Nükleer reklamına EMO’dan sert tepki!

Nükleer reklamına EMO’dan sert tepki!

EMO, “Akkuyu Nükleer reklamı toplumu aldatıcı ve istismar edici, yayından kaldırılsın” diyerek Reklam Kurulu’na başvurdu…

Yusuf Yavuz

Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli mahallesinde Rusya tarafından yapımı planlanan Akuyu Nükleer Santralı’yla ilgili televizyon reklamına yönelik tepkiler sürüyor. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Türk bayrağı ve çocukların kullanılarak enerjide dışa bağımlılığın sona ereceği vurgusu işlenen reklamın yayından kaldırılmasını ve şirket hakkında yaptırım uygulanması için Reklam Kurulu’na başvurdu. EMO’nun başvurusunda, şirketin milli hiçbir yanının olmadığı bilgi ve belgelerle ortaya konulurken, enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmaya ilişkin iddianın yalan olduğu da kanıtlandı.

akkuyu nükleer santral reklamından (5)akkuyuakkuyu nükleer santral reklamından (4)EMO AKKUYU REKLAMININ KALDIRILMASI İÇİN BAŞVURU YAPTI

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu’na, Akkuyu Nükler A.Ş’nin televizyon ve elektronik ortamda yayımlanan reklamının yayınının durdurulması ve şirket hakkında yaptırım uygulanması talebiyle başvuruda bulundu. Reklamda yapılan ‘milli’ vurgusunun gerçek dışılığını belge ve bilgilerle ortaya koyan EMO, nükleer santralın Türkiye’yi enerjide dışa bağımlılıktan kurtaracağı iddiasının yalan olduğunu da “Rus sermayesi, Rus teknolojisi ile kurulup, dışarıdan yakıtı getirilen bir santralda elektrik satma hakkının da santralın ömrü boyunca Rus şirkete ait olacağı” bilgileriyle kanıtladı.

Başvuruda, “aldatıcı ve toplumun bilgi eksikliğini istismar edici” olarak nitelenen reklamın kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği ve yönlendirdiği belirtilirken, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Yasa’ya açıkça aykırılık taşıdığı kaydedildi.

akkuyu nükleer santralı canlandırmaRUS SERMAYELİ ŞİRKETE ‘MİLLİ’ DENİLECEK BİR DURUM YOK

EMO tarafından Reklam Kurulu Başkanlığı’na 27 Mart 2015 tarihinde yapılan başvuruda, “Güçlü Türkiye’nin Yeni Enerjisi: Akkuyu Nükleer” reklamında, “Türk Bayrağı, milli forma” gibi unsurları da içeren çeşitli görüntü ve müzik eşliğinde “Türkiye tarihinin en büyük yatırımını gerçekleştiriyor, enerjide dışa bağımlılıktan kurtuluyor” mesajına yer verildiğine dikkat çekildi. Başvuruda, öncelikle Akkuyu Nükleer A.Ş’nin tamamının Rus sermayesine sahip bir şirket olduğu ve ülkemiz açısından “milli” olarak kabul edilecek herhangi bir unsurun bulunmadığı vurgulandı. Bu durum, şirketin hissedar yapısıyla da belgelenirken, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında yapılan andlaşmada da Akkuyu Nükleer A.Ş’nin yüzde 100 sermayesinin Rus şirkete olduğu ve bu payın da hiçbir zaman yüzde 51’in altına düşmeyeceğinin hüküm altına alınmış olduğu anımsatıldı.

SANTRAL İÇİN GEREKEN HER ŞEY RUSYA’DAN TEMİN EDİLECEK

Reklam Kurulu’na gönderilen yazının eki olarak sunulan şirketin tanıtımına ilişkin İnternet sayfasındaki bilgilere atıfta bulunan EMO, Akkuyu Nükleer A.Ş’nin konumunu da şöyle özetledi: “Akkuyu Nükleer A.Ş. tarafından kurulacak olan Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulacağı saha şikâyet edilen Rus şirketine tahsis edilmiş olup Santral’in kurulumu için gerekli olan ve ileri teknoloji gerektiren tüm unsurlar da Rusya’dan temin edilecektir. Bu anlatım ve düzenlemeler de göstermektedir ki üretilen elektrik enerjisi de dâhil olmak üzere Nükleer Güç Santralinin sahibi olan Rus Şirketi`ne santral sahası da bedelsiz olarak tahsis edilmiştir.”

‘NÜKLEER REKLAMI ALDATICI VE İSTİSMAR EDİCİ’

Rus şirketinin konumu karşısında reklam içerisinde yer alan “Türkiye, tarihinin en büyük yatırımını gerçekleştiriyor, enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtuluyor. Bu gurur Türkiye’nin, bu yatırım hepimizin. Güçlü Türkiye’nin yeni enerjisi: Akkuyu Nükleer” ifadelerinin gerçeği yansıtmadığının altı çizilen EMO’nun başvurusunda, “Aldatıcı ve toplumun bilgi eksikliğini istismar edici” olarak nitelenen reklamın kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği ve yönlendirdiği belirtilirken, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Yasa’ya açıkça aykırılık taşıdığı kaydedildi.

akkuyu nükleer santral reklamındanEMO’nun Reklam Kurulu’na yaptığı başvuruda şöyle denildi:
‘ÜLKEMİZİN ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIKTAN KURTULMASI GERÇEK DIŞI’
“Bilindiği gibi ülkemiz enerji alanında dışa bağımlı bir ülkedir. Petrol ve doğalgaz başta olmak üzere enerji kaynaklarının önemli bir bölümü yabancı ülkelerden ithal edilmektedir. Enerji ithalatında en yüksek pay ise Rusya`ya aittir. Akkuyu’da yapılması planlanan Nükleer Güç Santrali dışa bağımlılığı azaltmayacağı gibi Rusya`ya olan bağımlılık daha da artış gösterecektir. Nükleer Güç Santralında kullanılacak olan nükleer yakıtın ülkemizde tedarik olanağı bulunmadığı bilinmektedir. Santralın elektrik üretimi için kullanacağı nükleer yakıtın tamamı da yine ithalat yöntemiyle getirilecek olup, Rus şirketi tarafından temin edilecektir. Bu durumda, santralın işletilmesi aşamasında da dışa bağımlılık devam edecektir. Dolayısıyla santralın hem yapımında kullanılacak teknoloji hem de işletme aşamasında kullanılacak yakıt yurt dışından temin edileceğinden, ülkemizin dışa bağımlılıktan kurtulması tamamen gerçek dışıdır.”

TÜRKİYE RUS ŞİRKETİNE 15 ALIM GARANTİSİ VERDİ
Başvuruda ayrıca Türkiye tarafından bedelsiz tahsis edilen sahada, Rus sermayesi, Rus teknolojisi ile inşa edilecek olan ve fikri mülkiyet hakları da Rus Rosatom şirketine ait olan, yakıtı Rusya’dan temin edilecek Akkuyu Nükleer Santralı’ndan üretilecek enerjinin belli bir bölümüne 15 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti tarafından satın alma garantisi verildiği, böylece Rus şirketin tüm sermaye harcamalarının da ödeneceği, Rus şirketin ise santralın ömrü boyunca ürettiği elektriği satma hakkına sahip olacağının da altı çizildi.

Söz konusu reklamın yayından kaldırılması için CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı da Reklam Kurulu’na başvurarak kamuoyunu yanılttığı gerekçesiyle ilgili şirkete yaptırım uygulanmasını talep etmişti.

İlgili haberler:
Türkiye’yi aldatan nükleer reklâmı yayından kaldırılsın!
Rus sermayeli santrala Türk bayraklı reklam!

27.03.2015

© tüm hakları saklıdır

Isparta’da ‘İki Ağaç İçin’ konferansı

Isparta’da ‘İki Ağaç İçin’ konferansı

Site Yönetimi

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Atatürkçü Düşünce Topluluğu tarafından düzenlenen konferansların sonuncusunun konuğu Gazeteci-Yazar Yusuf Yavuz olacak. Çevre, ekoloji, tarım ve arkeoloji gibi alanları ele alan araştırma yazıları ve haberleriyle tanınan Gazeteci-Yazar Yusuf Yavuz, 2 Nisan Perşembe günü SDÜ Diş Hekimliği Konferans Salonu’nda vereceği “Her Şey İki Ağaç İçin” başlıklı konferansta, Isparta ve çevresinin binlerce yıllık doğa ve insan birlikteliğini aktaracak. Konferansta ayrıca ülke genelinin yanı sıra bölgenin zengin yaşam mirasını tehdit eden uygulamalar hakkında da bilgiler verilecek.

afişSüleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Atatürkçü Düşünce Topluluğu tarafından düzenlenen konferansların sonuncusunun konuğu Gazeteci-Yazar Yusuf Yavuz olacak. Çevre, ekoloji, tarım ve arkeoloji gibi alanları ele alan araştırma yazıları ve haberleriyle tanınan Gazeteci-Yazar Yusuf Yavuz, 2 Nisan Perşembe günü SDÜ Diş Hekimliği Konferans Salonu’nda vereceği “Her Şey İki Ağaç İçin” başlıklı konferansta, Isparta ve çevresinin binlerce yılda oluşan doğa ve insan birlikteliği aktarılacak.

yusuf yavuzBİNLERCE YILLIK HAYAT BİLGİSİ BİZİ NEDEN TERK EDİYOR?
Yaşam alanlarını tehdit eden uygulamaların giderek arttığı bir dönemde gerçekleşecek olan konferans, saat 14.00’te başlayacak. Konferansta, kırsaldan kente, kentten de kırsala doğru hızla yaygınlaşan kaçış öyküleri eşliğinde, binlerce yılda oluşan ‘hayat bilgisi’nin toplumsal alandan neden uzaklaştığı sorusuna da yanıt aranacak.

SDÜ ADT Yusuf Yavuz Konferansı AfişiDEVE DİKENİNDEN KAHVE, MEŞE KÜLÜNDEN EKMEK YAPMAK
Doğumdan ölüme, düğünden cenazeye, mutfaktan salona binlerce yıldır Anadolu coğrafyasını çekip çeviren hayat bilgisinin halkın gerçek bağımsızlık kaynağı olduğunu vurgulayan gazeteci Yusuf Yavuz, “üzerinde yaşadığı toprakla aynı dili konuşarak binlerce yılda meşe külünden ekmek, incir sütünden peynir, çiy damlasından yoğurt mayalamayı öğrenen; deve dikeninden kahve, süpürge otundan çörek yapmayı bilen bir halkı bağımlı kılmanın tek yolu, bu değerleri onun elinden almaktır. Anımsamak, tanık olmak ve düşlemek için ellerimizden hızla kayıp giden bu değerlerimize her zamankinden daha fazla sarılmamız gerekiyor” görüşünü dile getirdi.

27.03.2015

Bakan Eroğlu’na ‘koyların ihalesini iptal edin’ çağrısı!

Bakan Eroğlu’na ‘koyların ihalesini iptal edin’ çağrısı!

Göcek ve Dalaman koylarında Bakanlık geri adım atmadı, halk tepkili, ihale sürüyor…

Yusuf Yavuz

Muğla’nın Dalaman ilçesinde bulunan dört koyun ihale yoluyla 29 yıllığına kiralanmasına ilişkin ihale başladı. Dalaman Orman İşletme Müdürlüğü’nde saat 10.00’da başlayan bugünkü ihalede, Akbük ve Taşyaka C tipi Mesire yerleri, 27 Mart’ta gerçekleşecek ihalede ise Göbün ve Küçük Sarsala koyları kiraya çıkarılacak. Yöre halkının tepkisini çeken kiralama ile ilgili Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na çağrıda bulunan TEMA Fethiye Temsilcisi Okyay Tirli, toplumsal barışın korunması için ihalenin iptal edilmesini talep etti.

Orman ve Su işleri Bakanı Veysel EroğluİHALE BAŞLADI, KOYLAR KİRAYA ÇIKIYOR…

Muğla’nın Dalaman ilçesinde bulunan, Akbük, Sarsala, Göbün ve Taşyaka koyları, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca 29 yıllığına özel şirketlere kiraya veriliyor. Dalaman Orman İşletme Müdürlüğü’nde bugün başlayan ve şu saatlerde halen devam eden ihaleyle koyların 29 yıllığına işletilmek ürere kiralanması öngörülüyor. 80 bin ila 120 bin lira arasında değişen yıllık bedellerle kiralanacak olan koyların şirketlere verilmesine karşı çıkan yöre halkı, önceki gün yapılan eylemlerle seslerini yetkililere duyurmaya çalıştı.

BAKAN EROĞLU İHALEYİ SAVUNUP GERİ ADIM ATMADI

Önceki gün konuyla ilgili açıklama yapan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, ihalenin şeffaf yapıldığını belirterek, bu alanların sadece vahşi yaşama ait olmadığını dile getirmişti. Koyların betonlaşacağı iddialarını yalanlayan Bakan Eroğlu, “Rastgele yapılaşma olamaz. Zaten bütün kurumların görüşleriyle uzun devreli gelişme planları var. Tabiatla uyumlu ve zaruri ihtiyaçları karşılayacak yapılar yapılabilir. Bizim aradığımız bu, parasında değiliz biz. Ormanlardan vatandaşlarımızın yeteri kadar istifade etmesi lazım” görüşünü dile getirmişti.

121131BAKAN EROĞLU’NA ‘İHALEYİ İPTAL EDİN’ ÇAĞRISI

Yörede yaşayanların tepkilerine rağmen geri adım atmayan Bakanlık ihaleyi ilan edildiği gibi gerçekleştiriyor. TEMA Fethiye Temsilcisi Okyay Tirli ise Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na çağrıda bulunarak ihalenin iptal edilmesini istedi.

‘ORAYA TESİS YAPMAK İMARA AÇMAK DEMEKTİR’

Bakan Eroğlu’na “Göcek ve Dalaman koylarını ihaleye çıkarmanızı bölge sivil toplum örgütleri olarak yanlış buluyoruz” diye seslenen Tirli, “Koyları işleten yerel halkı düşünmelisiniz. Koyları işleten yerel halk doğayı koruyarak salaşta olsa yat turizminin sevilen insanları olmuşlardır. Belirlemiş olduğunuz fiyatlar çok yüksektir yerel halkın bu ihaleyi alması mümkün degildir. Basın açıklamanızda koşu alanları ve dinlenme tesisleri olmalı diyorsunuz. Koşu alanı yapmak ormanı tahrip etmek demektir. Tesis yapılması demek imara açmak demektir” dedi.

‘HALKIN GERİLMEMESİ İÇİN HASSASİYET GÖSTERİLMELİ’

Toplumsal barış korunması için ihalenin iptalini isteyen Tirli, mevcut işletme sahipleri ile uzlaşılması gerektiğinin altını çizerek “Bakanlığımızın halkı germemesi için hassasiyet göstereceği umut ediyoruz” çağrısında bulundu.

26.03.2015

İlgili haber: Cennet koylarda ‘C tipi’ rant!

© tüm hakları saklıdır

Cennet koylarda ‘C tipi’ rant!

Cennet koylarda ‘C tipi’ rant!

Bakan Eroğlu: “İhaleyi kazanana veriyoruz. Bu alanlar sadece vahşi hayat için değil”

Yusuf Yavuz

Muğla’nın Dalaman ilçesinde bulunan Sarsala, Göbün, Taşyaka ve Akbük koylarının 29 yıllığına özel şirketlere kiralanmak üzere ihaleye çıkarılması yöre halkını ayağa kaldırdı. 26-27 Mart tarihlerinde Dalaman Orman İşletme Müdürlüğü’nde ihaleye çıkarılacak olan koyların betonlaşacağını öne süren yöre halkı, ihalenin iptal edilerek koyların doğal haliyle kalmasını talep ediyor. Orman ve Su Işleri Bakanı Veysel Eroğlu ise ihalenin şeffaf bir şekilde yapıldığını belirterek, “Şartları sağlayanlar müracaat ediyor. İhaleyi kazanana veriyoruz, yapılacak olan şey bu” dedi.

Orman ve Su işleri Bakanı Veysel EroğluORMAN BAKANLIĞI KOYLARI KİRAYA VERECEK

Dalaman Orman İşletme Müdürlüğü, ilçe sınırlarında bulunan dört ayrı koyu 29 yıllığına kiralaya vermek için 26 ve 27 Mart tarihlerinde ihale yapılacağını duyurdu. C Tipi Mesire Yeri niteliğindeki Sarsala, Göbün, Akbük ve Taşyaka koylarında toplamda yaklaşık 5,5 hektar büyüklüğündeki alanın kiraya verilecek. Koyların kira bedelleri ise yıllık 80 ila 120 bin lira arasında değişiyor.

YÖRE HALKI KİRALAMAYA KARŞI ÇIKIYOR

Koyların özel şirketlere kiralanmasına tepki gösteren yöre halkı bugün Dalaman’dan eylem yaparken, ihalenin durdurulması için de imza kampanyası başlatıldı. Koyların kiralanmasına karşı çıkan halkın en büyük endişesi alanın rant kaygısıyla betonlaşacağı yönünde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

ANAYASAYA AYKIRI OLDUĞU ÖNE SÜRÜLEN İHALE MECLİSE TAŞINDI

Yöre halkının endişelerini meclisin gündemine taşıyan MHP Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM’ne verdiği soru önergesinde, ihalenin kamu yararı gözetilmeden ve Anayasaya aykırı bir şekilde yapıldığını öne sürerek, “Söz konusu koyların, Orman Genel Müdürlüğü eliyle, büyük şirketler tarafından kiralanması halinde sosyal ve ekonomik mağduriyetler yaşayacak olan yöre halkının haklı itirazlarını yetkililerin görmezden gelmesinin nedeni nedir? Akbük C Tipi Mesire Yeri, Taşyaka C Tipi Mesire Yeri, Göbün C Tipi Mesire Yeri, Küçük Sarsala C Tipi Mesire Yeri ve Hamam Koyu hangi büyük şirketlere neyin karşılığında kiraya verilecektir? Ülkemizin incisi bu güzel koylar özel işletmelere kiraya verildiğinde vatandaşlarımız buralardan nasıl istifade edecektir? Kamu yararı nasıl sağlanacaktır?” sorularına yanıt verilmesini talep etti.

BAKAN EROĞLU: ‘İHALEYİ KAZANANA VERİYORUZ!’

Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen Dünya Ormancılık Günü, Dünya Su Günü ve Dünya Meteoroloji Günü etkinliğinde ihaleye çıkarılan koylarla ilgili sorulara yanıt veren Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ise ormana ait yerlerin açık, şeffaf bir şekilde ihale edildiğini belirterek, “Bizim herhangi rast gele birisine vermemiz mümkün değil, açıkça ilan ediliyor. Şartları sağlayanlar müracaat ediyor. İhaleyi kazanana veriyoruz, yapılacak olan şey bu” diye konuştu.

‘BURALAR ÇOK GÜZEL MEKÂNLAR, PARASINDA DEĞİLİZ

İşletmecinin vatandaşlara çok işi hizmet vermek ve temiz tutmak durumunda olduğunu kaydeden Bakan Eroğlu, “Bunu kapısından her noktasına kadar kontrol edeceğiz bir aksaklık olursa kesinlikle ellerinden alacağız. Çünkü buralar çok güzel mekânlar müşteri memnuniyeti olması lazım, temiz ve kaliteli hizmet vermesi lazım. Bizim aradığımız bu, parasında değiliz biz. Ormanlardan vatandaşlarımızın yeteri kadar istifade etmesi lazım” dedi.

‘BU ALANLAR SADECE VAHŞİ HAYAT İÇİN DEĞİL, VATANDAŞI DAVET EDİYORUM’

Koyların betonlaşacağı yönündeki endişelerin sorulması üzerine “Yapılaşma diye bir şey yok” diyen Bakan Eroğlu, “Rastgele yapılaşma olamaz. Zaten bütün kurumların görüşleriyle uzun devreli gelişme planları var. Tabiatla uyumlu ve zaruri ihtiyaçları karşılayacak yapılar yapılabilir onlar da uzun devleri gelişme planları var. Bütün kurumların görüşü alınıyor. En son ben bizzat onaylıyorum. Ben bu gibi alanlara vatandaşlarımızı davet ediyorum Bu alanlar sadece vahşi hayat için değil aynı zamanda insanlarımızın istifadesine sunmak içindir. Orada yürüyüş alanları, koşu, dinlenme alanları çardaklar vs. olması gerekir” ifadelerini kullandı.

Fotoğraflar: Dalaman Belediyesi

25.03.2015

© tüm hakları saklıdır

Türkiye’yi aldatan nükleer reklâmı yayından kaldırılsın!

Türkiye’yi aldatan nükleer reklâmı yayından kaldırılsın!

Yusuf Yavuz

Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli mahallesinde Rusya tarafından yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santralının reklâm filminin durdurulması için Gümrük ve Ticaret Bakanlığına başvurdu. Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’ne yazılı olarak başvuruda bulunarak söz konusu reklâmın yayından kaldırılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını talep eden Atıcı, “Söz konusu projenin reklâmı tüm bu hukuk dışı ve doğaya olan muhtemel zararı örten bir anlayışla yayınlanmakta ve başta yöre halkı olmak üzere tüm Türkiye’yi aldatmayı hedeflemektedir. Reklâmda Türk Bayrağı’nın izinsiz kullanılması da mevzuat yönünden değerlendirilmelidir” dedi.

CHP MERSİN MV PROF. DR. AYTUĞ ATICICHP Mersin Milletvekili ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Aytuğ Atıcı, Rusya tarafından yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santralının reklâm filminin durdurulması için Gümrük ve Ticaret Bakanlığına başvurdu. Konuyu gündeme getiren haberimizin ardından söz konusu reklâmın yayından kaldırılması için Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’ne başvuruda bulunan Atıcı, “Türkiye’yi enerjide dışa bağımlılıktan kurtaracağı” sloganıyla yayınlanan reklâmda, “Güçlü Türkiye’nin yeni enerjisi Akkuyu Nükleer” ifadelerine yer verilerek ay yıldızlı forma giyen atlet ile Türk bayrağı kullanıldığının altını çizerek, şunları kaydetti:
‘REKLAMLAR DÜRÜST VE ADİL OLMALI, ALDATMAMALI’

“6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’da ile Yayın Hizmeti Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte reklâmlarla ilgili kurallara yer verilmiştir. Yayın Hizmeti Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 9. Maddesinde yayın hizmetlerinde ticari iletişimde uyulması gereken genel esaslar düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 9. Maddesinin altıncı fıkrasına hükmüne göre reklâmlar; adalet, hakkaniyet ve dürüstlük ilkelerine uygun olmalı, yanıltıcı olmamalı ve tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarına zarar vermemeli, reklâmı yapılan hizmetin veya imajın özellikleri hakkında aldatıcı düzeye ulaşan eksik bilgi ve abartılı ifade ve görüntülere yer verilmemeli ve sağlık, çevre ve güvenliğe zarar verecek davranışa teşvik etmemelidir.”

akkuyu nükleer santralı canlandırma‘RUSYA ÜRETTİĞİ ELEKTRİĞİ TÜRKİYE’YE SATACAK, REKLÂM ALDATICI’

Nükleer santral reklâmında kullanılan “Türkiye enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtuluyor” ifadesinin, 6112 Sayılı Yönetmeliğin 9. Maddesinin altıncı fıkrasında geçen, “aldatıcı düzeye ulaşan eksik bilgi ve abartılı ifadeye yer verilmemelidir” ibaresine aykırı olduğunu vurgulayan CHP’li Atıcı, “Çünkü Akkuyu Nükleer Santral Projesinin tamamını Ruslar yapmaktadır. Üretim için gerekli nükleer maddenin tamamı ve proje süresi sonuna kadar Rusya’dan alınacaktır. Rusya Türkiye’de ürettiği elektrik enerjisini Türkiye’ye satacaktır. Ayrıca üretilecek elektrik enerjisi Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının çok az bir kısmını karşılayacaktır. Bu gerekçelerle, anılan reklâmda geçen ‘enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtuluyor’ ifadesi aldatıcı düzeye ulaşan eksik ve yanıltıcı bilgi içermektedir” dedi.

akkuyu nükleer santral reklamındanakkuyu nükleer santral reklamından (3)akkuyu nükleer santral reklamından (2)‘REKLAM YAYINDAN KALDIRILSIN, SORUMLULAR CEZALANDIRILSIN’

Söz konusu projenin reklâmının tüm bu hukuk dışı ve doğaya olan muhtemel zararı örten bir anlayışla yayınlandığını ve başta yöre halkı olmak üzere tüm Türkiye’yi aldatmayı hedeflediğini öne süren Atıcı, “reklâmda Türk bayrağının izinsiz kullanılması da mevzuat yönünden değerlendirilmelidir. Akkuyu Nükleer Santrali Projesinin tanıtımının yapıldığı reklâm filmi ilgili yasalarda belirtilen reklâm ilkelerine aykırılıklar içermektedir” görüşüne yer verdiği yazılı başvurusunda, söz konusu reklâmın incelenerek durdurulmasını ve yayından kaldırılmasını talep ederek sorumlularının da cezalandırılmasını istedi.

akkuyuakkuyu nükleer santral reklamından (4)akkuyu nükleer santral reklamından (5)RUSLARIN SANTRALINA TÜRK BAYRAĞIYLA REKLÂM NE ANLATIYOR

Akkuyu Nükleer Santralı’nı anlatan ve tartışmalara neden olan 1 dakikalık reklâm filmi, yorganın altında el feneriyle ders çalışan bir çocuk görüntüleriyle başlıyor. “Birlikte hep daha ileri gitmeyi hedefledik. Daha çok öğrenmek için, daha çok kazanmak için, daha güçlü olmak için, daha çok üretmek için” ifadelerine yer verilen reklâm filminde, teknoloji fetişizminin simgeleri olan otomobil üretim bantları, uçaklar ve uydular eşliğinde nükleer santral müjdeleniyor. Ay yıldızlı milli takım forması giyen bir atletin birincilik görüntüleriyle devam eden reklâmın en çarpıcı sahnelerinden biri de bisikletinin tekerleğine bağladığı masum dinamo ile ürettiği elektrikle ampulü yakan bir çocuğun görüntüleri. İzleyiciye, “Türkiye tarihinin en büyük yatırımını gerçekleştiriyor, enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtuluyor” iddiasını aktaran reklâm filmi, bisiklete binen çocukların dar ve karanlık sokaklardan geçerek ışıltılı gökdelenlerin arasından ülkeyi geleceğe bağlayan köprüden geleceğe ulaşma görüntüleri ve “bu gurur Türkiye’nin, bu yatırım hepimizin. Güçlü Türkiye’nin yeni enerjisi Akkuyu Nükleer” ifadeleriyle son bulurken, güvenliği tartışmalı olan bir projenin reklâmında çocukların kullanılması da tepki çekiyor.
Reklâmı izlemek için: Akkuyu Nükleer Reklamı

İlgili haber: Rus sermayeli santrala Türk bayraklı reklam!

25.03.2015

© tüm hakları saklıdır

Rus sermayeli santrala Türk bayraklı reklam!

Rus sermayeli santrala Türk bayraklı reklam!

Nükleer tehlikesini tüp gazla kıyaslayan Erdoğan’ın Türkiyesi’nde daha temeli atılmayan nükleer santralın reklamları oha dedirtiyor…

Yusuf Yavuz

Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli mahallesinde Rusya tarafından yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santralı’yla ilgili tartışmalar sürerken projenin reklam filmi de ekranlarda dönmeye başladı. ÇED raporundaki sahte imza iddialarıyla gündeme gelen Akkuyu Nükleer Santralı’yla ilgili yer devir işlemlerinin de hukuksuz olduğunun öne sürülüyor. Rusya tarafından yapılacak olan nükleer santralın Türkiye’yi enerjide dışa bağımlılıktan kurtaracağı sloganıyla yayınlanan reklamda ise “Güçlü Türkiye’nin yeni enerjisi Akkuyu Nükleer” ifadelerine yer verilerek ay yıldızlı forma giyen atlet ile Türk bayrağı kullanılması dikkat çekiyor.

akkuyuHALKA RAĞMEN HALK İÇİN YAPILAN AKKUYU SKANDALLARLA DOLU

Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli mahallesinde Rusya tarafından yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santralı’na yöre halkının büyük bir bölümü karşı çıkıyor. Projeyle ilgili halkın bilgilendirilmesini amaçlayan ve 29 Mart 2012 tarihinde yapılması kararlaştırılan ÇED toplantısı, halkın yoğun tepkisi ve protestoları yüzünden yapılamadı. Ancak buna rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Akkuyu’yla ilgili ÇED Raporunu Rus lider Putin’in 1 Aralık 2014 gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinde onayladı.

BAKAN GÜLLÜCE: TUT Kİ PUTİN’E JEST YAPTIK’

Akkuyu’nun ÇED raporunun Putin’in Türkiye ziyaretiyle aynı güne denk getirilmesinin Rus lidere yönelik bir jest olduğu eleştirileri üzerine açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, “Tut ki, biz Putin’e bir jest yaptık. Ne olur, olsun ne var yani? Zaten çıkacaktı. Öyle değil ama varsayalım ki, dedikleri doğru olsun ne olur. 15 gün sonra olacak ya da 5 gün önce olacak, tam onun geldiği gün şeklinde o bir hatıra olsun diye de yapmışsak, öyle değil ama onun da ne mahsuru var” ifadelerini kullanmıştı.

ÇED RAPORUNDA SAHTE İMZA İDDİASI

Ancak Bakan Güllüce’nin bu açıklamalarının ardından 12 Ocak 2015 tarihinde ortaya çıkan sahte imza skandalı, Akkuyu’nun güvenliği konusundaki endişeleri bir kez daha gündeme getirdi. Akkuyu Nükleer Santralı’yla ilgili ÇED raporunu hazırladığı öne sürülen mühendislerin raporun teslim edildiği tarihten önce işten ayrıldığı, rapordaki imzaların da sahte olduğu iddia edilmişti.

NÜKLEER’E KARŞI BÖLGE HALKININ 200 BİN İMZASI YOK SAYILDI

Akkuyu Nükleer Santralı’nın yapımına başından beri karşı çıkan ve onlarca kez eylem yapan bölge halkı, bu konudaki hukuksuz idari işlemlere karşı da çok sayıda dava açtı. Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan, Akkuyu Nükleer Santralı’na verilen ÇED Olumlu Kararı’nın bilimsel bir dayanağının olmadığını savunuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun Akkuyu için hazırlanan ÇED raporunun şeffaf olmadığı ve dünyada denenmemiş bir teknolojinin uygulanacağı, ayrıca denetimin bağımsız kuruluşlar tarafından yapılmayacak oluşu nedeniyle Türkiye’yi uyaran bir rapor hazırladığını ancak söz konusu raporun Türk halkından gizlendiğini öne süren Aslan, “Mersin halkının Nükleer Santral istemediğine dair 200 bin imza toplanmıştır. Meslek odalarının ve bilim insanlarının raporları, halktan toplanan imzalar ve meclis kararları ÇED sürecini yürüten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na teslim edilmiştir. Fakat bu itirazların hiçbiri değerlendirmeye alınmamıştır. Hukuksuz yürütülen ÇED Raporu sürecinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından oluşturulan İnceleme ve değerlendirme komisyonlarının 1. ve 2. toplantı tutanakları, toplantıya katılan kurum görüşleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yazılan yazılara ve BİMER’e yapılan şikayetlerin haklılıklarına rağmen kamuoyundan gizlenmiştir” görüşünü dile getirdi.

‘EN KÜÇÜK SARSINTIDA BÜYÜK KAZA RİSKİ’ UYARISI

Deprem riski dolayısıyla nükleer santrale ilişkin yer seçiminin de yanlış olduğunu kaydeden Aslan, konuyla ilgili biliminsanlarının “Akkuyu Nükleer Santralinin Soğutma pompalarının ve borularının dolgu alanında yer alması en ufak bir sarsıntıda çok büyük bir tehlike ve kaza riski taşıyacaktır” uyarısında bulunduğunu hatırlatarak, “Onaylanan ÇED Raporunda, Akkuyu Nükleer Santralının tasarımının henüz bitirilemediği, bu yüzden ‘Güvenlik Analiz Raporu’ ve diğer bütün teknik, çevresel, nükleer ve radyasyon güvenliği ile ilgili dokümanların ÇED raporunda yer almadığı yazılıdır. Akkuyu Nükleer Santralının Tasarımının bitirilememiş olması ve ‘Güvenlik Analiz Raporu’ ve diğer bütün teknik, çevresel, nükleer ve radyasyon güvenliği ile ilgili dokümanların ÇED raporunda olmaması, ÇED raporunda Akkuyu Nükleer Santralı ile ilgili yazılan tüm argümanların bilimsel olmadığının bir kanıtıdır” ifadelerini kullandı.

İRAN VE HİNDİSTAN’DAKİ RUS TİPİ SANTRALLER DÖKÜLÜYOR

Dünyada kurulan Rus tipi nükleer santrallerinde eski ve eksik malzeme kullanımından kaynaklı pek çok sorunun yaşandığını da öne süren Aslan, “Örneğin İran’da kurulan VVER-1000 reaktörünün daha deneme sırasında 4 ana sirkülasyon pompası iflas etmiştir. Hindistan’da yıllarca yapımı devam eden aynı tip reaktör kalitesiz malzeme ve tasarım hatalarından dolayı hala elektrik üretimine başlamamıştır. Ayrıca Rusya’da bu reaktörler, Rus devletinin kendi bilim insanlarınca hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda Saratova eyaleti Balakovo şehrinde yapılmak istenen reaktörlerin inşaası mahkeme kararı ile yasaklanmıştır” dedi.

akkuyu nükleer santral reklamından‘ENERJİDE ARZ GÜVENLİĞİ SAĞLANAMAZ’

“Akkuyu Nükleer Santralı Rusların olacaktır ve Rusya ile yapılan uluslararası sözleşmede santralinin enerji üretmemesi durumunda Türkiye herhangi bir müeyyide uygulamayacaktır” görüşünü dile getiren Aslan, ayrıca yapılan sözleşme gereği teknoloji transferinin de yasaklandığının altını çizdiği değerlendirmesinde, “ham maddesi, teknolojisi ve çalışacak tüm personelin Rusya’dan sağlanacak bir santralden enerjide arz güvenliği sağlanamaz” iddiasını gündeme getirdi. Aslan’a göre Akkuyu’da kurulacak nükleer santral, Mersin’in yanısıra Antalya’nın turizmini de olumsuz etkileyecek.

AKKUYU NÜKLEER A.Ş’NİN ORTAKLARININ TAMAMI RUS

Akkuyu Nükleer A.Ş’yi oluşturan şirketler içerisinde Rusya Devlet Nükleer Şirketi bünyesinde kurulan ‘CJSC Rusatom Overseas’, yüzde 74,915 oranındaki hissesiyle başı çekiyor. Bir başka Rus şirketi olan ‘OJSC Concern’ ise yüzde 21’lik hisseyle ikinci büyük ortak. Geri kalan hiseler de JSC Atomstroyexport, JSC Atomenergoremont ve JSC Atomtechenergo gibi Rus ve Avustralya ortaklı şirketler arasında paylaşılıyor.

RUS SERMAYESİNE TÜRK BAYRAKLI REKLAM FİLMİ

Akkuyu Nükleer Santralı’nı anlatan 1 dakikalık reklam filmi, yorganın altında el feneriyle ders çalışan bir çocuk görüntüleriyle başlıyor. “Birlikte hep daha ileri gitmeyi hedefledik. Daha çok öğrenmek için, daha çok kazanmak için, daha güçlü olmak için, daha çok üretmek için” ifadelerine yer verilen reklam filminde, teknoloji fetişizminin simgeleri olan otomobil üretim bantları, uçaklar ve uydular eşliğinde nükleer santral müjdeleniyor. Ay yıldızlı milli takım forması giyen bir atletin birincilik görüntüleriyle devam eden reklamın en çarpıcı sahnelerinden biri de bisikletinin tekerleğine bağladığı masum dinamo ile üretiği elektrikle ampulü yakan bir çocuğun görüntüleri. İzleyiciye, “Türkiye tarihinin en büyük yatırımını gerçekleştiriyor, enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtuluyor” iddiasını aktaran reklam filmi, bisiklete binen çocukların dar ve karanlık sokaklardan geçerek ışıltılı gökdelenlerin arasından ülkeyi geleceğe bağlayan köprüden geleceğe ulaşma görüntüleri ve “bu gurur Türkiye’nin, bu yatırım hepimizin. Güçlü Türkiye’nin yeni enerjisi Akkuyu Nükleer” ifadeleriyle son buluyor. Reklamı izlemek için: Akkuyu Nükleer Reklamı

BAKAN YILDIZ: ‘NİSAN ORTASINDA TEMEL ATMAYI DÜŞÜNÜYORUZ’

Akkuyu Nükleer Santralı’nın belirlenen takvime göre tamamlanmasına çalışılacağını belirten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Bir aksaklık olmazsa Nisan ayının ortasında liman ihalesini tamamladıktan sonra temel atmayı düşünüyoruz. Partnerlerimizle bir mütekabiliyet esası içerisinde temel atmayı beraber gerçekleştireceğiz. Bizim bu süreci çok hızlı geçmemiz lazım, dünyanın en modern tesislerinden bir tanesini gerçekleştireceğiz. Bu açıdan yolumuza devam ediyoruz. 4 bin 800 megavatlık nükleer güç santralinin devreye alınmasını takvim içerisinde gerçekleştirmeye çalışacağız, bir kısım aksamalar olabilir. Hiç şüphesiz ki gerek depremsellik gerekse diğer konular açısından Türkiye’nin en güvenilir tesisini Akkuyu ve Sinop’ta inşa etmek için inşallah gayretlerimiz olacak” diye konuştu.

akkuyu nükleer santralı canlandırmaERDOĞAN, ‘TÜPGAZ DA TEHLİKELİ’ DEMİŞTİ

Mart 2011’de Japonya’da gerçekleşen depremin ardından Almanya 7 nükleer santralı güvenlik gerekçesiyle geçici olarak kapatma kararı almıştı. Türkiye’nin nükleer santrallere yönelik tehditlerden nasıl korunacağı sorulan dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ise “Riski olmayan yatırım yoktur. O zaman evinize tüp de koymamak gerekir, doğal gaz hattı çekmemek gerekir ya da ülkenizden ham petrol hattının geçmemesi gerekir” ifadelerini kullanmıştı. Erdoğan’ın bu sözleri kamuoyunun tepkisini çekmişti.

25.03.2015

© tüm hakları saklıdır

Küçük kızın pankartı yıkım projesini durdurdu!

Küçük kızın pankartı yıkım projesini durdurdu!

Yusuf Yavuz

Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı Doğanca ve Pazarlı köylerindeki ormanlık alanda açılması planlanan ancak yöre köylülerinin büyük tepkisini çeken kil ocağına Orman Genel Müdürlüğü de olumsuz görüş verdi. 11 Aralık 2014 tarihinde proje hakkında köylülere bilgi vermeyi amaçlayan ÇED toplantısı, halkın yoğun tepkisi ve eylemler üzerine yapılamamıştı. Kil ocağına karşı yapılan eylemde, “Atalarımızdan bize emanet kalan doğamızı bozma, ben daha çocuğum. Hilal” yazılı dövizle ilgi odağı olan küçük Hilal’in dileğinin şimdilik gerçekleştiğini dile getiren DAYKO Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem, projeyle ilgili ÇED sürecinin durdurularak dosyanın iade edildiğini açıkladı.
d5ORMANDA KİL OCAĞI GİRİŞİMİ HALKI AYAĞA KALDIRDI

Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı Doğanca ve Pazarlı köylerindeki ormanlık alanda açılmak istenen kil ocağı yöre halkının büyük tepkisini çekiyordu. Projeyle ilgili 11 Aralık 2014 günü yapılmak istenen ve ‘halkın katılımı toplantısı’ olarak anılan ÇED toplantısı, halkın tepkileri ve protesto gösterileri yüzünden yapılamamıştı. Ormanlık alanda kil ocağı açılması durumunda su kaynaklarının yanı sıra yöredeki tarım ve hayvancılığın zarar göreceğinde endişe eden yöre halkı, çekincelerini bilimsel ve hukuksal delillerle ortaya koyarak projenin durdurulması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na itirazlarını ilettiler.

KÜÇÜK KIZIN ÇIĞLIĞI YERİNE ULAŞTI, PROJEYE OLUMSUZ GÖRÜŞ ÇIKTI

Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO) Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem, kil ocağıyla ilgili görüşü sorulan Orman Genel Müdürlüğü’nün olumsuz görüş bildirdiğini dile getirdi. Yöredeki sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve siyasilerin de katılımıyla gerçekleşen eylemde, “Atalarımızdan bize emanet kalan doğamızı bozma, ben daha çocuğum. Hilal” ifadelerinin yazılı olduğu bir döviz taşıyarak herkesin ilgi odağı olan kız çocuğu minik Hilal’in dileğinin şimdilik gerçekleştiğini dile getiren Çidem, OGM’nin olumsuz görüş bildirmesinin ardından projeyle ilgili ÇED sürecinin durdurularak dosyanın iade edildiğini açıkladı.

Yöre köylülerinin karara sevindiğini belirten Pazarlı köyü Muhtarı Mustafa Özdil kendilerine destek veren ve yanlarında olan herkese teşekkür ettiklerini dile getirdi.

24.03.2015

İlgili haber: Trakya köylüsünden manifesto gibi açıklama!

© tüm hakları saklıdır

Yaradılış

Yaradılış

“Doğduk, tanık olduk, anımsadık ve düşledik. Biz mi kuyudaydık, kuyu mu bizim içimizdeydi bilemedik…”*

Yusuf Yavuz

Aralık’tı. Aylardan, hayattan, dünyadan aralık bir zaman dilimi. 17’siydi. Şeb-i Aruz’du. Gelinin gecesi. Kırmızının, kanın, tutkuyla pervane olmanın önlenemeyişinin gecesi.

Biz içerdeydik. Geriye kalan her şey dışarıda. Rüzgâr hız limitlerini azami seviyeye getirmişti. Yeryüzüyle boşluğun amaçsız ve sonsuzmuş gibi gelen hesaplaşması yaşanıyordu dışarıda. Dalgaların sahildeki kayalıkları hınçla tokatlamasının yankıları sokaklardan ıslık gibi geçerek bu sahil kasabası otelinin penceresinde ölüyordu.

Gece, o büyük boşluk sofrasını serdi içimize. Yıldız kayması gibi ışık hızında cümleler kurduk, yaşanmamış ne varsa. İki bedenin bir ruh, iki ruhun bir beden oluşu gibi yaşandı ne varsa.

Terasa çıktık. Sarhoştum. Hayattan, aşktan, dünyadan sarhoştum. Dilimde doğup birkaç adım ilerleyen çelimsiz cümleler, çok gitmeden dizlerinin üzerine yıkılarak birer birer boğazımdaki kara deliğe düşüyorlardı.

yaradılışGeceyle yıllık olağan görüşmesini yaparcasına varlığını ispata çalışan rüzgarın dağıttığı saçlarını arkaya doğru toplayarak, ona en çok yakışan maskeyi taktı yüzüne. Gerçek kendisini! En sevdiğim halini. Başını usulca uzattı. Otelde başka müşteri olmadığını, sıska katibin de aşağıda sızıp kaldığını söyledi. “Gökyüzü ve altındaki her şey şu an bizim” dedi ardından. Dilimde ardı ardına doğum sancısı çeken cümlelerden birini ona yollayıp bir şeyler söylemeye çalıştım. Ne söyleyeceğimi bile bilmeden ağzım devindi. Sadece cılız bir cümle çıkabildi ağzımdan, kulağına varmadan öldü! Karanlıkta üşüyen ellerini tuttum. Doğum yapan bir kadının yaptığı gibi sıktım ellerini. Bu gece bu ıssız otel terasında olma nedenimizin onu hala deli gibi sevmem olduğunu anlamasını sağlayıncaya kadar sıktım ellerini. Anladığının işareti hızla gözlerinden geçti. Terastaki plastik masalara yaslanmış sandalyelerden ikisini çekip oturduk. Güneşten rengi solmuş örtülerin üstünde ellerimi yavaşça bıraktı. Çantasından kalem kâğıt çıkardı. Terastaki florasan lambaya elektrik ileten düğmeye dokundu. Elektriğin gelmesi uzun sürdü.

Görebildiğim kadar yüzüne baktım. Gözlerinden geçen altyazıyı okudum. Gözlerimden geçen altyazıyı okudu. Yazmamı istiyordu. Bilmesini istiyordum. Gözleriyle sustu. Elleriyle düşündü. Gövdesiyle ağladı. Dudaklarıyla güldü. Saçlarıyla öldü! Rüzgâr kesilmişti. Saçları yuvarlak kayadan akan bir su gibi omzundan döküldü. Biçimli beline doğru ulaşınca gözden kayboldu. Terası ve yüzlerimizi aydınlatan florasanın ışığında baktık birbirimize. O gece kasabadaki tek ışıkta. Uzun uzun izledi beni. Gözlerimde bir iz aradı. Yıllar öncesine ait bir iz. Yaradılış söylencesi kadar eski bir iz. Eliyle kağıt ve kalemi işaret etti. Söyleyemediklerimi kâğıda kazımamı istediğini anlayacak kadar kendimdeydim. Kendimden başlayarak kazıdım: “Sonrası mı? diye bitirmiştim cümlelerimi, sonrasını anlatmaya çekinerek. Sanki sonsuzluğu içimde saklamak gibi. Hayata nafile sorular sormak gibi. Yanıtını biliyordum oysa. Aynı yanıtı senin de bildiğini anladığımda söyleyecektim, aynı yolda olduğumuzu. Söyleyecektim, beni de sana kesen o büyülü rayihayı. Biliyordum, adını ilk duyduğumdan beri varlığının zirvesine giden yolu. Bildiğim şeyi dile getirememem, zirvene giden yolda yürürken adımlarımı yeterince büyük atamayacağım korkusuydu sadece. İşte şimdi sen de biliyorsun, kimsenin bilmediği kadar.

yaradılış2Bulup çıkarmalıyım şimdi sendeki beni. Sen de yardım etmelisin bana. Ellerin buz gibiyken yüzünü yakanın peşine düşmeliyim… İçindeki huysuz tayların. Gözlerinin buğusunu bir çağlayana dönüştüren o yaşamsal mucizenin peşine. Sonsuzluğun peşine. Sonrasını anlatabileceğimin işaretine koşmalıyım. Dönmelerin, ateşte yanmaların, küllerin müsebbibine. Gecenin, sabahın, gelip gitmelerin, çekilmelerin; içimde milyon kere büyümenin şifresine.

Ellerinle başlamalıyım. İçinde hayatın dolaştığı, o kırmızı sıvının ısıttığı ellerinle. Kimseye yakışmadığı kadar sana yakışan kırmızı sıvının. Sen tutmalısın beni ve o kırmızı sıvının uzandığı bütün kılcal damarlarının trafosunda olup biten her şeyin sahibi büyük dağıtıcıya götürmelisin. Faturasız ve aracısız olan yüreğine götürmelisin beni. İçinin en derinine ulaşmalıyım. Kutsamalıyım bir bir; damarlarına hayat akıtan merkezin hücreleri. Her birini milyon kere, bir çiçeği koklar gibi koklamalıyım. Başım dönmeli esrikliğinle ve şifa veren göğsüne düşmeliyim usulca. Karışmalıyım sana. Akmalıyım seninle, savrulmalıyım bedeninde; bütün yollarım sana çıkmalı. İçinde dönmeliyim, sonsuz döngünün girdabında kaybolmalıyım. Bütün uçlarında yankılanmalı sesim. İçinin kuytularını ezberlemeliyim. Yüreğinin, o büyük dağıtıcının açılıp kapanma anı kadar olmalı sana uzaklığım. Bu döngünün devam etmesi için bu kadarına katlanabilirim.

yaradılış3Yalnızca iki kalp atışının arasında, o saniyelik molada çıkmalıyım senden. Kanında dolaşan hayatın ayak seslerine karışmalı sesim. Sesimi çağırmalısın, çağırdığın yere varmalıyım; dudaklarına… Otağımı kurmalıyım, kanın ısıttığı dudaklarına. Dişlerinin arasından esen yumuşak meltemle, sözlerinle uyanmalıyım sabaha. Ve yüzümü kırmızıya boyayan, yüzünü kırmızıya boyayan, hayatı kırmızıya boyayan, beynimin bütün hücrelerini kırmızıya boyayan renge kestiğimde, sana kestiğimde yani, o yaşamsal sıvının tarihinde ilk kez doğru yere aktığı yerde, duymalısın dört mevsimin bir arada oluşunu…”

Kağıt bitti. Kalem sustu. Ellerim, üşüyen bedenim sustu. Yüzünde sonsuzluğa dokunmuş bir kadının ifadesiyle usulca sokuldu. Ellerinde, oynarken uyuyakalmış çocuğunu usulca yatağına götüren bir annenin şefkatiyle yüzümü, saçlarımı okşadı. Yaradılışından ilk kez memnun bir canlının neşeli iç sesleri duyuldu bedenimden.

Başımı çevirip gözlerine baktım yeniden. Yeryüzünde kimsenin kimseye sarılmadığı kadar sıkıca sarıldık birbirimize. Zihnimin derinliklerinden güçlükle söküp çıkardığım son cümlelerimi de söyleyip beni yeniden yaratan kadının gözlerinin içinde kaybolmak geçti içimden. Üç cümle belirdi zihnimde. Dilimde sıraladım, üçü de aynı olan cümleleri. Üçünü de arka arkaya ve yüksek sesle bağırdım:

Tanrıçam! Tanrıçam! Tanrıçamsın!

*Yusuf Yavuz

Fotoğraflar, Andoni Aleman

© tüm hakları saklıdır

 

Su şişeden çıkarılarak parasız verilmeli!

Su şişeden çıkarılarak parasız verilmeli!

Dünya Su Günü öncesinde ömrünü suya adayan biliminsanından çarpıcı çıkış…

Yusuf Yavuz

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğr. Üy. Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, suyun bir insan ve canlı hakkı olduğunun altını çizerek, “Su kaynaklarında ve kullanımında kamu mülkiyetinden vazgeçilmemeli. İnsanca yaşam için gerekli temiz su miktarı ücretsiz olarak verilmeli. Toplumun yeterli, sağlıklı ve kaliteli suya erişimini sağlayacak önlemleri almak devletin temel görevlerinden biridir. Su meta olmamalı ve şişelenmemelidir!” görüşünü dile getirdi.

Yard. Doç. Dr. Erol KesiciTÜRKİYE ARTIK ‘SU FAKİRİ’ ÜLKELER ARASINDA

1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda suyun giderek önem kazandığı dünyada 22 Mart gününün ‘Dünya Su Günü’ olarak kutlanmasına karar verildi. Ancak aradan geçen 23 yılık süre içinde dünyanın pek çok ülkesi gibi Türkiye’de ‘su fakiri’ ülkeler arasındaki yerini aldı. Su kaynaklarının hatalı yönetimi, enerji, vahşi madencilik ve yalnızca ‘büyümeye’ odaklı plansız yatırımlar son 50 yılda Türkiye’nin sulak alanlarının yarısını yok etti. Tarım arazisi açmak için kurutulmasının yanında sulak alanlara havaalanı, otoyol, fabrika ve benzeri projeler uygulanarak, fabrikası olmayan suyun üretimi sonsuza kadar engellendi.

YARD. DOÇ. DR. KESİCİ: ‘TÜRKİYE’DE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN SU MİKTARI BİN 300 METREKÜP’

Türkiye’nin su karnesini değerlendiren SDÜ Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, kişi başına 10 bin metreküpün üzerinde kullanılabilir suya sahip olan ülkelerin ‘su zengini’ olarak tanımlandığına dikkat çekti. Ülkemizde bu oranın 8 kat daha az olduğunu belirten Kesici, Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının bin 300 metreküpün altında olduğunu dile getirdi.

‘SUYUN FABRİKASI YOK’

Suyun fabrikalarda üretilemeyen doğal bir varlık olduğuna dikkati çeken Kesici, “Suyun fabrikası deniz, göl ve akarsulardır. Toprak, hava ve suyun korunması bu açıdan çok önemli. Hava temiz ise yağmur suyunda asit oranı çok daha yüksek olacak, asitli suların madde çözme eğilimi de yüksek olacağından bulunduğu ortamdaki topraktan daha çok madde çözecektir. Sağlıklı temiz kullanılabilir su; içerisinde kirleticilerin bulunmadığı ve gerekli çözünmüş faydalı mineral maddeleri yeterli oranda içeren sudur. Bir toplumun güvenli ve kolayca erişilen bir su kaynağı varsa, herkesin daha sağlıklı olma şansı vardır” ifadelerini kullandı.

1 kalitede suya sahip olan köprüçay baraj projeleriyle  tahrip ediliyor1. kalitede suya sahip olan Köprüçay, baraj projeleriyle tahrip ediliyor

Burdur Yarışlı gölü mermer ocaklarının istilası  altındaBurdur Yarışlı Gölü, mermer ocaklarının istilası altında

Eğirdir Boyalı sulak alanı yörenin biyolojik  zenginliğine ev sahipliği yapıyorEğirdir Boyalı Sulak Alanı, yörenin biyolojik zenginliğine ev sahipliği yapıyor

‘SUDAKİ KİRLİLİK KISIRLIK VE KANSER NEDENİ’

Son yıllarda hızla artan su kirliliğinin nedeninin bilimdışı kullanımdan kaynaklandığının da altını çizen Kesici, “Tarımda ve sanayide kullanılan yapay gübre, böcek öldürücü ( insektisitler), zararlı ot mücadelesinde kullanılan (herbisitler) kimyasallarla, endüstriyel çözücüler nitrat, azot, florür, arsenik, civa vb. zehirli maddeleri içerir. İçilebilir ve kullanılabilir sularda bu maddelerin bulunabilirlik çeşidi ve miktarı belirlenmiştir. Bu tür kirleticilerin hepsini birden arıtabilecek tek bir arıtma cihazı da icat edilmemiştir. Uzmanlar içme sularında kronik etki yapacak tarımda kullanılan kimyasallar ve ilaç kalıntıları arsenik vb. Mineraller olduğunu, etkilerinin ise günümüzde en çok rastlanan kanser hastalığı ve kısırlık olduğu bildirilmektedir” diye konuştu.

DIGITAL CAMERAAntalya Alakır Vadisi’nde yaşayan köylüler sularını korumak için HES’ler e karşı pek çok kez eylem yaptı

Antalya Ahmetler köyündeki kadınlar sularını korumak  için başlatıkları mücadeleyi kazandılarAntalya Ahmetler köyündeki kadınlar sularını korumak için başlatıkları mücadeleyi kazandılar

‘SU TEMEL İNSAN HAKKIDIR, ÜCRETSİZ VERİLMELİ’

Toplumun yeterli,sağlıklı ve kaliteli suya erişimini sağlayacak önlemleri almanın devletin temel görevlerinden biri olduğunu vurgulayan Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, suyun ticari bir meta olmaması ve şişelenmemesi gerektiğinin altını çizdiği açıklamasında, “dünyamızın yüzde 70’ini kaplayan su canlıların bünyesinin de yüzde 70 ila 95’i gibi önemli bir oranı oluşturuyor. İlk içeceğimiz olan anne sütünün yüzde 75’i sudur. Etin, elmanın, balın, balığın, kirazın, ekmeğin, peynir ve yağın, kısacası tüm canlılarla birlikte insanların da enerji ve onarım kaynağı olan tüm besinlerin yüzde 75-95’i sudur. Özetle su her şeydir. Bu nedenle su yaşam için en temel insan ve canlı hakkıdır. Bu haktan kesinlikle vazgeçilmemelidir. Su kaynaklarında ve kullanımında kamu mülkiyetinden vazgeçilmemelidir. İnsanca yaşam için gerekli temiz su miktarı ücretsiz olarak verilmelidir. Meta olmamalı ve şişelenmemelidir” görüşünü dile getirdi.

Burdur Yeşilova'da bulunan Salda Gölü her şeye rağmen  direnen su kaynaklarından biriBurdur Yeşilova’da bulunan Salda Gölü her şeye rağmen direnen su kaynaklarından biri

‘SU GİBİ AZİZ OLMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ HALA?’

Toplum olarak kimi deyimlerde suyla ilgili olumsuz bir bakış açısına sahip olduğumuzu kaydeden Kesici, ‘havadan sudan’, ‘sudan ucuz’ gibi nitelemelerle su konusundaki hızlı yok oluşun görmezden gelinmesini eleştirdiği açıklamasında, “suları politika malzemesi yapanlar, daha çok para kazanabilmek amacıyla suların kirlenmesini görmezden gelenler, kirli sulardan ürün elde etmeye devam edenler, HES’lerle doğanın tahribine yönelenler, ‘Su gibi Aziz olma’ bakışının zamanı gelmedi mi hala?”

Fotoğraflar: Yusuf Yavuz

20.03.2015

© tüm hakları saklıdır

Hocam neden doğayı bozuyorlar!

Hocam neden doğayı bozuyorlar!

Üstün zekâlı çocukların Antalya Demre’deki kuş gözleminde sorduğu soru yanıtsız kaldı…

Yusuf Yavuz

Anadolu’nun biyokültürel zenginliğinin korunmasına yönelik projeler yürüten biyomühendis H. Çağlar İnce’nin Antalya BİLSEM için hazırladığı ‘Kuş Gözlem Atölyesi’ Demre Kuş Cenneti’nde gerçekleştirildi. Üstün yetenek ve zekâya sahip çocukların eğitimi için kurulan BİLSEM öğrencileri, Çağlar İnce’nin öncülüğünde profesyonel araçlarla doğa gözlemi yaptılar. Doğallığı bozulmamış son kumullarda kuş gözlemi yaparken öğrencilerin sorduğu binlerce soruya yanıt verdiğini söyleyen İnce, 12 yaşındaki bir öğrencinin “Hocam neden doğayı bozuyorlar” sorusuna yanıt veremediğini dile getirdi.
Atölye çalışmasından (Fot. Mehmet Çınar)

MASALDAN KUŞ GÖZLEMİNE ‘DOĞADABUAN’ ETKİNLİKLERİ SÜRÜYOR

Üstün yetenekli ve zekâlı çocuklar için eğitim merkezi olan Antalya BİLSEM, biyomühendis H. Çağlar İnce’nin başlattığı ‘Doğadabuan Sosyal Girişimcilik’ projesi kapsamındaki etkinliklerini sürdürüyor. Proje kapsamında öğrencilerin sosyal bilimler ve fen bilimlerini yaşayarak öğrenmeleri hedefleniyor. Daha önce gerçekleştirilen ‘Masal Atölyesi ve Yörükler’ etkinliğinin yarattığı olumlu etkilerin ardından bu kez de Demre Kuş Cenneti’nde düzenlenen Kuş Gözlem Atölyesi’ne öğrenci ve eğitimciler katıldı.

DOĞA ZEKÂSI ÇOKLU ZEKÂ KURAMINDA DOKUZUNCU KABUL EDİLİYOR

‘İnteraktif Doğa ve Kültür Eğitim-Etkinlik Programı’ kapsamında bir öğrencinin tüm duyularını kullanarak doğayı ve kültürü hissedip öğrenmesini ve uygulamasını amaçladıklarını kaydeden H. Çağlar İnce, “Çoklu zeka kuramında ‘9. zeka’ kabul edilen doğa zekalarını işlevsel olarak kullanabilecekleri teknik ekipmanlarla profesyonel bir doğa gözlemi gerçekleştirildi. Öncesinde aldıkları kuş gözlemcisi eğitimi ile doğal ekosistemleri, kuşları, tanıyan öğrenciler dünyada yaygın olan kuş gözlemciliği hobisine de başlamış oldular” dedi.

1Dağ Keçisi H. Çağlar İnce1Mehmet Çınar_ Küçük akbalıkçıl ve karabatakAkça Cılıbıt Mehmet ÇınarAkdeniz Martısı H. Çağlar İnceÇağlar İnce üstün zekalı çocuklara doğa eğitimi  verdi (fot. mehmet çınar)H. Çağlar İnce_karakızılkuyrukMehmet Çınar (3)Mehmet Çınar_ Küçük akbalıkçıl ve karabatakÜSTÜN ZEKALI ÇOCUKLAR KUŞLARI VE DAĞ KEÇİLERİNİ İZLEDİLER

Demre Kuş Cenneti ve Avlan Gölü’nde kuş gözlemi yapan öğrencilerin, mevsim itibari ile kuşların göç zamanı olduğu için birçok göçmen kuşu alanda beslenirken izleme olanağı bulduğunu dile getiren İnce, “Gözlemde 40’a yakın kuş türü gözlenirken, Finike-Elmalı arasındaki Arikanda Vadisinde de dağ keçilerini yakından gözlemleme şansı buldular. Su içmek ve beslenmek için dere kenarına inene dağ keçilerini dürbünleriyle rahatsız etmeden izlediler” diye konuştu.

‘12 YAŞINDAKİ BURAK’IN SORUSUNA YANIT VEREMEDİM’

Kuş gözlemciliğinin dünyada oldukça yaygın, gelir ve kültür seviyesi yüksek insanların çok rağbet ettiği bir hobi olduğunu vurgulayan İnce, yalnızca İngiltere’de 1 milyon kuş gözlemcisi bulunduğunu belirtti. Çocukların meraklı ve yaratıcı sorduğu yüzlerce soru arasında cevaplayamadığı tek soru olduğunu söyleyen İnce, “Doğal dokusu bozulmamış son kumullarda BİLSEM öğrencileriyle kuş gözlemi yaparken günün sorusu geldi. Bin tane soruyu cevapladım. O soruyu cevaplayamadım. Sustum. Soruyu soran 12 yaşındaki Burak da sustu. Soru şuydu: ‘Hocam neden doğayı bozuyorlar” ifadelerini kullandı.

IMG_1261IMG_4175

KAYIP MASALLARIN İZİNİ SÜRDÜ

Kayıp Masallar, Sarıkeçililer ve Doğanın Dilini Konuşanlar gibi kitap ve belgesel çalışmalarıyla Anadolu’nun biyokültürel zenginliğinin korunmasına yönelik projeler yürüten biyomühendis H. Çağlar İnce, “Masallarda insanlığın sırları yatar. Kültürlerin süzgecinden geçen bilgi, ilk önce masallarda dile getirilir” diyor. İnce’nin ‘Doğadabuan’ girişimi kapsamındaki çalışmaları bu yüzden masalları da kapsıyor.

KİTAP VE BELGESEL PROJELERİ FARKINDALIK YARATMAYI AMAÇLIYOR

Türkiye’nin biyokültürel çeşitliliğinin korunması ve tanıtılması üzerine çalışmalar yürüten ve girişimleriyle çok sayıda ödül alan H. Çağlar İnce, kitap ve belgesel projeleriyle de toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Masal ve doğa eğitimi konularından yayınlanmış kitapları bulunan İnce’nin, Atlas, Buğday, Tempo gibi dergilerde yayınlanan çok sayıda makalesi okuyucuyla buluştu. TRT’de yayınlanan ve Türkiye’nin yaban hayatını ele alan belgesel programı ‘Henüz Çok Geç Değil’ belgeselinin de yapım ve sunuculuğunu üstlenen İnce, Antalya’nın endemik türlerini konu alan ‘Beşi Bir Yerde’ belgeselinin de yönetmenliğini üstlendi.

Fotoğraflar: H. Çağlar İnce – Mehmet Çınar

19.03.2015

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 550 takipçiye katılın