‘HES’çilerin ortağıyım’ diyen Bakandan bu kez madencilere kıyak!

‘HES’çilerin ortağıyım’ diyen Bakandan bu kez madencilere kıyak!

Yusuf Yavuz

Kırklareli’nin Vize ilçesinde ÇED raporu mahkemece iptal edilen çimento kili ocağı, maden sektörü temsilcilerinin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nu ziyaret etmelerinin ardından değiştirilen genelgeyle yeniden açılmak isteniyor. Yöre halkının karşı çıkmasına rağmen iptal edilen proje için yeniden ÇED süreci başlatıldı. Madenciler Derneği’nin talebi üzerine yapılan genelge değişikliğini yargıya taşıyan yöre halkı, yeniden başlatılan projeyle ilgili ÇED sürecinin de iptal edilmesi için girişimde bulundu. Madencilere yapılan bu kıyak, Bakan Eroğlu’nun iki yıl önce yaptığı “HES firmalarıyla ortak çalışıyoruz” açıklamasını akıllara getirdi. Madencilerin Bakandan talep ettiği istekler ise dudak uçuklatan türden…

Kırklareli’nin Vize ilçesinde özel bir firma tarafından açılmak istenen çimento kili ocağı, yöre halkının tepkisi ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ilgili genelgesi nedeniyle ÇED süreci iptal edildi. Proje sahasının tamamı ormanlık alan içerisinde kaldığından genelge girişime izin vermedi. Yine Kırklareli’nde, bu kez de Pınarhisar ilçesinde uygulanmak istenen bir başka çimento kili projesi benzer gerekçelerle durduruldu. Su havzaları ve ormanlık alanların yanı sıra tarım ve hayvancılığı olumsuz etkileyecek projelere karşı çıkan yöre halkı tam rahat bir nefes almışken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın söz konusu projelerle ilgili yeniden ÇED süreci başlatması bölgede tepkilere neden oldu.

ıstrancalar Dereköy yolu

MADENCİLER İSTEDİ, DOĞAYI KORUYAN GENELGE DEĞİŞTİRİLDİ

Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO) Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem, 6 önce ÇED süreci sona ererek iptal ve iade edilen dosyaların geri geldiğine dikkat çekerek, “ÇED sürecinin yeniden başlamasındaki gerekçe ise 2014-1 sayılı Orman ve Su İşleri Genelgesinde yapılan bir değişiklik. Değişikliği, Madenciler Derneği talep ediyor. Ekim 2014 tarih, 53 sayılı dergilerinde Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na yaptıkları ziyarette dile getirdikleri taleplerini bir mektup halinde Sayın Bakan’a sunuyorlar. Taleplerden bazılarına bakıldığında; ödedikleri vergilerde indirime gidilmesi ve 2014/1 sayılı biyolojik çeşitlilikle ilgili genelgede değişikliğe gidilmesi göze çarpıyor” diye konuştu.

KANUNU ÇİĞNEYEN MADENCİLERE VERİLEN HAPİS CEZASI PARAYA ÇEVRİLDİ

Çidem, madencilik sektörüne doğal alanların korunması yönünde kimi kısıtlamalar getiren bu genelgenin, madencilik faaliyeti yapılması gereken koruma alanlarında bilimsel rapor şartı getirmesinden dolayı sektöre zaman kaybettirdiğini, ayrıca önemli bir maddi külfet yüklediğine işaret ederek, şunları dile getirdi:
“6831 sayılı Orman Kanunun 92. Maddesine göre ‘Kanun hükümlerine göre verilen ruhsat veya izin belgesindeki sürenin dolmasına rağmen maden ocağı işletmeye devam edenler ya da izin verilen alandaki sınırı aşanlar’ için hapis cezası uygulaması genelgede yapılan değişiklikle ‘idari para cezası’na dönüştürülüyor. Söz konusu genelgede yapılan değişikliğin ardından yaşananlara baktığımızda, bölgede yapılmak istenen ancak ÇED süreci sonlandırılarak iptal edilen projeler yeniden gündeme geliyor. Halk bu durum karşısında oldukça şaşkın ve öfkeli.”

GENELGE YARGIYA TAŞINDI, ÇED SÜRECİNİN DURDURULMASI İSTENDİ

Ormanların ve su havzalarının korunmasının bugün ve gelecek açısından oldukça önemli olduğunun altını çizen Çidem, çimento kili ocaklarıyla ilgili yeniden başlatılan ÇED süreçlerinin iptal edilerek geçersiz sayılmaları konusunda yetkilileri uyardığı açıklamasında, genelgede yapılan değişiklikle ilgili Vize Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğunu, ayrıca ÇED sürecinin durdurulması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na itirazda bulunduklarını kaydetti.

ISTRANCALARI BULGARİSTAN KORUYOR, TÜRKİYE YOK EDİYOR

Trakya’nın akciğerleri ve su deposu olan Istranca ormanlarını paylaştığımız komşu ülke Bulgaristan’ın, Istrancaların kendi sınırlarında kalan bölümünü korumak için çalışmalar yürüttüğüne değinen Çidem, “Bulgaristan’da, 1995 yılında bir grup çevreci ve ormancının girişimiyle ‘Istranca Tabiat Parkı’ ilan edildi. Tabiat parkında belirlenen 122 habitat türü, Avrupa’nın en iyi korunan alanlar arasında ilk sırayı alırken, bu alan Bulgaristan’daki en büyük korunan alanların başında geliyor. Türkiye’de ise Istrancalarla ilgili 2008-2009 yıllarında 2 yıl süren çalışmayla Biyosfer Rezerv alanı girişimiyle ilgili hazırlanan rapor ve dosyaların akibeti belli değil. Bu dosyalar Bakanlık arşivlerinde durdukça, tahribat devam edecek, ormanlara taş, kil, altın, gümüş, çimento ve kalker ocaklarının açılmasının yanı sıra HES, RES ve benzeri projeler geleceğimizi yok etmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.

poyralı 3poyralı köyü

PROF. DR. D. KANTARCI: ‘GENELGEYLE ORMANDA AÇIK OCAK İZNİ UYGUN DEĞİL’

Bölgede uzun süredir çalışmalar yürüten Prof. Dr. Doğan Kantarcı ise konuyla ilgili hazırladığı raporda genelge değişikliğiyle ormanlarda açık ocak işletmesine izin verilmesinin uygun olmadığını belirterek, “Özellikle kurak ve karasal iklim etkisi altında olan Ergene Havzası’ndaki meşe baltalık ormanları açık ocak işletmeleri ile köklenip, yok edilirlerse, bir daha yetiştirilmeleri mümkün değildir… Doğanca ile Pazarlı köyleri arasında ve Ahmetbey Deresi su toplama havzasında yer alan meşe ormanının işlevleri bakımından ‘Üstün kamu yararı’ kapsamında, tür bileşimi ve kurak mıntıka ormanı olarak da Avrupa Vejetasyonu bakımından ‘mutlak korunması gereken’ ormanlardan olduğu, bu sebeple de OGM 2014/1 genelgesinde yapılan ‘özel amaçlı’ değişikliklere rağmen bu ormanlarda açık ocak işletmesine izin verilmesi uygun olmayacaktır” görüşünü dile getirdi.

Madenciler Derneği'nin Bakan Eroğlu'ndan talepleri  sektörün dergisinde yer aldı

BAKAN EROĞLU: “GEÇENLERDE HES FİRMASI GELDİ, ‘MERHABA ORTAĞIM’ DEDİ”

Maden firmalarının talebi üzerine genelge değişikliği yapmakla eleştirilen Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Şubat 2013’de Türkiye İnşaat Sanayicileri ve İşverenleri Sendikası’nın (İNTES) Ankara’da düzenlenen toplantısında yaptığı konuşmada, müteahhitlik firmaları ile aynı hedefe koşan iş ortakları olduklarını vurgulayarak, “Müteahhitlik firmaları bizim hasmımız değil. Onlar bizim ortaklarımız. Geçenlerde HES’i yapan bir firma geldi, ‘Merhaba ortağım’ dedi. Ben birden bire şok oldum. Dedi ki, ‘Yok öyle şahsi ortaklık değil, biz HES’lerden dolayı ihale yapıyoruz, katkı payı veriyoruz neredeyse yüzde 50’sini devlete ödüyoruz. Dolayısıyla ortaklık bu ortaklık’. Ondan yana da sevindim yani. Gösterdi rakamları sevindim. Neredeyse kw/saat başına 6 kuruş DSİ’ye para veriyor. O bakımdan ne kadar çok ortağımız varsa onlara teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullanmış, Orman ve suların korunarak geleceğe aktarılmasından sorumlu olan Bakan Eroğlu’nun bu sözleri eleştiri konusu olmuştu.

İŞTE MADENCİLERİN ORMAN BAKANINA YAZDIĞI O İBRETLİK MEKTUP

Madenciler Derneği’nin çıkardığı derginin 23 Eylül 2014 tarihli sayısında yer verilen dernek başkanı M. Atılgan Sökmen imzasını taşıyan Bakan Eroğlu’na yazılan mektupta, özetle şu ifadelere yer veriliyor: “Öncelikle 18 Eylül 2014 günü derneğimiz yönetim kurulunu kabulünüz ve uzun bir süre ayırarak Sn. Genel müdürümüz İsmail beyle birlikte sorunlarımızı dilediğiniz ve yapıcı bir yaklaşımla çözüm aradığınız için teşekkür ederiz. Ziyaretimiz sırasında konuşulan ve bir kısmı için talimat da verdiğiniz hususlarla ilgili olarak bizimde yazılı olarak görüşlerimizi ve önerilerimizi bildirmemizi istemiştiniz.

‘ORMAN İZİN BEDELLERİ DÜŞÜRÜLSÜN’

Bunlardan en güncel olanı 16. Madde uygulama Yönetmeliği’nin 7. Maddesinin 3. Fıkrasında getirilen ‘izin alanlarının’ etrafının ‘kafes tel’ ile çevrilmesi hususu idi. Bu uygulamanın değiştirilmesi talimatınızı Sn. Genel Müdürümüze verirken bize ‘siz de önerinizi bildiriniz’ demiştiniz… Aynı yönetmeliğin ‘İzin Bedelleri’ hükümleri sizin de takdir ettiğiniz üzere madencilere çok büyük yük getirmiştir. Orman izin bedelleri maden üretimlerinde en önemli maliyet kalemlerinden biri haline gelmiştir. Bu bedeller maden işletmelerinin kapanmalarına neden olmaktadır. Sektörümüz diğer sektörlerin ödediği vergilere ilaveten ayrıca devlet hakkı ödemektedir. Yapılan hesaplamalara göre ödediğimiz vergi oranı zaten yüzde 72’yi bulmaktadır. Bu uygulama ile yüzde 10-15 daha ilave yük gerçekten sektörün kaldırabileceği bir durum değildir. Giderilmeyecek zararlar oluşmadan bu bedellerin normal sınırlara çekilmesi için yönetmeliğin bir an önce değiştirilmesini dikkatlerinize sunmak istiyoruz.

‘BAŞBAKANLA GÖRÜŞECEĞİNİZİ İFADE ETMİŞTİNİZ, SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUZ’

Diğer bir önemli husus Haziran 2012 genelgesinin sektörümüzü çok olumsuz etkilemiş olması. Malumlarınız olduğu üzere bu genelge esas olarak Orman ve Maden idareleri kanalıyla sektörümüze uygulanmaktadır… Bizi kabulünüzde Konuyu Bakanımız Sn. Taner Yıldız’la birlikte Sn. Başbakanla görüşeceğinizi ifade etmiştiniz. Bu görüşmenin bir an önce gerçekleşmesini ve madenciliğin, enerji yatırımlarında olduğu gibi bu genelgenin dışına çıkarılmasını ülkemiz ve sektörümüz adına sabırsızlıkla beklemekteyiz.

‘BİLİMSEL RAPOR İSTENMESİ ZAMAN KAYBI OLUYOR, GENELGE KALDIRILSIN’

Bir başka genelge ise sayın bakanlığınıza ait olan 2014/ 1 Biyolojik çeşitlilikle ilgili olan genelgedir. Sektörümüze büyük kısıtlamalar getiren bu genelgenin koruma alanları ile ilgili bölümleri maden sahalarının ruhsatlandırılması aşamasında zaten yerine getirilmektedir. Buna rağmen orman izin talebi aşamasında bu alanlarla ilgili olarak ‘bilimsel rapor’ istenmesi hem zaman kaybettirmekte hem de madencilere önemli maddi külfet yüklemektedir. Genelgenin ‘değerlendirilmeye alınmayacak izin talepleri’ bölümü ise hem orman kanuna ve maden kanununun uygulanmasının engellenmesi açısından da maden Kanununa aykırıdır. Bu nedenle genelgenin yürürlükten kaldırılması sektörümüz ve ülkemiz için en hayırlı yol olacaktır. Bu önerimizin dikkate alınma sürecinde genelgenin tüm bölgelerde aynı şekilde uygulanması için tek tip uygulama formatları hazırlanması ya da sizin buyurduğunuz gibi müracaatların bölgelerce alınarak genel müdürlüğe gönderilmesi ve incelemelerin merkezde yapılması hususunda Sn. Genel müdürümüze talimatınızın bir an önce hayata geçirilmesini temenni etmekteyiz. Ayrıca Genelgedeki ‘yüzde 70 kapalılıktaki ormanlarda kalan IA, IIA, IIB gurubu maden sahalarından mevcut orman izini olan ve çalışmaktaki işletmelerin ilave izin taleplerinin genelge kapsamının dışında olduğunun açıklıkla tüm Orman Bölge müdürlüklerine bildirilmesi yolundaki talimatınızın da uygulanmasını bekliyoruz.

Istrancalar Koruköy Bölgesipazarlı köyü

‘RUHSAT SINIRINI AŞANLARA HAPİS CEZASI YERİNE PARA CEZASI OLSUN’

Ziyaretimiz esnasında konu olan 6831 sayılı Orman Kanunun 92. Maddesince düzenlenen ‘Kanun hükümlerine göre verilen ruhsat veya izin belgesindeki sürenin dolmasına rağmen maden ocağı işletmeye devam edenler ya da izin verilen alandaki sınırı aşanlar, 91. madde hükümleri saklı kalmak üzere, bu Kanunun 93. Maddesi hükümlerine göre cezalandırılır’ maddesinde düzenlen hapis cezası uygulamasının kaldırılarak idari para cezası getirilmesi yolundaki yasal düzenleme fikrinizi yürekten desteklemekteyiz.

‘İSTANBUL’DA 2012’DE KULLANILAN BETON MİKTARI 56 MİLYON TON, İZİN VERİN…’

Diğer yandan agrega ve kum işletmeleri için durum giderek büyük bir darboğaza sürüklenmektedir. Eğer bu günlerde bir çözüm üretilmezse hepimizi büyük bir kriz beklemektedir. Aşağıda İstanbul’un agrega ihtiyaçlarını ve temin imkânlarını dikkatlerinize sunmak istiyoruz. Bir İstanbullu olarak sizin de malumunuz olduğu üzere İstanbul her yönüyle çok hızlı büyüyen, alt yapı yatırımları(3.hava alanı,3. Köprü ve bağlantı otoyolları, ulaşım yatırımları, boğaz geçişleri vb.) kentsel dönüşüm projeleri ile adeta bir şantiye alanıdır. Bölgede tüketilen hazır beton miktarına göre yalnızca hazır betonda kullanılan agrega miktarı 2012 yılında40.245.000 tondur. Aynı yıl asfaltta kullanılan agrega miktarı ise 5.000.000 ton’dur. 11.000.000 ton/yıl agreganın da dolgu amaçlı kullanıldığı öngörülmektedir. Buna göre 2012 yılında İstanbul’da kullanılan agrega miktarı 56.000.000 tondur. Yapılan projeksiyonlara göre gelecek ilk 5 yılda kullanılacak agrega miktarının yıllık ortalama yüzde 10, sonraki yıllarda ise ortalama yüzde 5 artacağı öngörülmüştür. Öyle ki 2023 yılında ihtiyacın 134.324.587 ton olacağı hesaplanmaktadır… 31.12.2014 e kadar verilmesi uygulamasının kaldırılarak yeni izin ve temdit taleplerinin karşılanması hususunu önemle müsaadelerinize arz ederiz.”

29.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Devlet Karadeniz’de sele kapıldı!

Devlet Karadeniz’de sele kapıldı!

Yusuf Yavuz

Artvin’de yaşanan sel felaketlerinin ardından ortaya çıkan tablo devletin de bölgede sele kapıldığını gözler önüne serdi. Rize Güneysu’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın annesinin adı verilen Tenzile Erdoğan Hastanesi başta olmak üzere bölgede pek çok kamu tesisinin dere yatağında inşa edildiği ortaya çıktı. Bölgede dere yatağına inşa edilen tesisler arasında, taşkınları önlemekten sorumlu DSİ ve Karayollarının yanısıra stadyum, çay fabrikası, fen lisesi ve RTEÜ’ye bağlı meslek yüksek okulu gibi yapılar bulunuyor.

DEVLET KARADENİZ’DE SELE KAPILDI

Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşanan son Hopa felaketinin ardından tartışmaya açılan bir başka konu olan, dere yataklarındaki yapılaşma ve buraların imara açılması konusu oldu. Yapılan çalışmalar sonrasında, yaklaşık 20 yıldır bölgede çalışmaları sürdürülen ‘dere ıslahı’ çalışmalarıyla, söz konusu dere yatakları ve havzalarda, yurttaşlardan daha çok devlet kurum ve kuruluşlarının yapılaşmaya gittiği ortaya çıktı.

Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) Yürütme Kurulu Üyesi Gazeteci Ömer Şan’ın bölgede yaptığı araştırmanın ardından verdiği bilgilere göre, önceki yıllarda çok sayıda ölümlü sel ve heyelanın meydana geldiği, geçtiğimiz günlerde ise sadece maddi hasarlı su taşkınları, sel ve heyelanların yaşandığı Rize, bu yapılaşmaların en başında geliyor.

rize-şehir stadyumu ve sanayi sitesi-dsi-toptancılar hali

STADYUM, DSİ VE ÖZEL İDARE BİNALARI DERE YATAĞINDA

Kent merkezindeki dere ve akarsuların üzerleri kapalı olan Rize’de dere yatağındaki en önemli bina, Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nün de bulunduğu Yeni Şehir Stadyumu ve ek tesisleri. Hemen Taşlıdere (Askaroz) Deresinin denize döküldüğü noktadaki tesislerin karşısında ise Rize Sanayi Sitesi var. Aynı güzergâhın hemen üst kesininde DSİ ve Karayolları Bölge Şeflikleri, karşılarında ise İl Özel İdaresi ve şantiyesi bulunuyor.

DEREYE İNŞA EDİLEN GÜZEL SANATLAR LİSESİ

Şar Enerji şirketine ait olan ve son taşkınlarda zarar gören Hamzabey HES ise Salarha ve Güneysu Derelerinin birleştiği nokta üzerinde ve aynı havzada bulunuyor. Havzanın Güneysu kolunda hemen dere yatağının içerisinde Türk Telekom Güzel Sanatlar Lisesi bulunurken, aynı güzergah üzerinde bu kez Çalık Holding’in, son sel ve heyelanlardan zarar gören Ada HES projesi yer alıyor.

Arhavi Spor Kompleksi Hopa-Spor tesisleri TOOB Rize Fen LisesiERDOĞAN’IN ANNESİNİN ADI VERİLEN HASTANE DE DEREDE

Kent merkezinde 6 ayrı ufak derenin birleştiği Güneysu’daki, Gürgen Deresi yatağında bulunan Kale HES projesi de bölgedeki taşkınlardan zarar gördü. Güneysu kent merkezindeki dere yataklarında ise çeşitli okullar ve belediye tesislerinin olması dikkat çekerken; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Annesi adına yapılan Tenzile Erdoğan Hastanesi’nin de dere yatağında olması gözden kaçmıyor.

FEN LİSESİ, BELEDİYE VE ÇAY FABRİKASI DERENİN ORTASINDA

Salarha Vadisi üzerinde yer alan Rize Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Fen Lisesi ise tam olarak dere yatağının ortasında bulunuyor. Derepazarı ilçesinde, belediye binası ile Çaykur’a ait yaş çay fabrikasının da bir kısmının dere yatağında olması dikkat çekiyor. Rize’nin Çayeli ilçesindeki bazı okul ve yurt binaları ile spor ve sosyal tesislerin de dere yatağı içerisinde olduğu gözlenirken, Ardeşen’de de özellikle spor tesisleri ve okulların dere yataklarına yerleştirilmiş olduğu dikkat çekiyor.

DERE YATAĞINA RTEÜ’YE BAĞLI YÜKSEK OKUL VE SPOR SALONU

Fındıklı’da ise RTEÜ’ye bağlı Fındıklı MYO ile spor tesisleri de dere yatağında bulunuyor. Artvin’in Arhavi ilçesinde de bazı sosyal tesisler ile kamu binalarının yine dere yatakları üzerine yerleştirildiği Hopa’da ise Gençlik Spora ait Kapalı Spor Salonu’nun dere yatağı üzerinde olduğu ve ayrıca Sahil Yolu’nun Hopa-Sarp arasındaki kesimindeki tünellerin de dere yatağına yerleştirildiği ifade ediliyor.

‘ISLAH’ ADIYLA DERE YATAKLARINI İMARA AÇTILAR

Bütün bunların yanında, başta valilik ve kaymakamlıklarla yerel yönetimlerin idare edildiği belediyeler aracılığıyla, yer ve alan-arsa sıkıntısının çekildiği bölgede özel işletmelerin de dere yatakları üzerinde yapılaşmasına izin verildiği ve buraların imara açıldığına vurgu yapılıyor. Zira bölgede ‘dere ıslahı’ adı altında yapılan çalışmalarla yaklaşık 15-20 yıl önce önemli oranda debileri bulunan derelerin yataklarının daraltılarak 3-5 metreye sığdırılmaya çalışıldığı ve dere yataklarında böylece kazanılan alanların da imara açıldığına dikkat çekiliyor.

27.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Böylesi sömürgelerde bile görülmedi!

Böylesi sömürgelerde bile görülmedi!

Devletin uğramadığı bu vadide köylüler Kızılderili, şirketler Amerika oldu. Devlet ise ortada yok…

Yusuf Yavuz

Isparta ve Antalya sınırlarında Yukarı Köprüçay Havzası’nda yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı ve HES projesinde hukuksuz uygulamalar bu kadar da olmaz dedirtiyor. Barajın su altında bırakacağı karayolunun yerine Darıbükü köyü sınırlarında yapılan yeni yol için kamulaştırma yapmadan köylülerin ararizi şirket tarafından işgal edildi. Arazi sahiplerinin bilgisi dışında yapılan uygulamayı ‘kamu yararı’ gerekçesiyle savunan şirket yetkilileri, önce mülk sahiplerinin rızası dışında özel araziyi tahrip ederek yol geçiriyor, ardından da arazi sahipleriyle anlaşma yoluna gidiyor. Devletin uğramadığı vadideki denetimsizlik sömürge ülkelerinde bile görülmeyen hukuksuzlukları beraberinde getiriyor. İşte ‘milli irade’ söyleminin dillerden düşmediği bir dönemde devlet eliyle şirketlere teslim edilerek yerlerde süründürülen milletin iradesi.

Isparta’nın Sütçüler, Antalya’nın ise Manavgat ilçelerinde Yukarı Köprüçay Havzası’nda yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı ve HES projesinde sona yaklaşıldı. İki ilde toplam 6 köyü etkileyecek olan projede bu kış su tutulması planlanıyor. Ancak Sütçüler’e bağlı Darıbükü köyünün büyük bölümüyle bölgedeki bazı tarım arazileri ve ulaşım yollarını su altında bırakacak olan projeyi bir an önce tamamlamak isteyen yüklenici firmanın hukuksuz uygulamaları kimi köylüleri mağdur etti.

KÖYLÜLERİN ARAZİSİNE KAMULAŞTIRMA OLMADAN İZİNSİZ YOL YAPTILAR

Köyle birlikte barajın suları altında kalacak olan karayolunun yerine yapılan yaklaşık 7 metre genişliğindeki yeni yolun inşaatı sırasında köylülerin özel arazisine girilerek çeşitli meyve ve meşe ağaçları söküldü, arazi tahrip edildi. Arazi sahiplerine bilgi vermeden ve kamulaştırma işlemi olmadan yapılan hukuksuz uygulamanın ardından köylülerin uyarısıyla çalışma geçici olarak durduruldu. Ancak bir süre önce Darıbükü köyü Ortataş mevkiinde bulunan köylülere ait 314 ada, 3 ila 9. Parsellere iş makinalarını sokarak yeniden çalışma başlatan yüklenici firma yol inşaatının bu bölümünü hukuksuz biçimde tamamladı. Böylece önce özel araziye yol yapıldı, ardından ise işlem kılıfına uydurulmaya çalışıldı.

HES ŞİRKETİ YETKİLİSİ: ‘BİZ PROJEYİ BİTİRMEYE KİLİTLENDİK’

Arazi bitişiğinde bulunan köylülerin kullandığı yaklaşık 50 yıllık çeşme de yerle bir edilirken, konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan şirket yetkilisi yapılan hukuksuzluğu şu ifadelerle savundu: “Bu çok büyük bir proje ve biz projeyi bitirmek için hedefe kilitlendik. Ekim ayında barajda su tutmaya başlamayı planlıyoruz. Yolun bu bölümüyle ilgili kamulaştırma işleminin yapılmadığı doğru ancak avukatlarımız bu konuda anlaşmaya varmak için hazırlar. Arazi sahiplerinin tamamına ulaşılamamış olması da bunda bir etken. Biz bu proje için yaklaşık 850 parseli karşılıklı ‘anlaşma’ yoluyla kamulaştırdık. Mahkeme yoluyla yapılacak olan kamulaştırmalarda köylülerin yapacağı masrafları doğrudan köylüye ödeyelim istedik. Bilgimiz dahilinde bu konuda hiçbir vatandaşı mağdur etmedik. Bu yolla ilgili ‘kamu yararı’ kararı var. EPDK’nın Isparta Valiliği’ne verdiği konuyla ilgili yetki kapsamında yapılan yol, İl Özel İdaresi’ne bağlı yollar ağına dahil oldu.”

HES DİNAMİTİ PATLADI, DEĞİRMENÖZÜ KÖYÜNE TAŞ YAĞDI

Kasimlar Barajı ve HES projesi kapsamında Antalya Manavgat’ta süren çalışmalarda da benzer hukuksuzluklar sürüyor. Manavgat Değirmenözü köyünde hızlanan baraj inşaatının mağdur ettiği köylülerden biri aileden kalma arazilerinde herhangi bir izin alınmadan ve bedel ödenmeden yol geçirildiğini öne sürerek, “12-13 Ağustos tarihlerinde HES şirketinin patlattığı dinamitler nedeniyle fırlayan taşlar köyün yarısını taş yağmuruna tuttu. Evlerin üzerine düşen taşlardan bazıları 3-5 kilo ağırlığındaydı. Jandarma gelip olayla ilgili tutanak tutu. Ancak Değirmenözü köyünde HES şirketinin yaptığı talan devam ediyor, kimse de buna dur demiyor” diye konuştu.

HES dinamiti köylülerin yaşamını tehlikeye atıyorManavgat Değirmenözü köyünde HES dinamitinden fırlayan taşlar evlere zarar verdi

ŞİRKET YETKİLİSİ: ‘ÜZÜLDÜK AMA BİR KAÇ KİREMİT ÖNEMLİ DEĞİL’

Manavgat’a bağlı Değirmenözü köyündeki dinamit patlatmaları sırasında evlere taş yağması ve özel arazilerden bedel ödemeden yol geçirildiği iddialarına ilişkin sorularımızı da yanıtlayan şirket yetkilisi, “Değirmenözü’nde geçici yollar yapıldı ama kira bedelleri ödendi. Kira bedelini ödemediğimiz bir yol bulunmuyor bilgimiz dahilinde. Dinamit patlatmaları sırasında da maalesef böyle şeyler olabiliyor. Bir süre önce yaşanan olayda evine taş isabet eden aileyi ziyaret ettik; o gün bir cenazeleri de vardı, üzüntülerimizi bildirdik. Bazen günde üç ayrı patlatma oluyor. Her türlü önlemi alıyoruz ancak bu kadar kapsamlı bir çalışmada bir kaç kiremitin kırılması da önemli değil” şeklinde konuştu.

‘BU VADİDE KÖYLÜLER KIZILDERİLİ, ŞİRKETLER AMERİKA’

Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu’ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada ise bölgedeki kamu denetimsizliğinin bir çok açıdan halkı ve doğayı şirketlerin insafına terk ettiğinin altı çizilerek, “Yukarı Köprüçay Havzası’nda yaşananlar sömürge ülkelerinde bile görülmüş şey değildir. Tarım ve hayvancılığın bitirilmesiyle üretimden koparılan yöre köylülerinin yüzlerce yıllık geçim kaynağı olan tarlalarına hukuksuz biçimde müdahale edilmekte, hak arama yollarına erişme olanağı olmayan halkın geleceği gasp edilmektedir. Devletin uğramadığı bu vadide köylüler Kızılderili, şirketler Amerika haline getirilmiştir. Isparta ve Antalya Valilikleri başta olmak üzere devletin ilgili bakanlıklarını bir an önce bölgede yaşanan hukuksuzluklara son verecek adımları atmaya davet ediyoruz” görüşlerine yer verildi.

27.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Türkiye incirde dünya lideri!

Türkiye incirde dünya lideri!

Üreticinin sorunlarla boğuştuğu tarımda yüzleri güldüren haber Ege ovalarından geldi…

Yusuf Yavuz

Ardı ardına alınan olumsuz haberlerin ardından tarımda üreticinin yüzünü güldüren haber incirden geldi. TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin dünya yaş incir üretiminin yaklaşık yüzde 27’sini karşılayarak dünyada ilk sırayı aldığını belirttiği açıklamasında, 2015 yılı incir rekoltesinin geçtiğimiz yıla göre yüzde 9,5 artışla 328 bin tona ulaşmasının beklendiğini kaydetti. Bayraktar, aşırı yağış gibi bir doğal afetin olmaması halinde sofralık ve kurutmalık incirde iyi bir üretim yılı yaşanacağının beklendiğini dile getirerek, dünyada rakipsiz olduğumuz kutsal meyve incirin çok iyi korunması gerektiğini vurguladı.

Adı kutsal kitaplarda anlan meyvelerin başında gelen incirde bu yıl yüzler gülüyor. Dünya yaş incir üretiminin yüzde 27’sini karşılayan Türkiye bu alanda lider konumunda. Eğer aşırı yağış gibi bir doğal afet yaşanmazsa bu yıl da Türkiye’nin incirdeki rakipsiz konumu artarak devam edecek. Türkiye’deki incir üretimiyle ilgili bir açıklama yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, geçtiğimiz yıl 300 bin tonu aşan incir üretiminde bu yıl yüzde 9,5 oranında artışla 328 bin ton ürün beklendiğini belirterek, “kutsal kitabımız Kuranı Kerim’de adı bir sureyle anılan incirimizi muhakkak çok iyi korumalıyız” dedi.

YÜZDE ONA YAKLAŞAN ARTIŞLA İNCİRDE BU YIL İYİ BİR HASAT DÖNEMİ BEKLENİYORİNCİRDE YÜZLERİ GÜLDÜREN SEZON

Bu yıl incirde genel olarak uygun bir mevsim yaşandığına dikkati çeken Bayraktar, incir üretiminin dünyada oldukça sınırlı sayıda ülkede yapıldığını vurgulayarak, “Üreticilerimizin ilaçlı mücadelesiyle hastalık ve zararlıların meyveye zararı önlenmiş, kırmızı örümcek ve pas hastalığı geçen yıla oranla daha düşük kalmıştır. İncir, geniş ekolojik uyum kabiliyeti dolayısıyla ülkemizin tüm sahil kuşağında yetiştirilmektedir. Marmara, Akdeniz, Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri gibi, bazı yörelerimizde de sofralık incir yetiştiriciliği yapılmaktadır. İncir için en elverişli bölgelerimiz Büyük ve Küçük Menderes havzalarıdır. İncirin yüzde 61,4’ü, daha çok kurutmalık olmak üzere Aydın ilimizde yetiştirilmektedir” bilgisini verdi.

TÜRKİYE İNCİRDE ABD VE İRAN’IN ÖNÜNDE İLK SIRADA

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun son olarak açıkladığı 2012 verilerine göre Türkiye’nin yıllara göre değişmekle birlikte 1 milyon 93 bin ton olan dünya yaş incir üretiminin yaklaşık yüzde 25’ini karşılayarak ilk sırada yer aldığını anımsatan Bayraktar, Türkiye’yi, Mısır, İran, Fas, Cezayir, Suriye, ABD ve İspanya’nın takip ettiğini kaydetti. Dünya incir üretiminde fazla dalgalanma yaşanmadığını ve her yıl birbirine yakın miktarlarda üretim yapıldığına değinen Bayraktar, kuru incirde ise 105 bin ton civarında olan dünya kuru incir üretiminin yüzde 53’ünün Türkiye tarafından gerçekleştirildiğini dile getirdi.

35 BİN AİLE EKMEĞİNİ İNCİRDEN ÇIKARIYOR

Kuru incirde yüzde 20,8’lik pay ile İran’ın ikinci, ABD’nin ise yüzde 8,8’le üçüncü sırada yer aldığına değinen Bayraktar, TÜİK verilerine göre, Türkiye’de 2011’de 261 bin ton olan incir üretiminin, 2012’de 275 bin, 2013’te 298 bin, geçen yıl ise 300 bin tona çıktığını belirtti. İncir üretiminin Türkiye’nin hemen her bölgesinde yapılmakla birlikte, üstün kaliteli kurutmalık incirin Ege Bölgesi’nde yetiştirildiğini vurgulayan Bayraktar, “Bölgede yaklaşık 35 bin aile incir tarımıyla uğraşmakta, geçimlerini tamamen bu üründen elde ettikleri gelirle karşılamaktadır. İşlenmesi esnasında yoğun işgücü gerektiğinden, incir işletmelerinde çalışan işçilerle birlikte büyük bir kesim geçimini incirden sağlamaktadır” bilgisini verdi.

İNCİRDE EN BÜYÜK ALICI FRANSA

Türkiye’de incirin yüzde 30’unun taze olarak iç pazarda, yüzde 70’lik bölümünün ise kuru olarak iç ve dış pazarda tüketildiğini, ülkemizde kuru incirin tüketiminin yetersiz olduğunu anlatan Bayraktar, en büyük kuru incir üreticisi ve ihracatçısı konumunda olan Türkiye’nin, dünya fiyatlarını önemli ölçüde etkilediğini belirtti. Bayraktar, “Genel olarak dünya ihracatının yarısından fazlası ülkemizden karşılanmaktadır. Son on yıllık dönemde toplam kuru incir ihracatımız, ortalama 48 bin ton olarak gerçekleşmiş; ihracatın ortalama yüzde 82’lik kısmı yemeklik kuru incirden oluşmuştur. Bu ihracatın yaklaşık yarısı Fransa, Almanya, İtalya, ABD ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerine yapılmaktadır” diye konuştu.

DOĞAL AFET OLMAZSA İNCİRDE İYİ BİR ÜRETİM YILI BEKLENİYOR

2015 yılı incir sezonunun 15 Ağustos’tan sonra başladığına dikkati çeken Bayraktar, “Odalarımızdan aldığımız bilgilere göre, kaliteli sofralık incirin üretici fiyatı 4-5 TL, kurutmalık incirin ise 6-8 TL civarındadır. Bazı bölgelerimizde meyve çatlaması görülmekle beraber, genelde bu sorun, üreticimizin aldığı tedbirlerle giderilmektedir. Herhangi bir doğal afetin, özellikle aşırı yağışların olmaması halinde, üreticilerimizin gerek sofralık gerekse kurutmalık incirde iyi bir üretim yılı yaşamasını bekliyoruz” dedi.

TZOB GENEL BAŞKANI BAYRAKTAR DÜNYA LİDERİ OLDUĞUMUZ İNCİRİN MUTLAKA KORUNMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ‘DÜNYADA RAKİPSİZ OLDUĞUMUZ İNCİRİ İYİ KORUMALIYIZ’

Dünyada rakipsiz olduğumuz, kutsal kitabımız Kuranı Kerim’de adı bir sureyle anılan inciri muhakkak çok iyi korumak gerektiğinin altını çizen Bayraktar, incirle ilgili sorunları da özetle şöyle sıraladı:

AFLATOKSİN’E DİKKAT

“Kuru incirde yaşanan en önemli ve her dönemde güncelliğini koruyan sorunumuz, temiz, gerekli standartlara uygun ve kaliteli üretiminin sağlanması olarak karşımıza çıkıyor. Kaliteli üretim yapılabilmesi için ise üreticilerimizin bilinçlendirilmesi, eğitim çalışmalarına ağırlık verilmesi büyük önem arz ediyor. İhracatımızın büyük bir bölümünü AB ülkelerine yapıyoruz. Bunu dikkate alarak, rakip ülkelere karşı rekabet gücümüzün artırılabilmesi için ‘iyi tarım’ uygulamalarının hayata geçirilmesi yine büyük önem taşıyor. Aflatoksin birçok gıda maddesinde olduğu gibi incirde de oluşuyor. İnsan sağlığı ve ürün satışı açısından sorun yaratan aflatoksin oluşumunu engelleyecek önlemleri mutlaka almamız gerekiyor. Hastalık ve zararlılarla mücadelede kültürel, kimyasal programların titizlikle ve zamanında uygulanması da bir şart olarak önümüzde duruyor.

İHRACATTA YAŞANAN SORUNLAR

Hasattan sonra en fazla 1 yıl içerisinde tüketilmesi gereken kuru incirde rekoltenin yüksek olduğu yıllarda stok sorunu yaşanmaktadır. Bu sorunun çözülmesi ve fiyat düşüşlerinin önüne geçilmesi amacıyla, gereken miktarda ürünün piyasadan çekilip depolanması ve isteyen alıcılara eşit koşullarda verilmesi için ABD ve AB’de uygulandığı gibi bir stok kurumunun oluşturulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Kuru incir ihracatında ilk yükleme tarihi de büyük önem arz ediyor. İlk yükleme tarihinin geç açıklanması hem ihracata hazır olan ürünün üreticide muhafazasını zorlaştırıyor hem de pazar kaybına sebep oluyor. Bu bakımdan ilk yükleme tarihi uygulaması tamamen kaldırılmalı ve ihracata hazır olan ürünün ihracatı bekletilmeden yapılabilmelidir. Ülkemiz kuru incirinin rekabet gücünü artırmak ve üretimin sürekliliğini sağlamak açısından, incirin de ihracat iadesinden yararlandırılmasını istiyor ve bekliyoruz.”

27.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Yeşil Yol Arap zenginleri için mi yapılıyor!

Yeşil Yol Arap zenginleri için mi yapılıyor!

Yeşil Yol bir değil üç ayrı proje. Bölgeye 39 yeni şehir kurulacak, Dubai Şeyhlerine şato yapılabilecek. İşte Karadeniz yaylalarını halkın elinden alacak dehşet verici rant projesinin ayrıntıları…

Yusuf Yavuz

Karadeniz yaylalarını karayolları ile birleştirmeyi amaçlayan Yeşil Yol projesini Meclise taşıyan CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Ulaştırma Bakanı Feridun Bilgin’den girişimin Arap yerleşimciler ve madenciler için yapılıp yapılmadığına yanıt vermesini istedi. Bakan Bilgin’den Yeşil Yol’un sağlıklı bir proje olup olmadığının yanıtını isteyen Adıgüzel, “bölgede bulunan volkanik krater göller göz önüne alındığında, volkanik krater gölünün başına kadar araçlarla gidip orada piknik yapmak kimin icadıdır” diye sordu. Bugün Mecliste bir basın toplantısı düzenleyen bölgeden üç CHP’li vekil ise Yeşil Yol’la ilgili dehşet verici ayrıntıları basın mensuplarıyla paylaştı.

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Karadeniz Bölgesinde yöre halkının tepkisini çeken ve son günlerde kamuoyunun gündeminden düşmeyen Yeşil Yol projesiyle ilgili hazırladığı soru önergesini TBMM Başkanlığı’na sundu. Adıgüzel, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Feridun Bilgin’in yanıtlaması istemiyle Meclise sunduğu soru önergesinde, Yeşil Yol’un sağlıklı bir proje olup olmadığına yanıt verilmesini isteyerek, projenin çevreye vereceği zararın boyutu hakkında bilgi istedi.

CHP Ordu Mv Mustafa Adıgüzel Yeşil Yol projesini meclise taşıdıYEŞİL YOL’UN YAPACAĞI TAHRİBAT ARAŞTIRILDI MI?

Yeşil Yol’un ÇED raporunun alınıp alınmadığını soran Adıgüzel, “Eğer alındı ise ÇED raporu hangi şartlar ve hangi kriterler altında alındı? Proje yapımına başlanmadan önce doğaya ve canlılara verilecek olan zararlar araştırılmış mıdır? Projenin yapımı esnasında çıkacak olan tonlarca metreküplük toprak hafriyatı, yaylaları ve doğayı nasıl etkileyecektir? Yapım esnasında etkilenecek hayvan ve bitki türleri nelerdir? Endemik bitki türlerini koruma kapsamın da uluslararası antlaşmalarda ülkemizin de imzası bulunurken, yapılan uluslararası sözleşmelere uymakta mıdır? Bu türlerle ilgili herhangi bir envanter çalışmanız bulunmakta mıdır?” sorularına yanıt verilmesini istedi.

‘KARADENİZ YAYLALARI ARAP YATIRIMCILARA PEŞKEŞ Mİ ÇEKİLECEK?’

“Bölgede bulunan volkanik krater göllerinin göz önüne alındığında, volkanik krater gölünün başına kadar araçlarla gidip orada piknik yapmak kimin icadıdır? Bu bir doğa katliamı değil midir?” diye soran CHP’li Adıgüzel, Bakan Bilgin’e ayrıca “Şu anda toplumumuzda Yeşil Yol’un açılması ile turizme kazandırılacak olan bölgelerin, yabancı sermayeye, özellikle de Arap kökenli yatırımcılara peşkeş çekilecek olması üzerine oluşan bir algı var. Bu algı her geçen gün daha da artmaktadır. Bölge halkının bu tür yapay nüfus göçlerine karşı da hassasiyeti de bilinmektedir. Bu da şimdiden toplumsal sorun olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır. Bu projeye başlarken veya proje tasarım aşamasındayken bu tür toplumsal sorunlar düşünülmüş müdür?” sorularını yöneltti.

‘ASLINDA BİR DEĞİL, ÜÇ AYRI YEŞİL YOL VAR’

Öte yandan bugün Meclis’te ortak bir basın açıklaması yapan CHP Ordu Milletvekilleri Mustafa Adıgüzel ve Seyit Torun ile CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, Yeşil Yol’un üç ayrı yol projesinden oluştuğunu basın mensuplarıyla paylaştılar. Artvin Hopa’daki sel felaketinde hayatını kaybedenleri rahmetle anan CHP’li vekiller, bunun son olmasını dileyerek, ortak basın açıklamasında şu ifadelere yer verdiler:
“Yeşil yol yaylalara yol falan değilmiş meğer. 3 ayrı yeşil yol planlanmış, birinci grup yeşil yol karayollarının yolunu da içeren yol. Bunlar birinci öncelikli yapılması planlanan yol grubu. Hemen arkasında pembelerle gösterilen ikinci öncelikli yapılması planlanan yeşil yol grubu bunlarda ikinci öncelikli. Lacivert renkle boyanmış olanlarda üçüncü öncelikli yol planı. Üç ayrı yeşil yol grubu planlanmış. Bütün bu yeşil yollarla aynı yere çıkıyor. Karadeniz bölgesinde turizm adı altında bölgeyi yağmalamaya yönelik bir sonuca doğru gidiyor.”

KILIÇDAROĞLU ÜÇ VEKİLE ‘YEŞİL YOLU ARAŞTIRIN’ TALİMATI VERDİ

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun görevlendirmesi üzerine bölge milletvekilleriyle birlikte Yeşil Yol Projesini yerinde incelediklerini anlatan CHP’li vekillerin ortak basın açıklamasında, öne çıkan bazı ayrıntılar şöyle:

‘MÜTHİŞ BİR DEHŞETLE KARŞI KARŞIYAYIZ’

“Yeşil yolla Havva ananın çığlığı ile başladığımız o günden geldiğimiz yere kadar öğrendiklerimizi kamuoyuyla paylaştığımızda kamuoyunda da insanların tüyleri diken diken olacak. Müthiş bir dehşetle karşı karşıyayız. Arkamızdaki gördüğünüz harita esasen Karadeniz bölgesinde bütün bu yapıların alt yapısını oluşturmuş bir harita olduğunu haritaya bakıldığında Karadeniz’de neyin planlandığı açıkça görülüyor. Karadeniz bölgesi dünyanın en önemli milli parkları ve doğal sit alanlarına ait bir bölge. İçerisinde barındırdığı florası o bölgedeki fauna yapısı doğal hayat ekolojik sistem eko sistem dünyada 100 bilinen milli park sisteminden birisini içeriyor.

‘DUBAİ ŞEYHLERİNE ŞATO YAPABİLİRSİNİZ’

Çamlı Hemşin’deki Milli Parkın tamamı bitmiş. Tamamen turizm alanına ayrılan bölgeler. Buralara dilediğiniz şekilde bina yapabilirsiniz. Bölge mimarisi ülke mimarisi bölgenin coğrafyası önemli değil. Canınız istediği gibi beton yığabilirsiniz. Bir tek turizm bölgesi yapma sınırı yok. Dilerseniz Dubai’den davet ettikleri gibi birkaç Şeyh getirip onlara malikâne şato yapabilirsiniz. Milli Park hiç önemli değil. Bu yapı içerisinde turizm alanları yapılıyorsa bunlarla ilgili ÇED ve izinler alınması gerekmiyor mu? Gerekmiyor. Harita üzerinde çok açık bir sahtecilik var. Sit alanının ne tür yapılara izin verildiği yazılmalı ama burada yazılmamış. Doğal sit alanı üzerinde hiçbir engel yok. İstediğiniz gibi buralara o insanların girmekte içerisinde gezerken aman zarar veririz diye kıyamadığı bölgede müthiş bir katliam zinciri hazırlanmış.

CHP'li bölge vekilleri Yeşil Yol konusunda yaptıkları araştırmanın sonuçlarını basın mensuplarıyla paylaştılar CHP'li vekillere göre Yeşil Yol üç ayrı prpjeden oluşuyorPROJE ÜÇ AYRI YOL İÇERİYOR, BÖLGEYE 39 ŞEHİR KURULACAK!

Yeşil Yol yaylalara yol falan değilmiş meğer. 3 ayrı yeşil yol planlanmış birinci grup yeşil yol karayollarının yolunu da içeren yol. Bunlar birinci öncelikli yapılması planlanan yol grubu. Hemen arkasında pembelerle gösterilen ikinci öncelikli yapılması planlanan yeşil yol grubu bunlarda ikinci öncelikli. Lacivert renkle boyanmış olanlarda üçüncü öncelikli yol planı. Üç ayrı yeşil yol grubu planlanmış. Bütün bu yeşil yollarla aynı yere çıkıyor. Karadeniz bölgesinde turizm adı altında bölgeyi yağmalamaya yönelik bir sonuca doğru gidiyor. Niçin bölgenin turizm yapılanması adı altında yağmalanması diyoruz. Karadeniz yurttaşlarının ellerinden yaylalarını alıyorlar, evlerine el koymuşlar, yayla evleri ellerinden alınıyor onların yerine ‘turistik tesis yapacağız’ demişler ama görüyoruz ki 39 ayrı yerleşim yeri planlanmış. 39 tane şehir kurulacak demektir bu bölgeye. Bunların özelliği ne, içerisine dilerseniz malikane, dilerseniz restaurant, meyhane, otel ve konut yapabilirsiniz. Dilediğinizi yapabilirsiniz.

‘RANT YAĞMASI HUKUK, BİLİM VE VİCDAN TANIMIYOR’

6 aydır Trabzon-Giresun ana yolu kapalı. 6 aydır niçin karayolları yolu açamıyor, dağ heyelanla aşağıya gelebilir diye. O dağın altından 2 tünel geçiyor inşaatı da devam ediyor. Karadeniz bölgesinde rant yağması hukuk, bilim, akıl ve vicdan tanımıyor, o bölgede yeşil yol statüsüyle bir başka yolsuzlukta ihalelerde yapılıyor. O ihalelerde ise enteresanlık şu; davet usulü ile ihale Karadeniz Bölgesinde tünel işlerinde yoğunlukla karşınıza çıkan bir ihale usulü. Bu ihaleleri hangilerinin aldığına kolaylıkla ulaşabilirsiniz.”

26.08.2015

© tüm hakları saklıdır

İşte Artvin’i vuran sellerin gerçek nedeni

İşte Artvin’i vuran sellerin gerçek nedeni

Orman ekosistemleri azaltıldı, Yeşil Yol yeni sellere davetiye çıkarıyor, Bakan bölgede yaşananlardan hiç ders almamış…

Yusuf Yavuz

Artvin’de 8 kişinin ölümü, çok sayıda yurttaşın da yaralanmasıyla sonuçlanan sel felaketiyle ilgili bir değerlendirme yapan Orman Yük. Müh. Doç. Dr. Yücel Çağlar, bölgedeki sellerin altyapı yetersizliği ve betonlaşmaya bağlamanın yanıltıcı olduğuna dikkat çekerek, “hemen hemen tümüyle 500-700 metrelerdeki, kısmen de daha yüksek yerlerdeki arazi kullanım biçiminden, doğal orman ekosistemlerinin yerlerinin azaltılmasından kaynaklanmaktadır. Orman ve Su İşleri Bakanı’nın bölgedeki sellerle ilgili açıklamalarına bakılırsa, bölgede hemen hemen her yıl yaşanan bu tür yıkımlardan hiç ama hiç ders çıkarılmamış” görüşünü dile getirdi.

Son 13 yılda yaşamın her alanında yaygınlaşıp kurumsallaşan her türlü aymazlık ve iş bilmezliğin yol açtığı ekolojik ve toplumsal yıkımların ‘kaçınılamaz bir yazgı olarak’ algılanmasının pekiştirilerek iyiden iyiye yerleştirildiğini dile getiren Orman Yük. Müh. Doç. Dr. Yücel Çağlar, “Böylece ‘sorumsuz sorumlular’ da kolaylıkla sorumluluktan kaçınabilmektedir. Ne yazık ki bilir olması beklenen ilgili meslek örgütleri ile ‘hocaların’ da, yetersiz bilgileriyle yaptığı açıklamalar, bu sorumsuzluğun değirmenine su taşımaktadır. Artvin’de yaşanan sel yıkımlarından sonra yapılan kimi açıklamalar bu gerçeği bir kez daha açıklıkla ortaya koymuştur” diye konuştu.

Doç. Dr. Yücel Çağlar‘SELLERİN NEDENİ BETONLAŞMA VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL’

“Çoğunluğu Artvin dolayındaki sellerin alçak yerlerdeki ‘betonlaşmadan’, dahası, küresel iklim değişikliğinden kaynaklandığı anlamına gelen söz konusu açıklamalara katılabilmek olanaksızdır” görüşünü savunan Çağlar, Artvin’deki sellere yol açan son yağışların denizden yüksekliği en fazla 500-700 metrelerle, kısmen de daha yüksek yerlerde yoğunlaştığına dikkati çekerek, “Bilindiği gibi bu yükseltilerde ‘betonlaşma’ yok denebilecek düzeydedir. Ancak, bölgede bile ender olarak görülen şiddetli yağışların yanı sıra aşağıda başlıcalarına değinilen olumsuzluklar, bu türden yıkımları kaçınılmazlaştırmıştır” dedi.

‘ÇAYLIK VE FINDIKLIKLAR TOPRAK KAYMALARINI KOLAYLAŞTIRIYOR’

Bölgedeki söz konusu yükseltilerde bulunan sığ kök yapısına sahip çaylıklar, kısmen de fındık ve mısırlıkların yaygın olduğuna değinen Çağlar, bu durumun özellikle yüksek eğimli yerlerde toprakların su tutma kapasitesini artırarak belirli bir düzey üzerine çıktığında toprak kaymalarını daha da kolaylaştırdığını dile getirerek, bölgedeki tarımsal etkinliklerin ise hiçbir toprak koruma önlemi alınmaksızın yapıldığını kaydetti.

‘YAPILAŞMALAR DENETİMSİZ, İSTEYEN İSTEDİĞİ GİBİ BİNA YAPIYOR’

Bölgedeki köy ve mahallelerdeki yapılaşmaların denetimsiz olduğunun da altını çizen Çağlar, engelleyici kimi hukuksal düzenlemelere karşın isteyenin istediği yerlerde istediği gibi çok katlı yapılar yapabildiğini belirterek, “1985 yılında yürürlüğe konulan, 1999 yılında düzenlenen ve 2001 yılında da adı Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği olarak değiştirilen Yönetmelik, genel olarak tüm köylerde, özel olarak da Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki köylerde gerektiği gibi uygulanmamaktadır” diye konuştu.

artvin sel felaketiartvin selArtvindeki sel faciasında 8 yurttaşımız yaşamını yitirdiİMAR KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİK TOPRAĞI KORUMASIZ BIRAKTI

İlgili yönetmeliklerde yapılan değişikliklerle kırsal yerleşmelerdeki arazi kullanımında yaşanan başı bozukluğun iyiden iyiye pekiştirildiğinin altını çizen Çağlar, yine 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yine 27 maddesinde yapılan söz konusu değişiklikle ‘Köy yerleşik alan sınırı içerisinde, 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri uygulanmaz’ kuralının getirildiğini, böylece köy sınırları içinde de toprak koruyucu önlemlerin alınması zorunlu olmaktan çıkarıldığını dile getirdiği değerlendirmesinde ayrıca şu görüşlere yer verdi:
‘ORMANSIZLAŞMA TOPRAĞIN YAĞIŞ TUTMA KAPASİTESİNİ AZALTTI’

“Denizden daha yüksek yerlerde orman ekosistemlerinin yönetilmesindeki teknik yanlışlıkların yol açtığı orman yıkımları, sanıldığının tersine, bölgede son derece yaygın bir ormansızlaşmaya; yerine kök yapıları sığ ağaççıkların, otlukların yaygınlaşmasına yol açmıştır. Bu durum toprakların yağışları tutma kapasitesinin yanı sıra azaltmasının yanı sıra, daha önce de belirtildiği gibi, toprakların tutunabilme olanağını da azaltmıştır. Yaylalardaki yoğun otlatma, yapılaşma, kullanıcı yoğunluğu bitkisel örtüsüzleşmeyi daha da hızlandırmaktadır.

‘AKARSULARDA SELLERİ ÖNLEME ÇALIŞMASI YAPILMADI’

Bölgedeki akarsularda selleri önleme, en aza indirme amaçlı alt yapı çalışmalarının hemen hemen hiç yapılmamış olması, selleri hem tetiklemiş hem de yaygınlaştırmıştır; ‘Yeşil Yol’ vb yapılaşmalar bu süreci daha da hızlandıracaktır; Bölgede HES’lerin yapım sürecinde yaşanan bitki örtüsü, özellikle de orman ekosistemi yıkımlarının bölgedeki yağışlar-bitki örtüsü dengesini iyiden iyiye bozduğu açıktır; ancak, bu, ötekilerle karşılaştırıldığında, daha alt sıralarda yer alacak bir etkidir.

‘SELLERİ DE YAZGIYA DÖNÜŞTÜREN İKTİDARA HELAL OLSUN!’

Sellerin temel nedenin yalnızca alçak yerlerdeki ‘betonlaşmalar’ olarak algılanmasına yol açabilecek söylemler, bölgedeki yukarıda başlıcaları örneklenen köklü yapısal nedenlerin, dolayısıyla, ‘sorumlu sorumsuzların’ yine gözlerden kaçırılmasına yol açabilecektir. Orman ve Su İşleri Bakanı’nın bölgedeki sellerle ilgili açıklamalarına bakılırsa, bölgede hemen hemen her yıl yaşanan bu tür yıkımlardan hiç ama hiç ders çıkarılmamış. Bu, söz konusu Bakan yönünden hiç de şaşılacak bir durum değildir. Şaşılacak durum; başta bölgelerdeki eskisiyle yenisiyle üniversiteler olmak üzere ‘ilgisiz ilgililer’ ve ‘bilgisiz bilgililerin’ akıl almaz denli yüzeysel açıklamalardır. Sonunda, selleri de bir ‘kaçınılmaz yazgıya’ dönüştürebilmiştir ya, siyasal iktidara helal olsun!”

26.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Yaşam alanı işgal edilen dağ keçisi ‘daha da gitmem’ diyor!

Yaşam alanı işgal edilen dağ keçisi ‘daha da gitmem’ diyor!

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Bezirgan Mahallesi’nde köylülerin ağılına giren yaralı dağ keçisi, Doğa Koruma ve Milli Parklar ekipleri tarafından teslim alınarak veteriner konrtolünün ardından Finike’deki Sarıkaya koruma sahasına bırakıldı. Köylülerin iki gün önce yaşam alanına bıraktığı dağ keçisinin, korku içinde yeniden geri gelmesi üzerine yetkililere haber verildi. Köylüler, yakınlarda inşa edilen gölet için açılan taş ocağının yarattığı gürültünün yaban hayvanlarının bölgeden uzaklaşmasına neden olduğunu öne sürüyor.

Yayla ile sahil arasındaki geçiş noktasında bulunan Bezirgan köyü civarındaki kayalık alanlar yaban keçilerine de ev sahipliği yapıyor????????????????????????????????????

YABAN KEÇİSİ KÖYE İNDİ, BİR DAHA DA DÖNMÜYOR!

Bezirgan mahallesinin kuzey batısında yer alan kayalık alan, bölgedeki dağ keçilerine de ev sahipliği yapıyor. Ancak bölgede inşa edilen İkizce Göleti’ne malzeme sağlamak için geçtiğimiz yıl açılan taş ocağı yaban hayvanlarının yaşam alanlarına olumsuz etki ediyor. Köylülerin iddiasına göre taş ocağında yapılan patlatmalardan ve gürültüden kaçan dağ keçileri, zaman zaman köylülerin ağıllarına sığınıyor. O yaban keçilerinden biri de iki gün önce Bezirgan’da bulundu. Korkmuş halde bulunan yaban keçisini köylüler araçla yaşadığı bölgeye geri götürüp bıraktılar. Ancak yaban keçisi ertesi gün yine aynı bölgeye geldi. Bunun üzerine Doğa Koruma ve Milli Parklar Antalya Şube Müdürlüğü’nü arayan köylüler, yetkililerden yardım talep etti. Yetkililer gelene kadar köylülerden Mustafa Şalvarlı’nın gözetiminde kalan yaban keçisinin oldukça stresli olması dikkat çekti.

IMG_5808 IMG_5817FİNİKE’DEKİ KORUMA SAHASINA BIRAKILDI

Önceki gün akşam saatlerinde bölgeye ulaşan Milli Parklar’a bağlı ekip, ağız ve burun bölgesi yaralı olan yaban keçisini veteriner kontrolü yapıldıktan sonra yaşam alanına götürüp bıraktı. Ancak korku içindeki hayvan yaşam alanına geri dönmeyince yetkililer dağ keçisini bu kez de Finike’ye götürdü. Burada yapılan tedavisinin ardından Arikanda antik kenti civarında bulunan Sarıkaya Koruma Sahası’na bırakıldı. Yetkililerden aldığımız bilgiye göre dağ keçisi bu bölgeye adapte olarak güven içinde yaşamını sürdürüyor.

‘İNSANLAR HAYVANLARIN YAŞAM ALANI İŞGAL EDİNCE…’

Yaralı dağ keçisinin sağ salim doğaya bırakılmasına öncülük eden Bezirgan mahallesinde yaşayan doğasever Erol Şalvarlı, “bu bölgede yaşayan dağ keçileri zaman zaman köye geliyor. Ancak bu kez yaşadığı bölgeye geri bırakmamıza rağmen hayvan bir türlü gitmedi. Kaçıp geri geliyor. Biz bulduğumuzda korku içindeydi. Yakınlardaki taş ocağından çıkan gürültülerden korkup kaçtığını düşünüyoruz. Telaşla tellere çarparak ağzı ve burnu yaralanmıştı. İnsanlar yaban hayvanlarının yaşadığı alanları işgal edince onlar da insanların yaşadığı bölgelerde alıyorlar soluğu. Buna çok üzülüyoruz. Bu dünya bütün canlıların ortak yaşam alanı. Bu konuda insan olarak bizlere çok büyük sorumluluk düşüyor” dedi.

26.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Dağlar ve sular onları kapitalizm canavarından korumuş!

Dağlar ve sular onları kapitalizm canavarından korumuş!

Allah’ım biz nasıl bu kadar vahşileştik? Yiyecekler gözümüzü doyurmuyor, artık birbirimizi yiyoruz!

Yusuf Yavuz

TARIM DOĞDUĞU TOPRAKLARDA ÖLDÜRÜLÜRKEN…

2006 yılında çıkartılan 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile ‘standardizasyon’ sorunu yarattığı gerekçesiyle yerel tohumların satışına yasaklama getirildi. Çokuluslu tohumculuk şirketlerine devlet eliyle pazar yaratıldığı eleştirilerini de beraberinde getiren düzenlemenin ardından Türk üreticileri ellerinde bulunan geleneksel yerel tohumları takas yoluyla değişerek korumaya çalışıyor. Bu, tarım devriminin başlangıcına ev sahipliği yapan ve binlerce yıldır biyolojik çeşitliliğin yok olmadan üretilerek bugünlere ulaşmasını sağlayan Anadolu topraklarındaki yerel tohumların tamamen ortadan kaldırılması, üretimin üç-dört tane küresel tohum tekelinin ve onun güdümündeki ilaç şirketinin ticari çıkarlarına terk edilmesi, üreticinin ise tamamen bağımlı hale gelmesine yol açıyor…

YEREL TOHUMLARA VURULAN ZİNCİR KISIR TOHUMA MAHKÛM ETTİ

Tohum Yasası’nın ardından dört yıl kadar önce Ege bölgesi başta olmak üzere ülkenin kimi bölgelerinde yerel tohumlar takas yoluyla yaşatılmaya çalışılıyor. Çünkü yasa satışa yasaklama getiriyor ama takas edilmesinin engellenmesine yönelik şimdilik bir düzenleme yok. Ancak bu olmayacağı anlamına da gelmiyor. Yerel tohum ile yerli tohum arasında ince bir fark var. Yerli tohum, Türkiye’de de üretilebilen ‘hibrit’ yani kısır tohum anlamında da kullanılıyor. Bu tohumlardan elde edilen ürünlerden tohum alınamıyor. Yerel tohum ise her bölgede geleneksel tohum alma yoluyla çoğaltılan, saklanan ve geleceğe aktarılabilen tohumların genel adı. Dolayısıyla yerel tohumlar yerli ama yerli tohum yerel değil!

Baraj inşaatı başlamadan önce bölgenin zengin doğası görenleri büyülüyordu İnşaatı süren Kasımlar Barajı bir süre sonra Darıbükü köyünü su altında bırakacak.YIKIMIN KISKACINDAKİ YUKARI KÖPRÜÇAY’DA İKİ TOHUM GÖNÜLLÜSÜ

Türkiye’de yerel tohumların korunması ve geleceğe aktarılması için çalışan gönüllü gruplarının başında gelen Ulusal Tohum Takas Merkezi’nden Ali Özırmak ile merkezin Antalya’daki gönüllülerinden Ziraat Mühendisi Nihal Küpeli, geleneksel tarımın yerel tohumlarla ve binlerce yıllık değişmeyen yöntemlerle sürdürüldüğü Isparta Yukarı Köprüçay Havzası’nda bir inceleme gezisi düzenlediler. Birkaç ay sonra bölgede yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı’nın suları altında kalacak olan Darıbükü köyü ile baraja adını veren Kasımlar köyünde üreticilerle bir araya gelerek bilgi ve tohum alışverişinde bulunan yerel tohum gönüllüleri, kimileri bu yıl son kez ekilen bahçeleri gezdiler.

BİR BİTKİ ISLAHÇISININ GÖZÜNDEN DAĞLARIN VE SULARIN COĞRAFYASI

Bitki ıslahı konusunda çalışmalar yapan Ziraat Mühendisi Nihal Küpeli, bölgedeki inceleme gezisinin ardından yaptığı değerlendirmede, yıkım projelerinin kıskacındaki Yukarı Köprüçay Havzası’ndaki köylülerin yerel tohumlar sayesinde bugüne kadar nasıl ayakta kalabildiğini gözler önüne serdi. Yöre halkının yaşamından oldukça etkilendiğini dile getiren Küpeli, “doğaya güvenmişler, toprak az da olsa onları beslemiş. Köyün yanı başından akan ırmak onları yaşatmış. Darıbükü köyü, yaşayan bir etnografya müzesi gibi. Dağ ve sular onları kapitalizm canavarından saklamış” sözleriyle özetlediği bölgeyle ilgili izlenimlerini özetle şu ifadelerle dile getirdi:

ÜRETİMDEN KOPARILAN ÇİFTÇİLER YIKIMA İŞÇİ YAPILIYOR

“Sizi Isparta’nın köylerinde bir zaman yolculuğuna çıkarmak istiyorum. Lütfen bu yolculuğa çıkarken üstünü kapattığımız ruhlarınızın pencerelerini açık bırakın. Antalya-Isparta yolundaki güzellik büyüleyici. Ana yoldan Sütçüler yönüne sapıyorum.ilk gördüğüm manzara kendi ürettiği sebzesini satan teyze. Ticari kaygısı olmadan, yerel atalık tohumlardan bostanında ne yetiştirdiyse onu satıyor. Ürettikleri lezzetli, mis kokulu. Yolda Sütçüler’e giden Durmuş Ali’yi arabama alıyorum. Ayda 2 bin 500 lira masala mermer ocağında çalışıyormuş. Devletin teşvikiyle eskiden yetiştirdiği sığırların yerine 15 tane inek almışlar. ‘ineklere ne kadar yem verirsek o kadar süt veriyorlar’ diyor. Yem parası bellerini bükmeye başlamış, sattıkları süt yem parasını karşılamıyor. Zeki insanlar, durumun farkına varıp inekleri satmak istemişler ancak tanesini 6 bin liraya aldıkları inekler satılmak istendiğinde yalnızca bin 500 liraya satabiliyorlar. Kredi çekip ineklerin parasını ödemişler. Durmuş Ali de krediyi ödeyebilmek için mermer ocağında çalıştığını söylüyor. Yapabilirse köyünde lavanta ve lavanta balı üretmek istiyor. Buğday üretimini bırakan köylü son can çekişmelerini yaşıyor. Yasalar, yüksek girdiler çiftçiliği öldürmek için adeta.

Baraj sularına gömülecek olan Darıbükü köyü Darıbükü köyünde geçimlik tarım için ekilen bahçelerden biri Ali Özırmak Darıbükü köyünde üreticilerle bir araya geldi Küpeli'ye göre Darıbükü köyü etnografya müzesi niteliğindeÇOK VERİMLİ YALANIYLA DAĞITILAN HİBRİT TOHUMLAR

Ulusal Tohum Takas Merkezi’nin yöneticisi Sayın Ali Özırmak’ı almak için Sütçüler’e ulaşıyorum. Tescil edilmeyen yerel tohumların satışının yasaklanmasının ardından yerel tohum takası şenlikleriyle tanıştım. Ulusal Tohum Takas Merkezi yöneticisi Ali Özırmak’la birlikte Antalya’da iki kez tohum takası şenliği düzenledik. Bir Ziraat Mühendisi ve bitki ıslahçısı olarak konuya duyarsız kalamazdım. Çünkü ülkemizde elimizden alınan değerlerden biriydi yerel tohumlarımız. İşte bu gezideki amacımız da yerel tohumlarımıza sahip çıkarak bulduğumuz tohumları takas şenlikleri yoluyla üreticiye ulaştırmak. Zira tohum, ekildikçe yaşar. Köylüleri kendi yerel tohumlarını ekmeleri yönünde teşvik etmek, ekmedikleri takdirde köleliğe mahkum edecek olan hibrit tohumuları anlatmak istiyoruz. Hibrit tohumlar, ücretsiz olarak ‘çok verimli’ yalanıyla dağıtılıyor. Gübresi, ilacı da satılıyor. İki yıl gibi kısa bir sürede yerel tohumlar ekilmediği için unutuluyor ve kayboluyor. Bizler köylüye kendi yerel tohumlarını ilaçsız olarak nasıl ürettiklerini hatırlatıyoruz. Amacımız, toplumun bağımsızlık sigortası olan gıda üretimini korumak.

İNSAN KENDİNİ YEDİĞİNDEKİ TATDA, KOKUDA BULUR

İnsan kendi kimliğini yediklerindeki tatda ve kokuda bulur. Hayvancılık, tarım, yaşamın her alanında yozlaştırılıyoruz. Kapitalizmin büyüsü çoğu insanı kendinden vazgeçirmiş, ruhlarını kapatmışlar. Önce size değersizleştiriyor, ardından değerinizi size parayla satmaya başlıyor. Bu system köleliğe ilk olarak sudan başlıyor. Sularımız baraj ve HES adıyla elimizden alınıyor. Toprak anadan, kardeş bitkilerden koparılıp betondan hapishanelerde yalnızlığa mahkum ediliyoruz…

KEÇİ YETİŞTİRİCİLERİ BIKMIŞ, BETON HAPİSHANEYE GİRMEK İSTİYORLAR

Yukarı Köprüçay’da ilk durağımız Kasımlar köyü. ‘Yurt’ adı verilen evlerde yaşayan köylülerden Ramazan amca ve oğullarını ziyaret ediyoruz ilk olarak. Keçi yetiştiriyorlar ama kazançları oldukça düşük. Sistem et ithal ederek hayvan üreticisini bitiriyor. İşleri oldukça zor, bıkmışlar. Kendilerinden vazgeçip betondan hapishaneleri istiyorlar. Sahip oldukları değerleri, bu değerlere sahip çıkmalarını, yurtlarını, üretimlerini bırakmamaları gerektiğini söylüyoruz. Eskilerden, geleneksel üretimden konuşup, kekik çaylarımızı içip ayrılıyoruz.

KARA TENCEREDEKİ BAMYA YEMEĞİ AKLIMDA KALDI

Yolumuz Serpil Kökdoğan’ın anne ve babasının bahçesine düşüyor. Bahçe, depo ve evler eski orjinalliğini koruyor. Hikayeleri yürek burksa da bahçelerini cennete çevirmişler. Ocakta gördüğüm kara tenceredeki bamya yemeği aklımda kaldı. Hep birlikte bahçeden toplanan yerel tohumdan üretilmiş patatesleri evlerine taşıyoruz. Ali Özırmak, Ulusal Tohum Takas Merkezi’nde dağıtmak için tohum alıyor. Sonra hep birlikte köyün çıkışındaki tarihi kilisenin kalıntılarını görmeye gidiyoruz. Ansızın başlayan yağmurla birlikte dağ çayları toplayarak tepeden aşağıya iniyoruz. Akşam yıldızların altında köyün gençleriyle sohbet ediyor, Serpil ablanın yerel tohumlardan ürettiği sebzelerden yaptığı yemekler eşliğinde ruhların kapıları açılıyor, Anadolu’nun ateşi yanıyor…

Gezimizin ikinci gününde bir süre sonra Kasımlar Barajı’nın suları altında kalacak olan Darıbükü köyüne olan yolculuğumuz başlıyor…

Ulusal Tohum Takas Merkezi'nden Ali Özırmak köylülere yerel tohum konusunda bilgi verdi Kasımlar köyündeki üreticiler binlerce yıllık geleneksel tarımı sürdürüyor Yerel tohumlar üreticilere verilmek için toplandı Ziraat Mühendisi ve yerel tohum gönüllüsü Nihal Küpeli Yukarı Köprüçay'da üreticileri ziyaret ettiBU DAĞLAR VE SULAR KÖYLÜLERİ KAPİTALİZM CANAVARINDAN SAKLAMIŞ

Gazeteci Yusuf Yavuz’un yazılarından öğrendiğim Darıbükü köyü, Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı bir köy. Darıbükü’ne ulaşır ulaşmaz kendimizi yerel sebze ve meyvelerin üretildiği küçük teraslara kurulmuş bahçelerde buluyoruz. Tüm bu bahçelerin köyde inşa edilen barajın sularının altında kalacağını duyunca, yüzyıllardır sürdürülen geleneksel tarımın ve çeşitliliğin yok olacağı düşüncesiyle kalbim sıkışıyor. Darıbükü’nde Zeynep Teyzenin bahçesine gidiyoruz. Bu bahçede tel örgülerin, yüksek beton duvarların yerine tarladan çıkan taşlarla örülmüş alçak duvarlar vardı. Bu duvarlar, burada aç gözlülüğün ve hırsın olmadığını gösteriyor. Bahçeler çok küçük. İçinde cevizi, seki pembe kirazı, küçük yaz elması ve kendine özgü armutları var. Doğaya güvenmişler, toprak, az da olsa onları beslemiş. Köyün yanından akan ırmak onları yaşatmış. Darıbükü yaşayan bir etnografya müzesi gibi. Bu dağlar ve sular onları kapitalizm canavarından saklamış. Burada zaman durmuş. Cumhuriyetin ilan edildiği günlerde ne durumda olduğumuzu bu köyde görebiliriz. Bu köyde yapaylık yok. Nereden nereye geldiğimizi anlamak istiyorsanız gidip görmelisiniz. Öyle entel-dantel kıvamında giderseniz buralar sizi açmaz şekerim! Bu durumda Yunan adalarına ya da İtalya’ya, Paris’e gitmelisiniz!

BURADA KIYAFETLERE MARKA GİRMEMİŞ; MADE İN PAZEN!

Köyün nüfusu yaşlılardan oluşuyor. Gençler iş olanakları nedeniyle şehre gitmişler. Geçmişte dokumacılık yapılıyormuş köyde. Kıyafetlerine markalar girmemiş; ‘made in pazen!’ Dağda keçi otlatarak peynirlerini, kara kovanlarda ballarını yapmışlar. Darıbükü’nde hep takas, paylaşım olmuş. Burada para hiçbir zaman vahşileşmemiş. Hangi eve gittiysek önce yapmacıksız ve boynumu koparacak kadar sarılmaları, ellerinde, bahçelerinde ne varsa paylaşmaları insanın içine işliyor. Allah’ım, bizler nasıl bu hallere geldik, vahşileştik!? Artık yiyecekler gözümüzü doyurmuyor, birbirimizi yiyoruz.

ASIL YEREL TOHUMLARIMIZ ÜRETEN ANALARIMIZ

Darbükü’nün Kürüz mahallesine çıkıyoruz. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’nde anlattığı Hobbitler’in filmi burada çekilebilir. Kürüz sizi biraz daha eskilere götürebilir. Sular gürül gürül. Küçücük bir odada, mis kokulu kekik çaylarımız eşliğinde sımsıcak bir sohbetin ortasındayız. Konuk olduğumuz evin oğlu Ramazan ve annesinden günlük hikâyelerini dinliyorum. İneklerini çalmışlar. Doğanlar tavukları yiyormuş. Ramazan onları öldüreceğini söylüyor. Bir saat öldürme diye dil döktüm. ‘Tabii şehirde yaşaması kolay, bizim tavuklar ne olacak?’ diyor Ramazan. Bölgeden ayrılırken kırk yıllık dost gibi sarılarak vedalaşıyoruz insanlarla. Benim için en etkileyici anlar, gerdanlarındaki kolyeleri, bellerindeki kuşaklarıyla çalışan, üreten dinamik Anadolu kadınlarıyla kucaklaşmak, onlarla dertleşmekti. Asıl yerel tohumlarımız analarımız. Ana-dolu! Sevginin doğduğu bu coğrafyada yaşamak çok güzel.”

24.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Türkiye en güzel gölünü yok etmeye kararlı!

Türkiye en güzel gölünü yok etmeye kararlı!

“Çiftçinin önceliği göl değil, üreteceği ürün ve kazancı, göl kurursa kurusun gözüyle bakıyor…”

Yusuf Yavuz

Maldivleri aratmayan beyaz kumsalları ve turkuaz rengiyle Türkiye’nin nazar boncuğu göllerinden biri olan Burdur’daki Salda Gölü’nü besleyen tek dere üzerine DSİ tarafından yapılması planlanan gölet için geri sayım başladı. Uzmanlara göre 185 metreye varan derinliği ile Türkiye’nin en derin göllerinden biri olan Salda’yı besleyen Düden Çayı üzerinde yapılacak gölet, koruma altındaki Salda Gölü’nün yok oluşunu hızlandıracak. Ancak DSİ yetkilileri Yeşilovalı üreticilerin talebi üzerine sulama amaçlı gölet projesinin yapıldığını savunuyor. Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Yeşilova Ziraat Odası Başkanı Tekin Korkmaz ise üreticinin önceliğinin göl değil üreteceği ürün ve kazancı olduğunu belirterek bölgeye turizm değil, tarım ve hayvancılık yatırımı yapılması gerektiğini savunuyor.

Yapılacak göletin bir kısmı Salda gölünün koruma tampon bölgesinin içinde kalıyorTÜRKİYE EN GÜZEL GÖLÜNÜ KORUYAMIYOR

Burdur’un Yeşilova ilçesinde bulunan Salda Gölü, Maldivleri aratmayan bembeyaz kumsalları ve turkuaz rengiyle Türkiye’nin en temiz göllerinin başında geliyor. Tektonik yapıdaki Salda Gölü’nün bir başka özelliği ise yüksek oranda alkalinite olması. Gölün güneybatı bölgesinde bulunan hidromagnezit stromatolit oluşumlu kayalıklar Salda’yı Türkiye’nin en özgün yapılı göllerinden biri haline getirirken, barındırdığı canlı türleri ile göl ve çevresi 1989 yılında doğal sit alanı olarak koruma altına alındı. Ancak Salda Gölü’nün koruma statüleri bununla sınırlı değil. Salda Gölü ve çevresi, 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın önerisiyle Bakanlar Kurulu Kararıyla ‘Turizm Merkezi’ ilan edilirken, kıyılarında bulunan 12 hektarlık alan da 2011 yılında Tabiat Parkı haline getirildi. Bölge özellikle yaz aylarında alternatif tatil arayanlarla doğa tutkunlarının vazgeçilmez uğrak yerlerinden biri.

MİLLİ PARK ÖNERİSİNİ BAKANLIK UYGUN GÖRMEDİ

Bütün bu özellikleriyle korunarak geleceğe aktarılması düşünülen Salda Gölü ve çevresi için iki yıl önce kolları sıvayan bölgedeki yetkililer, önemli bir çalışmaya imza attı. Burdur’da bulunan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar 6. Bölge Müdürlüğü, Salda Gölü ve çevresinin ‘milli park’ ilan edilmesi için 2013 yılında kapsamlı bir rapor hazırlayarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na sundu. Ancak Bakanlık, Salda ve çevresinin milli park olarak tescil edilmesini uygun görmedi.

DSİ SALDA GÖLÜNÜ BESLEYEN TEK DERE ÜZERİNE GÖLET YAPACAK

Kurumlar arasında bu yazışmaların ortasında benzersiz güzelliğiyle Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Salda Gölü bir yandan keşfedilmeyi beklerken bir yandan da tek su kaynağıyla olan bağını kaybetmek üzere. Devlet Su İşleri (DSİ) 18. Bölge Müdürlüğü’nce 2012 yılında hazırlanan projeyle göle düzenli su girişi sağlayan tek dere olan Düden Çayı üzerine bir gölet yapılması planlanıyor. Salda Deresi olarak da anılan çaya gölet yapılması durumunda Salda Gölü’nün ekolojik dengesinin bozulacağı, göl çevresindeki canlı yaşamının olumsuz etkileneceği ve giderek gölün yok olacağından endişe ediliyor.

DSCF0408DSCF0410JANDARMA PROTESTOCULARA İZİN VERMEDİ

Geçtiğimiz günlerde gölet girişimini protesto etmek için çevre illerden gelerek Yeşilova’da toplanan yaşam savunucularına jandarma izin vermemişti. Yöredeki kimi köylüler gölet projesini bir umut olarak görürken projeye yönelik eleştirel görüş dile getiren doğaseverlere tepki göstermesi ise dikkat çekiyor.

DSİ: ‘GÖLET YÖRE HALKININ TALEBİ ÜZERİNE YAPILIYOR’

Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan DSİ Genel Müdürlüğü yetkilileri, 2012’de projelendirilen Salda göletiyle ilgili planlama ve proje ihalesinin yapıldığını, ancak inşaat ihalesinin henüz gerçekleşmediğini belirterek, “Salda Göleti, yöre halkının talebi ve baskısı üzerine projelendirildi. Halkın yoğun bir talebi var bu konuda. DSİ olarak doğal hayatın korunması konusunda hassas davranıyoruz. Sonuçta sulak alanlar kendi kendine de kuruyabiliyor. Bu nedenle Salda Göleti projesi uzadı. Projeyle ilgili hazırlanan ekosistem değerlendirme raporunun çalışmaları devam ediyor. İnşaat ihalesiyle ilgili sürecin de 2-3 ay gibi bir süre içerisinde başlaması bekleniyor” bilgisini verdi.

‘HALK EN ÇOK YAĞMUR ALAN BÖLGEDE BİLE GÖLET İSTİYOR’

Gölet projesinin yapılması için bazı milletvekillerinin siyasi rant hesapları için kuruma baskı yaptığı yönündeki iddiaları sorduğumuz DSİ yetkilisi, “rant her yerde var. Milletvekili kim, milletin vekili. Milletin talebi olan bir konuda baskı yapması da normal karşılanmalı. Yalnızca o bölgede değil, halk her yerde bizden gölet istiyor. En çok yağmur alan Rize, Trabzon gibi kentlerde bile gölet talebi var” yanıtını verdi.

ZİRAAT ODASI BŞK. KORKMAZ: ‘ÜRETİCİ İÇİN GÖL DEĞİL KAZANÇ ÖNEMLİ’

Yeşilova Ziraat Odası Başkanı Tekin Korkmaz ise yöredeki üreticilerin gölet projesini desteklediğini söylüyor. Çevre konusunda duyarlı olan insanların Salda Gölü’nü olumsuz etkilemesi beklenen projeye karşı çıktığını söyleyen Korkmaz, “sondaj sulaması üreticiye oldukça yüksek maliyet getiriyor. Göletten yapılacak sulama ise çok daha düşük. Burada çiftçinin önceliği göl, ekosistem değil, üreteceği ürün ve kazancı. Göl kurursa kurusun gözüyle bakıyor. Ben de ziraat odası başkanı olarak üreticilerin görüşlerinin arkasında durmak zorundayım. Çünkü aidatlarımızı onlardan alıyoruz” görüşünü dile getirdi.

DSCF0822DSCF0814Doğal Sit Alanı olan Salda Gölü beyaz kumsalıyla dikkat çekiyorDSCF0830‘TURİZME DEĞİL TARIMA YATIRIM YAPILMALI’

Yeşilova’da Salda Gölü kıyısında yapılan turizm yatırımlarını da eleştiren Korkmaz, “burası Kemer ve Fethiye gibi bir turizm bölgesi değil. Öyle bir doluluk olması da beklenemez. Burası bir tarım ve hayvancılık bölgesi. Turizme değil, tarım ve hayvancılığa yatırım yapılmalı. Göl kıyısında yapılan üç beş tesis de gazino gibi çalışıyor. Bunlar ölü yatırım. Ancak civar il ve ilçelerden gelen insanlar yararlanıyor” diye konuştu.

YAĞIŞ ARTIŞINA RAĞMEN GÖLÜN SU SEVİYESİNDE DENGESİZLİK BAŞLADI

Gölet yapılması planlanan Salda Deresi, düzenli akışıyla gölü besleyen tek dere. Bunun dışında mevsimsel olarak akış gösteren Doğanbaba, Köpekçayı, Karanlıkdere, Kuruçay ve Kayadibi gibi derelerin bir kısmı yaz aylarında tamamen kururken bazıları da oldukça az akıyor. Dereler aynı zamanda tarımsal amaçlı sulamada da kullanılıyor. Salda Gölü’nün geleceği, gölü besleyen akarsuların sürekliliğine bağlı. Üzerinde gölet yapılması planlanan Salda Deresi bu anlamda hayati önem taşıyor. Zira son 20 yıldır dengeli bir salınım izleyen Salda’nın su seviyesinde, bölgedeki yağış artışına karşın 2014 yılından bu yana dengesiz bir salınım izleniyor. Gölü besleyen su kaynaklarının kesilmesi bu dengesizliği arttırarak Salda’nın geleceğini büyük oranda tehlikeye düşürebilir.

KISA VADELİ KAZANÇLAR UĞRUNA GELECEĞİMİZ YOK EDİLİYOR

Son yıllarda endüstriyel tarımın teşvik edilmesiyle paralel olarak hızlanan gölet projelerinden en çok payını alan bölgelerin başında gelen Göller Bölgesi, irili ufaklı pek çok doğal gölünü ve sulak alanını hatalı su politikaları yüzünden kaybetti. Yatırım maliyeti oldukça yüksek, ekonomik ömürleri ise kısa olan göletlerin rantabl olarak işletilememesi ise son yıllarda bu tür su yapılarını sorgulanır hale getirdi. Yoğun gübre ve ilaç kullanımına bağlı olmasının yanında ürün çeşitliliğini ortadan kaldırarak önemli ölçüde ekolojik kayıplara neden olan sulu tarımın teşvik edilmesi üreticilere kısa vadeli kazançlar sağlıyor gibi görünse de uzmanlara göre dünyanın en önemli gen merkezlerinden biri olan Anadolu coğrafyasında büyük ölçüde ekolojik, kültürel ve ekonomik kayıplara yol açıyor. Yalnızca üreticilere dayatılan tarım modelinin yarattığı beklentiler üzerinden yapılan ekonomik analizlerle Türkiye’nin eşsiz sulak alanları ve göllerini besleyen kaynaklar üzerine gölet yapılması, geleceğimizin teminatı olan uluslararası önemdeki sulak alanların da bilinçsizce yok edilmesine yol açıyor.

24.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Ardıç ormanına mermer ocağı!

Ardıç ormanına mermer ocağı!

Türkiye’nin en güzel ardıç ormanlarından biri daha devlet eliyle vahşi madenciliğe kurban ediliyor. Binlerce ardıç ağacı, yüzlerce yılkı atı tehdit altında…

Yusuf Yavuz

Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Yeniköy köyünde bulunan doğal ardıç ormanına mermer ocağı açılacak. Bölgenin en iyi korunan ardıç ormanlarının bulunduğu alanda açılması planlanan mermer ocağının ruhsat sahası yüz hektarlık alanı kapsarken, Isparta Valiliği’nin yanı sıra ilgili bakanlıkların girişimle ilgili olumlu görüş verdiği öğrenildi. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ise 10 Ağustos tarihinde Türkiye’nin gözü gibi koruması gereken ardıç ormanlarını yok edecek proje için ÇED süreci başlatıldığını duyurdu. Yeniden üretebilmek için yıllardır dünyaya örnek olacak projeler yaptığımız ardıç ağaçlarının binlercesi devletin izniyle katledilecek. Mermer ocağı açılması planlanan alan, yüzlerce yıldır bölgede yaşamını sürdüren yılkı atlarının yaşam alanlarının da bitişiğinde yer alıyor.

Ardıç ormanının kalbinde mermer ocağıIsparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, 10 Ağustos tarihinde yayınladığı duyuruda, Sütçüler ilçesine bağlı Yeniköy köyü sınırlarında bulunan 99,48 hektarlık alanda mermer ocağı açılması için ÇED süreci başlatıldığını açıkladı. Ancak özel bir şirket tarafından işletilmesi planlanan mermer ocağının bulunduğu alanın neredeyse tamamı, bir kısmı asırlık ağaçlardan oluşan ardıç ormanının tam ortasında yer alırken, bölgede yaşayan yüzlerce yılkı atının da yaşam alanına birkaç yüz metre mesafede bulunuyor. Yılda 100 bin metreküp mermer çıkartılması planlanan projeye, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı kurumların yanı sıra Isparta Valiliği de ‘uygundur’ görüşü verdi.

Mermer ocağı için ilgili bakanlıklar olumlu görüş verdiARDIÇ ORMANININ KALBİNDE MERMER OCAĞI TEPKİ ÇEKİYOR

Ortaklarından birinin Tayvanlı olduğu öğrenilen İstanbul merkezli bir şirket tarafından açılması planlanan mermer ocağıyla ilgili hazırlanan ‘Proje Tanıtım Dosyası’nda söz konusu araziye ilişkin sunulan fotoğraflarda bile alanın ardıç ağaçlarıyla kaplı olması dikkat çekerken konuyla görüşlerine başvurduğumuz Yeniköy halkının ise girişimden haberleri dahi yok. Yüzlerce mermer ocağı ruhsatı verilen Sütçüler bölgesinde bugüne kadar vahşi madencilikten korunan Yeniköy ve çevresinin geçim kaynağı olan hayvancılığın yanı sıra bölgenin zengin yaban hayatının da girişimden olumsuz etkilenmesi bekleniyor.

Mermer ocağı açılacak ardıç ormanı yılkı atlarına da ev sahipliği yapıyorYILKI ATLARININ YAŞAM ALANI TEHDİT ALTINDA

Yüz hektar olması durumunda ÇED sürecine tabi tutulması gereken mermercilik faaliyetleri için alan kapasitesi resmiyette ‘99,48’ gibi rakamlara düşürülerek ÇED Gerekli Değildir kararı alınıyor. Böylece doğaya ve yaşam alanlarına büyük zararlar veren mermercilik faaliyetleri ÇED kapsamının dışına çıkarılıyor. Mermercilik için kurban edilen bölgeyle ilgili görüş veren kamu kurumlarına göre alanda büyük yıkıma neden olacak projenin uygulanmasında bir sakınca görülmüyor. Ancak oldukça büyük bir alanı kapsayan ruhsat sahası, bölgedeki yüzlerce yılkı atının yaşam alanına yalnızca birkaç yüz metre mesafede yer alıyor. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne sunulan projeyle ilgili dosyada ise yılkı atlarından tek kelime söz edilmemesi dikkat çekiyor.

ARDIÇ ÜRETİMİNDE DEVRİM YAPILAN BÖLGEDE GİRİŞİME TEPKİ VAR

Isparta’nın en önemli ardıç ormanlarını kapsayan bölgede mermerciliğe izin verilmesi tepki çekerken, yine Isparta’da yıllardır yürütülen bir projeyle Türk ormancılığının en önemli buluşlarından birine imza atılmıştı. Buna göre Isparta Eğirdir’deki Orman Fidanlığında, Orman Yüksek Mühendisi Hazin Cemal Gültekin’in öncülüğünde yürütülen projeyle bugüne kadar yalnızca ardıç kuşunun dışkısında çimlenerek yetişebilen ardıç ağacı, dünyada ilk defa insan eliyle üretilmeye başlandı. Dünya ormancılık tarihine geçen bu buluş sayesinde üretilen ardıç fidanları yangına dayanıklı ağaçlandırma sahalarına dikiliyor. Bölgedeki ardıç ağaçlarından elde edilen tohumlardan yılda yaklaşık 500 binin üzerinde fidan üretilirken, bir yandan da yüzlerce yılda gelişen ardıç ormanlarının mermercilik faaliyetine açılması eleştiri konusu oldu.

22.08.2015

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 654 takipçiye katılın