Vicdansızların eline kaldık!

Vicdansızların eline kaldık!

71 yaşındaki Kütahyalı Ahmet Dede’nin tarihe geçecek ibretlik yaşam savunusu…

Yusuf Yavuz

71 yaşındaki Kütahyalı Ahmet Bayraktar, ilçesinde kurulan asit fabrikasının yaşam alanlarını zehirleyeceğini fark edince hukuk mücadelesi başlattı ve açtığı iki ayrı davayı da kazandı. Ancak mahkeme kararlarına karşın asit fabrikasıyla ilgili yeniden ÇED süreci başlatılmasına isyan eden Ahmet Dede, “Böylesi cennet gibi bir yaşam alanının ortasına asit fabrikası kurulmasını insanın vicdanı kabul etmiyor. Bazen kuşların bile bana dua ettiğini hissediyorum. Ayağımın dibine kadar gelip bunu hissettiriyorlar bana. Hele o kiraz ve vişne çiçekleri. Vicdansızların eline kaldık!” diye konuştu.

Ahmet Dede'nin mücadelesine Toprak Dede Hayrettin Karaca da destek verdiAhmet Dede’nin mücadelesine Toprak Dede Hayrettin Karaca da destek verdi

MAHKEME İPTAL ETTİ, BAKANLIK YENİDEN ÇED SÜRECİ BAŞLATTI

Kütahya’nın Şaphane ilçesinde bulunan ve özel bir şirket tarafından işletilen alüminyum fabrikası bünyesinde asit fabrikası kurulması için ÇED toplantısı yapılacak. Üç yıl önce yöre halkının endişelerine karşın “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilerek açılan ancak bu kararı mahkemece iptal edilen asit fabrikası için yeniden ÇED süreci başlatıldığını duyuran Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, projeyle ilgili halkın katılımı toplantısı düzenleneceğini duyurdu.

HALKIN KATILIMI TOPLANTISI 25 NİSAN’DA YAPILACAK

Kütahya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün 18 Nisan tarihinde yayınladığı duyuruda, Şaphane ilşesi sınırları içerisinde Dostel Alüminyum Sülfat A.Ş. tarafından yapılması planlanan sülfürik asit üretim tesisi ile ilgili ‘Çevresel Etki Değerlendirme’ sürecinin başladığı ve ÇED dosyasının halkın görüşüne açıldığı belirtilerek, “söz konusu projeye ilişkin, halkı proje hakkında bilgilendirmek, görüş ve önerilerini almak amacıyla ÇED Yönetmeliğinin 9. maddesi gereğince 25/04/2014 tarihinde ‘Halkın Katılım Toplantısı’ düzenlenecektir. ÇED Başvuru Dosyasını incelemek isteyenler, Bakanlık Merkezinde veya Kütahya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerinde duyuru tarihinden itibaren raporu inceleyerek, zamanlama takvimi içerisinde proje hakkında Bakanlığa veya Valiliğe görüş bildirebilirler” denildi.

71 yaşındaki Ahmet Dede'nin mücadelesi herkese ibret olacak nitelikte71 yaşındaki Ahmet Dede’nin mücadelesi herkese ibret olacak nitelikte

Ahmet Bayraktar, vicdansızların eline kaldık diyorASİT FABRİKASINI DURDURAN AHMET DEDE TEPKİLİ

3 yıl önce ilçesindeki asit fabrikasına iki ayrı dava açan ve her iki davayı da kazanan TEMA Şaphane Temsilcisi Ahmet Bayraktar, mahkemece iptal edilen projeyle ilgili yeniden ÇED süreci başlatılmasına tepki gösteriyor. Bununla ilgili duyuruyu öğrenmesinin ardından kendisinin de ilçe halkına yaşam alanalrına sahip çıkılması konusunda bir çağrıda bulunduğunu anlatan Bayraktar, “ÇED toplantısına katılıp tepki ve taleplerini dile getirmelerini istedim. Halkın kendi yaşam alanlarına sahip çıkarak bu konudaki girişime karşı tepkisini ortaya koyacağına inanıyorum” dedi.

71 YAŞINDAKİ YAŞAM SAVUNUCUSUNUN İBRETLİK MÜCADELESİ

Telefonla ulaştığımız 71 yaşındaki Ahmet Bayraktar, ilçesindeki asit fabrikasına karşı yıllardır sürdürdüğü mücadeleyi ve yaşadıklarını anlattı. Asit fabrikasının Şaphane’nin ilçe merkezinde, Gediz nehrinin ana kaynağının kenarında, orman ve tarım arazilerinin ortasında bulunduğunu anlatan Bayraktar, “Çevresinde bölge halkının en önemli geçim kaynağı olan kiraz ve vişne bahçeleri var. Şaphane’ye adını veren şap, Osmanlı döneminden beri burada üretiliyordu. Burası ülkenin en önemli şap madeni. Geçmişte kamu ve halk ortaklığıyla işletilen ve üretiminin büyük kısmını SEKA’ya gönderen fabrika, 2003 yılında özelleştirildi. Fabrikayı işleten firma, ihtiyacı olan sülfürik asiti Bandırma’dan getiriyordu. Ancak daha ekonomik olacağı gerekçesiyle şap fabrikası bünyesinde bir de sülfürik asit fabrikası kurulmak istendi. Bunun için de Zafer Kalkınma Ajansı’ndan 500 bin Avroluk hibe alındı. Yatırımın geri kalan maliyeti de kredilerle karşılandı. Başlangıçta bu girişime karşı çıktık. Çünkü asit fabrikası kurulmak istenen yer ilçenin göbeğinde yer alıyordu ve çevresindeki yaşam alanlarını olumsuz etkileyecekti” diye konuştu.

AÇTIĞI İKİ AYRI DAVAYI KAZANDI VE FABRİKA MÜHÜRLENDİ

Tüm endişelere ve itirazlara rağmen üç yıl önce asit fabrikasına Kütahya Valiliği’nce ÇED Gerekli Değildir kararı verilere üretime başlandığını dile getiren Bayraktar, yerel yönetimler ve bürokrasinin yanısıra kimi milletvekillerinin de asit fabrikasının kurulmasından yana tavır aldıklarının altını çizerek, konuyla ilgili başlattığı hukuk mücadelesini şöyle anlattı: “Ben bu konuda mücadele etmeye karar verdim ve Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi’nde projeye verilen ÇED Grekli Değildir kararına karşı dava açtım. Fabrikanın arıtma tesisi bile yoktu. Tarafsız uzmanların hazırladığı raporları da mahkemeye sunduk ve davayı kazandık. Ardından da asit fabrikasına ilişkin yürütmenin durdurulması talebiyle bir dava daha açtım ve bu davayı da kazanmamızın ardından fabrika mühürlendi. Firmanın mahkeme kararını temyiz etme talebi de Danıştay tarafından reddedildi.”

‘KUŞLAR BİLE BANA DUA EDİYOR, VİCDANSIZLARIN ELİNE KALDIK!’

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerinin, Şaphaneye hiç gelmeden asit fabrikasına ÇED Gerekli Değildir kararı verdiklerini öne süren Bayraktar, bu konudaki duyarlılığından dolayı çeşitli tehditler aldığını ve saldırılara uğradığını belirterek, “Tavırlarını eleştirdiğim için kimi milletvekilleri tazminat davaları açtı, hepsini de kazandım. Çünkü ben her yurttaşın yapması gerekeni yapıyorum. Yerel basın bu konunun üzerine gidemiyor. ‘Korkuyoruz’ diyorlar. Mücadelemde kimi zaman yalnız kalsam da bu konuda en büyük destekçim eşim. Zamanla ilçe dışından da destek gördüm. Ali İhsan Bakır adında bir avukat bu konuda açtığım davalara müdahil olarak büyük hukuki destek sağladı. Burası küçük bir ilçe. İnsan mücadelesinde yalnız kalıyor. Ancak böylesi cennet gibi bir yaşam alanının ortasına asit fabrikası kurulmasını insanın vicdanı kabul etmiyor. Bazen kuşların bile bana dua ettiğini hissediyorum. Ayağımın dibine kadar gelip bunu hissettiriyorlar bana. Hele o kiraz ve vişne çiçekleri. Vicdansızların eline kaldık!” diye konuştu.

24.04.2014

© tüm hakları saklıdır

Nehre beton döken HES şirketine para cezası!

Nehre beton döken HES şirketine para cezası!

Yusuf Yavuz

Isparta’nın Sütçüler ilçesinde, Yukarı Köprüçay Havzası’nda yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı ve HES projesine ait taş kırma ve beton tesisinden nehre beton atığı dökülmesiyle ilgili skandalın ardından yapılan incelemede HES şirketine idari para cezası kesildi.

kasımlar barajı ve hes şantiyelerinden köprüçay'a aylardır beton atığı döküldüğü ortaya çıktıKasımlar Barajı ve HES şantiyelerinden Köprüçay’a aylardır beton atığı döküldüğü ortaya çıktı
KASIMLAR BARAJI ŞANTİLEYERİNDEN BİR BAŞKA ARAÇLA NEHRE BETON ATIĞI DÖKÜLÜYORKÖPRÜÇAY'A FARKLI ZAMANLARDA BETON ATIĞI DÖKÜLEREK NEHİR KİRLETİLİYORdetay4

ATIKLARIN NEHRE KARIŞTIĞI TESPİT EDİLDİ, ŞİRKETE PARA CEZASI KESİLDİ

Tepkilere neden olan gelişmeyle ilgili haberlerimizin ardından, Isparta Çevreve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkililerinin olay yerinde yaptığı incelemede, söz konusu tesiste bulunan atık çöktürme havuzunun atıklarının Köprüçay’a karıştığı espit edilirken, Çevre Kanunu uyarınca ilgili firmaya idari para cezası kesildi. Yetkililer ayrıca firmaya ihlalleri gidermesi için süre verdi.

HES ŞİRKETİ ‘ÇEVREYE UYUMLUYUZ’ DEMİŞTİ

Darıbükü köyü sınırlarında bulunan Kasımlar Barajı ve HES projesine ait ait kalker malzeme ocağı ve beton santralinde kullanılan mikser adı verilen araçlardaki beton atıklarının yıkandıktan sonra nehre boşaltıldığı ortaya çıkmış, bununla ilgili görüntüler ise tepkilere neden olmuştu. Skandal görüntülerin ortaya çıkmasının ardından sorularımızı yanıtlayan firma yetkilileri, çevreye duyarlı bir çalışma yürüttüklerini öne sürererek görüntülerin kasıtlı çekildiğini iddia etmiş, ardından da mikser sürücüsü Savaş Altuntaş’ı işten çıkarmıştı. Ancak Antalya ve Isparta sınırlarında geniş bir alanda devam eden baraj inşaatı sırasında bölgedeki diğer şantiyelerden de nehre ve tarım alanlarına beton atığı döküldüğünü gösteren görüntüler ortaya çıkmıştı.

‘DENETLEMELER YETERSİZ, SUYU KİRLETENE AĞIR YAPTIRIMLAR GETİRİLMELİ’

Yukarı Köprüçay Koruma Platformu’ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada ise, nehre beton atığı dökülmesinin, tüm canlıların ortak hakkı olan su kaynaklarını zehirli atıklarla kirlettiğine işaret edilerek, bunun kabul edilemez olduğu kaydedildi. Ülkenin pek çok bölgesinde olduğu gibi Yukarı Köprüçay Havzası’ndaki baraj inşaatındaki denetimlerin yetersiz olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “bu skandalla ilgili idari para cezası kesilmesi gecikmiş bir karar olmakla birlikte bölgede yürütülen çalışmaların daha sık denetlenmesi gerekliliğini de ortaya koymuştur. ÇED başvurularında taahhüt edilen pek çok detayın göstermelik olduğu bu olayla bir kez daha kendini göstermiştir. Ülkemizin kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu bir dönemde altın değerinde olan sularımızın böyle hoyratça kirletilmesi karşısında sorumluların en ağır idari ve hukuki yaptırımla cezalandırılmaları gerekliliğini kamuoyunun dikkatine sunuyoruz” görüşüne yer verildi.

kasımlar barajı inceleme sonucu23.04.2014

© tüm hakları saklıdır

İlgili haberler:
Köprüçay’a HES betonu döktüler!
http://wp.me/p2AUHa-24k
HES şirketi suya beton dökmenin faturasını işçiye kesti!
http://wp.me/p2AUHa-25r
Köprüçay’da pis işler!
http://wp.me/p2AUHa-25P
Türkiye kendini damardan zehirliyor!
http://wp.me/p2AUHa-26W

Senoz Vadisi’nde hukuk kuşa döndü!

Senoz Vadisi’nde hukuk kuşa döndü!

Rize’de Danıştay’ın iki kez iptal ettiği HES’e Bakanlık yeniden onay verdi…

Yusuf Yavuz

Rize’nin Çayeli ilçesinde bulunan Senoz Vadisinde yapılmak istenen ancak Danıştay 14. Dairesi’nce ‘Su Kullanım Hakkı Anlaşması’ ve ‘Enerji Üretim Lisansı’ iptal edilen Kayalar HES Projesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca ÇED Olumlu Kararı verildi. Bakanlığın bu kararına tepki gösteren TEMA Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork, “yedi yıldır Senoz’da hukuk, bilim, akıl, gelenek, vicdan hayır diyor, evet diyen sadece para para diyen şirketler ve onlara yasaların hukukun nasıl bertaraf edileceğinin yolunu gösteren bir kamu idaresi var” dedi.

SENOZ VADİSİORGANİK VADİDEKİ HES ÖFKESİNDE BAŞA DÖNÜLDÜ

Rize’nin Çayeli ilçesinde bulunan Senoz Vadisi, sahip olduğu doğal zenginliği ile dünyanın dört bir yanıdan gezginleri ağırlıyor.Yörenin özgün mimarisi ve biyolojik çeşitliliği, bölge insanı için umut olmuş. Doğup büyüdüğü Şenoz’a tutkuyla bağlı olan TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork’un öncülüğünde yürütülen çalışmaların ardından geçtiğimiz yıl vadideki 12 köyden 1728 çay üreticisi organik üretime geçti. Bunu, bal, et, süt ve mısır gibi ürünlerin organik üretimi izledi. Ancak yörenin kendi kendine yetebilecek bir ekonomik bağımsızlığa ulaşmasının, sahip olduğu değerleri koruyarak gelişmekten geçtiğine inanan ve bu amaçla çabalayan Senoz halkı bugünlerde oldukça şaşkın ve öfkeli.

KÖYLÜLER DAVA AÇTI, MAHKEME İPTAL ETTİ

Çünkü 2007 yılında, dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı’nca verilen “ÇED Gerekli Değidir” kararıyla İYON Enerji Üretimi Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından vadide yapılmak istenen HES projesi, yöre köylülerinin açtığı davanın ardından Rize İdare Mahkemesi’nce Kasım 2009′da iptal edilmişti. Mahkeme, oy birliği ile aldığı iptal kararında, projede çevresel etkilerin göz ardı edildiği ve vadide havza planlaması gerektiği gerekçelerini haklı bulmuştu.

DANIŞTAY, BAKANLIĞIN TEMYİZ İSTEĞİNİ REDDETTİ

Yerel mahkemenin bu kararını temyiz etmek isteyen dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bu talebi, Danıştay tarafından reddedilerek Aralık 2012′de HES’le ilgili iptal kararı kesinleşti. Ancak HES şirketi mahkemenin iptal kararına rağmen yeni bir ÇED süreci başlattı. Yoğun tartışmalar eşliğinde yapılan bilgilendirme toplantısının ardından Ağustos 2013′de ilan edilen ÇED Nihai raporuna ise yöreden 159 köylü yazılı olarak itirazda bulundu.

SENOZ3 Senoz 2 SENOZ2SU KULLANIM ANLAŞMASI VE ENERJİ ÜRETİM LİSANSI İPTAL EDİLDİ

Senoz Vadisi’nde ÇED tartışmaları sürerken, Senoz Derneği’nin HES firmasına karşı açtığı ‘Su Kullanım Hakkı’nın iptaline ilişkin davayı gören Danıştay, Kasım 2013 tarihli kararında, firmaya verilen ‘enerji üretim lisansı’ ve su kullanım hakkı ve işletme esaslarına ilişkin anlaşmada hukuka uygunluk bulunmadığına hükmederek, üretim lisansı ve su kullanım anlaşmasını iptal etti.

BAKANLIK, YARGININ İPTAL ETTİĞİ HES’E YENİDEN ONAY VERDİ

Yargı kararlarının ardından vadilerinin HES’ten kurtulduğunu düşünen Senozlular, geçtiğimiz ay Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan aldıkları yeni bir duyuru ile adeta şoke oldular. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, geçtiğimiz ay yayımladığı bir ilanla, Danıştay’ın iki ayrı kesinleşmiş iptal kararı bulunan Kayalar HES Projesi için ‘ÇED Olumlu’ kararı verildiğini duyurdu.

A. ALİ KORK: ‘SENOZ HALKI HUKUKSUZLUĞA GEÇİT VERMEYECEK’

Bakanlığın duyurusunun ardından yeniden yargı yoluna gitmeye hazırlanan Şenozlular oldukça öfkeli ve tedirgin. Konuyla ilgili konuşan TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork; Senoz halkının bu hukuksuzluğa geçit vermeyeceğinin altını çizerek, “Senoz’un binlerce insanını aş, iş için gurbete gönderdiğini ama hiçbir zaman doğasını suyunu paraya çevirmeyi düşünmediğini belirterek Senoz halkının doğa korumadaki yüksek bilinci bu hukuksuzluğa geçit vermeyecektir” diye konuştu.

‘SENOZLULAR SUYUNU PARAYA ÇEVİRMEYİ DÜŞÜNMÜYOR’

Projeye karşı 2008 yılında ilk davayı açanlardan biri olan Kork, Senoz’un binlerce insanını aş, iş için gurbete gönderdiğini ama hiçbir zaman doğasını suyunu paraya çevirmeyi düşünmediğini de vurgulayarak, “Senoz halkının doğa korumadaki yüksek bilinci bu hukuksuzluğa geçit vermeyecektir. Yedi yıldır Senoz’da hukuk, bilim, akıl, gelenek, vicdan ‘hayır’ diyor. ‘Evet’ diyen sadece ‘para para’ diyen şirketler ve onlara yasaların hukukun nasıl bertaraf edileceğinin yolunu gösteren bir kamu idaresi var” görüşünü dile getirdi.

SENOZLULAR HUKUKSUZLUPA TEPKİLİSenozlular hukuksuzluğa tepkili
SENOZ6TEMA Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork, Senoz'u korumak için mücadele veriyorTEMA Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork, Senoz’u korumak için mücadele veriyor

AV. MÜNİR YAZICI: ‘SENOZLULARIN HUKUKA İNANCI SARSILDI’

Senozlu köylülerin gönüllü avukatlığını üstlenen Münir Yazıcı ise yürütülen bütün çalışmalar hukuk dışı olduğuna dikkat çekti. 2007 yılından bu yana Senoz doğasını koruma adına açtıkları 12 ayrı davayı kazandıklarını anlatan Yazıcı, her HES projesinde iptale yönelik en az iki mahkeme kararının bulunmasına rağmen hukukun zorlanmasına, hiçe sayılmasına izin verilemeyeceğini belirterek “bu durum Senozluların hukuka olan inancını sarsmıştır” dedi.

‘YASAL HAKLARIMIZI SONUNA KADAR KULLANACAĞIZ’

Su Kullanım Hakkı Anlaşması iptal edilmiş bir proje için ÇED Olumlu Kararı verilmesini hukuk dışı olarak niteleyen avukat Münir Yazıcı, “mevcut yasalarda böyle bir usul yok. Bakanlığın bu idari işlemi yok hükmündedir. Bilinmelidir ki, Senoz’un doğasını koruma adına yürüttüğümüz bu davaları mahşere bırakmayacağız. Anayasanın, yasaların verdiği, hatta uluslararası tüm yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız” diye konuştu.

HES’LERLE İLGİLİ 120 İPTAL KARARINDA BAŞA MI DÖNÜLECEK

Rize’de yaşanan bu gelişme, HES’ler konusunda son 10 yılda mahkemelerce verilmiş 120′den fazla iptal kararında yeniden başa dönüldüğü izlenimi yaratırken, yöre halkı hukuki kazanımlarının hiçe sayılması karşısında şaşkın ve öfkeli.

23.04.2014

© tüm hakları saklıdır

İlgili haber
Bu vadide organik devrim var!‏
http://wp.me/p2AUHa-1eA

Bir Sakız Ağacı Masalı

Bir Sakız Ağacı Masalı

“Bir ağaç yıkıldığında, bin kırlangıç gider. Bin kırlangıç gidince, bir masal yokolur. Bir masal yokolunca, bir kadın susar. Bir kadın susunca, bir adam ölür…”

Yusuf Yavuz

“Bir ruh iken girdim bir can içine, karıştım o anda her can içine…” (Neşet Ertaş)

Bugün size bir sakız ağacından dinlediğim masalı anlatmak istiyorum. Hani şu Akdeniz’e has, gövdesinden akan mis kokulu reçineden sakız elde edilen ağaçtan söz ediyorum. Kiminiz onu yalnızca televizyonda görmüştür, kiminiz de belki bir dergide, kitapta. Ama eminim birçoğunuz yaşamında en az bir kez dokunmuştur, belki de farkında bile olmadan. Muhallebinize, çöreklerinize kattığınız da olmuştur, kahvenize de. Dost Aleko’dan, Yorgo’dan armağan gelen “dallı rakı” şişesinin içinde öylece gülümsediğine tanık olmuşluğunuz da vardır…

Sakız ağacının maki topluluğunun kendine has üyelerinden biri olduğuna bakmayın siz, insanoğlunun onu kendine has yöntemlerle ayrı bir bahçede yetiştirerek, gövdesinde taşıdığı sırrı keşfetmesinin üzerinden binlerce yıl geçmiştir. Makiliğin içinde dolaşırken, küçük, koyu yeşil ve gön gibi sert dokulu yapraklarına dokunmak insanın başını döndürür. Hele de parmaklarınızla yapraklarından birini hafifçe kırıp o benzersiz kokusunu içinize çekerseniz, oracıkta ruhunuzu teslim edesiniz gelir tanrıya. Çünkü tanrı, böyle zamanlarda en güzel şiirlerini okur dinlemesini bilene. Eğer bu ilahi şiiri içinize de çekmek isterseniz, suyunuza da iki sakız yaprağı atıp için. İşte o an parçanın bütüne giden yolculuğu başlamış demektir…

Yaz kış her dem yeşil kalan bizim sakız hanım, aslında iki cinse ayrılır. Benim ondan “hanım” diye söz etmem, ince ruhlu oluşundandır. Yabani sakızın erkeklerinde, insanlardakinin tersine çiçek bile vardır. Ama onu görmeniz, görseniz de tanımanız biraz zordur. Çünkü erkek sakız ağacının çiçekleri küçük, kırmızı boncuklara benzer. Hikmet Birand usta, dişi sakızların çiçeklerinin daha küçük ve yeşilimsi olduğu için dikkat çekmediğini anlatır. Meyveleri, Anadolu’nun yoksul köylerinde çocukların kışlık eğlencesi olan menengiç ile Antep fıstığı da bizim sakız hanımın yakın akrabalarıymış.

DSCF7854DSCF7850yabani sakız maki ailesinin üyelerinden biriYabani sakız maki ailesinin üyelerinden biri

Sakız ağacının da, menengiç ve Antep fıstığının da türlü yararları saymakla bitmez ama ben somut yararlarından çok bende bıraktıkları izlerin peşinden gitmeyi tercih edenlerdenim. Zira ne çok ıskaladık ruhumuzun gerçek yolunu, tenin somut çıkarlarının peşinde koşmaktan. Bir yaprağın ruhumuzda yaktığı ışık değil midir, içimizin kara odalarını şenlendiren? Bir ağacın gövdesinde yürüyen karınca, kozasından çıkan tırtıl değil midir, bize yaşamın anlamını sorgulatan? Duvardaki sarmaşığın direnci değil midir, “sabır, ya sabır” dedirten insana.

Her canın can bulduğu ruhlar okyanusunun damlaları değil midir, her bir yaprak?

Öyleyse, her ağaç, her can gibi Sakız hanımın da anlatacakları olmalı; duymasını bilene. Torosların kır saçlı bilgesi Akdağ’ın yeşil harmanisini kuşandığı günlerden birinde, ben de kapısını çaldım sakız hanımın. Daha doğrusu ben kendimi Sakız hanımın dibinde buldum. “Ayın aydınlığı” derler ya hani, öyle bir gecede. Som kayaların gölgelerinin suya, suyun koyu ışığının göğe ulaştığı bir gecede. Bir suyun Akdeniz’e, parçanın bütüne karıştığı, cüz’ün kül’e vardığı yerde…

Sakız hanımın, iki bin yıllık sabırla köklerinden yaşam kilimi dokuduğu coğrafyada; sokuldum gövdesinin altına. Usulca kokladım yapraklarını. Toprağın, kumulun karnından haber veren köklerini dinledim. Kuş seslerine, yengeç izlerine tanıklık eden sözlerini dinledim. Dinledim, şafak sökene kadar; Sakız hanımın bir gecede, bin masalını. Zamanı derin bir kapta eritir gibi…

***

Kulağımdan usulca ruhuma akıttı Sakız hanım, bir gecede bin bir masalı: “Bir varmış, hep olmalıymış. Böyle başlamalıymış her masal. Zamansızlığın kıyısında geçip giden günlerden bir gün… Yıldızlar göğe dizilip, puhu kuşu meşenin koynuna çekilince… Uzaklık korkusunun, yakınlığa kürek mahkumluğuna dönüştüğü günlerde, güzeller güzeli bir kadın yaşarmış. Yaşsız, zamansız, öncesiz ve sonrasız. Telaşlı bir kırlangıç gibi oradan oraya uçar dururmuş. Yuvasını kah görkemli saraylara, kah ıssız, yalçın kayalıklara yaparmış. Yuva dediğime bakmayın. Gövdesini içine sığdırabileceği bir uyku tulumu. Kanatları özgür ama ruhu tutsakmış. İçinden, taa derinden kopup gelen, adını bilmediği ama duygusunu anımsadığı görüntüler yaşarmış. ‘Ben bu zamana ait değilim’ dermiş hep. Kırlangıç yürekli kadın, bir gün ait olduğu zamana usulca akıp gideceğine olan inancını hiç yitirmemiş…

Derken…

Yine telaşlı uçuşlardan yorulan kırlangıç yürekli kadın, günlerden bir gün yüreği ağzında bir sakız ağacının gövdesine yaslanıp uyuyakalmış. Yorgun gövdesine eşlik eden ruhu uzak yamaçlardan süzülüp gelen bir ses duymuş. Toroslardan, keçi çanlarından, tozlu yollardan, çiçekli yaylalardan gelen bir ses. Sulardan, kuşlardan, yalçın kayalardan kopan, ‘gel’ diye ruhunu çağıran bir ses.

Sesin ruhunu çağırdığı yöne varıp gitmiş kırlangıç yürekli kadın. Bu kez yüzünü maviye dönüp, sırtını mor dağlara yaslayan bir vadinin eteğine kurmuş yuvasını. Kırlangıç yüreği boş durur mu? Yavrularına, sevdiklerine kol kanat gere gere, yaşamı yeniden dokumuş. Umudun türküsünü dilinden, yaşamın neşesini yüzünden hiç eksik etmemiş. Yorulduğunda ağaçlara, gerildiğinde sulara bakıp zamanın ırmağında akıp durmuş günlerce. Yeryüzünün armağanı olan yüzündeki ışık öyle parlakmış ki, herkesin ışığını yitirdiği bir dünyada koca bir ülkeyi aydınlatmaya yetecek ölçüdeymiş…

***

Kırlangıç yürekli kadının yaşadığı vadinin yaslandığı dağlarda yaşayan bir de adam varmış. Varlığını, tanrının bile unutmasını dileyen bir adam. ‘Hüda-i Nabit’ demiş adına, “yarat ve unut” diye, tanrısına. Geceleri tanrının cebinden kelimeler çalarmış. Sulardan, ağaçlardan ve kuşlardan söz açarmış. Ağaçlarla konuşur, yapraklarla sevişirmiş. Yine günlerden bir gün, bir sakız ağacına haber salmış, tanrının bile varlığını unuttuğu adam: ‘ey sakız ağacım yalnızca gözleri ve ruhu bir olduğunda sevebilenleri bütünle, ona yüzünü göster!’ Çünkü ağaçların iletken olduğunu bilenlerdenmiş. Çünkü ancak böyle olduğunda ruhunu açarmış kırlangıç yürekli kadın, sonsuza…

Antalya Phaselis'te bir sakız ağacıAntalya Phaselis’te bir sakız ağacı

Derken sakız ağacı duyurmuş adamın sesini kırlangıç yürekli kadına. Kadın da haber salmış dağlara. Gün yürümüş, devran dönmüş; bir sakız ağacının dibinde buluşup bir olmuşlar. Dere tepe dolanıp yaşlı çınarlardan geçmişler. Ulu meşelere dokunup, ak köpüklü sulardan içmişler. Öyle ki, iki gövdede soluklanan tek bir ruh gibi olmuşlar. Tende eriyip, canda yeniden doğmuşlar. Yanıp yanıp kül olmuşlar. Ölüp ölüp dirilmişler.

Masal bu ya, bu kırlangıç yürekli kadın adamın her şeyi olmuş. Işık tenine her vurduğunda aklını oynatırmış adam. Kumlara uzandığında, yamaçlardan dökülen sular gibi yürüdüğünde, yatağında öylece uzanıp ışık ışık gülümsediğinde, adamın içi içine sığmaz olurmuş. Kırlangıç yürekli kadın çiçek çiçek açtıkça, adam hep aynı tutkuyla etrafında pervane olmuş. Döne dolaşa onu ne kadar çok sevdiğini anlatıp durmuş cümle aleme.

Günler günleri kovalamış. Anemon mevsimi bitip, kiraz mevsimine doğru yol almış yerin yüzü. Katır tırnaklarından geçip, mavi sularda kulaç atmışlar. İki telaşlı serçe gibi çırpınıp durmuşlar, bir o yana bir bu yana. Adına ne derseniz diyin. Nasıl bilirseniz öyle bilin. Ne düşünürseniz öyle düşünün. Ama bu öyle bir tutkuymuş ki, tanrı en gizli sırrını sanki bu iki tutkulu yüreğin çırpınıp durduğu tenlere saklamış. Geceler, günler boyu o sırrı arayıp durmuşlar, birbirlerinin tenlerinde.

Zamansızlığın ortasında, zamanın en derin sevdası işte böyle başlamış. Ne başını tam olarak bilen var ne de sonunu. Işık olmuş yeryüzüne yağmış, çiçek olmuş topraktan fışkırmış bakışları. Su olup çağıldamış, ateş olup harlanmışlar. Rüzgar olup savrulmuş, kaya olup durmuşlar. Ama hiç birbirilerine akmaktan hiç mi hiç vazgeçmemişler. Kırlangıç yürekli kadın, ‘beni sev, sadece sev, hep sev’ demiş adama. ‘Masal bu ya’, derler ama bu masal değilmiş. Ve bu masal burada bitmemiş, bitmeyecekmiş. Derler ki, yerin yüzünde masalını arayan bu iki canın aynı tende akışı sürüp gidermiş hala! Bir varmış, hep olmalıymış gibi…”

“Bir varmış, hep olmalıymış gibi…”

***

Sakız hanımın yumuşak sesinden son duyduğum kelimeleri zihnimden bir kez daha geçirdim. Bir çocuk tekerlemesi gibi içimden tekrarladım. Yıldızlar yavaşça sahneden çekilip, göğün yamacındaki son karanlık kalıntılarını da silip süpürdü ışık elçileri. Derken ışığın büyük ustası gelip yerleşti sahneye. Sakız ağacının dibinden yavaşça doğrulup kalktım. Ayak parmaklarımdan, saç diplerime kadar her yerime karışan kumları elimle temizleyip giyindim. Mataramda akşamdan kalma suyumdan içip yola koyuldum. Nefesimde sakız kokusu, aklımda bir sakız ağacı masalı, düşündüm: “bir ağaç yıkıldığında, bin kırlangıç gider. Bin kırlangıç gidince, bir masal yokolur. Bir masal yokolunca, bir kadın susar. Bir kadın susunca, bir adam ölür…”

22.04.2014

© tüm hakları saklıdır

Siz bunları okurken bir çocuk daha ölecek!

Siz bunları okurken bir çocuk daha ölecek!

23 Nisan hiç böyle anılmamıştı: “Susarsan, ölürsün!”

Yusuf Yavuz

Türkiye son yılların en kurak yazına hazırlanıyor. Barajlardaki su rezervleri en düşük seviyeyi gösteriyor. Sapanca Gölünün derinliği yalnızca 19 santime düştü. Türkiye’nin gölleri can çekişiyor, dereleri enerji bahanesiyle borulara hapsediliyor. Ancak doğa ana kendine saygı göstermeyen insanoğlunu cezalandırmaya hazırlanıyor. Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın açıklamalarına göre susuzluk enerji üretimini de olumsuz etkileyecek. Türkiye bu yaz kuraklığın yanında bir de elektrik kesintileriyle boğuşabilir…

Türkiye 23 Nisan’a bu tablonun tam ortasında girerken, Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO) Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem, çok önemli bir konuya dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

unicef verilerine göre çocuk ölümlerinin yüzde 40'ı sağlıklı suya erişilememesi yüzünden (görsel unicef)UNİCEF verilerine göre çocuk ölümlerinin yüzde 40′ı sağlıklı suya erişilememesi yüzünden (Görsel UNİCEF)

RAKAMLARA GÖRE ‘SUYUN BİTTİĞİ’ YERDEYİZ

Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan’ın, dünya çocuklarının susuzluktan öldüğü bir dönemde kutlandığına dikkat çeken Çidem, “Çocukların bayramında bile UNİCEF ve BM verilerine göre dünyada her gün 4 bini aşkın çocuk ishalli hastalıklardan dolayı ölüyor. Bu çocukların ölüm nedeni ise, yüzde 40’ından fazlası temiz suya erişememesi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan kuraklık haritaları için yapılan değerlendirmelerde, genel yorumlar ‘sözün bittiği yerdeyiz’ dedirtiyor. Ancak aslında ‘suyun bittiği’ yerdeyiz” dedi.

‘SUSARSAN, ÖLÜRSÜN!’

Açıklamasında, “söz biterse susarsın, su biterse ölürsün” ifadelerini kullanan Çidem, “susarsan, paran olsa da, su yoksa ölürsün. Su kaybından ölüm, 3-5 günlük süre içinde vücut sıvısının yüzde 20′lik bölümünün yitirilmesiyle gerçekleşiyor. Ölsek bile yine susuz olmuyor. Bu dünyada ki son istasyon olan gasilhane de bile yine su lazım. Kuraklık geçmiş medeniyetler zamanında da yaşanmış. Hititler susuzluk ve kuraklık nedeniyle önlem de almışlar. Kral IV Tuthalia ‘Temiz suyu kirletenin cezası ölümdür’ diyerek, suları koruma altına aldırmıştır” görüşünü dile getirdi.

‘KİRLİ SU YÜZÜNDEN DAKİKADA 7 KİŞİ ÖLÜYOR’

UNİCEF’in 2013 yılında yayınlanan tahminlerine göre 768 milyon kişinin temiz suya erişim sağlayamadığını kaydeden Çidem, “UNİCEF, bunu ‘şaşkınlık veren bir rakam’ olarak değerlendirirken, temiz suya erişim olmadığı için her yıl yüzbinlerce insan ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF ve BM’nin yayınladığı raporlara göre, kirli sudan dolayı dakikada 7 kişi hayatını kaybediyor” diye konuştu.

‘SU KAYNAKLARI GÜNLÜK ÇIKARLAR UĞRUNA YOK EDİLDİ’

Var olan temiz su kaynaklarının günlük çıkarlar uğruna yok edildiğini ve ticarileştirildiğine işaret eden Çidem, şunları dile getirdi: “temiz suya erişim her geçen gün biraz daha zorlaşırken, temiz su kaynaklarının yaşam hakkı olduğu, yaşam haklarımızın da ‘Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir’ hükümlerini içeren, Anayasamızın 56. maddesi gereği anayasal güvence altında olduğunu bilip, yaşamı savunmaktan başka seçeneğimiz yoktur. Bunu da hem bugün hem de gelecek nesiller adına yapmak zorundayız.

‘SİZ BUNLARI OKURKEN BİR KİŞİ DAHA SUSULUKTAN ÖLDÜ’

Seçilerek toplum adına sorumluluk üstlenenler, korumak adına ne yapıyorlar? Hiç. Trakya’daki Istrancalar’da 26 noktada, taş ve maden ocakları var. Bunların bir çoğu yeraltı ve yerüstü su toplama alanı. Yetmezmiş gibi var olan su kaynaklarının olduğu yerlere yeni yeni taş için, maden için işletme ruhsatları veriliyor. Eski ruhsat alanlarına ise yüz kat daha fazla kapasite artışları verilerek, derelerin kenarına işletme izinleri çıkıyor. Bunlara izin verenler, göz yumanlar, gelecek nesiller sizi her gün anacaklar. Ama nasıl? Siz bunları okurken, bir kişi daha susuzluktan öldü. El Fatiha.”

22.04.2014

© tüm hakları saklıdır

Hükümet ağaçların kökünü kazımak istiyor!

Hükümet ağaçların kökünü kazımak istiyor!

Ormanları yıkıma açan yönetmeliklere inşaat mühendislerinden sert tepki geldi…

Yusuf Yavuz

Orman Kanunu Uygulama Yönetmeliği ile ormanlık alanların yatırıma açılmasına yönelik tepkiler sürüyor. 18 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğe ilişkin bir açıklama yapan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), AKP hükümetinin ormanları haritadan silmeye hazırlandığını belirterek, “yönetmelik hükümleri uygulamaya alındığında ormanlar yapılaşmaya açılacak ve hızla doğal vasfını kaybedecektir. Siyasi iktidarın ne yapmak istediğini anlamak mümkün değildir. Net olan, ormanların bu oranda yapılaşmaya açılması ülkemiz için vahamet olacağıdır” görüşünü savundu.

ORMANLAR VAHŞİ KAPİTALİZMİN YAĞMASINA AÇILDI

Orman Kanunu’nun 16, 17 ve 18. maddelerinin uygulanmasına ilişkin yönetmelikler, 18 Nisan tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre ormanlık alanlarda enerji, ulaşım, eğitim ve haberleşme tesislerinin yanı sıra pek çok yatırımın da uygulanmasının önü açılmış oldu. Tepkilere neden olan yönetmelikle ilgili bir açıklama yapan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), siyasi iktidarın rant uğruna yeşil alanları yok etmeyi göze aldığını ileri sürerek, “yönetmelik hükümlerine göre; ormanlık alanlarda enerji üretim santralleri, petrol ve doğalgaz boru hattı, petrol ve doğalgaz arama tesislerinin kurulmasına izin veriliyor, ayrıca haberleşme tesisleri, işletilme ve yeraltı doğalgaz depolanmasına ilişkin tesisler ile eğitim ve spor tesisleri, yol, liman geri hizmet alanı, havaalanı, demiryolu, teleferik hattı, tünel gibi ulaşım tesislerinin inşa edilebilmesinin önü açılıyor” görüşünü savundu.

DSCF7549

ormanlar yılkı atları gibi pek çok canlının da yaşam alanı (Tota ormanı, Isparta)Ormanlar yılkı atları gibi pek çok canlının da yaşam alanı (Tota Ormanı, Isparta)

‘ORMANLIK ALANLAR KÖSTEBEK YUVASINA DÖNECEK’

Özel yükseköğretim kurumları hariç olmak üzere, yükseköğretim kurumlarının ormanlık alan içerisinde eğitim ve araştırma amaçlı tesis kurmasına, Kredi Yurtlar Kurumu`nun öğrenci yurdu inşa etmesine izin veren yönetmeliklerin, ormanlık alan içerisinde balık üretme çiftlikleri kurulmasına, define aranmasına, arkeolojik kazı yapılmasına da olanak tanıdığına dikkat çekilen açıklamada, “bu hüküm, bir başka yoruma hacet bırakmayacak kadar açık ve nettir. Ormanlık alanlar yer yer köstebek yuvasına dönecek, yer yer betona teslim edilecektir” denildi.

‘BELLİ Kİ HÜKÜMET AĞAÇLARIN KÖKÜNÜ KAZIMAK İSTİYOR’

Ormanlık alan içerisinde inşa edilecek tesislerde patlayıcı madde bulundurulmasının bile yönetmeliklerle serbest bırakılmasının ilginç olduğuna işaret edilen açıklamada, “Ormanların topyekûn yok olmasıyla sonuçlanacak herhangi bir olumsuzluğun değerlendirilmeye alınmaması ve sadece ormanlık alanda yerüstünde patlayıcı madde bulundurulmasının yasaklanması, ağaçların yeraltından yani topraktan beslendiği gerçekliği ile örtüşmüyor. Belli ki Hükümet, ‘ağaçların kökünü kazımak’ istemektedir” görüşüne yer verildi.

YAPILAŞMA YEMİNLİ ORMANCILIK BÜROLARINCA DENETLENECEK

Yönetmeliklerin, orman arazilerine yapılacak tesislerin özel şirketler marifetiyle denetlenebilmesine olanak tanıyan hükümlerle dikkat çektiğinin de altı çizilen açıklamada, toplumun ortak değeri olan ormanlık alanların önce yapılaşmaya açılacağı, ardından da bu yapıların işletilmesinin kamu tarafından değil, ‘Serbest Yeminli Ormancılık Büroları’ tarafından denetleneceği vurgulanarak şöyle denildi:

DENETLEME ÖZELLEŞTİRİLDİ

“Kamusal alanı, kamusal hizmetleri hızla özelleştiren siyasi iktidar açıkçası kendi anlayışına uygun bir adım atmış, denetlenme işini özelleştirmiştir. Bu hüküm yönetmelikte şu şekilde yer alıyor: ‘Ancak su isale hattı, baraj, gölet, doğalgaz boru hattı, petrol boru hattı, elektronik haberleşme sistemlerine ait baz istasyonu, enerji nakil hattı, yol, telefon iletim hattı izinlerinde saha kontrolleri yatırım tamamlanıncaya kadar her yıl, yatırımın tamamlanmasını takiben sonu sıfır ve beş ile biten yıllarda yapılır.’Denetimin işlevselliği bir tarafa bu hükmün, denetimsizliği teşvik edecek içeriğe sahip olduğu açıktır. Maddenin içeriği kafa karıştırıcı olsa da, beş senede bir denetleneceği belirtilmektedir ki, asli amacı kar olan işletmelerin denetimsiz geçireceği beş yıl zarfında ormanlık alanlarda ne gibi hasarlara yol açacağı muamma olarak kalacaktır. Denetim, özel şirketler eliyle yürütülse de öz itibariyle kamusal bir iştir ve piyasanın rekabetçi koşullarına terk edilmeyecek önemdedir. Denetim kesintisiz ve işlevsel olmak durumundadır. Beş senede bir yapılacak denetim, ‘dostlar alışverişte görsün’ den öte geçemeyecektir.

‘TOPYEKÜN ORMAN TEMİZLİĞİ İÇİN START VERİLDİ’

Açık olan şu ki, ilgili Yönetmelik hükümleri uygulamaya alındığında ormanlar yapılaşmaya açılacak ve hızla doğal vasfını kaybedecektir. Siyasi iktidarın ne yapmak istediğini anlamak mümkün değildir. Net olan, ormanların bu oranda yapılaşmaya açılması ülkemiz için vahamet olacağıdır. Anlaşılan o ki HES`lerle yok edilen ormanlar, Üçüncü Boğaz Köprüsü ile katledilen yeşil alanlar, Atatürk Orman Çiftliği`nde kesilen ağaçlar siyasi iktidarı ikna etmemiş, topyekûn bir ‘orman temizliği’ için start verilmiştir. Hükümet tez elden yönetmelikleri geri çekmeli, toplumun tüm örgütlü kurumlarını çalışmalara katarak ormanları çoğaltacak, doğanın dengesini koruyacak uygulamalar için çalışma başlatılmalıdır.”

21.04.2014

© tüm hakları saklıdır

Suyun ardından sıra ormanların özelleşmesinde mi?

“Ormanları yatırımlara açan yasal düzenlemenin tartışıldığı, -aslında yeterince tartışılmadığı- bu günlerde, geçtiğimiz yıl yayınladığımız bu yazıyı yeniden anımsatmakta yarar gördük. Çünkü bugün yaşadıklarımız, dünkü davranışlarımızın doğal bir sonucuydu…”

Suyun ardından sıra ormanların özelleşmesinde mi?
Bu forum herkesi ilgilendiriyor ama kimsenin haberi yok!

Yusuf Yavuz

Türkiye, Nisan ayında kapsamlı bir uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 9-18 Nisan tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek olan etkinliğin adı, ’10. BM Ormancılık Forumu’.

Fotoğraf, Dibek Tabiatı Koruma Alanı, Kumluca, AntalyaFotoğraf, Dibek Tabiatı Koruma Alanı, Kumluca, Antalya

180 ÜLKEDEN, BİN 500 KATILIMCI BEKLENİYOR

Adından da anlaşılacağı gibi ormancılık üzerine uluslararası politikaların tartışılacağı foruma 180 ülkeden bakanların davet edildiği belirtiliyor. Bugüne kadar 3 yılda bir ABD’nin New York kentinde düzenlenen forumun ilk kez bu kentin dışında yapılacağı bilgisini veren Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, foruma bin 500 yerli ve yabancı katılımcının gelmesinin beklendiğini açıkladı.

FORUMUN ANA TEMASI: ORMANLAR VE EKONOMİK KALKINMA

İstanbul’un forum boyunca ve 2 yıl süreyle dünya ormancılığının odak noktası ve çekim merkezi olacağını öne süren Bakan Eroğlu, ana teması ”Ormanlar ve Ekonomik Kalkınma” olarak belirlenen forum öncesinde yaptığı açıklamada, Türkiye’ye gelecek bakanlarla ortak proje yapma imkanı olacağını söyledi.

ORMANLARIN ‘YEŞİL EKONOMİ’YE KATKILARI TARTIŞILACAK

Bakan Eroğlu, 21 Ocak’ta yaptığı bir başka açıklamada ise forumda, “ormanların korunması, sürdürülebilir bir şekilde işletilmesi, ormancılığa dayalı ekonominin, toplumun sosyal ve çevresel gelişimine olan katkısının artırılması, ulusal ormancılık programları, ormanların şehir topluluklarına ve yeşil ekonomiye olan katkıları” gibi konuların ele alınacağı belirterek, “Böylece ormanların sürdürülebilir yönetilmesi, korunması, işletilmesine dair bilgi ve tecrübelerimizi paylaşmayı, küresel iklim değişikliği ile mücadelede anahtar role sahip ormanların önemi ile alakalı Dünya’ya güçlü mesajlar vermeyi hedefledik” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin yoğun gündemi arasında kamuoyunda fazlaca yer bulamayan ancak alınacak kararların yaratacağı sonuçlar açısından hepimizi doğrudan ilgilendiren forumun içeriği konusunda bugüne kadar yansıyanlar enine boyuna tartışılmayı bekliyor.

KORUMA BAHANE, KALKINMA ŞAHANE

Ana tema olarak “Ormanlar ve Ekonomik Kalkınma” gibi bir başlığın seçilmiş olması, orman dokusu açısından oldukça zengin bir coğrafyaya sahip olan Türkiye’nin orman varlığının üzerinde küresel ölçekte bir takım kararların alınması kaçınılmaz olduğunu düşündürüyor. Bakan Eroğlu’nun dile getirdiği, “ormanların şehir topluluklarına ve yeşil ekonomiye olan katkıları” gibi başlıklar, forumun tüm kamuoyu tarafından daha yakından izlenmesini demokratik kitle örgütleriyle meslek odalarının müdahil olmalarını gerekli kılıyor. Koruma, sürdürülebilir kalkınma vs gibi söylem ve uygulamaların, ‘ticarileşme’ söz konusu olduğunda yalnızca ticarileşmenin önünü açan birer payanda olduğunu bugüne kadar yaşanan bir çok örnekte gördük, görüyoruz. Bir bakıma tüm bu yaşananları “koruma bahane, kalkınma şahane” olarak özetleyebiliriz.

PARA ETMEYEN AĞACI ‘ORMAN’DAN SAYMAYAN ZİHNİYET

Özellikle doğal varlıkların yalnızca ‘kaynak’ olarak görüldüğü bugünün ekonomi anlayışında, orman gibi yaşamın temeli olan ekosistemlerin, “para eden” ve “para etmeyen” olarak sınıflandıran politikalar üreten siyasetçilerin eline bırakılamayacağı önemli bir süreçten geçiyoruz. Odun ya da kereste olarak değeri olmayan ağaç ve ağaççıkları ‘orman’dan saymayan yasal düzenlemelerin altına imza atanların, yaşam için pek çok önemli işlevi yerine getiren yüzlerce türün yok edilmesine yol açtıklarını düşününce bu daha da önemli hale geliyor.

ENDİŞELER İÇİN GEÇ Mİ KALINDI

Bu aşamada, “foruma yaklaşık iki ay kala bu endişeleri dile getirmek için geç kalınmadı mı?” sorusu akla gelebilir ve haklı bir soru da olabilir. Kendi adıma söylemem gerekirse, geçtiğimiz yıl bu foruma ilişkin çekinceleri içeren bir kaç yazı yazdığımı anımsatabilirim. Ancak toplumun tamamının yanı sıra, genel olarak bütün canlı yaşamın geleceğine ilişkin uygulamaların, hızla değişen sarsıcı gündemimizin içinde kendine hiç bir zaman hak ettiği yeri bulmadığı gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bir başka deyişle kendi geleceğine ilişkin yaşamsal kararları izlemesi, müdahil olması, refleks göstermesi gereken kamuoyunun büyük kısmının gündelik sorunlarının derdine düştüğünü söylemek yanlış olmaz sanırım. Karar vericilerin ve uygulayıcıların işini oldukça kolaylaştıran bir yanı da yok mu bu durumun?

ORMANLARIMIZ DA SULARIMIZ GİBİ OLMASIN

“Ormancılıkla ilgili uluslararası bir forumun Türk ormancılığına iyi ya da kötü ne gibi yansımaları olacak?” sorusunun yanıtını bugünden vermek kolay değil. Kaldı ki doğru da değil. Ancak Türkiye’de bugüne kadar benzeri etkinliklerin en sonuncularından biri olan Dünya Su Forumu’nun arkasından yaşananları anımsayınca, akıllarda kalan kimi tartışmaları güncellemek gerekiyor.

Anımsanacağı gibi, 16-22 Mart 2009 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen 5. Dünya Su Forumu’nun ardından, Türkiye’de suyun ticarileştirilmesinin önünü açan süreç hızlanmıştı. Bir anlamda 50 milyar dolarlık ticari hacmi olduğu söylenen Türkiye’nin ‘su pazarı’nın, yerli ve yabancı tekellerine açılmasını sağlayan uygulamaların önü açılmıştı.

Ana teması “Bölgesel Su Sorunları ve Çözüm Arayışları: İstanbul Bakışı” olarak belirlenen su forumunun ardından kanun hükmünde kararname ile Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) adıyla bir kurumun oluşturulduğunu ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışmalar yürüttüğünü anımsatalım.

YAŞAMIN EN TEMEL ÇÖZÜMÜ OLAN SU, SORUNA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

“Su forumunun ardından suyla ilgili sorunlar çözüldü mü?” sorusu akla gelebilir. Hemen söyleyelim; en başta yeraltı sularına sayaç takılarak çiftçilerin tarımda kullandıkları suya erişiminin ‘para’ya bağlanması olmak üzere, su kullanım hakkı anlaşmaları ve su kaynaklarının ticarileştirilmesine yönelik pek çok uygulamayla su, bir ‘sorun’ olarak gündelik hayatımızdaki varlığını sürdürdü. Bir başka deyişle doğru politika ve uygulamalarla yaşamın temel taşı olan su, her alanda çözüm üreterek çevrimini sürdürürken, bir sorunun nesnesi haline getirildi. Suyun cennete dönüştürdüğü Anadolu’nun bütün vadilerine bakmak bunu anlamaya yetiyor.

DOĞAL VARLIKLAR KAPİTALİZMİN YENİ SALDIRI ALANI

Su forumuna ilişkin detaylar çoğaltılabilir. İlgilenenler, şu bağlantıdan daha çok ayrıntı öğrenebilir: ( http://www.un.org/esa/forests ) Ancak sözü uzatmadan konuya dönelim. Türkiye’nin orman varlığının neredeyse tamamının devletin tasarrufunda bulunduğunu biliyoruz. Ormancılık kuruluşumuzun Osmanlı’dan bugüne ulaşan köklü kurumlarımızdan biri olduğunu da…

Ancak sermaye birikimi ve varlığını sürdürebilme açısından, dünyanın içinde bulunduğu ekonomik krizler ile tüketim alışkanlıklarının değişmesinin de etkisiyle üretim alanları daralan pek çok sektörün son yıllarda doğaya saldırdığını da biliyoruz. Kısacası, suyundan toprağına, taşından ormanına yaşamın en temel varlıkları bu yüzyılın son çeyreğinde kapitalizmin yeni saldırı alanı haline geldi. Bir ülkede, o ülkenin değerlerini ilgilendiren bir konuda içinde, “sürdürülebilir”, “işbirliği”, “anlaşma” ve “kalkınma” gibi cümlelerin geçtiği etkinlikleri yapılıyorsa, bu, yediden yetmişe o ülkenin bütün yurttaşlarının yakından izlemesi gereken bir etkinliktir.

Türkiye’nin orman varlığına ilişkin pek çok önemli ‘işbirliği’ ve ‘anlaşma’nın yapılacağı duyurulan 10. BM Ormancılık Forumu, üzerine ölü toğrağı örtülmüş bir ülkede değil, geleceğine ilişkin alınacak kararları irdeleyen, katılımcı ve mücadeleci bir topluma sahip ülkede yapılmalı.

İlk yayın tarihi 18 Şubat 2013

© tüm hakları saklıdır

Kıyıları Türkler ‘işgal’ etti, Yunanlılar koruyor!

Kıyıları Türkler ‘işgal’ etti, Yunanlılar koruyor!

Yusuf Yavuz

Ünlü Yunan siyasetçi Venizelos’un torunu olan uluslararası koruma örgütünün başındaki Lily Venizelos, Türk kıyılarındaki tahribatın durdurulması için iki Türk Bakan’a mektup gönderdi. Venizelos, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce ile Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na hitaben yazdığı mektupta, deniz kaplumbağalarının yaşam alanı olan kumsalın tahribinin durdurulmasını talep etti.

Lily Venizelos iki Türk Bakan'a mektup yazarak kıyı alanlarının korunmasını talep ettiLily Venizelos iki Türk Bakan’a mektup yazarak kıyı alanlarının korunmasını talep etti

YUNAN KADIN TÜRK BAKANLARA KIYILAR İÇİN MEKTUP YAZDI

Antalya’nın Kaş ilçesinde bulunan dünyaca ünlü Patara kumsalı, bir kaç yıl öncesine kadar Akdeniz’in en iyi korunmuş kıyı alanlarından biriydi. Ancak, Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇK) olmasının yanısıra arkeolojik ve doğal sit alanı olarak üç ayrı koruma şemsiyesi altında bulunan Patara’da 2008 yılında onaylanan koruma amaçlı imar planı çerçevesinde yüzlerce yeni yazlık konut yapımına olanak sağlanması uluslararası kuruluşları da harekete geçirdi. Uluslararası Akdeniz Deniz Kaplumbağalarını Koruma Birliği MEDASSET’in Başkanı Lily Venizelos, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce ile Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na birer mektup yazarak, deniz kaplumbağalarının yaşam alanı olan kumsalın tahribinin durdurulmasını talep etti.

patara kumsalı dünyanın en iyileri arasın da gösteriliyorPatara kumsalı dünyanın en iyileri arasın da gösteriliyor
patara kumsalı öçk alanı olarak koruma al tındaPatara kumsalı öçk alanı olarak koruma altında
Geçmişte subasman seviyesinde olan villalar ın temelleri sökülerek yenilerini inşa et mek için hazırlık yapılıyorGeçmişte subasman seviyesinde olan villaların temelleri sökülerek yenilerini inşa etmek için hazırlık yapılıyor

TÜRKİYE’DEKİ ÜÇ YUVALAMA ALANI BERN KOMİTESİ GÜNDEMİNDE

Atatürk’le olan dostluğu ile bilinen ünlü Yunansiyasetçi Elefterios Venizelos’un torunu olan Lily Venizelos, 1988 yılından bu yana Patara’daki deniz kaplumbağalarının yaşam alanlarına yönelik tehditleri yakından takip eden MEDASSET’in başkanlığını yapıyor. Türkiye’nin de imza koyduğu Uluslararası Bern Sözleşmesi’nin gündeminde olan Patara sorunu, geçtiğimiz Aralık ayında Muğla Fethiye ve Mersin Kazanlı’daki sorunlarla birlikte Bern Kongresi 33. Daimi Komite Toplantısında yeniden ele alındı. Bern Kongresi Daimi Komitesi, Fethiye, Kazanlı ve Patara ÖÇK bölgesindeki sorunların çözümü konusunda Türkiye’ye yardım teklifinde bulunma kararı aldı.

GÜLLÜCE VE EROĞLU’NA ‘TAHRİBATI DURDURUN’ ÇAĞRISI

Üç bölgedeki sorunu Bern Kongresi’nin gündemine taşıyan MEDASSET’in (Uluslararası Akdeniz Deniz Kaplumbağaları Koruma Birliği) Başkanı Lily Venizelos, iki Türk Bakan’a birer mektup göndererek habitat tahribatını durdurmak için acil önlem almaya çağırdı.

‘PATARA ÖÇK BÖLGESİNDE ÇOK SAYIDA VİLLA İNŞA EDİLECEK’

Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce ile Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na yönelik yazdığı mektupta, Türkiye’deki üç ayrı noktada deniz kaplumbağalarının üreme ve yuvalama kumsallarıyla ilgili büyük endişe duyduğunu belirten Veniselos, Patara ÖÇK Bölgesinde çok sayıda villa inşa edilecek olmasının, yuvalama alanlarının yanısıra doğal ve arkeolojik sit alanlarını da tehdit ettiğine dikkat çekti.

‘KORUMAYI GÜÇLENDİRECEK GÜNCEL EYLEM PLANI HAZIRLANMALI’

Patara’da inşa edilmesi planlanan yeni villaların ÇED eksikliğinin giderilmesi ve alanın taşıma kapasitesinin belirlenmesini isteyen Venizelos, mektubunda alanın korunmasını güçlendirecek güncel bir eylem planı hazırlanması gerektiğine işaret etti.

‘FETHİYE’DEKİ TERSANE GİRİŞİMİ KORUMA STATÜSÜ İLE BAĞDAŞMIYOR’

Fethiye’deki yuvalama alanlarındaki yönetim eksikliği ve turizm baskısının ciddi düzeyde habitat kaybına yol açtığını belirten Venizelos, Karaot’ta tersane yapımının teşvik edilmesinin de bölgenin koruma statüsü ile bağdaşmadığını kaydetti.

KAZANLI’DA ZEHİRLİ ATIKLAR KUMSALA BOŞALTILIYOR

Mersin Kazanlı’daki yuvalama kumsalıyla ilgili taleplerini de sıralayan Venizelos, bölgedeki soda fabrikasından çıkan yaklaşık 1,5 milyon ton zehirli atığın kumsala boşaltıldığını ve yalnızca 200 bin tonunun rehabilite edildiğine dikkat çektiği mektubunda, alandaki kumul erozyonu ve zehirli atıkların bertaraf edilmesi konusunda güncel bir eylem planı hazırlanmasını talep etti.

‘BU ÜÇ ALAN SOMUT EYLEMLERLE ACİLE KORUNMALI’

Mektubunda, Türkiye’de deniz kaplumbağalarının yaşam alanlarının yönetimine ilişkin kimi başarılı örneklerin bulunduğunu da dile getiren Venizelos, “ancak bu üç koruma alanında bugüne kadar çok az ya da hiç ilerleme olmamıştır. Sizin öncülüğünüzde yapılacak somut eylem ve taahhütlerle, acilen Fethiye, Kazanlı ve Patara’nın ekolojik değerinin korunmasını sağlamak gerekiyor. MEDASSET, bu üç önemli yuvalama alanının koruma statülerinin iyileştirilmesine yardımcı olmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

KORUMA İMAR PLANI ÇERÇEVESİNDE 300 YENİ VİLLA YAPILACAK

ÖÇK Kurumu tarafından yeniden düzenlenen ve 31 Ekim 2008’de Antalya Koruma Kurulu tarafından onaylanan Patara Koruma Amaçlı İmar Planı, “köy yerleşimi” ve “kooperatif alanı” olarak iki ayrı bölgeden oluşuyor. Korumayı öngören plana göre, kooperatif alanı olarak ayrılan bölgede doğa ve arkeoloji alanına zarar vermeyecek ‘uyumlu’ ve ‘göze batmayan’ ev, pansiyon ve günübirlik tesislerin yapımına izin verilirken, ilgili komisyonun izni alınmak kaydıyla kamuya açık sosyal tesisler, restoran, büfe ve kafeterya gibi üniteler de yapılabilecek. Patara’daki kooperatif alanında yaklaşık 300 yeni villa yapılması planlanırken yeni villalar için bölgede alt yapı ve temel kazısı çalışmaları müze uzmanlarının denetiminde sürüyor.

19.04.2014

© tüm hakları saklıdır

Patara’da büfe izniyle ‘beach club’a turizmci tepkisi!

Patara’da büfe izniyle ‘beach club’a turizmci tepkisi!

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kaş ilçesinde bulunan dünyaca ünlü Patara kumsalı, 18 kilometrelik uzunluğuyla Akdeniz’in en iyi korunan kumul alanlarından biri olarak gösteriliyor. Ancak ÖÇK Bölgesi niteliğindeki deniz kaplumbağalarının üreme ve yuvalama alanı olan Patara kumsalı son yıllarda insan kaynaklı kullanım baskısıyla karşı karşıya. Bunun en son örneği de Eşen Çayı’nın denize döküldüğü Çayağzı mevkiinde büfe izniyle yapılan beach club. Büyük Şehir Yasası ile kapatılan Ova Belediyesi’nin projelendirerek özel bir şirkete ihaleyle devrettiği büfe görünümlü tesise tepki gösteren Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Dr. Munise B. Ozan, “Koruma altında olan bir alanda böyle bir girişimin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu konuda dernek olarak da girişimlerde bulunacağız” dedi.

Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Dr. Munise B. OzanKaş Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Dr. Munise B. Ozan

TURİZM DERNEĞİ BAŞKANI SERT TEPKİ GÖSTERDİ

Patara kumsalında inşası süren ve Nisan sonunda açılışının yapılmasının planlandığı öğrenilen tesisten bölgeye yürüyüş yapmak için giden turistlerin kendilerine başvurmaları sonucu haberdar olduklarını dile getiren Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Dr. Munise Büyükkaplan Ozan, “turistlerin bize getirdiği fotoğrafları görünce şoke olduk. Çünkü burada inşa edilen tesisin, Konyaaltı ya da Antalya’daki plaj işletmelerinden hiç bir farkı yok. Deniz kaplumbağalarının yuvalama alanı olan kumsalda büyük bir yer işgal edilmiş. Koruma altında olan bir alanda böyle bir girişimin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu girişim turistlerin de çok büyük tepkisini çekiyor. Bu konuda dernek olarak da girişimlerde bulunacağız” dedi.

eşen çayının patara kumsalında denize döküldüğü alan çayağzı olarak adlandırılıyorEşen Çayı’nın Patara kumsalında denize döküldüğü alan Çayağzı olarak adlandırılıyor

patara kumsalında çayağzı bölgesinde büfe izniyle inşa edilen tesis klüp tabelası astıPatara kumsalında Çayağzı bölgesinde büfe izniyle inşa edilen tesis klüp tabelası astı

patara detay patara detay2 patara detay3 patara pink clup detay2 patara pink clup detay3 tesiste ahşap platform içine yüzme havuzu da yapılıyorTesiste ahşap platform içine yüzme havuzu da yapılıyor

‘ANTALYA’NIN BATISINDA DOĞAYI TAHRİP EDEN TURİZM İSTEMİYORUZ’

Girişimin iyi niyetli olabileceğini ancak yer seçiminin son derece yanlış olduğunu söyleyen Ozan, “dünyanın neresine giderseniz gidin bu tür alanlarda böylesi girişimlere izin verilmez. Elbette bu tür alanlarda insanların ihtiyaçlarını karşılayacak üniteler yapılabilir ancak burada sadece büfe değil, yüzme havuzu bile bulunan koskoca bir plaj işletmesi yapılıyor. Biz Antalya’nın batısındaki ilçelerle birlikte doğayı tahrip eden turizm girişimlerine karşı ortak bir tavır geliştiriyoruz. Kentin doğusunda yapılan yanlışları bu bölgede yinelemek istemiyoruz. Alanya, Side ve Manavgat olmak istemiyoruz. Buralarda yapılan yanlışları biz de yapmak istemiyoruz. Bu bölgede doğayla uyumlu ekoturizmin öne çıkarılması için çaba harcıyoruz. Bu konuda yetkililere de büyük bir sorumluluklar düşüyor. Bu alanın incelenip izin verilen çerçevenin dışına çıkılıp çıkılmadığının denetlenmesini ve eğer verilen izinlerin dışına çıkılmışsa gereğinin yapılmasını istiyoruz. Bu konunun takipçisi olacağız” diye konuştu.

patara kumsalında inşa edilen tesisin canlandırmasıPatara kumsalında inşa edilen tesisin canlandırması

patara kumsalında inşa edilen tesisin canlandırması2 patara kumsalında inşa edilen tesisin canlandırması3BAKANLIĞIN İZNİYLE İNŞA EDİLEN TESİS NİSAN SONUNDA AÇILACAK

Konuyla ilgili bilgisine başvurduğumuz yetkililer, Patara kumsalında inşa edilen tesisin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın izniyle yapıldığını belirttiler. 30 Mart’ta kapatılan Ova Belediyesi’nce geçtiğimiz yıl hazırlanan tip projenin Bakanlıkça da onaylanmasıyla büfe olarak inşasına başlanan tesis, Ova Belediyesi tarafından yapılan ihaleyle özel bir şirkete devredildi. Çeşitli plaj etkinliklerinin yapılması planlanan tesisin Nisan sonunda açılışının yapılacağı belirtiliyor.

17.04.2014

© tüm hakları saklıdır

Babadağ’da bir yola iki gerekçe, çokça ağaç kıyımı!

Babadağ’da bir yola iki gerekçe, çokça ağaç kıyımı!

Yusuf Yavuz

Muğla’nın Fethiye ilçesinde bulunan Babadağ’da yapımına başlanan yol için çok sayıda ağacın yokedilmesi tepkilere neden oldu. Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası’nca geliştirilen ve Güney Ege Kalkanıma Ajansı (GEKA) tarafından 750 bin lira hibe desteği sağlanan “Rotamız Babadağ” projesi kapsamında yapımı sürdürülen yolun bir bölümüne parke taşı döşenecek. Yol inşaatı sırasında aralarında sedirlerin de bulunduğu çok sayıda ağacın katledildiğini belirten yurttaşlar, “burada iki aracın geçebileceği genişlikte yol yapılıyor. Dağı adeta ikiye bölmüşler. Buradaki yıkımı görünce şoke olduk” sözleriyle girişime tepki gösterdi.

Babadağ, dünyanın en iyi yamaç paraşütü noktası olarak biliniyorBabadağ, dünyanın en iyi yamaç paraşütü noktası olarak biliniyor

BABADAĞ’DA BİR YOLA, İKİ GEREKÇE, ÇOKÇA AĞAÇ KIYIMI

Muğla’nın Fethiye ilçesinde bulunan ve biyolojik zenginliğiyle dikkat çeken Babadağ, Türkiye’deki en önemli yamaç paraşütü merkezlerinden biri. Bu özelliğiyle her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlayan Babadağ ayrıca Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarında yer alıyor. Likya Yolu’nun gözde rotalarını da barındıran Babadağ ve çevresi rekreasyon değeri açısından oldukça önemli bir bölge. Ancak oran yoluyla ulaşılabilen ve bin 700 ila bin 900 metrelik rakımlarda bulunan yamaç paraşütü pistlerine alternatif pistler yapılması amacıyla Babadağ’a yeni bir yol yapılması bölgede tepkilere neden oldu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileri yolun orman yolu olduğunu söylerken, Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileri ise yamaç paraşütünü 12 aya yayacak bir projenin parçası olduğunu belirtiyor.

DSCN5940 babadağ'da açılan yol için çok sayıda sedir ve çam ağacı kesildiBabadağ’da açılan yol için çok sayıda sedir ve çam ağacı kesildi


DSCN6017DSCN6029‘GÖRDÜĞÜMÜZ MANZARA DEHŞET VERİCİYDİ’

Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası’nın hazırladığı “Rotamız Babadağ” projesi kapsamında yapılan yolun, aynı zamanda yangın yolu olarak da kullanılacağı öne sürülüyor. İnşaat çalışmaları devam eden yoldaki çalışmaları inceleyen yurttaşlar, Babadağ’ın adeta ikiye bölündüğünü belirterek, “Biz buradaki yıkımı görünce şoke olduk. Sedir, çam ve sandal ağaçları kesilmiş. Yol inşaatından aşağıya kayalar yuvarlanmış, pek çok ağaç tahrip olmuş. Bitkiler, çiçekler yok edilmiş. Gördüğümüz manzara dehşet vericiydi” sözleriyle tepkilerini dile getirdiler.

‘BU KADAR BÜYÜK KATLİAMLA YOL YAPILMASI ANLAŞILMAZ’

Bölgenin doğal zenginliğiyle Fethiye’nin ve Türkiye’nin gözü gibi koruması gereken bir alan olduğuna işaret eden yurttaşlar, “Ancak burada iki aracın geçebileceği genişlikte bir yol yapılıyor. Turizm adına böyle bir kıyım yapılmasını anlamak mümkün değil. Babadağ’a çıkan eski yol dağın arkasından geçiyordu. Şimdi açılan yol, dağın Fethiye’ye bakan tarafında yer alıyor. Bölgeye bir de dağ oteli yapılıyor. Babadağ’a teleferik projesi olduğunu biliyoruz. Dağa ulaşmak için teleferik daha az tahribat yaratacak ve daha ucuza mal olacak bir proje olabilirdi. Bu kadar büyük bir doğa katliamıyla neden böyle bir yol yapılıyor anlamakta zorlanıyoruz” diye konuştular.

ORMAN BAKANLIĞI: ‘YOL PLANIMIZDA VARDI’

Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ise, Babadağ’a yapılan yolun bölgedeki orman yollarıyla ilgili planlarda bulunduğunu belirterek, “Fethiye’de bin 100 kilometrelik orman yolu planımız var. Bunun 600 kilometre kadarını yaptık. Geriye kalanı ise çeşitli nedenlerden dolayı yapılamadı. Bu yol da tamamen bizim planlarımızda yer alan bir çalışmadır. Bu tür yollar kamu-özel teşebbüs işbirliği ile de yapılabiliyor. Buradaki yol da Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı arasında yapılan bir protokol çerçevesinde, ÖÇK kurumunun izni de alınarak yapılmaktadır. Söz konusu yol, Babadağ’daki olası yangınlara müdahale için kullanılacaktır. Çünkü Babadağ’da yangın çıksa yapacak bir şeyimiz yok. Ancak helikopterle müdahale edilebiliyor” görüşünü dile getirdi.

’30 AĞAÇ KESİLMİŞ OLABİLİR ANCAK 300 BİN FİDAN DİKTİK’

Yol inşaatı sırasında çok sayıda ağacın ve biyolojik çeşitliliğin yok edilmesiyle ilgili sorularımızı da yanıtlayan yetkili, “yol çalışmaları sırasında mecburiyetten dolayı 20-30 ağaç kesilmiş olabilir ancak biz sadece bu yıl Fethiye’de 300 bin fidan diktik. Yol çalışması ister istemez doğaya zarar verir ancak hazırlanan protokole inşaattan çıkacak olan toprak ve molozun taşınması şartını koyduk. Kurumumuz uluslararası standartlarda hizmet vermektedir” dedi.

FTSO: ‘BULUTLU HAVALARDA DA UÇABİLMEK İÇİN’

Konu hakkında görüşüne başvurduğumuz Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası’ndan aldığımız bilgilere göre ise 1 milyon lira bütçesi olan “Rotamız Babadağ Projesi” için Güney Ege Kalkınma Ajansı’ndan 750 bin lira hibe desteği alındı. Proje bedelinin geri kalanı ise Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası tarafından karşılanacak. 24 Şubat’ta Yiğit Beton Ltd. Şti.’ne ihale edilen proje kapsamında bin 200 metrelik rakımda yamaç paraşütü için atlayış pistleri yapılması öngörülüyor. Bunun gerekçesi ise havanın bulutlu olduğu zirveden uçuş yapılamadığı dönemlerde yamaç paraşütü uçuşlarının devam edebilmesini sağlamak olarak gösteriliyor.

ÇALIŞMALAR BİTİNCE ALANIN TANITIMI YAPILACAK

Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası yetkililerine göre çalışmaların tamamlanmasının ardından yamaç paraşütü için ilçeye gelen tatilciler, havaların kötü olduğu dönemlerde de uçuş yapabilecek. Pistin açılmasının yanında zirveye çıkan yolun büyük kısmının parke döşenmesiyle de Babadağ’ın cazibesi daha da artırılmış olacak. Altyapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından alanın tanıtımı için çalışması yapılacağını belirten FTSO yetkilileri, “Özellikle bin 200 metre kotundaki pistin açılışında yamaç paraşütü olabilir, adrenalin sporcularından olabilir, Türkiye ya da bu alanda dünyaya malolmuş sanatçılardan birini buraya getirip ulusal ve uluslar arası alanda basının ilgisini çekerek Babadağ’ın ve bu pistin tanıtımını yapacağız” bilgisini verdi.

PARAŞÜTÇÜLER NE DÜŞÜNÜYOR?

Babadağ’a yol yapılmasıyla ilgili görüşlerini sorduğumuz bir tandem pilotu, yeni pistin pek çok sorunun çözümü için gerekli olduğunu ancak dünyanın en önemli atlayış parkuru olan Babadağ’da böylesi bir girişimin dengeleri gözeterek yapılması gerektiğini belirtiyor. Babadağ’daki alanın geçtiğimiz yıl özel bir şirkete kiralandığını ve alana girmek için yüksek miktarda ücret ödendiğini belirten tandem pilotu, “Bu projenin doğru araştırılıp en az zarar verecek şekilde yapılması gerekir. Yolun giriş kısmında sedir ağaçları yoğunlukta ancak genel olarak orman dokusu seyrek bir güzergah. Ticari olarak düşünüldüğünde bu oldukça gerekli bir proje ancak benim kişisel düşüncemi sorarsanız ben doğanın zarar görmemesinden yanayım. Çünkü bizler her şeyden önce bir sporcuyuz ve hiç bir sporcu doğanın zarar görmesini istemez. Sporcular havadayken altında yem yeşil bir orman dokusu görmek isterler. Ancak bu çok boyutlu bir konu. Bir yandan da dünyanın pek çok yerinden Babadağ’a gelmek isteyen sporcu var. Bir yandan da onu korumak zorundayız. Kısacası dengeler iyi gözetilmeli” görüşünü dile getirdi.

15.04.2014

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 386 takipçiye katılın