceleme yapmasını bekliyor.

önce böyleydiÖncesi ve sonrası

sonra böyle oldu‘SİLUETİN DEĞİŞMESİ KENTE YABANCILAŞMA DUYGUSUNU ARTTIRIYOR’

Kapadokya Tarih Kültür Araştırma ve Koruma Derneği (KATED) Başkanı Mükremin Tokmak, kot farkı gözetmeksizin inşa edildiğini öne sürdüğü yapının durdurulması gerektiğini vurgulayarak, “Avanos Tarihi Kentler Birliği üyesi bir ilçe olarak Türkiye’de saygın bir yere gelmek isterken, kentin siluetinde meydana gelen bu büyük ve hızlı değişiklikler kente ve yaşam alanlarına yabancılaşma duygusunu da artırıyor” diye konuştu.

Avanos'un simgesi olan tarihi köprünün yanıbaşındaki inşaat tepki çektiYöredeki STK’lar inşaatın durdurulmasını ve yıkılmasını istiyor

Yöredeki stk'lar inşaatın durdurulmasını ve yıkılmasını istiyorMİMARLAR ODASI DAVA AÇMAYA HAZIRLANIYOR

Yöredeki sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yaptıkları başvuru üzerine TMMOB Mimarlar Odası’nın konuyla ilgili dava açmaya hazırlandığının da altını çizen Tokmak, “Nereden bakılırsa bakılsın Avanos hem geçmişimiz, hem de geleceğimizdir. Ona sahip çıkmalıyız. Belediye başkanına oy versin vermesin, her türlü görüşten Avanoslu bu çirkin yapının kente zarar verdiği konusunda hemfikir” dedi.

© tüm hakları saklıdır

20.07.2014

Bafa için son kez çığlık attılar!

Bafa için son kez çığlık attılar!
Bu görev Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yüz bin kez daha önemli…

Yusuf Yavuz

Aydın ve Muğla illeri sınırında bulunan Ege’nin incisi Bafa Gölü’ndeki aşırı kirlilik geçtiğimiz günlerde binlerce balık ölümüyle sonuçlandı. Yetkililerin radikal çözüm üretmemesi ise yöre halkının tepkisini çekiyor. Önceki gün Bafa Gölü kıyısında bir araya gelen yöre halkı Bafa için son çığlık eylemi düzenledi. Sanatçı-Milletvekili Tolga Çandar’dan Yatağan işçilerine kadar pek çok kişi ve kuruluşun destek verdiği eylemde Bafa’nın kurtuluşu için acil önlemler alınması istendi.

BAFA EYLEMİ5İNSAN ELİYLE CENNETE VEDA

Büyük Menderes Nehri’nden beslenen Bafa Gölü, bir zamanlar Ege’nin cennet köşelerinden biriydi. Ancak Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinden doğan B. Menderes, geçtiği pek çok yerleşimdeki sanayi atıkları ve insan kaynaklı kirlilik yüzünden Bafa Gölü’nü adeta çöplüğe çevirdi. Bafa Gölü yakınlarındaki balık çiftlikleri ile zeytin işleme tesislerinden kaynaklanan kirlilik ise koruma altındaki göle son darbeyi vurdu. Birkaç yıl öncesine kadar içinde insanların yüzdüğü Bafa Gölü, yine insan eliyle ve göz göre göre ölüme terk edildi. Gölde yaşayan binlerce balık aşırı kirliliğe bağlı oksijensizlik yüzünden ölerek kıyıya vurdu. Bafa’nın Kapıkırı- Heraklia bölgesindeki kıyılar, aşırı yosunlaşma nedeniyle adeta bezelye çorbası görünümünde.

YATAĞAN İŞÇİLERİ BAFA’NIN ÇIĞLIĞINA SES VERDİ

İşte görenleri kahreden bu manzara karşısında yöredeki sivil toplum örgütleri ve yaşam savunucuları bir araya gelerek önceki gün Bafa Gölü kıyısında yürüyüş ve eylem yaptı. Bafa için son çığlık eylemine, Muğla, Bodrum, Milas, Kuşadası, Söke ve Yatağan’dan çok sayıda yaşam savunucusu katılırken, eyleme Muğla Milletvekilleri sanatçı Tolga Çandar ile Prof. Dr. Nurettin Demir de destek verdi. Eylemde ayrıca Yatağan işçileri de Bafa’nın son çığlığına ses verdiler. Davul zurna eşliğinde insan zinciri oluşturularak Bafa’daki kitliliğe dikkat çekilen eylem renkli görüntülere sahne olurken, konuyla ilgili TBMM’ne araştırma önergesi verileceği belirtildi.

BAFA EYLEMİ6BAFA EYLEMİ11BAFA EYLEMİ13PEK ÇOK KORUMA SIFATI VAR AMA BAFA ÖLÜYOR

Bafa Gölü ile ilgili yıllardır bilimsel çalışmalarda bulunan EKODOSD Bilim Danışmanı Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, geçmişte mülkiyeti yörede yaşayan Özbaş ailesine ait olan Bafa Gölü’nün, 1977 yılında Bülent Ecevit hükümeti döneminde kamulaştırılarak ‘1. Sınıf Sulak Alan’ ilan edildiğini ve ardından koruma altına alındığını belirterek, “Bafa Gölü çevresi, 1989 yılında 1. Derece Doğal Sit, 1994 yılında ise Tabiat Parkı ilan edildi. Kıyıdaki Heraklia ve Latmos antik kentleri de 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak koruma altına alındı. Ancak Bafa Gölü son yıllarda yasal zorunluluklara rağmen korunamadığı için kimyasal ve biyolojik kirlilikle karşı karşıya” dedi.

ÖLÜM ZİNCİRİ İNSANDA SON BULUYOR

Eylemde, Bafa Gölünü Kurtarma ve Yaşatma Platformu tarafından yapılan açıklamada ise binlerce yılda oluşan Bafa Gölü’nün can çekiştiğine işaret edilerek, şöyle denildi: “Bafa Gölü’nde yaşamın tümüyle bitmesi için önümüzde artık bin yıllar, yüz yıllar, on yıllar yok. Her yıl bahar aylarında zeytinyağı fabrikalarının karasuları, göl kıyısındaki balıkçılık tesislerinin atıkları Bafa Gölü’nü öldürüyor. Bilinçsizce kullanılan tarım ilaçlarının yağmur sularıyla göle taşınmasıyla oluşan zehirlerle Bafa Gölü her geçen saniye ölüyor. Kirli atıklarla bozulan su kalitesi nedeniyle gölde ‘alg’ denilen yosunlanmanın olağanüstü boyutlarda artması, Bafa Gölü’nü oksijensiz bırakarak başta balıklar olmak üzere sucul canlıların yüz binler, milyonlar ölçütünde öldürüyor. Ölen ve kıyıya vuran balıkları yiyen su kuşları ve diğer canlılar da ne yazık ki zehirlenip ölüyorlar. Kirlenen, zehirlenen gölün suyundan içen çevre köylerin ineklerinin sütüyle, burada üreyen sivrisineklerin, karasineklerin ısırmasıyla insanlara hastalık geçiyor. Balık ve kuş ölüleri ile kıyıya vuran alglerin çürümesiyle oluşan çok kötü koku, gölün çevresini yaşanılmaz hale getiriyor.”

YATAĞAN İŞÇİLERİ DE BAFA EYLEMİNE DESTEK VERDİ‘BAFA’YI KURTARMAK CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDEN ÖNEMLİ!’

Bafa Gölü’nün acilen can çekişmekten kurtarılıp yeniden yaşama döndürülmesinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yüz bin kez daha önemli bir görev olduğuna vurgu yapılan açıklamada, “Sayın yetkililer, sayın görevliler, sayın sorumlular; artık kabul edin, bugüne dek aldığınızı söylediğiniz hiçbir önlem işe yaramadı. Bu gerçeği kabul edin. Kabul edin ki, sizlerle bundan sonra ‘çok acil olarak neler yapılabilir?’ i görüşelim, tartışalım ve ortak akılla bir yol bulalım. Bafa Gölü’nde can çekişmekte olan insanların, kuşların, balıkların ve tüm canlıların en kutsal değer olan yaşam haklarına sahip çıkmak için, yüz binlercesi, milyonlarcası ile sessizce ölmekte olan yaşamın sesi olmak için. Ay tanrıçası Selene’nin aynası kararmasın, Latmoslu çoban Endymion’ın yurdu ölmesin, Bafa Gölü yeniden yaşam bulsun” çağrısına yer verildi.

© tüm hakları saklıdır

20.07.2014

Kazdağı’nda isyan var!

Kazdağı’nda isyan var!
Hasanboğuldu’yu bir kez daha boğmak isteyenlere karşı direniş başlattılar…

Yusuf Yavuz

Batı Anadolu’nun akciğerleri sayılan Kazdağı, sayısız doğal zenginliğinin antik çağlardan bu güne önemli bir yaşam merkezi. Ancak efsanelere, öykülere, romanlara konu olan, Balıkesir ve Çanakkale illerinin bir bölümünü kapsayan Kazdağı’nın üzerinde uzun süredir karabulutlar hiç eksik olmuyor. Bin pınarlı, ak köpüklü İda’nın şifalı suları, mis kokulu çamları, köknarları uzun süredir zulmün eşiğinde. Sabahattin Ali’nin öyküleriyle ölümsüzleştirdiği destansı coğrafya, rant ve kısa vadeli kazançlar uğruna geleceğini yitirmek üzere.

Vahşi madencilik, HES’ler ve başka pek çok yıkım projesiyle can çekişen Kaz Dağı’nın çocukları, geçtiğimiz hafta sonu Balıkesir Akçay’da bir araya gelerek İda’nın bin pınarlı sularının gözyaşı olmaması için and içtiler.

KAZ DAĞI’NDAKİ YIKIMA KARŞI DİRENİŞ BAŞLATTILAR

14 Temmuz Cumartesi günü Akçay’da bir araya gelen GÜMÇED, Gençlik Muhalefeti ve yöre halkı, sloganlar ve pankartlar eşliğinde Cumhuriyet Meydanı’na kadar yürüdü. Ardından meydanda düzenlenen mitingde, Mehmetalan Köyü Muhtarı Metin Aktaş, Soma İşçisi Eren Sidal, Gençlik Muhalefeti’nden Ayşegül Uçar ve GÜMÇED Edremit Körfez Şubesi Başkanı Mehmet Akif Öznal Kazdağı’nda yapılması planlanan baraj ve HES’lere karşı konuşmalar yaptılar. Mitingin ardından sanatçılar Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu’nun yanı sıra Grup Haziran, Heyula ve Marsis konserleri ile gece yarısına kadar süren etkinliğe, binlerce yurttaş katıldı.

BİN PINARLI İDA’NIN TÜM AKARSULARI HES’LERE KURBAN EDİLECEK

GÜMÇED Edremit Körfez Şubesi Başkanı Mehmet Akif Öznal, mitingde yaptığı konuşmada, Kaz Dağı’na dayatılan vahşi madenciliğin ardından şimdi de bölgedeki tüm akarsular üzerinde baraj ve HES projeleri ile suların ellerinden alınmak istendiğini dile getirdi.

‘TÜM CANLILARIN HAKKI OLAN SU ŞİRKETLERE KİRALANIYOR’

1/100 bin ölçekli bölge planında, 6 adet baraj, onlarca da HES projesinin öngörüldüğünü kaydeden Öznal, “yaşam kaynaklarımızın nasıl yağmalanacağını yine birileri kapalı kapılar ardında planlanıyor. Dünyanın doğal kaynakları üzerinde gittikçe büyüyen bir hâkimiyet kurma amacı güden sermaye-devlet işbirliğinin son hedefi su kaynaklarıdır. Devlet eliyle suların kullanım hakkı yarım asır gibi sonuçları kestirilemeyecek zaman dilimleri için özel şirketlere devredilmektedir. Tüm canlıların yaşam hakkı olan su sanki işletilmediği sürece boşa giden bir malmış gibi şirketlere kiralanmaktadır” görüşünü savundu.

‘PROJELERİN TOPLUMSAL ETKİLERİ DEĞERLENDİRİLMİYOR’

Baraj ve HES gibi su yapılarının gereklilik ve yararlarının açık olarak tartışılması gerektiğine işaret eden Öznal, bu projelerden etkilenecek olan halkın görüşünün alınmasını, çevresel, kültürel ve toplumsal etki değerlendirmelerinin yapılması gerektiğini kaydederek, “su yapılarının şirketlerin çıkarlarına göre değil tüm canlı yaşamın ve doğanın sürdürülebilirliği temelinde projelendirilmesi, yer seçimlerinin bu kriterlere göre belirlenmesi gerekir. Aksi durumda yöredeki yaşamın olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Bir barajın yapımı mutlaka kırsal kalkınma boyutunu içermelidir. Oysa DSİ’nin hemen hiçbir yatırımında bu yaklaşım yoktur. Bizler hiçbir ekonomik değerin insanın kültürel ve tarihi geçmişinden, doğal dengenin ve canlı yaşamın en küçük parçasından daha değerli olamayacağını düşünmekteyiz. Su yaşamın kendisidir. Suyun meta haline getirilmesi sadece insanlar için değil, doğada ki tüm diğer canlılar içinde kabul edilemez. Suya erişim tüm canlılar için kutsal bir haktır” ifadelerini kullandı.

‘DERELERİMİZİ ALMAK İSTİYORLAR, VERMEYECEĞİZ!’

Açıklamasında, Kaz Dağı’nın eteğinde kurulan Kızılkeçili köyünün özgün bir yerleşim olduğuna dikkat çeken Öznal, köyün can damarının Kızılkeçili Çayı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Kaz Dağı’nın pınarları ile beslenip bağrındaki Hasanboğuldu, Sütüven Şelalesi ve Çağlayan gibi özellikli su oluşumları ile denize özgür akan Kızılkeçili çayı, geçtiği her yerde tüm canlılar için yaşamın kaynağıdır. 1/100 bin ölçekli bölge planında HES öngörülen, DSİ tarafından ise baraj inşa edileceği söylenen deremizi elimizden almak istiyorlar. Vermeyeceğiz. Sadece biz insanlar için değil, ağaçlar, çiçekler, kuşlar, sincaplar, börtü böcek, yani suya erişim hakkı olan tüm canlılar için deremiz özgür akacak.

‘İKİNCİ KONUT ÇÖPLÜĞÜNE SU TEMİN ETMEK İSTİYORLAR’

Sahillerimizi ikinci konut çöplüğüne çeviren yanlış uygulamalara, şimdi de bu yazlık nüfusa su lazım diyerek tüm derelerimizde baraj yapıp, içme suyu temin etmek adı altında daha büyük bir yanlış eklenmek isteniyor. Bu yanlışın bedelini ne Kızılkeçili Köyü, ne Mehmetalan Köyü ne de diğer köylerimiz ödemek zorunda değildir. Ayrıca Havran Barajı’ndan Mıhlı Çayı üzerinde planlanan baraja kadar, 7 adet baraj yapımı sadece içme suyu için olamaz. Başta altın madenleri olmak üzere yörede planlanan tüm madenlere su temin etmek, bu sürecin gizlenen ve önemli bir parçasıdır kanısındayız. Bizler ne köylülerimizin, ne de yaşamı tamamlayan diğer canlıların bu bedeli ödemeyeceğini haykırıyoruz. Verilecek suyumuz yok. Ne yazlıklara ne de madenlere!

‘BARAJ VE HES’LER YAPILIRSA EDREMİT KÖRFEZİNDE NEFES ALINMAZ’

Kızılkeçili Barajı ve planlanan tüm bu barajlar yapılırsa yaratacağı mikro-klima ortamı ile bine yakın bitki çeşidine (78’i endemik) sahip Kazdağı Milli Parkı da dahil olmak üzere tüm yaşam ortamımızda ekolojik denge bozulacaktır. Özellikle astım ve kalp hastaları için doğal tedavi ortamı sağlayan, temiz ve kuru havamız, aşırı nemlilik ile bu özelliğini yitirecektir. Gözbebeğimiz kutsal zeytin ağaçlarımız olumsuz etkilenecek ve zeytinciliğimiz geriye gidecektir. Sera etkisine girmesi ile dünyanın soluk alma yeri dediğimiz Edremit Körfezi’nde nefes almak bile zorlaşacaktır.

‘DERELERİMİZDE GECE GÜNDÜZ NÖBETTE OLACAĞIZ’

Kızılkeçili Çayı’nda baraja ve HES ‘e hayır! Tamam ama sorun sadece ve ne yazık ki bu değil. Tüm akarsularımız tehlike altında ve tümünü korumalıyız. Mıhlı Çayı, Şahin Deresi, Manastır Çayı, Kızılkeçili Çayı, Zeytinli Çayı, Eybek Çayı ve tüm akarsularımızın özgür akması için mücadele etmeliyiz. Bu da örgütlü, kararlı ve kesintisiz bir mücadele ile mümkündür. Planlanan bütün baraj ve HES’lerin vahşice dayatılmasına direneceğiz. Derelerimizde gece-gündüz nöbette olacağız.”

© tüm hakları saklıdır

20.07.2014

Tek kişilik, interaktif…

Tek kişilik, interaktif…

Yusuf Yavuz

“Oturuyordum ve görünüşüm öyle korkunçtu ki, her halde hiçbir şey benden yana çıkmayı göze alamıyordu. Yakmakla daha demin kendisine bir yardımda bulunduğum lamba bile oralı olmuyordu. Sanki bomboş bir odada yanıyormuş gibi, kös kös yanıyordu. Bu durumda, tek ümidim pencere kalıyordu…”(Rilke- Malte Laudrıs Brıgge’in Notları)

Umudun, sadece sokağa açılan bir pencereden ibaret olduğu tekil hayatların, modernizmin o dikey yaşamında melodramla harmanlanıp bireycilik sosuyla sunularak, mistik bir yalnızlık halini almasıyla kendimize bakmayı unuttuk.

Seksenlerde Yeşilçam sinemasının çokça kullandığı ve sosyal içerik kaygısıyla yaratılan gizemli yalnız adam ve kadın figürünün anlaşılmazlığıyla, kendi yaşamlarımızın anlaşılmazlığı arasında bir paralellik kurmakta epey yol aldık. Yeni yolculuklara çıkacaktık ve çıktığımız yolculukların son durağı, bizi kimsenin tanımadığı yerler olacaktı. Biz de kendimizi tanımayacaktık!

Kentin, vahşi ve soğuk yaşamından kendimizi kurtaracak, ruhlarımızın derinliklerinde yatan bizi ortaya çıkaracak vahayı bulacaktık. Biraz hayalperesttik ve biraz da hayatla yaptığımız maçın rövanşına hazırlanacaktık. Kıyı kasabalarının, o salaş balıkçı meyhanelerini aradık, kırçıl sakallı balıkçıları; Macit Flordun’dan, Kadir Savun’dan, İhsan Yüce’den anımsadığımız iyi yürekli, güngörmüş ihtiyarları aradık. İyot kokusu ve balık ağlarının oluşturduğu fonda, ellerimiz cebimizde, üç günlük sakalımızla oradan geçerken “ hayrola evlat, canın sıkkın görünüyor gel şöyle yanıma otur hele” diyecek birilerini aradık. Üstümüze birden güneşten bir yorgan serilecek, balıklar mangala, rakılar bardağa doluşacaktı. Kaptanın kızına âşık olunacak, harabe kulübeler onarılacak, basma perdeli evlerde kentten ayrılırken buruş buruş ruh heybemize tıkıştırdığımız suretlerimizi tek tek ütüleyecek, mutluluğun dibini bulacaktık.

Kimsenin kimseye benzemediği kalabalık bir hayatın arasından, herkesin herkese benzediği soylu yalnızlıklara uzandık. Boyası dökülmüş bankların, plastik sandalyeli çay bahçelerinin, uzun ve amaçsız akşam oturmalarında; her karesini ezberlediğimiz bir filmin zihnimize kurduğu salıncağın ninnisiyle sallandık. Ruhumuzu kıpırdatacak rüzgâr çoktan kesilmişti ve gittikçe birbirimizi daha çok izler olmuştuk. Emel hanımın basenleri, gümüşçü kızın gizemli sevgilisi, postacının saçında gittikçe çoğalan aklar ve dövmeci gencin suratındaki faça…

Birbirimizin bütün ayrıntılarını geçen yüzyıldan kalma bir polisiye merakıyla konuşuyorduk. Ve en usta anlatıcının dilinde kusursuz bir romana dönüşüyordu sıradan hayatlarımız. Yağmurlu akşamüstlerinin saçak altı sohbetlerinde yüzümüze binlerce kez çarpan cümlelerle, sözü hızla tüketiyor; uzun uzun susuyorduk.

Tek kişilik, interaktifVe bir tek pencere kalıyordu geriye; gizemli yalnızlıklar otobanında, dünyaya açılan pencere.

Binlerce chat odası, yüz binlerce klavye ve karanlık, dipsiz bir kuyudan kendi suretimizin yansımasını çekip çıkarmaya çalıştığımız milyonlarca telaşlı parmaktık artık. Ofislerde, soğuk ve dumanlı net kafelerde, gürültülü arka sokaklarda; durmadan koşan hayatın zaman aralığından koparmaya çalıştığımız bir tutam sanal karşılık için açılan bir pencereydi hayat.

Akademisyenler, eczacılar, marangoz kalfaları, yurt kaçkını öğrenciler ve ‘nick’inin gizemine sığınmış, “ bir seksen- bir doksan” ölçülerinde hayali modeller.

Öylesine, günün sükûnet denizine atılmış taşların halkaları ve dağıldıkça belirsizleşen çizgilerdik. Kendimizle karşılaşınca, “pencereyi kapatıyorduk”

Ne Eyüp’ün kaymakçı dükkânları ne Beyoğlu’nun muhallebicileri ne de yazlık sinema önlerinin kırmızı yanaklı kalp atışları. Chat odalarında buluşuyoruz nice zamandır. Onyedi yaşında sanal ilişkilerin yorgunu bir orta yaş insanı, otuzunda çoktan ikinci bahar hülyasına kapılmış iflah olmaz bir sanal çapkın…

Boynumuza astığımız ve sayısını bizim bile unuttuğumuz “nick” lerin ağırlığında kırıldı umutlarımız. Milyon kere dileğimizi yazıp, boşluk bırakarak uçuruma attığımız ve cevabını beklediğimiz kocaman bir soru çengeli oldu hayat. Şu yanımızda oturan delikanlı, ön koltuktaki yaşlı teyze, hele şu arka tarafta konuşmak için can atan siyah kazaklı sakallı bey. Ne zamandır gözlerimiz diğerine teğet geçiyor, suretimiz bir retinaya kaydolmayalı kaç zaman oldu?

Biriktirdiğimiz o ışıklı anıların çıkınını açıp, hayatı yeniden başlatmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?

17.11.2005

© tüm hakları saklıdır

Bakanlık ‘laubali ÇED’ sözünü haklı çıkardı!

Bakanlık ‘laubali ÇED’ sözünü haklı çıkardı!

Yusuf Yavuz

Isparta ve Antalya sınırlarında özel bir şirket tarafından yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı ve HES Projesi’ne verilen ÇED Olumlu Kararı’na yönelik yöre köylülerinin açtığı davada, Danıştay tarafından görevlendirilen bilirkişi heyeti proje alanında incelemelerde bulundu. Davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın keşif için görevlendirdiği temsilcinin yetki belgesinin bulunmaması şaşkınlık yaratırken bakanlığı adeta şirketin avukatı savundu.

darıbükü köyü kasımlar barajının sularının altında kalacakDarıbükü Köyü, Kasımlar Barajı’nın sularının altında kalacak

kaısmlar barajı için açılan davada danıştay tarafından görevlendirilen bilirkişi heyeti proje alanında keşif yaptıKasımlar Barajı için açılan davada danıştay tarafından görevlendirilen bilirkişi heyeti proje alanında keşif yaptı

YILAN HİKÂYESİNE DÖNEN BARAJ DAVASINDA BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ

Isparta ve Antalya sınırlarında, Yukarı Köprüçay Havzası’nda yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı ve HES Projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Temmuz 2012’de ÇED Olumlu Kararı verdi. Ancak Bakanlığın verdiği ÇED Olumlu kararı, biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengin olduğu belirtilen bölgenin değerlerini yansıtmadığı eleştirilerine neden oldu. ÇED Dosyasını değerlendiren Prof. Dr. Ali Demirsoy, “bu denli laubali bir ÇED ile HES yapılıyorsa yazık bu ülkeye” ifadelerini kullanmıştı. Bunun üzerine yöre köylüleri ÇED Olumlu Kararı’nın iptali istemiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na karşı Isparta İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Isparta İdare Mahkemesi ise 2012 Eylül’ünde açılan dava için hangi ilin mahkemesinin yetkili olduğunun belirlenmesi için yetkisizlik kararı alarak dosyayı Danıştay’a gönderdi. Ancak Danıştay, Isparta İdare Mahkemesi’nin kararını, eksik imza ile alındığı gerekçesiyle geri gönderdi.

KÖYLÜLER DAVA AÇTI, MUHTARLAR BAKANLIĞI TUTTU

Köylülerin projenin çevreye ve yaşam alanlarına vereceği olumsuz etkilerden endişe ederek açtığı davanın dosyası yargı kurumları arasında gidip gelirken 2012 sonunda baraj inşaatı başladı. Projeden etkilenecek 5 köyün muhtarı ile bir belediye başkanının davada Bakanlık yanında müdahil olması ise şaşkınlık yaratmıştı. Muhtarlar, davaya müdahil olma gerekçesi olarak da projenin çevreye bir zararının olmayacağını ve işsizliği önleyeceğini öne sürmüşlerdi. İşte iki yıldır yılan hikâyesine dönen o davada nihayet bilirkişi incelemesi yapıldı. Danıştay 14. Dairesi’nin doğrudan üstlendiği davada, inşaat çalışmalarının büyük bölümü tamamlanan proje alanında bilirkişi incelemesi yapıldı.

darıbükü köyünün büyük bölümü sular altında kalacakDarıbükü Köyü’nün büyük bölümü sular altında kalacak

Alanda yürütülen envanter çalışmasıAlanda yürütülen envanter çalışması

BAKANLIK GÖREVLİSİNİN YETKİ BELGESİ YOK

Davacı köylüler ve avukatlarıyla, ilgili şirket yetkilileri ve avukatları keşif için Darıbükü köyündeki baraj şantiyesi alanında bir araya geldi. Ancak davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görevlendirdiği yetkilinin yetki belgesinin bulunmadığı anlaşılınca, keşif sırasında bakanlık kendini savunamamış oldu. Bakanlığı adeta şirketin avukatı savunmuş oldu. Keşif heyeti, barajın suları altında kalacak olan Darıbükü köyünden başladığı inceleme gezisini, Kasımlar ve İbişler köylerindeki inşaat ve şantiye alanlarının ardından Antalya sınırlarındaki Değirmenözü köyünde tamamladı.

AVUKAT TUNCAY KOÇ: ‘ÇED RAPORUNDA İNSAN YOK’

Baraj şirketinin avukatı ÇED raporundaki eksikliklerle ilgili iddiaları yalanlarken köylülerin avukatlarından Çevre ve Ekoloji Avukatları Grubu (ÇEHAV) üyesi Yakup Şekip Okumuşoğlu ise rapordaki çarpıklık ve çelişkilere dikkat çekti. Köylülerin bir diğer avukatı Tuncay Koç ise baraj projesinin baştan hatalı olduğunu savunarak, zamanla yapılan kimi değişikliklerin projeye eklenmediğinin anlaşıldığını söyledi. 6 köyün etkileneceği 17 kilometrekarelik alanı kapsayan projeyle ilgili ÇED Raporunda insan unsuruna yer verilmediğini dile getiren Koç, evleri su altında kalacak olan köylülerin geleceğine ilişkin bir bilgi bulunmadığını da sözlerine ekledi.

Davacı Değirmenözü köylüleri ile davaya bakanlıktan yana müdahil olan köy muhtarları arasında kısa süreli tartışmaların yaşandığı keşif olaysız biçimde sona ererken, gözler bilirkişi heyetinin hazırlayacağı raporların ardından kararını verecek olan Danıştay’a çevrildi.

Kasımlar Barajı'nın suları altında kalacak olan Darıbükü köyünde bahçeler son kez ekildiKasımlar Barajı’nın suları altında kalacak olan Darıbükü köyünde bahçeler son kez ekildi

darıbükü köyünde baraj suları altında kalacak olan bahçeler son kez ekilmiş

BARAJ YAPILACAK ALAN ENDEMİK TÜR ZENGİNİ

Yaklaşık yüzde 70’lik kısmı orman alanı olan Kasımlar Barajı ve HES Projesi, yol, enerji nakil hattı, tünel ve kanal inşaatlarıyla on binlerce ağaç kıyımına neden olacak. ÇED raporunda yeterince yer verilmediği öne sürülen alandaki biyolojik çeşitlilik konusunda ise yeni veriler ortaya çıktı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından ülke genelinde yürütülen biyoçeşitlilik envanteri çalışmaları kapsamında alanda yapılan arazi incelemelerinde, projenin kapsadığı alanın yumrulu ve soğanlı bitkiler açısında zengin, endemizm oranının ise oldukça yüksek olduğu tespit edildi. Orman ağaçlarının iyi gelişim gösterdiği belirtilen alanın kapalılık derecesinin yüzde 98-100 olduğu noktalardaki temiz hava sahalarının önemine işaret edilirken proje alanında bölgeyi bilen akademisyenler tarafından yeniden inceleme yapılması gerektiğine dikkat çekiliyor.

17.07.2014

© tüm hakları saklıdır

İlgili haber:
Ali Demirsoy: ‘Bu rapor değil, maskaralıktır. Yazık bu ülkeye’
http://www.odatv.com/n.php?n=bu-rapor-degil-maskaraliktir-1101121200

“İki Ağaç İçin” (Elmalı Olayları)

“İki Ağaç İçin” Elmalı Olayları’na ışık tutuyor…
18 Haziran Çarşamba 2014

İki Ağaç İçin’in bu bölümünde Gazeteciler Yusuf Yavuz ve Pelin Gel Ağan, yakın dönem Türk siyasi tarihinde teoriyle pratiğin bir araya geldiği, öğrenci hareketiyle köylülerin ilk kez buluştuğu 1967-1968 yıllarını kapsayan bir dönemde yaşanan Elmalı olaylarını ekrana getiriyor.

Bundan 47 yıl önce Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Bayralar, Karamık, Sarılar, Taşağıl, İslamlar, Eymir, İmircik, Yuva ve Beyler köylerinde köylü ile toprak ağaları arasında yaşanan olaylar tarihe Elmalı Olayları olarak geçti. Toprak ağaları ile köylü arasındaki sorun neydi? Neler yaşandı?

KÖYLÜNÜN ASKERİ ÖĞRENCİ

Deniz Gezmiş’in savunmasında geniş yer bulan, Sinan Cemgil’in Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) istifa etmesine, Can Savran’ın uğrunda ölmesine neden olan Elmalı olayları; Bülent Ecevit’in siyasi yaşamında bir sıçrama tahtası olan ünlü ‘Toprak işleyenin, su kullananın’ sloganının doğumuna da sahne olmuştu. İşte, olayların odağındaki öğrencilerle yaşananlar, hukukçular ve köylülerin anlatımlarıyla Elmalı Olayları 47 yıl aradan sonra İki Ağaç İçin’de…

“İki Ağaç İçin” Elmalı Olayları bölümünün tamamını bağlantılardan izleyebilirsiniz:
1. bölüm

http://www.kanalvip.com.tr/programlar/iki-agac-icin/iki-agac-icin-25-haziran-2014—1-.html

2. bölüm

http://www.kanalvip.com.tr/programlar/iki-agac-icin/iki-agac-icin-25-haziran-2014—2.html

İlgili Yusuf Yavuz haberi:

1968 Elmalı Ovası’nda Devrim Günleri
Deniz Gezmiş’in savunmasında geniş yer bulan, Sinan Cemgil’in TİP’ten istifa etmesine, Can Savran’ın uğrunda ölmesine neden olan Elmalı olayları; Bülent Ecevit’in siyasi yaşamında bir sıçrama tahtası olan ünlü ‘Toprak işleyenin, su kullananın’ sloganının doğumuna da sahne olmuş. İşte arazi sahipleri, olayların odağındaki öğrenciler, hukukçular ve köylülerin anlatımları ve ilk kez yayınlanan fotoğraflarla Elmalı ovasında devrim günleri…

Yusuf Yavuz yazdı, tıklayınız

© tüm hakları saklıdır

İnekler ot yerine apartman yiyecek!

İnekler ot yerine apartman yiyecek!
AKP’nin Meclis’te görüşülen torba yasaya eklediği maddeler can çekişen çiftçilere son darbeyi vuracak…

Yusuf Yavuz

Soma’daki maden faciasının ardından Meclis’e sunulan ancak AKP tarafından eklenen önergelerle şişirilen son torba yasayla meralar yapılaşmaya açılırken, baraj ve sulama yapılarının denetimi özel sektöre devredilecek. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri bugün tamamlanması beklenen tasarıyla ilgili bir açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası, bedava yem kaynağı olan meraların betonlaştırılmasının, Türkiye`nin yurt dışından canlı hayvan ve et ithalatına devam etmesi anlamına geldiğini belirterek düzenlemenin geri çekilmesini istedi.

Torba yasa onaylandığında meralar yapılaşmaya açılabilecekMERALAR BETONA, SU YAPILARI ÖZEL SEKTÖRE TESLİM

3 Haziran’dan bu yana tartışmalar eşliğinde görüşmeleri süren son torba yasa, AKP’nin önergeleriyle 150 maddeyi aştı. Soma’daki maden faciasının ardından Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’na sunulan 61 maddelik tasarıya, AKP’nin eklediği pek çok madde muhalefet partilerinin tepkisini çekti. 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasında adı geçenlerin aklanmasından, yandaş işadamlarına kıyak düzenlemelere kadar pek çok madde ile şişirilen tasarının en çok tartışılan maddeleri ise meraların kentsel dönüşüme açılması ile baraj ve su yapılarının denetiminin özel şirketlere devredilmesi.

ZMO’DAN TASARIYA SERT TEPKİ

Tasarının TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda süren görüşmelerin bugün tamamlanması beklenirken, komisyonda kabul edilmesinin ardından Meclis Genel Kuruluna gönderilecek. Torba yasa için Meclisin hafta sonu da mesai yapması beklenirken, tasarıya yönelik tepkiler ise sürüyor. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Özden Güngör, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, güç koşullarda üretim yapmaya çalışan çiftçinin elektrik borcunun faizini bile silmeye yanaşmayan hükümetin, meraları yapılaşmaya açarken, baraj gibi su yapılarının denetimini de özel şirketlere vermeye hazırlandığını dile getirdi.

mera3‘ÇİFTÇİLER FAİZLERİNİN SİLİNMESİNİ BEKLERKEN HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADI’

Tarımın ulusal gelire yüzde 9, istihdama ise yüzde 25 oranında katkı veren, nüfusu doyuran önemli bir sektör olduğuna işaret eden ZMO Genel Başkanı Güngör, son yıllarda uygulanan politikalarla; verimli arazilerin yitirilmesi, girdi fiyatlarının sürekli artması, ürün fiyatlarının girdi fiyatlarının gerisinde kalması ve ithalatın patlamasıyla tarımda büyük sıkıntıların yaşanmaya başladığının altını çizerek, “Çiftçi, sıkıntıların çözümü ve bir parça nefes almasını sağlayacak adımlar beklerken; halen TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu`nda bulunan Torba Yasa Tasarı`sına; çiftçinin, sulama birlikleri ve sulama kooperatiflerinin tarımsal sulama faaliyetlerinden kaynaklanan elektrik borçlarıyla, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası`na olan borçlarının faizlerinin silinerek anaparanın tekrar yapılandırılmasının da eklenmesi için verilen tekliflerin reddedilmesiyle yine hayal kırıklığına uğramıştır” görüşünü dile getirdi.

GEMİ VE YATLARA VERİLEN MAZOT DESTEĞİ ÇİFTÇİYE VERİLENDEN FAZLA

Son 10 yılda girdi maliyetleri ortalama yüzde 300 artan tarım sektörünün can çekiştiğini kaydeden Güngör, “yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışan çiftçi yağmura, doluya, sele karşı ürün elde edebilmek için çırpınmakta ve hasada (!) göre plan yapmaktadır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarımsal destekleri hep gündeme getirse de, örneğin 2013 yılı için verilen 612 milyon TL`lik mazot desteği çiftçinin kullandığı mazota ödediği verginin yüzde 13`ünü ancak karşılamaktadır. Aynı yıl gemi ve yatlara verilen yakıt desteğinin 613 milyon TL olduğu göz önüne alındığında, bu desteğin yetersizliği daha iyi anlaşılabilecektir” ifadelerini kullandı.

‘ÇİFTÇİYE VERİLEN DESTEK ÖTV VE KDV İLE GERİ ALINIYOR’

Bakanlığın, 2014 yılında 9 milyar 670 milyon TL tarımsal destek vereceğini ilan etttiğini anımsatan ZMO Başkanı Güngör, ancak verilen bu desteğin akaryakıttaki KDV ve ÖTV yoluyla geri alındığına dikkat çekerek, “Şu anda mazot 4,5 liradır. (Gemi ve yatlara ise 2,25 TL/litre olarak verilmektedir). 4,5 TL`nin 2,3 TL`si KDV ve ÖTV`dir. Üreticinin yılda 3,5 milyar/litre mazot kullandığı düşünüldüğünde, mazot üzerinden alınan KDV ve ÖTV 8 milyar TL`yi bulmaktadır. Dolayısıyla tarımın, çiftçinin desteklendiğine yönelik iddia gerçeği yansıtmamaktadır. Çiftçinin bir cebine konulmuş gibi yapılan tarımsal destekler, akaryakıttaki KDV ve ÖTV`yle diğer cebinden çıkmaktadır” dedi.

MERALARIN YAPILAŞMAYA AÇILMASI İTHALATIN SÜRMESİ DEMEK

Torba Tasarı`ya eklenen başka bir maddeyle, kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında kalan mera, yaylak ve kışlak gibi yerler yapılaşmaya açılmak istendiğini dile getiren Güngör, bedava yem kaynağı olan meraların amacı dışında kullanılarak betonlaştırılmasının, Türkiye`nin yurtdışından canlı hayvan ve et ithalatına devam etmesi anlamına geldiğini belirterek, şunları söyledi: “Yani ulusal kaynaklarımız başka ülkelere aktarılırken, hayvancılık sektöründeki sorunlar daha da derinleşecek ve halkımız ucuz ete kavuşma imkanından yoksun kalacaktır. Yine Meclis gündeminde olan başka bir tasarı ile zeytinliklerin de enerji ve maden şirketlerinin talanına açılmak istenmesi göz önüne alındığında, gözden çıkarılanın sadece çiftçiler değil, tarım alanları da olduğu anlaşılmaktadır.

SU YAPILARININ DENETİMİ ÖZEL ŞİRKETLERE BIRAKILACAK

Torba Tasarı`ya eklenen diğer bir madde ile HES`ler, baraj, gölet ve regülatör gibi su yapılarının denetiminin, DSİ tarafından hizmet alım yoluyla şirketlere yaptırılabilmesi öngörülmektedir. Hatırlanacağı üzere TBMM`de 2011 yılında kanunlaşan Torba Yasa`da su yapılarının denetlenmesinin DSİnin çıkaracağı yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüş, DSİ tarafından da bu yönde mevzuat çalışmasına gidilmişti. Ancak ODA`mız ve TMMOB`nin açtığı davalar sonucunda Danıştay DSİ`nin ‘su yapılarının denetiminin özel şirketlere devredilmesine’ ilişkin yönetmelik ve tebliğini yasa dışı bulmuş ve Torba Yasa`nın söz konusu hükmünü de Anayasa Mahkemesi`ne taşımıştı. Anayasa Mahkemesi`nden de iptal kararı çıkmasına karşın bu konudaki ısrarını sürdüren Hükümet, Torba Tasarı`ya eklediği maddelerle su yapılarının denetimini şirketlere bırakmaya hazırlanmaktadır.

inekler bundan böyle ot değil apartman yiyecekKOZAN’DAKİ BARAJ FACİASINDAN DERS ALINMADI

Oysa daha 2 yıl önce Adana`da ‘denetimsizlik’ nedeniyle yaşanan facia unutulmuş gibi görünmektedir. Şubat 2012`de Adana Kozan`da Köprü Barajı inşaatı sırasında kapakların patlaması sonucu 2 işçi yaşamını yitirmiş, 2 işçi de yaralanmıştı. Bu kaza baraj inşaatlarında kamunun sorumluluğunda olan denetim görevinin yaşamsal önem taşıdığını bir kez daha ortaya koymuştu.

‘DENETİM HİZMETİ KAMUNUN İŞİ, ÖZEL ŞİRKETLERE DEVREDİLEMEZ’

Devlet; bireyin en temel hakları olan yaşama, çalışma, iş güvenliği ve işçi sağlığını korumakla yükümlüdür. Bu hizmetleri kamu eliyle yürütmelidir. Yani devlet ‘maliyeti’ gerekçe göstererek temel kamu hizmetlerini şirketlere havale edemez. Dolayısıyla yapı denetimi, iş güvenliği ve su yapılarının denetim hizmetleri de, amacı ‘kar etmek’ olan özel şirketlere devredilemez. ZMO olarak AKP iktidarını, yukarıda dile getirdiğimiz uyarıları dikkate alarak, özellikle bu yıl önce kuraklık, sonra don ve dolu, son olarak da sel felaketi ile sarsılan çiftçinin durumunu bir kez daha değerlendirip gerekli adımları atmaya ve geleceğimiz açısından büyük önem taşıyan meralar, zeytinlik alanlar ile su yapılarının denetimi konusundaki düzenlemelerden de vazgeçmeye çağırıyoruz.”

10.07.2014

© tüm hakları saklıdır

“Bu dağlarda kartal gibiydim, şimdi bir şey kalmadı işte…”

“Bu dağlarda kartal gibiydim, şimdi birşey kalmadı işte…”

Yusuf Yavuz

Herkes ona “Kasap” derdi. “Kasap Hasan.” Asıl adı Hasan Yıldırım’dı. Soyadıyla özdeş, yıldırım gibi bir hayat süren Kasap Hasan, Torosların son kartallarından biriydi. Yukarı Köprüçay’ın en renkli yüzlerinden; Tota yaylasının karı, Makmara’nın sisi, Kasımlar’ın sesiydi. Bu sabah ölüm haberi geldi.

Kasap Hasan ölmüş!

Kimi zaman yazmak en zorudur. Ama yine de zamandan suskun harfler yontmalı insan. Yazarak bölüşülebilir belki her yürek ağrısı…

Kasap Hasan benim için bir yaşama biçiminin simgesiydi. Kimseye eyvallahı olmadan süren bağımsız bir ömrün özeti. Herkesin bir Kasap Hasan’ı vardı kendine göre. Kimi muhabbetini çok severdi, kimi inceden kızardı. Ama dostunun da düşmanının da yüzünde bir tebessüm kaynağıydı.

Kasap Hasan 81 yaşında hakka yürüdü‘BEN DAĞLARA GİDEMEDİĞİMDE, DAĞLAR BANA GELİYOR’

“Bu dağlarda kartal gibiydim, şimdi bir şey kalmadı işte” demişti, üç yıl önce, Kasımlar’ın Yalı mahallesindeki evinde. Elinde bir dürbünü vardı. Darıbükü köyünden Koreli’ye getirtmiş, Fransa’dan. Köprüçay’ın yamacındaki vadiden karşıdaki dağlara bakıyordu dürbünüyle. “Ben dağlara gidemediğimde dağlar bana geliyor, yakınlaşıyor dürbünle” diyordu. Yalı’daki evinde yalnız yaşıyordu. Ama Kasımlar’da olduğu zamanlar evine geleni gideni eksik olmazdı. Dedim ya, “yıldırım” gibi bir hayat yaşamıştı Kasap Hasan. Bu yüzden anıları da bir hayli renkliydi. Sözlü kültürün giderek yaşamın içinden soyutlandığı bu zaman diliminde, binlerce yıllık birikimden süzülüp gelen hayat pratiğinin insana heyecan katan ustalarından biriydi, Kasap Hasan…

DUVARINA KARANFİLDEN KOLYELER ASAN ADAM

Eşkıya ve aşk hikayelerinin harmanında, çokça kahramanlık, az çok bıçkınlık, az biraz külhanbeylik ama illa ki de neşe kaynağıydı. Onu her ziyaret ettiğimizde evinin duvarında asılı olan ucu sarı paralı dizi dizi karanfilden kolyeleri, ekipteki kızların boynuna takacak kadar da centilmen!

ÖLÜMÜNE KÖRLÜĞÜN ORTASINDA ÖLÜMÜNE YAŞAYAN KÖYLÜ

Köprüçay’a, Kasımlar’a her gidişimde, zamansızlığın kıyısındaki buluşmalarımızda kah bir çay içimliği kah bir yemek molasında bir araya geldik Kasap Hasan’la. Bir yanımız akrabaydı ama bundan da öte onun kendine özgü kimliğiydi benimsediğim. Hayallerini yitirmiş bir toplumun ortasında seksenini devirmiş gözlerinde her daim bir cinlikle, bir ışıltıyla ve her daim inatla yaşayan bir köylü. Köylülüğün öldürüldüğü bir zaman diliminde, kendini coğrafyasından doğurabilen bir köylü. Ölümüne körlüğün ortasında, ölümüne yaşamak diyebilen bir köylü… Sinemakavram ekibinin çektiği, danışmanlığını üstlendiğim ‘Yer Bize Çimen Verdi’ belgeselinde anlattığı “örme dokutma” hikayesiyle, yaşadığı coğrafyanın özetini yapmıştı Kasap Hasan.

DAĞLARINA KAÇIP GİDEN 81 YAŞINDA BİR ÇOCUK

Bir yıldan fazladır kanserdi Kasap Hasan. Kan kanseri. Sürekli kan verilmesi gerekiyordu. Tedavisi için zaman zaman kente gittiğinde, huzursuzlanıyor, dağlarına, köyüne gitmek için çırpınıyordu. Kimi zaman da tıpkı okulu kıran bir çocuk gibi kaçıp kaçıp gidiyordu dağlarına…

En son sesini duyduğumda iki hafta kadar önceydi. Telefondaki sesi yorgundu. Helallik istedi, kısaca konuşup kapattık. Bir kaç gün sonra bölgeye gidecek, onu ve başka canları ziyaret edecektim, bu sabah ölüm haberi geldi…

Bir hafta önce tedavisi sürerken “beni köye götürün, burada bunalıyorum” demiş çocuklarına. Bu sabah da köyünde, dağlarının eteğinde emaneti teslim edip, 81 yaşında hakka yürüdü Kasap Hasan. Köprüçay’ın Hızırları yoldaşın olsun, ruhun şad olsun…

İNSAN, YAŞADIĞI COĞRAFYANIN ÜRÜNÜDÜR

İnsan, yaşadığı coğrafyanın ürünüdür. O coğrafyanın mütemmim cüzüdür. Kartal ya da fare. Tilki ya da ceylan. Menekşe ya da sümbül… Bir kartal yok olduğunda, bir adamın yorgun sureti düşer toprağa. Bir menekşe vahşice söküldüğünde, bir kadının aksi vurur ölü sulara. Bir tilkinin sureti silikleştiğinde ormandan, bir çocuk masalsız kalır. Adına ‘modern zamanlar’ denilen bir dönemin hayhuylu koşuşturmasında; bir zamanlar kartallar gibi hayatlar süren canlar da birer birer yitip gidiyor. Bizzat öykündükleri kartallar gibi…

10.07.2014

© tüm hakları saklıdır

Video: “Yer Bize Çimen Verdi” belgeselinden bir bölüm.

SinemaKavram ekibinin ’Yer Bize Çimen Verdi’ adlı belgeseli, Yukarı Köprüçay Havzası’ndaki yaşamı ve kendi kendine yetebilen bir coğrafyayı konu edinirken, bölgede yaşayanların, havza üzerinde çalışmaları devam eden HES ve baraj projelerine bakışını ortaya koyuyor.

Yönetmen: Ulaş Temur, Görüntü Yönetmeni: Ahmet Kapucu, Kameraman ve Kurgucu: Alper Kocatepe, Ses: Özlem Işıklı
Proje Danışmanı: Yusuf Yavuz, Koordinatör: Şeyda Maraş, Özgün Müzik: Bülent Ünal
http://sinemakavram.wordpress.com

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 444 takipçiye katılın