Teke’nin binlerce yıllık sırları açığa çıkıyor!

Teke’nin binlerce yıllık sırları açığa çıkıyor!

Yusuf Yavuz

Teke Yöresi olarak anılan Burdur ve çevresindeki illerin bir kısmını kapsayan bölgenin binlerce yıllık sırları Burdur’da düzenlenen sempozyumla açığa çıkacak. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) bünyesinde gerçekleştirilecek olan ‘I. Teke Yöresi Sempozyumu’ 4 Mart’ta başlayacak. Kültürden tarihe, tarımdan mimariye toplam 12 başlık altında 183 bildirinin sunulması beklenen sempozyumda, Teke Yöresinin özgün müzikleri de izleyiciyle buluşacak. Sempozyumla, binlerce yıllık zengin bir yaşam mirasını barındıran Teke Yöresi’nin kültürel ve doğal zenginliğinin kayıt altına alınarak geleceğe aktarılması hedefleniyor.

program26 u015Eubat-1TEKE YÖRESİNİN BİNLERCE YILLIK SIRLARI KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR

Osmanlı döneminde ‘Teke Sancağı’ ya da ‘Teke İli’ olarak anılan bölge, Antalya’nın merkezi dâhil olmak üzere Finike, Kaş, Kalkan, Gömbe, Elmalı, Kızılkaya, Kocaaliler ve bugünkü Afyonkarahisar’ın bir bölümünü kapsıyordu. Renkli kültürel dokusu ve zengin yaşama biçimlerini bünyesinde barındıran Teke Yöresinin simgesi ise keçi. Yüzlerce yıldır yöredeki varlığını sürdüren Yörük-Türkmenlerin yarattığı kültürle doku, dünyanın pek çok ülkesinden araştırmacıların dikkatini çekiyor. Burdur, bugün Teke Yöresi’nin kalbi olarak anılıyor. Muğla’nın Fethiye ve Ortaca, Denizli’nin Acıpayam, Serinhisar, Çameli ve Honaz, Afyonkarahisar’ın Dinar ve Başmakçı, Isparta’nın Yalvaç ve Şarkîkaraağaç ilçeleriyle Antalya’nın Cevizli, Akseki, Manavgat, Korkuteli ve Alanya gibi yerleşimlerini de içine alan Teke Yöresi’nin neolitik çağdan bugüne uzanan tarihsel birikimi bugüne kadar pek çok araştırmaya konu edildi. Ancak, yörenin zengin yaşama pratiği giderek modern yaşamın çarkları arasında yok olup gitme tehdidi ile karşı karşıya.

tekeyoresiKÜLTÜRDEN MİMARİYE 183 BİLDİRİ, YÜZLERCE KATILIMCI

Bu zengin mirasın yaşatılması ve geleceğe aktarılması amacıyla Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi bünyesinde kurulan Teke Yöresi Halk Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi (TAMER) ev sahipliğinde düzenlenen ‘I. Teke Yöresi Sempozyumu’ 4 Mart Çarşamba günü başlıyor. Çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve uzmanın katılacağı ve 3 gün sürecek olan sempozyumda, kültürden turizme, tarihten mimariye, geleneksel müzikten halk oyunlarına toplam 183 bildiri sunulacak. Teke Yöresi’nin yerel sanatçılarının vereceği konser ve çeşitli sergiler ile renklenecek olan sempozyum sonunda katılımcılara Burdur Arkeoloji Müzesi, İnsuyu Mağarası, Sagalassos ve Kybra antik kentlerinin yanı sıra Burdur Bakibey ve Taşoda konakları gezdirilecek.

TEKE Yu00D6RESu0130 SEMPOZYUMU AFu0130u015Eu0130MAKÜ VE YEREL YÖNETİMLER TEKE YÖRESİ İÇİN SEFERBER OLDULAR

Teke Yöresi Halk Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Şevkiye Kazan Nas’ın başkanlığında gerçekleştirilecek olan sempozyumun onur kurulu başkanlıklarını ise Burdur Valisi Hasan Kürklü, Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Cengiz ile MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Saatçı yapıyor. Burdur’daki yerel yönetimleri ve üniversiteyi bir araya getiren etkinliğe, Burdur Ticaret Borsası, Burdur Ticaret ve Sanayi Odası gibi kuruluşlar da destek veriyor.

MAKÜ Konferans ve Sergi Salonu’nda gerçekleştirilecek olan I. Teke Yöresi Sempozyumu programı ve diğer arıntılara, bu bağlantıdan erişilebilecek:
1. Teke Yöresi Sempozyumu

03.03.2015

© tüm hakları saklıdır

Çevre Bakanlığı yıkımların üzerine tüy dikecek!

Çevre Bakanlığı yıkımların üzerine tüy dikecek!

Yusuf Yavuz

Son bir kaç yıldır üç harfli bir kısaltma Türkiye’nin gündeminden neredeyse hiç düşmedi: ÇED! Geniş anlamıyla enerjiden madenciliğe, sanayiden ulaşıma hemen her türlü yatırım için yürütülmesi zorunlu olan Çevresel Etki Değerlendirmesi.

1993 yılından bu yana yürürlükte olan ÇED yönetmeliği, aradan geçen süre içerisinde üç kez köklü değişikliğe uğratıldı. Bir başka deyişle çevre kıyımına yol açacak biçimde budanarak içi boşaltıldı. Özellikle AKP hükümetleri döneminde Türkiye’nin dünya mirası olan pek çok değerinin üzeri göstermelik ÇED şalıyla örtülerek binlerce yılık tarih, doğa ve kültür mirası yok edildi.

Hasankeyf, Allianoi, Munzur, Camili, Köprüçay, Alakır ve ülke genelinde onlarca vadi ÇED kararlarıyla telafisi mümkün olmayacak biçimde parçalandı, değersizleştirildi. Dahası insansızlaştırıldı…

HASARLARLA BOĞUŞMAKTAN TESPİT YAPMAYA ZAMANIMIZ OLMADI!

Bu, üzerinde yatırım yapmaya elverişli görünen ve hareket eden her değere ateş edilen bir tür ‘altına hücum’ furyasıydı. Bu toprakların binlerce yıllık tarihinde görülmemiş yıkımdan kurtulabilen alan kaldı mı bilmiyoruz. Hasarlarla boğuşmaktan hasar tespiti yapmaya zamanımız olmadı!

u00C7evre ve u015Eehircilik Bakanu0131 u0130dris Gu00FClu00FCceBAKAN GÜLLÜCE: ‘STRATEJİK ÇEVRESEL DEĞERLENDİRMEYE GEÇECEĞİZ’

Şimdi bunca yıkımın üstüne Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce’den gelen bir açıklamayı içimiz burkularak okuduk. Bakan Güllüce, Stratejik Çevresel Değerlendirme’ye (SÇD) geçmeye hazırlandıklarını açıkladı. İçimiz burkuldu, çünkü Bakan Güllüce’nin açıklamasının satır aralarında bugüne kadar uygulanan ÇED süreçleriyle 22 yılda bu ülkenin neleri kaybettiğinin özeti gibi duran ifadeler yer alıyor.

2016’DA HAYATA GEÇECEK

Stratejik Çevresel Değerlendirme ile çevresel değerlendirme en başta yapılacağı için ÇED uygulamalarının da rahatlayacağını söyleyen Bakan Güllüce, özetle şunları dile getirdi: “nerelere yatırım yapılacağı çok önceden belli olacak, yatırımcı da tedbirini önceden alarak ÇED sürecine girecek. SÇD, ÇED’in bir üst aşaması olarak biliniyor. ÇED gibi belli bir faaliyete değil, daha geniş bir bölgeyi kapsayacak ölçekte planlanıyor. Hazırlanan taslak yönetmelikte, şeffaf, uzlaşıya dayalı ve daha kaliteli plan ve programların hazırlanması hedefleniyor. Yani bu uygulamanın ÇED sürecini de daha ve etkin hale getirmesi bekleniyor. SÇD’nin, dokuz ayı aşkın süredir dört sektör üzerindeki pilot uygulaması devam ediyor. Su yönetimi, yenilenebilir enerji, tarım ve bölgesel kalkınma şeklinde belirlenen pilot uygulamaların ardından 2016 yılında Bakanlık olarak bu çalışmayı ülke genelinde hayata geçireceğiz.”

artvin'deki deriner baraju0131BAKANLIK KORUMADAN ÇOK YIKIMI DÜŞÜNÜYOR

Bakan Güllüce’nin SÇD’ye yönelik ifadeleri yaldızlanmış ama içi boş bir kalkınma planının kamuoyuna sunulmasından başka bir şey değil. Zira Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın korumadan ziyade ne olursa olsun yatırıma, dolayısıyla yıkıma yönelik bakış açısı bu ülkedeki korunan alanların önündeki en büyük tehditlerden biri oldu adeta. Köprüçay havzasında Bakanlık oluruyla neredeyse inşatı bitme aşamasına gelen Kasımlar Barajı ve HES projesi ilgili çevre düzen planına daha iki hafta önce işlendi. Bir başka deyişle Bakanlık önce projenin yapımına izin verdi, inşaatın bitmesine yakın da proje çevre düzeni planına işlendi. Çünkü çevre düzeni planında projenin uygulanacağı alanın bir kısmı ormani bir kısmı ise tarım arazisi olarak görünüyordu.

Antalya Demre VadisiÇED SÜRECİ KAMU SPOTUNDAKİ GİBİ İŞLEMİYOR

Kısacası, Bakanlığın hazırladığı ve halkın zekasıyla alay edercesine ekranlarda döndürülen ÇED içerikli kamu spotunda olduğu gibi işlemiyor süreç. Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santral için Bakanlıkça verilen ÇED Olumlu kararının Türkiye’yi ziyaret eden Rus lider Putin’e jest olsun diye ziyaret gününe denk getirilmesi bunun en açık kanıtı. Yöre halkının karşı çıkmasına rağmen yönetmeliğin özüne aykırı biçimde, üstelik sahte imza iddialarıyla tartışmalı hale gelen bir ÇED raporuyla nükleer santral inşa etmek herhalde dünyada başka hiç bir ülkede görülebilecek bir şey değil.

Özü itibariyle her türlü yatırımın yaratacağı olumsuz etkilere karşı çevreyi, insanı, canlıyı, kısacası yaşamı korumayı ve bu etkileri en aza indirmeyi amaçlayan ÇED sürecinin 22 yılda nasıl işlediğine kısaca bir göz atmak, Bakan Gülüce’nin açıklamasıyla kamuoyuna duyurduğu Stratejik Çevresel Değerlendirme hakkında da fikir vermeye yetiyor.

Burdur'daki Hacu0131lar Hu00F6yu00FCu011Fu00FC'nde iki ayru0131 tau015F devri  yan yana1993’TEN BU YANA 44 BİN PROJEYE ONAY, 32 PROJEYE RED VERİLDİ

Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün geçtiğimiz yıl açıkladığı verilere göre, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 1993 yılından bu yana geçen süre içerisinde 2 bin 999 projeye ‘ÇED Olumlu’ kararı verilirken, 40 bin 782 de ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildi.

Kıyılardan yaylalara, derelerden meralara bunca yıkım ortadayken Bakanlığın 1993’ten bu yana verdiği ÇED Olumsuz kararı verdiği proje sayısı ise sadece 32!

SÇD, ÇEVRESİ ŞEHİRCİLİĞE KURBAN EDİLEN ÜLKENİN ÜSTÜNE TÜY DİKMEK

Bakan Güllüce’nin duyurduğu ‘Stratejik Çevresel Değerlendirme’ adımı, artık yıkılmadık dağı, deresi, ovası, merası kalmayan, çevresi şehirciliğe kurban edilen bir ülkenin molozları üzerine tüy dikmekten başka bir anlam ifade etmiyor.
Ülkenin dört bir yanındaki bunca değer Bakanlık oluruyla katledilirken hiç mi stratejik değildi?

26.02.2015

© tüm hakları saklıdır

25 yılda 1 milyon keçi buhar oldu!

25 yılda 1 milyon keçi buhar oldu!

Yusuf Yavuz

Küçükbaş hayvan varlığı bakımından dünyada önde gelen ülkelerden biri olan Türkiye uygulanan hatalı politikalar yüzünden bu avantajını verimliliğe dönüştüremiyor. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) tarafından hazırlanan Türkiye’nin küçükbaş hayvan varlığına ilişkin raporda, 2013 yılı itibariyle kırmızı et tüketiminin yüzde 87’sinin sığırlardan karşılandığı belirtilirken, yüzde 10’u koyunlardan, yüzde 2,4’ünün ise keçilerden karşılandığına dikkat çekilerek, “Kişi başına yıllık koyun eti tüketimi 1990’lı yılların başında 2,3 kg iken, 2013 yılında bu rakamın 1,3 kg’a düştüğü görülmektedir” denildi. Üretimin desteklenmesi gerektiğinin altı çizilen rapora göre 1990 yılında 10 milyon baş olan Türkiye’nin keçi varlığı da aradan geçen 25 yılda 1 milyon dolayında azalma gösterdi.

HAYVAN SAYISINDAKİ SIRALAMA VERİMLİLİĞE YANSIMIYOR

Türkiye küçükbaş hayvan varlığı bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olarak gösteriliyor. 2013 yılı verilerine göre 185 milyon baş koyuna sahip olan Çin, tek başına dünya koyun varlığının yüzde 15’ini barındırırken, 29,3 milyon baş koyuna sahip olan Türkiye ise 10. sırada yer alıyor. Ancak Türkiye sıralamadaki bu avantajını verimlilikte kullanamıyor. Bunun üstüne küçükbaş hayvan ithalatı da eklenince, çözülmesi gereken sorunlar artıyor. Buna göre Türkiye, 2010-2014 arasındaki 5 yıllık dönemde 2,2 milyon baş hayvan ithal etti.

EKOLOJİK KOŞULLARIMIZ KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIĞA UYGUN

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) tarafından hazırlanan Türkiye’nin küçükbaş hayvan varlığına ilişkin raporda, Türkiye’de küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin özel bir yeri olduğuna dikkat çekilerek, “Çünkü koyun ve keçiler verimsiz meralarla nadas, anız ve bitkisel üretime uygun olmayan, başka türlerin yararlanamadığı alanları değerlendirerek et, süt, yapağı, kıl ve deri gibi ürünlere dönüştürülebilme yeteneğine sahiptirler. Ülkemizin ekolojik koşulları küçükbaş hayvancılığa uygun olup; hayvansal ürünlerin başta AB ülkeleri olmak üzere dış pazarlarda rekabet gücünün yüksek olduğu da bir gerçektir” görüşüne yer verildi.

1990’DA 10 MİLYON OLAN KEÇİ SAYISI BUGÜN 9 MİLYON

Küçükbaş hayvancılığın az gelişmiş ülkelerde yoksul çiftçiler için önemli bir geçim kaynağı olduğuna dikkat çekilen raporda, son 30 yılda dünyada keçi sayısı iki katına çıkarken, koyun varlığında önemli bir değişme olmadığı bilgisine yer verildi. Rapora göre dünya koyun varlığının yüzde 45’i Asya’da bulunuyor. Diğer kıtalar ise Afrika, Avrupa, Okyanusya ve Amerika olarak sıralanıyor. Tıpkı koyun gibi keçi varlığı açısından da Çin 183 milyonla dünyada ilk sırada yer alıyor. Türkiye ise 9, 2 milyon keçi ile 22. sırada. 1990 yılında 10 milyon baş olan Türkiye’nin keçi varlığı aradan geçen 25 yılda 1 milyon dolayında azalma göstermiş. Bu rakamın 2010 yılında yarı yarıya azaldığı, alınan tedbirlerle bugünkü seviyeye ulaştığı kaydediliyor. Ancak koyun sütü üretiminde yıllık 1,1 milyon tonla Çin’in ardından dünya ikincisi. Keçi sütü için aynı şeyi söylemek zor. Çünkü 2013 yılında Türkiye’de üretilen 18 milyon ton sütün yalnızca yüzde 2’si keçilerden elde edildi. Yine de süt veriminde son 30 yılda kayda değer bir artış gözleniyor.

TÜRKİYE’NİN YARISI MERAYDI, BUGÜN BEŞTE BİRE DÜŞTÜ

ZMO raporuna göre Türkiye’de en çok keçi yetiştirilen bölgeler Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere Akdeniz ve Ege olarak sıralanıyor. Ekonomik olarak da önemli bir yer tutan küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin deri sektörü açısından da önemi büyük. TÜİK verilerine göre 2013 yılında 5 milyon koyun, 1,3 milyon ise keçi derisi üretildi. Bu oranlar sahip olunan kapasiteye göre bir hayli düşük. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin temel sorunlarına da değinilen ZMO raporunda, üreticilerin tarımın genel sorunlarını paylaştığı belirtiliyor. Yetiştirme, sağlık ve besleme gibi önemli sorunlar bulunan küçükbaş hayvan yetiştiriciliğini bekleyen bir diğer sorun ise verim düzeyi düşük ırklar. Yetiştiriciler kaliteli damızlık hayvan bulmakta zorlanıyor. Giderek daralan otlatma alanları da üreticinin belini büküyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında 44 milyon hektarla ülke yüzölçümünün yüzde 56’sını oluşturan mera ve çayır alanları bugün 14, 6 milyon hektara inerek yüzde 19’a geriledi.

HAYVAN İTHALATI ARTIYOR, ÜRETİM DESTEĞİ İSE YERİNDE SAYIYOR

Meraya dayalı olarak yapılan küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde çobanların önemli bir görev üstlendiği kaydedilen ZMO raporunda, köyden kente olan göçün artmasıyla birlikte azalan kırsal nüfusa bağlı olarak çobanlığa olan ilginin de azaldığı belirtiliyor. Hayvancılık alanındaki ithalatı her geçen yıl artan Türkiye’de sektöre yönelik desteklerde ise önemli bir artış yapılmadığının altı çizilen ZMO raporunda, şu ifadelere yer verildi: “6 yıldan beri hayvancılıkta en geniş kesimi ilgilendiren anaç sığır desteği artırılmıyor. 2015 yılında da anaç sığırda hayvan başına yılda bir kez 225 lira destek verilecek. Hayvancılığın temel ham maddesi olan yem bitkilerinde de hiç bir artış yapılmadı. Bunun yerine çok az sayıda üreticiyi ilgilendiren manda yavrusuna( malak) desteği ilk kez bu yıl uygulanacak. Geçen yıl hayvan başına 300 lira olan büyükbaş besi desteğine bu yıl kararda yer verilmezken, koyun ve keçi başına ödenen 20 liralık destek 2 liralık artışla 22 liraya çıkarıldı. Kalkınma bölgelerinde geçen yıl uygulamaya başlanan besi desteği ise artırılmadı. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Doğu Anadolu Projesi(DAP), Konya Ovası Projesi (KOP), Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) kapsamındaki illerde besi materyali üreten yetiştiricilere anaç sığır başına 350 lira, buzağı başına ise 150 lira destek verilecek. Geçen yıl olduğu gibi en az 300 küçükbaş hayvanı olana yılda bir kez 5 bin lira Sürü Yöneticisi (çoban) İstihdamı Desteği verilecek.”

24.02.2015

© tüm hakları saklıdır

Gerçek olan masaldır!

Gerçek olan masaldır!

Yusuf Yavuz

Kayıp Masallar, Sarıkeçililer ve Doğanın Dilini Konuşanlar gibi kitap ve belgesel çalışmalarıyla Anadolu’nun biyokültürel zenginliğinin korunmasına yönelik projeler yürüten biyomühendis H. Çağlar İnce, Antalya BİLSEM’de düzenlenen masal atölyesi ile öğrencileri Anadolu’nun büyülü masal dünyasına götürdü. Masallarda insanlığın sırlarının yattığını dile getiren İnce, “gerçek olan masaldır” diyor.

H. u00C7au011Flar u0130nce, dou011Fa ve ku00FCltu00FCr konusunda kitap ve  belgesel u00E7alu0131u015Fmalaru0131 yu00FCru00FCtu00FCyorYörük kültürü ve doğa eğitimi konusunda uzun yıllardır çalışmalar yürüten biyomühendis Hüseyin Çağlar İnce, kurucusu olduğu sosyal girişimcilik projesi ‘Doğadabuan’ kapsamında hazırladığı ‘İnteraktif Doğa ve Kültür Eğitim-Etkinlik Programı’na Masal Atölyesi ve Film Gösterimi etkilikleriyle başladı. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Antalya Kepez’de kurulan Antalya Bilim ve Sanat Merkezi’nde (BİLSEM) gerçekleştirilen etkinlikte, öğrenciler Anadolu masallarının büyülü dünyasını keşfetti.

ÖĞRENCİLER MASALLARDA KENDİLERİNİ BULDULAR

İnce’nin Yörük masallarından derlediği ‘Kayıp Masallar’ kitabının filmi olan Köse eşliğinde öğrencilerle birlikte oldukça eğlenceli bir atölye çalışması ortaya çıkarken, çalışma kapsamında masalların önemi, masal çözümlemesi, yörük kültürü, doğa dili, drama etkinlikleri gerçekleştirildi. Etkinlik boyunca Yörük kültürü, doğanın dili ve masalar konsunda farkındalık kazanan öğrenciler, masal çözümleme ve drama ile de kendilerini ifade etme olanağı buldular.

‘FARKINDA OLAN BİR NESİL, SAYGILI İŞLETMELER HAYAL EDİYORUZ’

‘Doğadabuan’ girişiminin, dünya genelinde giderek daha çok benimsenmeye başlanan ve topluma değer katmayı amaçlayan bir tür ‘sosyal girişimcilik’ olduğuna değinen İnce, “bir yandan bu amaçla doğa konusundaki farkındalığın artması için projeler üretirken, doğanın farkında olan nesillerin varolduğu, doğaya daha saygılı işletmelerin bulunduğu bir gelecek hayal ediyoruz” diye konuştu.

BİR ‘TESELLEMECİ’NİN AĞZINDAN GERÇEĞİN MASALI

Anadolu’nun konar göçer yaşamı sürdüren son Yörük boyu olan Sarıkeçililer’de masal anlatıcısı dedelere ‘Tesellemeci’ deniliyor. Bir Tesellemecinin ağzından anlatılan ve kuklalarla canlandırılan bir Anadolu masalı olan Kenan Özer’in yönettiği ‘Köse’ filminde gerçek olanın aslında masal olduğu fikrini işlediklerini kaydeden H. Çağlar İnce, “Masallarda insanlığın sırları yatar. Kültürlerin süzgecinden geçen bilgi, ilk önce masallarda dile getirilir” diyor.
IMG_2193KİTAP VE BELGESELERLE DOĞAYA ADANMIŞ BİR YAŞAM

Türkiye’nin biyokültürel çeşitliliğinin korunması ve tanıtılması üzerine çalışmalar yürüten ve girişimleriyle çok sayıda ödül alan H. Çağlar İnce, kitap ve belgesel projeleriyle de toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Masal ve doğa eğitimi konularından yayınlanmış kitapları bulunan İnce’nin, Atlas, Buğday, Tempo gibi dergilerde yayınlanan çok sayıda makalesi okuyucuyla buluştu. TRT’de yayınlanan ve Türkiye’nin yaban hayatını ele alan belgesel programı ‘Henüz Çok Geç Değil’ belgeselinin de yapım ve sunuculuğunu üstlenen İnce, Antalya’nın endemik türlerini konu alan ‘Beşi Bir Yerde’ belgeselinin de yönetmenliğini üstlendi.

23.02.2015

© tüm hakları saklıdır

Yerel tohumlar Seferihisar’da direniyor!

Yerel tohumlar Seferihisar’da direniyor!

Yusuf Yavuz

2006 yılında çıkartılan yasayla yerel tohumların satışına yasaklama getirilmesinin ardından başlayan tohum takası şenliklerine öncülük eden kurumlardan biri olan İzmir Seferihisar Belediyesi 28 Şubat’ta tohum bayramı ve çalıştay düzenliyor. Yerel tohumların korunarak geleceğe aktarılmasının hedeflendiği etkinlik, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) ve Seferihisar Kent Konseyi ortaklığıyla gerçekleşecek.

seferihisar-da-tohum-calistayi-6968546_x_oSEFERİHİSAR YEREL TOHUMUN KORUNMASINA ÖNCÜLÜK EDİYOR

4 yıldır Tohum Takas Şenlikleriyle Türkiye’ye örnek olan İzmir’in Seferihisar ilçesinde ‘Tohum Takas Bayramı’ ve ‘Tohum Çalıştayı’ düzenlenecek. 28 Şubat Cumartesi günü Seferihisar Belediyesi Kültür Sarayı’nda gerçekleştirilecek olan etkinlik, yerli tohumun yok olmaması için mücadele eden Seferihisar Belediyesi, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) ve Seferihisar Kent Konseyi’nin işbirliğiyle gerçekleştirilecek. 2006 yılında çıkartılan Tohum Yasası ile yerel tohumların satışına yasak getirilmişti. Seferihisar Kapalı Pazaryeri’nde düzenlenecek Tohum Takası Bayramı ile üreticilerin ellerinde bulunan yerel tohumların takas yoluyla üretilerek çoğaltılması ve geleceğe aktarılması amaçlanıyor.

KIRSAL KALKINMA VE KÖY ENSTİTÜLERİ DENEYİMİ TARTIŞILACAK

Etkinlik kapsamında ayrıca Köy Enstitülerinin 75. kuruluş yıl dönümü ve Hasan-Ali Yücel’in aramızdan ayrılışının 54. yılının anısına düzenlenecek ‘Seçimlere Giderken Türkiye’de Eğitim, Bilim, Kültür ve Kırsal Kalkınma Politikalarında Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ isimli bir de çalıştay gerçekleştirilecek. Üç oturumdan oluşacak çalıştayın açılış konuşmaları Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, YKKED Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş ve Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Güzel Yücel tarafından yapılacak.

DSC_1979 DSC_81852015 SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ ÇALIŞTAYI

Çalıştayın ilk oturumunda, 2015 seçimleri ve Türkiye’nin geleceği konuşulacak. Oturumun moderatörlüğü CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner tarafından yapılacak. Oturumun konuşmacıları gazeteci-yazar Hıfzı Topuz, felsefeci-eğitmen Prof. Dr. Ahmet İnam, gazeteci-yazar Orhan Bursalı, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Doçenti-Radikal Gazetesi köşe yazarı Doç. Dr. Koray Çalışkan olacak.

TARIMSAL ÜRETİM, KOOPERATİFÇİLİK VE HALK KÜLTÜRÜ

Etkinlikteki ikinci oturum ise ‘Kırsal Bölge Kalkınmasında Köy Enstitüleri, Tarımsal Üretim, Kooperatifçilik ve Halk Kültürü’ başlığı ile gerçekleşecek. Moderatörlüğünü İzmir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ferdan Çiftçi’nin yapacağı oturumda, Ege Üniversitesi Tarım Politikası ve Yayım Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya, akademisyen-siyasetçi Prof. Dr. Yakup Kepenek, Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Neptun Soyer ve Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkan Yıldız konuşmacı olarak yer alacak.

Seferihisar-tohum-takas-bayramu0131KÜLTÜR VE SANAT İNSANLARI SEFERİHİSAR’DA BULUŞACAK

Son oturumda da ‘Köy Enstitülerinin güncel karşılığı neydi, 2015 Türkiyesi’nde Eğitim, Kültür ve Sanatta Neler Oluyor?’ konuları tartışılacak. Cumhuriyet Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Serdar Kızık’ın yöneteceği oturumda, yüksek mimar-yazar Cengiz Bektaş, Sosyolog-yazar Prof. Dr. Firdevs Gümüşoğlu, gazeteci-yazar Alper Akçam, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi-yazar Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak konuşmacı olarak yer alacak.

22.02.2015

© tüm hakları saklıdır

Mermer çıkarmak için kesilen dağı yeşile boyadılar!

Mermer çıkarmak için kesilen dağı yeşile boyadılar!

Yusuf Yavuz

Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Taşucu mahalesinde bulunan mermer ocağının sahilden görünen kısmındaki bölümlerin yeşile boyanarak çirkin görüntünün kapatılmaya çalışılması tepki çekiyor. Doğal alanın tahrip edildikten sonra yeşile boyanarak adeta halkın zekasıyla dalga geçildiğini öne süren Taşucu Denizkızı sayfası sorumlusu Musa Türkmen, “Toros dağları sahipsiz mi?” sözleriyle uygulamaya tepkisini dile getirirken, konu hakkında sorularımızı yanıtlayan mermer şirketi yetkilileri ise boyanan alandaki faaliyetlerin devam edeceğini belirterek bölgede 20 binden fazla ağaç dikerek yöre halkının geleceğine katkıda bulunduklarını söyledi.

Firma yetkilileri boyanan alandaki faaliyetin  su00FCreceu011Fini  su00F6ylu00FCyorTAŞUCU’NUN ÜNLÜ DENİZ KIZI BUGÜNLERDE HÜZÜNLÜ

Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Taşucu Mahallesi, yakın zamana kadar ünlü denizkızı efsanesiyle anılıyordu. Ancak Taşucu sahilinin hemen yamacındaki arazide verilen mermer işletme ruhsatı yörenin ünlü denizkızının ününe gölge düşürdü. 2003 yılından bu yana işletilen mermer ocağı, Türkiye’nin en büyük ‘bej’ ocağı olarak anılıyor. Ancak mermer çıkartılan alanın rengi bir süredir bej değil, yeşile bürünmüş durumda. Bunun nedeni ise mermer şirketinin Taşucu limanından rahatlıkla görülebilen alanı yeşile boyaması.

Efsaneyi simgeleyen Tau015Fucu Denizku0131zu0131  heykeli‘AKDENİZ’İN EŞSİZ COĞRAFYASI TAŞ OCAKLARINA MI TERK EDİLDİ?’

Alanın tahrip edilerek yeşile boyanmasına tepki gösteren Taşucu Denizkızı sayfası sorumlusu Musa Türkmen, mermer ocaklarının tahrip edilen alanları faaliyet sona erdikten sonra geri kazandırmakla yükümlü olduklarına dikkati çekerek, “Yörede varlık gösteren taş ocakları ilgili yasa hükümlerince bir zorunluluk olarak doğaya yeniden kazandırılmasında ilginç bir yöntem uygulayarak, doğal alandaki faaliyetleri neticesinde oluşturdukları bozulmaları yeşile boyayarak giderme yolunu seçmişlerdir. Toroslar sahipsiz mi? Akdeniz’in bu eşsiz coğrafyası taş ocaklarına mı terk edildi?” diye konuştu.

Tau015Fucu mermer ocau011Fu0131 Yeu015File boyanan mermer ocau011Fu0131 tuhaf bir   gu00F6ru00FCntu00FC  yaratu0131yor‘TELAFİSİ İMKANSIZ BOZULMALARIN EN İYİ ÖRNEKLERİNDEN BİRİ’

Taşeli’ndeki mermer ocağında göstermelik bir alanın yeşillendirildiğini, geri kalanında ise adeta halkın zekasıyla alay edilircesine çirkin görüntünün yeşile boyanarak kapatılmaya çalışıldığını öne süren Türkmen, “ortaya çıkan bu sonuç mermer ve taş ocaklarının doğal alanlara vermiş olduğu telafisi mümkün olmayan bozulmalara en iyi örneklerden biridir” dedi.

FİRMA YETKİLİSİ: ‘ALANI ESKİ HALİNE GETİRECEĞİZ

Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Teknomar firması yetkilisi, Taşucu’ndaki mermer ocağının çevre duyarlılığı konusunda Türkiye’nin en modern işletmelerinden biri olduğu görüşünü savunarak, “işletme olarak yöre halkının geleceğini düşünerek ağaçlandırma yaptık. 20 bin civarında ağaç diktik. İleride yöre halkına katkısı olması amacıyla fıstık çamları diktik. Her yıl resmi kurumlarla birlikte yörede ağaç bayramları yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Mermer ocaklaru0131nu0131n yarattu0131u011Fu0131 tahribat   Tau015Fucu  sahilinden gu00F6ru00FCnu00FCyor IMG_6605 2 Mermer u015Firketi kesilen dau011Fu0131 yeu015File   boyadu0131‘BUNA GÖZ BOYAMA OLARAK BAKMAMAK GEREK’

Mermer ocağının sahilden görünen kısmında ‘ayna’ olarak tabir edilen bölümlerin yeşile boyanmasının ne anlama geldiği yönündeki sorumuza da yanıt veren şirket yetkilisi, “bu alanda mermer üretimi faliyeti devam edecek. Buna boya olarak, göz boyama olarak bakmamak gerek. Çalışmalar sırasında biraz görsel çirkinlik yaratılıyor ancak işlemler bitince bu çirkinlik de sona erecek. Alanı eski haline getireceğiz” diye konuştu.

‘ÖDEDİĞİMİZ ORMAN BEDELLERİ YÜKSEK’

2013 rakamlarına göre Türkiye’nin 2 milyar dolarlık mermer ihracatı bulunduğunun altını çizen mermer şirketi yetkilisi, orman bedelleri, ruhsat işlemleri ve bürokrasi konusunda sıkıntılar yaşadıklarını belirterek, “Ankara’nın merkezinde bir arazi kiralasak daha ucuza mal olur. Çünkü ödediğimiz orman bedelleri oldukça yüksek. Rehabilitasyon konusunda da her bölgenin ayrı bir özelliği var. Buna göre bir düzenleme yapılmalı. Her yer orman yapılacak diye bir şey söz konusu değil” görüşünü dile getirdi.

21.02.2015

© tüm hakları saklıdır

Köylüler pınarın boğazını kestirmedi!

Köylüler pınarın boğazını kestirmedi!

Mersin Boğazpınar köylülerinin HES’e karşı açtığı davada bilirkişi raporu hazırlandı, proje usulsüzlüklerle dolu…

Yusuf Yavuz

Mersin’in Tarsus ilçesinde Kadıncık Çayı üzerinde yapımı planlanan Akhan I-II Regülatörü ve HES projesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ÇED Olumlu Kararı’nın yürütmesini durdurulması istemiyle yöre halkınca açılan davada bilirkişi raporu hazırlandı. HES projesinin etki alanının yanlış belirlendiği kaydedilen bilirkişi raporunda, yaban hayatı geliştirme sahası içerisinde kalan projenin uygulanması durumunda doğal dengenin tahrip edileceği, sucul yaşamın zarar göreceği ve ekosistem üzerinde telafisi mümkün olmayan zararların ortaya çıkacağına vurgu yapıldı. Köylerinde yapılmak istenen HES’e karşı direnen köylüler bilirkişi raporunun ardından rahat bir nefes alırken, mahkemenin de bu yönde karar vereceğini umuyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

HES VAATLERİNE BİR KEZ KANDILAR, İKİNCİSİNE KARŞI AYAKLANDILAR

Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Boğazpınar köyünde 2010 yılında inşa edilen Gök HES adlı hidroelektrik santralı, köylüler için tam anlamıyla bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü proje öncesinde vaat edilenlerin hiç birinin yerine getirilmediğini gören köylüler, geçim kaynakları olan meyveciliğin ve tarımın zarar gördüğünü ve üretimin büyük oranda düştüğünü görünce aynı firmanın köylerine ikinci bir HES projesi yapmak istemesi üzerine bir araya gelerek mücadele kararı aldı.

BAKANLIK İZİN VERDİ, KÖYLÜLER DAVA AÇTI

Akhan I-II Regülatörü ve HES projesi adıyla Kadıncık Çayı üzerinde inşa edilmek istenen projeye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Nisan 2013’te verilen ‘ÇED Olumlu’ kararının iptali istemiyle Mersin İdare Mahkemesi’nde dava açan köylüler, ilk HES’ten ağızları yandığı için ikinci projenin iptalini istedi. Köylülerin açtığı dava üzerine mahkeme tarafından görevlendirilen Çukuruva Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Mahmut Çetin, Prof. Dr. Recep Yurtal, Prof. Dr. Fuat Budak, Prof. Dr. Halil Çakan ve Dr. Mesut Başıbüyük’ten oluşan bilirkişi heyeti proje alanında yaptığı incelemenin ardından hazırlayarak mahkemeye sunduğu raporda, projeyle ilgili ÇED raporunda HES’in etki alanının yanlış belirlendiğini tespit etti.

BİLİRKİŞİ RAPORU: ‘TAAHHÜTLER UYGULAMADA GERÇEKLEŞMİYOR’

Kadıncık Vadisi Yaban Hayatı Geliştirme Sahası içerisinde yer alan Akhan I. Regülatörü ve HES projesinin doğayı tahrip ederek ekosistem üzerinde telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacağına dikkat çakilen bilrkişi raporunda, projeyle ilgili ÇED raporunda yörenin büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı hakkında bilgiye yer verilmediğine değinilerek, “dava konusu proje hayata geçtiğinde yörede yaşayan insanların tarım alanlarının, hayvanların ve dereden doğrudan faydalananların su ihtiyacını karşılaması konusunda olumsuzluklarla karşılaşma ihtimali oldukça yüksektir. Her ne kadar bu tür projelerde taahhütler yapılarak durum kurtarılmaya çalışılmış olsa da uygulamada bunun gerçekleşmediği ve yörede ciddi huzursuzlukların ve anlaşmazlıkların ortaya çıktığı malumdur” görüşüne yer verildi.

‘HES’İN ETKİ ALANI YANLIŞ BELİRLENMİŞ, OLUMSUZ ETKİ KAÇINILMAZ’

ÇED Raporunda proje etki alanının yanlış belirlendiğini ve 1/25 bin ölçekli haritada çayın yatağı sanki hiç etkilenmeyecekmiş gibi ‘proje etki alanı’ dışında tutulduğuna dikkat çekilen bilirkişi raporunda, proje kapsamında yapılacak olan yapı ve yolların yaban hayatı geliştirme sahası içerisinde kaldığı da vurgulanarak, “söz konusu alanın doğal zenginlikleri ve barındırdığı biyoçeşitlilik vadinin gelecekte içme ve kullanma suyu bakımından önemi dikkate alındığında yöre vejetasyonunu tahrip edecek yatırımlara izin verilmemesi gerektiği, dava dosyası incelendiğinde Kadıncık çayı akımlarında uzun yıllar eğiliminin ne yönde seyrettiğinin incelenmediği, ortalama debilerdeki azalmanın HES’lerin enerji üretim programlarında ve diğer analizlerde dikkate alınmadığı, bu nedenle proje hayata geçirilmesi sonucu dere yatağındaki sucul yaşamın olumsuz etkilenmesinin kaçınılmaz olacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır” görüşüne yer verildi.

PLATFORM SÖZCÜSÜ AHMET ÖZTÜRK: ‘ÇEKİNCELERİMİZ İSPATLANDI’

Boğazpınar Köyü HES Karşıtı Platform Sözcüsü Ahmet Öztürk, köylerinde yapılmak istenen HES’e karşı dört yıldır sürdürdükleri mücadele sırasında işaret ettikleri çekincelerin bilirkişi raporuyla da ispatlandığına işaret ederek, “bu rapor doğrultusunda mahkeme heyetinin de lehimize karar vereceği kanaatindeyiz. Ayrıca bu rapor bizlere 4 yıldır maruz kaldığımız soruşturmalara, tehditlere ve rüşvetlere rağmen mücadele edince kazanılabileceğini, kısacası umudu aşılamıştır. Mücadelemiz köyümüze yapılan ilk HES olan Gök HES’in yıkılması ve o bölgenin sit alanı ilan edilmesi yönünde devam edecektir. Bu kazanım Anadolu’nun dört bir yanında Akdeniz’den Karadeniz’e; yaşam alanlarına sahip çıkmak için direnen tüm dostlarımıza umut olur umarım” görüşünü dile getirdi.

Video: Köylerine yapılan HES’ten ağzı yanan Boğazpınarlılar ikinci HES’e neden karşı olduklarını anlatıyorlar:

21.02.2015

© tüm hakları saklıdır

Bunun adı RES’men katliam!

Bunun adı RES’men katliam!

Prof. Dr. Kantarcı’dan tarihi uyarı: “Ormanda rüzgar türbini kurmak leylek ve kartal göç yoluna kıyma makinesi koymaktır!”

Yusuf Yavuz

Plansız ve denetimden yoksun biçimde tüm ülkenin coğrafyasında büyük yıkımlar yaratan HES projeleriyle ilgili tartışmalar bitmeden şimdi de rüzgar enerjisi santraları gündemde. Enerji üretimini ulusal ve stratejik bir politika olmaktan uzaklaştırarak yalnızca rant aracı olarak gören uygulamalar yüzünden binlerce HES projesiyle halaç pamuğu gibi atılan Anadolu coğrafyası bundan böyle RES tartışmalarına sahne olacak. Çünkü HES’lerde olduğu gibi RES’lerde de proje alanlarının seçiminde büyük yanlışlar yapılıyor. Göstermelik ÇED süreçleri ve denetimsizlik bir araya gelince de olan ülkenin zengin doğal varlıklarına oluyor.

HES’LER ÇOK TEPKİ ÇEKİYOR, RES VERELİM!

Enerji ya da madencilik alanındaki yatırımlarda Anadolu halkının ‘istemezük’çü bir yaklaşımı yok. Hiç bir yurttaş ülkesinin enerjide dışa bağımlı olmasını istemiyor. Öyle ki, pek çok köyde insanlar “eğer enerji üretilecekse biz kazma kürek çalışalım, kimseye muhtaç olmayalım” diye feryat ediyor. Ancak “bunca yatırım gerçekte halka, ülkeye ve insanlığa hizmet edecekse” diye de ekliyorlar. Çünkü son 10 yılda kırsalda yaşanan büyük dönüşümün ortaya koyduğu en acı gerçek, millet-devlet ilişkisini, algısını tuz buz etmiş durumda. İnsanlar hala devletin bu yıkımlara nasıl izin verdiğini, hatta bizzat önünü açtığını tam olarak anlayabilmiş değil.

DEVLETİN BEKASI UĞRUNA ÖZÜNÜ FEDA EDEBİLEN İNSANLARIN TRAVMASI

Devletin bekası uğruna kendi özünü feda edebilen bir toplumsal geleneğin olduğu bu topraklarda, yaşam alanlarının böylesine fütursuzca ve sorumsuzca yok edilmesinin yarattığı travmanın telafi edilmesi hiç kolay olmayacak.

ENERJİYE DEĞİL, YIKIMA KARŞI ÇIKAN HALK

Peki Karadeniz’de, Toroslar’da, İzmir’de, Balıkesir’de, Çanakkale’de, Hatay’da, Trakya’da onca insan enerji projelerine neden karşı çıkıyor? Bunun en önemli nedeni, yatırım projelerinin yerel halka yeterince anlatılmaması, halkın görüş ve onayının alınmaması. Aslında halk enerji üretimine karşı değil, enerji üretim aracı olarak inşa edilen projelerin yıkım aracına dönüştürülmesine karşı çıkıyor. Göstermelik ve yasak savma anlamında işleyen ÇED süreçlerini saymazsak, ülke genelindeki projelerin pek çoğu halk için yapıldığı öne sürülse de aslında ‘halka rağmen’ yapılıyor.

yu00F6re halku0131 plansu0131z ve yau015Fam alanlaru0131na  yu0131ku0131m getiren yatu0131ru0131mlara karu015Fu0131 pek u00E7ok kez  eylem yaptu0131ISTRANCALARIN KALBİNE RES PROJESİ TEPKİ ÇEKİYOR

Bunun en son örneklerinden biri de Kırklareli’nin Vize ilçesinde yapılmak istenen Evrencik RES Projesi. ÇED süreci başlatıldığı öğrenilen projeye göre büyük kısmı ormanlık alan olan bölgede 70 adet rüzgar türibini kurulması planlanıyor. Ancak Türkiye’nin en önemli üretim havzalarından biri olan ve barındırdığı su kaynakları, doğal varlıkları ile nadir ekosistemlerden biri olan Istrancaların kalbinde inşa edilmek istenen RES projesine yöre halkından tepki var. Bu tepki ve çekincelerin nedenleri hakkından sorularımızı yanıtlayan Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO) Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem, “dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli çevresel sorunlardan birinin atmosfere salınan sera gazı sonucu küresel ısınma ve iklim değişikliği olduğunun, bu çerçevede yenilenebilir enerji üretiminin öneminin bilincindeyiz” diyor.

DAYKO Ku0131rklareli Temsilcisi Gu00F6ksal  u00C7u0130DEM‘TUVALET HER EVDE İHTİYAÇTIR AMA MUTFAĞIN ORTASINA YAPILMAZ!’

Rüzgar Enerjisi Santralının doğru bir tercih olduğunu ancak yer seçiminin yanlış olduğunu dile getiren Çidem, Evrencik RES projesiyle ilgili çekincelerini şu sözlerle anlattı: “Kamuoyuna yanlış aktarılan ‘rüzgar enerji santralarına karşı çıktılar’ ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır. Her evde tuvalet ihtiyaçtır. Ama salonun yada mutfağın ortasına yapılmaz. Yaparsanız evdeki yaşamın içine etmiş olursunuz. Hele de Istrancalar’da. Bulgar tarafında ki Istranca’da RES yoktur. Bulgaristan çevre ve doğa dernekleri RES kurulmamasını tek kelimeyle açıklıyor. ‘Burası Istranca Ormanları, Biyosfer rezerv alan ve kuş göç yolu üzerindedir. RES kurulamaz.”

‘RES’LER ARI POPÜLASYONLARINDA KAYIPLARA NEDEN OLABİLİYOR’

Bölgede yaşayan halkın, sivil toplum örgütleri, bilim ve hukuk insanlarınca yapılan değerlendirme sonucu proje dosyasında bir çok çelişkinin ortaya çıktığını dile getiren Çidem, bölgenin koruma altındaki türlerini bekleyen tehditlere dikkat çekerek, “Bölgede arıcılık faaliyetleri sonucu kalitesi yüksek bal elde edilmeye başlanmıştır. Bölge halkının ekonomik gücünü yükseltmek için arıcılık, ilgili kurumlarca teşvik edilmektedir. Ancak yapılan araştırmalarda RES çiftliklerinin çoğaldığı bölgelerde bal arısı popülasyonunda önemli kayıplar yaşandığı tespit edilmiştir. Bununla ilgil Tarım İl Müdürlüğü ve Arıcılar Birliği’nin görüşleri mutlaka alınmalıdır” görüşünü dile getiriyor.

bu00F6lge u00FCu00E7 u00F6nemli kuu015F gu00F6u00E7 yolu  u00FCzerinde bulunuyor

Evrencik ku00F6yu00FCnde 70 adet RES kurulmasu0131  planlanu0131yor‘BÖLGE KUŞ GÖÇ YOLLARININ ÜZERİNDE’

2009 yılında hazırlanan Yıldız Dağları Biyosfer Projesine ilişkin bilimsel raporlara değinen Çidem, söz konusu raporlarda rüzgâr enerji santralleri kurulmasının bölgedeki kuş çeşitliliği ve göçmen kuşlar için potansiyel bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekildiğini belirterek, “Yıldız Dağları’nın tüm palaearktik bölge için en önemli göç yollarından biri üzerinde yer aldığı göz önüne alındığında, bölgede kurulacak rüzgâr enerji santrallerinin Türkiye’nin ulusal sınırlarını aşarak bütün bölge kuş çeşitliliği üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracaktır” tespitine yer verildiğini dile getiriyor.

‘ERGENE’DE DİKKATE ALINMADI, ISTRANCALARI KAYBETMEYELİM’

Evrencik RES projesiyle ilgili tanıtım dosyasında yer verilen yöreyle ilgili bilgilerin pek çoğunun ilgili bakanlıkların bilgileriyle çelişkili olduğunun altını çizen DAYKO Temsilcisi Çidem, yıllar önce Ergene havzası için yapılan haykırışların dikkate alınmadığını ve Ergene nehri ile birlikte binlerce dekar tarım alanının kirletilerek yok edildiğine dikkat çekerek, “Istrancalar Ergene havzası ve İstanbul’un su kaynaklarıdır. Kalan son varlıkları da kaybettiğimizde gelecek nesillere yaşayacak alan kalmayacaktır” uyarısında bulunuyor.

Çidem’in verdiği bilgilere göre Evrencik RES projesi kuşların ana göç yollarından birinin tam ortasında kalıyor. Bu bilgi Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün projeyle ilgili görüşünde de doğrulanıyor.

prof. dr‘ORMANDA RES KUŞLARIN GÖÇ YOLUNA KIYMA MAKİNESİ KOYMAKTIR’

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Abd. Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Kantarcı ise konuyla ilgili hazırladığı raporda Istranca ormanlarında RES yapmanın kuş kıyımı anlamına geleceğini belirterek şu bilgileri veriyor: “Göçmen kuşlar göç süresince sadece kanat güçleri ile uçmazlar. Uzun mesafe uçuşlarına güçleri yetmez. Yükselen sıcak hava kütlesi ile dönerek yükselirler. Sonra da yüksekten aşağıya doğru süzülürler. Süzülme alanı göç oklarının gösterdiği gibi dar değildir. Havanın akışına göre kuşların süzülme alanı da genişler. Özellikle leylekler, kartallar, doğanlar ve diğer yırtıcı kuşlar ile ördekler ve kazlar süzülme alanlarından geçerler. Bu sebeple Istranca Dağları’nda RES yapmak bu kuşları kıyıma uğratmak anlamına gelir. Ormanda rüzgar türbini kurmak leylek ve kartal göç yoluna kıyma makinesi koymaktır. Rüzgar santrallarını planlayan değerli mühendis dostlarımız, kardeşler; leylekler ile kartallar çalıkuşu değildir. Rüzgar santralları ormana kurulmaz. Orman da orta malı değildir.”

19.02.2015

© tüm hakları saklıdır

“İki Ağaç İçin” Ardıcın Öyküsü

“İki Ağaç İçin” Ardıcın Öyküsü
19 Kasım 2014 Çarşamba

Dünya ormancılık tarihinde Türk devrimi. Ardıç kuşunun sırrını çözen orman mühendisi çığır açtı. Toroslar’ın kadim dostu artık türkülerde kalmayacak. Türkiye’de ilk olan bu proje alkışlanır…

Antalya Kaş, Akdağ'da ardıç ağacıIsparta Sütçüler'deki Tota yaylasındaki platolarda yaşayan yabani atlar için ardıç ağaçları doğal bir sığınak

Gazeteciler Yusuf Yavuz ve Pelin Gel Ağan, İki Ağaç İçin’in bu bölümünde, Türk ormancılık tarihinde devrim niteliği taşıyan çok önemli bir başarıyı ekranlarınıza taşıdılar.

Biraz kül, biraz limon, yüz binlerce fidan! Yalnızca ardıç kuşunun dışkısında çimlenerek yetişebilen Toroslar’ın kadim dostu ardıç ağaçları, Türkiye’nin önemli bilim insanlarından Orman Yüksek Mühendisi Hazin Cemal Gültekin ve ekibinin uzun yıllar uğraşısı sonucunda artık üretilebiliyor.

Geçmişte altında 1000 koyunun gölgelediği ardıcın öyküsünü bağlantıdan izleyebilirsiniz:
“İki Ağaç İçin” Ardıcın Öyküsü

İlgili Yusuf Yavuz haberlerine bağlantılardan ulaşabilirsiniz:
Ardıç üretiminde Türk devrimi!
Ardıç ağacı türkülerde kalmayacak!

© tüm hakları saklıdır

Özgecan’ın katili erkek egemen devlet politikaları

Özgecan’ın katili erkek egemen devlet politikaları

Yusuf Yavuz

20 yaşındaki üniversitesi öğrencisi Özgecan Aslan’ın tecavüz edilerek vahşice katledilmesine yönelik tepkiler çığ gibi büyüyor. Burdur’da Özgecan için bir araya gelen sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileriyle binlerce yurtaş kadın cinayetlerine tepkilerini dile getirdi. Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yapan Burdur Sivil Toplum Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Vesile Cankara, “Ülkemizde günde 5 kadının erkekler tarafından katledildiği bir vahşeti yaşamaktayız. Bu gün Özgecan’ı katleden sadece 3 sapık erkek kişi değildir. Bu ve önceki cinayetleri izleyen erkek kamuoyu, erkek egemen sisteminin devlet politikalarıdır” görüşünü savundu.

vesile cankaraBURDUR’DAN MECLİSE ‘ÖZGECAN İÇİN TOPLANIN’ ÇAĞRISI

Burdur’dan TBMM Başkanına gönderilen telgraflarla, kadına yönelik şiddeti görüşmek amacıyla meclisin acilen toplamasını talep ettiklerini kaydeden Cankara, açıklamasında şunları söyledi: “Kız çocuklarımızın giysilerinden tahrik oldukları nedeniyle onların giyim kuşamlarını sınırlamaya kalkan anlayışın, mahallenin namusunu kadın ve kızlarımızın bedeninde sorgulayan ve 16 yaşındaysa tahrik indirimi uygulayan anlayışın, 7 yaşındaki henüz bebek sayılacak yavruyu ‘karı’ olarak alabilecek bir anlayışın, kadının bedenine sahip olmayı dinsel bir hak görerek kürtajı yasaklamaya kalkan köhne bir bağnazlığın, kaç çocuk doğuracağıma dahi karar verebilecek denli fütursuzlaşan bir yobazlığın hüküm sürdüğü ülkemde 10 yılda kadına şiddetin yüzde bin 400 oranında artması elbetteki normaldir.”

u00D6ZGACAN ASLAN‘YAKINDA SOKAK ORTASINDA LİNÇ EDİLMEMİZ KAÇINILMAZ’

“Eşitsizlik kadının fıtratındandır” diyebilen bir anlayışın iktidar olduğu ülkede Özgecan’ların bedenlerine sahip olabilmek için öldürülmelerinin normal olduğunu kaydeden Cankara, “Mısır’da ki Esma için gözyaşı dökenlerin, Özgecanlar katledilirken sustukları bir ülkede normaldir kadınlarımızın katledilmesi. Biz kadınlar yıkamazsak bu karanlık ve kokuşmuşluğu, korkarız ki çok yakın bir zamanda sokak ortalarında linç edilmemiz kaçınılmaz hale gelecektir” görüşünü dile getirdi.

‘ERKEK EGEMEN İKTİDARA KARŞI MÜCADELE YOLLARI BULMALIYIZ’

Kadınların ezen cins olmayı reddedip hesaplaşmamaları durumunda özgürleşemeyeceğinin altını çizen Cankara, “Ataerkil sistemin ürettiği erkekliğe karşı koymak, toplumsal cinsiyetin zorlayıcı kalıplarından çıkmak için tüm erkeklere çağrı yapıyoruz. Erkekliğe ve erkek egemen iktidara karşı mücadele etmenin yollarını bulmalıyız. Kadınların günahkar ve hatta şeytanla eş görülmediği, erkeklerle eşit haklara sahip, bedenlerinin sahibi özgür bireyler olarak görülüp kabul edilebildiği bir ülkeyi birlikte yaratmaya çağırıyoruz” açıklamasında bulundu.

16.02.2015

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 532 takipçiye katılın