Yabancı hırsızı yakalayan devlet, hazineyi kendisi soyacak!

Yabancı hırsızı yakalayan devlet, hazineyi kendisi soyacak!

Türkiye’nin tanıtım yüzü olarak dünyaca ünlü yayınlarda yer alan Antalya’daki Kaputaş Plajının bulunduğu kanyona şimdi de viyadük yapılacak. Bölgedeki endemik türler, yaban hayatı ve kıyı bandı yeni otoyol projesinin tehdidi altında…

Yusuf Yavuz

Son aylarda kıyı yağmasıyla gündemde olan Antalya’nın Kaş ilçesinde şimdi de otoyol tartışması gündeme geldi. Kaş-Kalkan arasında kıyıya paralel olarak yapılması planlanan yeni otoyolun geçeceği güzergahta, dünyada yalnızca bu bölgede yayılış gösteren ve nesli yok olma tehlikesi altında bulunan Likya Kaş Orkidesi’nin yayılış alanının yanı sıra ünlü Kaputaş kanyonu da yer alıyor. Yaklaşık 2,5 kilometrelik tüneli de kapsayan projeye göre Kaputaş Kanyonu’nun, dünyaca ünlü plajın hemen üstünden viyadükle geçilmesi planlanıyor. Kaş- Kalkan arasındaki kıyı boyunca yaban hayatı ve doğal çevre üzerinde büyük bir tahribata neden olacağı belirtilen otoyol, seçimler öncesinde siyasiler tarafından bölgede propaganda malzemesi olarak da sıkça kullanılmıştı.

Antalya’nın dünyaca ünlü turizm merkezi Kaş ilçesinde sular durulmuyor. Bir süredir belediye tarafından yürütülen sit alanındaki mesire yeri ve plaj yapma girişimiyle, Kaputaş plajının kiralanarak kumsalda yapılaşmaya gidilmesi tepkilere neden olurken şimdi de otoyol projesi gündeme geldi. Kaş-Kalkan arasında kıyıdan ulaşımı sağlayan karayolunun hemen üstünden yeni bir otoyol yapılacak. Karayolları 13. Bölge Müdürlüğü tarafından projelendirilen ‘Kaş-Kalkan Devlet Yolu’nun geçeceği güzergâh ise şimdiden tartışmalara neden oldu.

SAMSUNG DIGITAL CAMERA

Otoyolun güzergahında bulunan Kaş-Kalkan arasındaki deniz manzaralı arazilerin bir kısmı son 10 yıldır yabancılara satıldı

OTOYOLUN GEÇMESİ PLANLANAN ALANDA LİKYA ORKİDELERİ YAYILIŞ GÖSTERİYOR

Ağullu mahallesi yakınlarından başlayarak, Çukurbağ, Gökçeören ve Sarıbelen mahallelerinin sınırlarından geçerek Kalkan’da son bulacak olan otoyol güzergâhı, dünyada yalnızca bu bölgede yayılış gösteren ve nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı için koruma altına alınan Likya Kaş Orkidesi’nin de yayılış alanından geçiyor. Akdeniz Üniversitesi ile Antalya Orman Bölge Müdürlüğü’nün iş birliğinde, TÜBİTAK’ın da desteğiyle alanda yaklaşık üç yıldır koruma projesi yürütülüyor. Ağullu mahallesindeki 10 dönümlük alanda koruma altına alınan türün geleceğe taşınması hedefleniyor.

GÜZERGAHIN KORUMA ALANININ DIŞINA ÇIKARILMASI BEKLENİYOR

Ancak türün yayılış gösterdiği alanın tam ortasından geçen otoyol projesinin, Akdeniz Üniversitesi’nin bu konudaki girişimlerinin ardından alanın dışına çıkarılması için çalışma başlatıldığı öğrenildi. Bu kapsamda otoyol güzergahının revize edilerek Likya Kaş Orkideleri’nin projeden etkilenmesinin önüne geçilmesi bekleniyor.

KAPUTAŞ VİYADÜKLE GEÇİLECEK, 2,5 KİLOMETRE TÜNEL AÇILACAK

Kıyı bandından büyük bir tahribata neden olacağı belirtilen otoyolun geçtiği güzergâhta ayrıca yaban keçisi, Likya Semenderi gibi türlerin yaşam alanları yer alıyor. Otoyol çalışmasının alanda önemli ölçüde habitat kaybına yol açacağından endişe ediliyor. Dünyaca ünlü Kaputaş plajının hemen üstünden kanyonu viyadükle geçmesi planlanan otoyol projesinde yaklaşık 2,5 kilometrelik iki ayrı tünel bulunuyor.

Kaputaş kanyonu ve aynı adla anılan dünyaca ünlü  plajDünyaca ünlü Kaputaş Plajı belediye kiralamadan önce  böyleydi

Dünyaca ünlü Kaputaş Plajı belediye kiralamadan önce böyleydi

Kaputaş'ı kilayan Kaş Belediyesi kumsalda kafeterya ve  büfe inşa etti

Kaputaş’ı kiralayan Kaş Belediyesi kumsalda kafeterya ve büfe inşa etti

YABANCI BİTKİ HIRSIZLARINDAN KORUDUĞUMUZ ORKİDELERİ ELİMİZLE YOK ETMEYE ÇALIŞIYORUZ

Geçtiğimiz aylarda bölgeden Likya Orkidesi çalarak ülkelerine götürmeye çalışan Macar uyruklu biri profesör, üç bitki hırsızı yapılan takibin sonucu düzenlenen operasyonla yakalanmıştı. Türkiye’nin çeşitli projeler geliştirerek bitki kaçakçılarından korumaya çalıştığı endemik türlerin refah ve kalkınma söylemiyle yatırımcı kurumlar eliyle yok edilmesi akıl almaz bir çelişkiyi de ortaya koyuyor. Türkiye’nin biyolojik hazinesinin önemli türlerinden biri olan Likya Kaş Orkidesi’ni yabancı biyokaçakçılardan korumaya çalışan devletin kendi eliyle bu hazineyi yok etme girişimi eleştiri konusu oldu.

likya orkidesi detay, foto raf i. gökhan deniz

Likya Kaş Orkidesi’nin yayılış alanı koruma altına alınmıştı – Likya orkidesi detay, foto: İ. Gökhan Deniz
Likya Kaş Orkidesi'nin yayılış alanı koruma altına  alınmıştı

OTOYOLUN GEÇECEĞİ ALAN ADIM ADIM RANTA HAZIRLANDI

Kaş-Kalkan arasındaki sahil bandı, 2004 yılından bu yana büyük bir arazi yağmasına sahne oldu. Bölgedeki arsa spekülatörleri, yerel halktan ucuz fiyatlarla aldıkları 2/B, zeytinlik ve susuz tarla niteliğindeki arazileri, önce yabancılara ardından da yerli alıcılara rant beklentisi yaratarak sattılar. Gökçeören Mahallesi ile Sarıbelen mahallesi arasındaki sahil bandının ‘Turizm Gelişim Bölgesi’ yapılacağı beklentisi de bölgedeki arazi satışını hızlandırdı. Antalya’nın batısında, Demre ve Kaş arasında yeni bir havaalanı yapılacağı söylentisi ise seçim öncesinde bölgeyi yeniden hareketlendirdi. Siyasilerin yaldızlı vaatlerinin başını çeken havaalanı ve otoyol projeleri daha şimdiden bölgenin benzersiz doğası ve peyzaj değeri üzerinde büyük yıkım projeleri hayali kurulmasına yol açıyor. Doğu Antalya’da sahillerin dolmasıyla daralan rant alanlarının, kentin batısına kaydırılmasının bölgenin geleceğini nasıl etkileyeceği ise şimdilik en çok tartışılan konuların başında geliyor.

03.07.2015

© tüm hakları saklıdır

HES için kesilen ağaçlar buhar oldu!

HES için kesilen ağaçlar buhar oldu!

Yusuf Yavuz

Isparta’nın Sütçüler ilçesi Yukarı Köprüçay Havzası’nda yapımı sürdürülen Kasımlar Barajı ve HES projesi için kesilen meşe ağaçları, Aralık 2014’te çalındı. Ancak baraj sahasında Orman ve Su İşleri Bakanlığı gözetiminde kesimi yapılan meşe ağaçlarından elde edilen yaklaşık 67 ster odunun çalınmasıyla ilgili savcılıkça başlatılan soruşturmanın delil yetersizliği gerekçesiyle kapatılması tepki çekti. Baraj havzasında kesimi yapılan ağaçları ihale yoluyla saha dışına çıkartarak satışını üstlenen firma yetkilisi Bayram Cengiz, savcılığın dosyayı kapatmasıyla ilgili tebligatın kendisine ulaşmadığını belirterek hukuk yoluyla hakkını aramayı sürdüreceğini dile getirdi.

Bu00F6lgede yapu0131mu0131 su00FCren Kasu0131mlar               Baraju0131 iu00E7in bir  yu0131ldu0131r au011Fau00E7 kesim               u00E7alu013Baraju0131n kapsayacau011Fu0131 alanu0131n bu00FCyu00FCk               bu00F6lu00FCmu00FC ormanlu0131k  araziden oluu015Fuyor

BAKANLIK DENETİMİNDE KESİLEN AĞAÇLAR 7 AY ÖNCE ÇALINDI

Yukarı Köprüçay Havzası’nda büyük bölümü çam ve meşe ormanlarıyla kaplı alanda yapımı devam eden Kasımlar Barajı ve HES projesi için kesimi yapılan meşe ağaçları geçtiğimiz Aralık ayında çalındı. Darıbükü ve Kasımlar köyü sınırlarında Orman ve Su İşleri Bakanlığı denetiminde taşeron firma tarafından kesimi yapılan ağaçlar, ihale yoluyla bir başka firma tarafından satın alınarak alan dışına çıkartılıp satılıyordu. Ancak taşınmak için istiflenen yaklaşık 2 kamyon hacmindeki 67 ster meşe odunu yaklaşık 7 ay önce çalınarak ortadan kayboldu.

‘GÜNDE YÜZ KAMYON GEÇİYOR, GÖRÜLMEMESİ MÜMKÜN DEĞİL’

İhale yoluyla bölgede kesilen ağaçların satışını yapan Bayram Cengiz, bu kadar odunun kamyona yüklenmesinin 4 saati bulacağını belirterek, “Buradan her gün baraj şirketine ait yüz tane kamyon gelip geçiyor. Görülmemesi mümkün değil” dedi.

ODUNLARI ÇALINAN BAYRAM CENGİZ’E SAVCILIKTAN ŞOK YANIT

Odun hırsızlığının ardından başlatılan savcılık soruşturmasının sonucunu beklemeye başlayan Cengiz, aradan 7 ay gibi bir süre geçmesine rağmen her hangi bir gelişme olmayınca soruşturmanın akıbetini öğrenmek amacıyla savcılığı aradı. Savcılıktan aldığı yanıtla şoke olan Cengiz’in umutlu bekleyişi yerini hayal kırıklığına bıraktı.

‘BURADA HUKUK YOK, KİŞİLERİN GÜCÜNE GÖRE HAREKET ETMEK VAR’

Savcılığın kendisine hırsızlık dosyasının Şubat 2015’te kapatılarak adresine tebliğ edildiği bilgisini verdiğini söyleyen Cengiz, “delil yetersizliğinden dolayı soruşturma kapatılmış. Her gün yüzlerce kamyonun geçtiği bir yerde gerçekleşen hırsızlıkla ilgili delil bulunamaması anlaşılır bir şey değil. Bölgede kepçeyle kamyona odunları yüklerken gören köylüler var ancak hırsızlığın üstü örtüldü, hiçbir işlem yapılmadı. Burada hukuk yok, kişilerin gücüne göre hareket eden bir sistem var” iddiasını dile getirdi.

‘BÖLGEDE DENETİMSİZLİK VAR, HAKKIMI SONUNA KADAR ARAYACAĞIM’

Soruşturma dosyasının kapatıldığına dair savcılık tebligatının hiçbir şekilde kendisine ulaşmadığını dile getiren Cengiz, “yalnızca bir tane orman muhafaza memurunun görev yaptığı bu bölgede büyük bir denetimsizlik var. Ben hukuk yoluyla hakkımı aramayı sürdüreceğim ve sorumlular ortaya çıkıp cezalandırılıncaya kadar bu işin peşini bırakmayacağım” diye konuştu.

Baraj iu00E7in au011Fau00E7laru0131nu0131 koruyamayan               devlet, odununu da  koruyamadu0131DSCF5575

‘KESİLEN AĞAÇLAR HES ŞANTİYELERİNDE YAKILIYOR’ İDDİASI

Yörede yaşayanların iddiasına göre ise baraj havzasında kesimi yapılan ağaçların bir kısmının HES şantiyelerinde ısınmak için odun olarak yakıldığı öne sürüldü. Bölgedeki jandarma karakolunun kışlık odun ihtiyacının bir bölümünün ise yine baraj için kesilen ağaçlardan karşılandığı da iddialar arasında.

BÖLGEDE GÖREVİ SUİSTİMAL Mİ VAR?

Kasımlar Barajı şantiyelerinden nehre ve tarım arazilerine zehirli beton artığı dökülmesiyle ilgili yapılan şikâyetin ardından Sütçüler Cumhuriyet Savcılığı’nca başlatılan soruşturma da yine aynı biçimde delil yetersizliği gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlanmıştı. Yurttaşlar, bölgede görev yapan kolluk kuvvetlerinin ve ilgili kamu idarecilerinin kamu vicdanını yaralayacak tutum içerisinde olmalarının devlete ve adalete olan güven duygusunu zedelediğini dile getiriyor.

02.07.2015

© tüm hakları saklıdır

Cevizin anavatanı Türkiye ithalattan kurtulamıyor!

Cevizin anavatanı Türkiye ithalattan kurtulamıyor!

Yusuf Yavuz

Anavatanı Anadolu, Kafkasya ve İran olan ceviz üretiminde dünyada dördüncü sırada yer alan Türkiye buna rağmen tüketimini karşılayamıyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2015 yılı birinci tahminlerine göre 190 bin tonu bulması beklenen Türkiye’nin ceviz üretiminin tüketimi karşılamadığını belirterek, “2000 yılında 108 bin ton olan ceviz tüketimi, 2013 yılında 218 bin tona yükseldi. Türkiye ithalattan kurtulamıyor” açıklamasında bulundu.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, cevizde üretim artışının tüketime yetişmediğini bildirerek, “cevizin anavatanlarından olmasına, üretimde dördüncü sırada bulunmasına rağmen Türkiye, ithalattan kurtulamıyor” dedi.

ceviz3

MİNERAL ZENGİNİ CEVİZ 5O’DEN FAZLA ÜLKEDE YETİŞTİRİLİYOR

Bayraktar, yaptığı açıklamada, sağlık ve beslenme açısından çok önemli bir meyve olan cevizde tüm dünyada tüketimin hızla arttığını belirtti. Şemsi Bayraktar, fosfor, magnezyum, demir, sodyum ve potasyum gibi mineral maddeler bakımından zengin, A, B1, B2, B6 ve C vitaminleri içeren cevizin, 100 gramının 700 kalori enerji sağladığını söyledi. Anavatanı Anadolu, Kafkasya ve İran olan cevizin dünyada 50’den fazla ülkede yetiştiriciliği yapıldığını kaydeden Bayraktar, şunları dile getirdi:
TÜRKİYE ÇİN, İRAN VE ABD’NİN ARDINDAN DÖRDÜNCÜ SIRADA

“Dünyada ceviz yetiştiriciliği yapılan üretim alanı bu dönemde yüzde 89,2 artışla 526 bin hektardan 995 bin hektara çıktı. Ceviz üretiminin yarısını Çin tek başına karşılıyor. Üretimde birinci olan Çin, 425 bin hektarda 1,7 milyon ton ceviz üretiyor. İkinci sırayı yüzde 13,2 üretim payı ve 450 bin ton üretimle İran, yüzde 12,5 pay ve 425 bin ton üretimle ABD izliyor. Türkiye, yüzde 5,7 üretim payıyla dördüncü, Meksika yüzde 3,2 payla beşinci, Ukrayna yüzde 2,8 payla altıncı, Hindistan yüzde 1,2 payla yedinci, Şili ise yüzde 1,1 payla sekizinci sırada bulunuyor. 8 ülke, dünya ceviz üretimindeki payını 1995-2012 döneminde yüzde 74’den yüzde 89’a çıkardı.

ceviz TÜRKİYE CEVİZ TÜKETİMİNİ KARŞILAYAMIYOR

TÜKETİM ARTINCA TÜRKİYE CEVİZ İTHALATINDAN KURTULAMIYOR

Türkiye 1995 yılında 110 bin ton olan ceviz üretimini yüzde 64,4 artışla 2014 yılında 180 bin 807 tona yükseltti. 2015 yılı birinci tahminlerine göre 2015 yılı ceviz üretimi 190 bin 834 tonu bulacak. Cevizde üretim artışı tüketime yetişmiyor. Cevizin anavatanlarından olmasına, üretimde dördüncü sırada bulunmasına rağmen Türkiye, ithalattan kurtulamıyor. Üretim hızla artan ceviz tüketimini karşılamıyor. Nitekim 2000 yılında 108 bin ton olan ceviz tüketimi, 2013 yılında 218 bin tona, kişi başına ceviz tüketimi de 1,6 kilogramdan 2,9 kilograma yükseldi.”

CEVİZ AĞAÇLARININ ÇOĞU DOĞAL, EN FAZLA ANTALYA’DA YETİŞİYOR

Türkiye’deki ceviz ağaçlarının çoğunun tohumla yetişen arazi sınırına dikilen ve doğal olarak yetişmiş milyonlarca ağaçtan oluştuğunu, belli bir standardı olmadığını belirten Bayraktar, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ceviz üretimi konusundaki çalışmalarına bu yıl da devam edeceğini altını çizdiği açıklamasında şu bilgileri verdi:
“2000 yılında 3,54 milyon dolar karşılığı 5,6 bin ton olan ceviz ithalatı, 2014 yılında, 112,88 milyon karşılığı 27 bin 458 tona çıkmıştır. Buna karşın, ceviz ihracatı 4 bin 481 ton karşılığı 64,1 milyon dolardır. Ceviz üretiminde 2014 verilerine göre, Antalya 9 bin 354 tonla birinci olurken, bu ile 9 bin 80 tonla Hakkari, 8 bin 40 tonla Karaman izlemiştir.”

DSCF2315

İLKBAHAR DONLARI KAYIPLARA NEDEN OLUYOR

Türkiye’de ilkbahar geç donlarının sık sık meyve ağaçlarında önemli kayıplara neden olduğunu vurgulayan Bayraktar, cevizde de geç çiçeklenen çeşitlerle bahçe tesisi yapmanın ve bahçeleri dona karşı sigortalamanın çok önemli olduğunu belirtti. Verimi yüksek, kaliteli, standart ceviz çeşitleriyle kapama bahçe tesisine karar verirken ilkbahar geç donları riski olan bölgelerde geç çiçeklenen çeşitler olmasının önem taşıdığını bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

‘TÜRKİYE CEVİZDE KENDİNE YETER ÜLKE OLMALI’

“Türkiye özellikle, her ekolojik bölgenin avantajlarını ve dezavantajlarını tespit ederek yeni yatırımlar yapmalıdır. Mevcut meyve yetiştirme potansiyelini gereği gibi kullanılabilirse bu kesimden gelecek gelir, ülkeye önemli miktarda döviz kazandırır. Ceviz bahçesi kurmak isteyen üreticilerimizin fidan alırken dikkatli olmaları, güvenilir fidan kuruluşlarını tercih etmeli, aldıkları fidanlar adına doğru kaliteli, sağlıklı olmalıdır. Ülkemiz öncelikle ceviz üretimin de ‘kendine yeter’ bir ülke olmalı, sonrasında cevizden döviz elde eden bir ülke konumuna gelinmesi için, fidan, toprak analizi, gübre, mazot desteğinin yanı sıra kapama bahçe tesislerine de destek verilmesi gerekmektedir.”

01.07.2015

© tüm hakları saklıdır

Böyle Belediye Başkanları da var!

Böyle Belediye Başkanları da var!

Bu kentin belediye başkanı yaptığı duyuruyla halkı bedava ıhlamur toplamaya davet etti…

Yusuf Yavuz

Türkiye’nin gül ve lavanta bahçesi Isparta’nın MHP’li Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın, başkanlığı süresince kentin değişik bölgelerine dikilen 60 binden fazla ıhlamur ağacının çiçeklendiğini belirterek halka ıhlamurları ücretsiz olarak toplayıp kullanmaları çağrısında bulundu.

Isparta Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın

KENTİN MAHALLELERİNE 60 BİNDEN FAZLA IHLAMUR DİKİLDİ

Isparta Belediyesi’nin resmi internet sayfasında da yayınlanan çağrısında Isparta halkına seslenen Belediye Başkanı Yüksek Mimar Yusuf Ziya Günaydın, Isparta genelinde mahallelere diktikleri ıhlamur ağaçlarının yüksek kalitede olduğunun altını çizerek, “Buradan Ispartalı hemşehrilerimize çağrıda bulunuyorum. Halkımız bu haftayı ıhlamur toplama haftası yapsın. Ihlamurların dallarının kırılmadan vatandaşlarımız tarafından toplanmasını istiyorum. Ihlamurların sehpalar kurularak en üst dallarına kadar toplanmasını diliyorum” diye konuştu.

Isparta Belediye Başkanı Günaydın, kentin mahallerinde  belediye tarafından dikilen ıhlamurların toplanılması için çağrı  yaptı

‘IHLAMUR HUZUR VERİR’

Ihlamurun çok değerli bir bitki olduğuna değinen Günaydın, kentin her noktasında görülebilen ıhlamur ağaçlarının tüm Isparta halkının malı olduğunun altını çizdiği çağrısında, “Ihlamur insana huzur verir, stresi ortadan kaldırır” dedi.

29.06.2015

© tüm hakları saklıdır

Marmara’ya günde 2,5 milyon ton atık boşaltıyoruz!

Marmara’ya günde 2,5 milyon ton atık boşaltıyoruz!

Bir zamanlar 127 tür balık veren ve tüm ülkeyi balığa doyuran Marmara Denizi’nde insan kaynaklı kirlilik yüzünden 4 tür balık kaldı. AB ülkeleri Marmara’da üretilen tüm çift kabukluların girişini yasakladı…

Yusuf Yavuz

Trakya’nın en önemli su kaynağı olan ancak yıllardır kirlilikle boğuşan Ergene Nehri’yle ilgili geçtiğimiz yıl yapılan incelemelerin ardından hazırlanan rapor yayınlandı. Türkiye Barolar Birliği tarafından yayınlanan raporda, Trakya’da kamu yararına aykırı plan çalışmaları, çarpık kentleşme ve denetimsiz sanayileşme gibi hukuka ve doğaya aykırı uygulamaların Ergene ile birlikte çevresindeki hayatı da öldürmeye başladığına dikkat çekilerek, “Günümüzde şirketlerin ve sermayenin kârlarının daha fazla artması için doğamız ve sularımız kirletilmektedir. Ergene nehrinden Dilovası’na, Gediz nehrinden Nilüfer çayına, her yerde toprağın ve suyun kirletilmesi her gün her saat yeniden gerçekleşiyor. Susmak bu doğa suçuna, katliama ortak olmaktır” görüşüne yer verildi.

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’nun önerisiyle Eylül 2014’te Tekirdağ’da gerçekleştirilen Ergene Nehri’ndeki kirlilikle ilgili incelemenin ardından hazırlanan kapsamlı rapor Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından yayınlandı. TBB’nin yönetim kurulu kararıyla gerçekleştirilen incelemeye, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), MAREM (Marmara Environmental Monitoring) projesi yetkilileri, Ergene Platformu ve Trakya Platformu bileşenleri katılmıştı.

TBB Çevre ve Kent Hukuku Kom. Bşk. Av. Ali Arabacı açıklama yaptı inceleme gezisi6

İNCELEMENİN ARDINDAN HAZIRLANAN RAPOR YAYINLANDI

Rapora kaynaklık eden inceleme kapsamında, Çorlu ilçesinde Ergene Nehrinde ve derin deşarjın yapılacağı Şerefli Deresi ile Marmara Denizi kıyısında araştırmalar yapıldı. Konuyla ilgili bilimsel ve hukuki değerlendirmeleri içeren ve “Ergene Derin Deniz Deşarjı ve Marmara Denizi Ortak İnceleme Raporu” başlığını taşıyan 44 sayfalık çalışmada, özetle şu görüşlere yer verildi:

‘EGEMEN KÜLTÜR DAHA ÇOK ÜRET, DAHA ÇOK TÜKET ANLAYIŞINA DAYALI’

“Trakya’da kamu yararına aykırı plan çalışmaları, çarpık kentleşme, gerçek arıtmadan uzak, denetimsiz sanayileşme, hukuka ve doğaya aykırı uygulamalar, çevre denetim görevlerinin etkin yapılmaması sonucu Ergene nehri ölmüş ve çevresindeki hayatı da öldürmeye başlamıştır. Yaşam alanlarının sermaye birikimine teslim edilmesine, doğal varlıklarımızın metalaştırılmasına; eğitimden sağlığa, ulaşımdan barınmaya tüm yaşamsal hakların piyasa konusu haline getirilmesine; derelerin doğal yaşamdan koparılmasına ve Hidroelektrik Santrallerinin (HES) vadileri yok etmesine, ‘bütünleşik havza planlaması’, ‘Su Yönetim Birliği’ adı altında havzaların, suların ticarileştirilmesinin zeminlerinin oluşturulduğu bir dönemden geçiyoruz. Bugünün egemen kültürü ‘sınırsız tüketim’ anlayışına dayalıdır. Çevreci hareket de işte bu egemen kültüre başkaldırı hareketidir. Temel başkaldırı da ekonomi politikalarına yöneliktir. Egemen kültürün dinamiği üretim/tüketim, temel mantığı da daha fazla üretmek ve daha fazla tükettirmektir. Her şey, doğal kaynaklar, teknoloji üretmek ve tüketmek için vardır.

‘ÇEVREYİ KORUMAKLA YÜKÜMLÜ KURUMLAR DOĞAYI SERMAYEYE TAHSİS EDİYOR’

Günümüzde şirketlerin ve sermayenin kârlarının daha fazla artması için doğamız ve sularımız kirletilmektedir. Ekolojik denge geri döndürülemeyecek ve iddia edilenin aksine sürdürülemeyecek şekilde tahrip edilmektedir. Çevreyi korumak, insanın maddi ve manevi gelişimini sağlamakla görevli kamu kurum ve kuruluşları doğal varlıkların sermaye gruplarına tahsisine, yatırımlara konu olmasına kolaylık sağlamaya devam ediyorlar. Ergene nehrinden Dilovası’na, Gediz nehrinden Nilüfer çayına, her yerde toprağın ve suyun kirletilmesi her gün her saat yeniden gerçekleşiyor.

inceleme gezisinde avukat bülent kaçar katılımcılara bilgi verdi

‘İÇİLEBİLİR KALİTEDEKİ NEHİRLER TARIMDA BİLE KULLANILAMAZ HALE GETİRİLDİ’

Daha fazla üretip daha fazla tüketmek amaç haline gelmiş, insanlar tüketim kölesine dönüştürülmüştür. Üretim ve tüketim düzenleri bu mantık ile ve doğanın yasalarına uymayan bir yıkıcılıkla sürüp gittikçe çevre sorunlarının çözümünde başarı sağlanamaz. Doğanın içilecek su kalitesinde sunduğu nehrimizi tarımsal sulamada bile kullanamayacak hale getirip, onlarca yıldır somut bir çözüm bulamayışımız çevre sorunlarına yönetsel yaklaşımımızın ne kadar düzensiz ve eşgüdümden uzak olduğunun en açık ve bir o kadar da acı örneğidir.

‘ERGENE HAVZASINDAKİ ÜRETİCİ KİRLİLİK YÜZÜNDEN ÇELTİK EKEMİYOR’

Danıştay 6. Dairesi, 23.11.2005 tarihli kararında aynen ‘Ergene nehrindeki kirliliğin devam ettiği sanayileşme ve şehirleşmenin yarattığı kirliliğin önlenemediği bu durumun söz konusu bölgedeki çeltik üretimini olumsuz yönde etkilediği ve olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır’ demektedir. Ergene havzasında üreticiler on binlerce dönüm arazide kirlilik nedeniyle çeltik ürünü ekememekte, ekenler ise ürün zararları yaşamaktadırlar. On üç yıldan beri sürekli vaatlerde bulunan siyasi iktidar Danıştay’ın kararlarında belirttiği etkin idari tedbirlerle kirletenlerin faaliyetlerini derhal durdurması gerekmektedir.

‘ERGENE BÖLGENİN DEĞİL, ÜLKENİN SORUNU’

Ergene Nehrinin kirletilmesi sebebiyle çiftçilerin yaşadığı tarımsal gelir kayıpları belirlenmeli, bedeller devlet tarafından karşılanmalıdır. Ergene Nehri ve Havzasındaki kirlilik tüm Trakya’nın yakıcı sorunudur. Çünkü sermayenin çevre ve ekolojinin katli, insan ve tüm canlıların sağlığı pahasına kar elde etme isteği, başta Ergene Nehri ve on binlerce dönüm havza toprakları olmak üzere Nehrin Saros körfezine dökülmesiyle Ege Denizini de kirletmektedir. Sorun bölgenin sorunu olmaktan çıkmış, doğrudan ve dolaylı olarak pek çok farklı mekanizma yoluyla ülkenin sorunu haline gelmiştir.

‘DSİ’YE GÖRE ERGENE’NİN SUYU HİÇ BİR AMAÇ İÇİN KULLANILAMAZ’

Ergene nehri yaklaşık 20 yıldır sanayi, evsel ve tarımsal ilaç, gübre atıkları ile IV. derecede kirletilmiş kıta içi akarsudur. Endüstriyel atıkların arıtılmadan dere, gölet, nehir ve denizlere verilmesi durumunda toksik kimyasallar bu alanlara taşınmaktadır. Bu kirli yüzey suların tarımsal sulamada kullanılması sonucu tarım toprakları da ağır düzeyde kirlenir. Ağır metal kirliliği başta olmak üzere çevresel kirlilik yaşamsal öneme sahiptir. Ağır metallerle kirlenmiş toprak kayıp topraktır. DSİ verilerine göre Ergene nehri yıllardır IV. Sınıf kıta içi kirli sudur ve hiçbir amaç için kullanılamaz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 22.04.2014 tarihli genelgesine göre nehir debisinin yüzde 75’i sanayi ve evsel kaynaklı atık sudur. Yine Çorlu deresi ve Ergene nehri su kalitesi fiziksel ve kimyasal kirlilik parametreleri açından çok kirli su… IV. sınıf su kalitesinde olduğu bildirilmiştir.

BÖLGEDEKİ AĞIR METAL KİRLİLİĞİ ONLARCA ARAŞTIRMAYLA BELGELENDİ

Edirne yöresinde yetişen çeltik bitkisinde bazı ağır metal içeriklerini belirlemek amacıyla 2011 yılında yazdığı Ümit Veysel Filiz’in yüksek lisans tezinde yörede yetiştirilen çeltik bitkisinde bazı ağır metallerin toksik düzeyde olduğu saptanmıştır. Bunlar Kadmiyum, Kobalt, Krom, Nikel, Bakır ve Demir olarak sayılmıştır. Bölgede yapılan çok sayıda araştırma ağır metal kirliliği başta olmak üzere ciddi kirlilik bulgularına işaret etmektedir. Bölgedeki nehir ve toprak kirliliği konusunda, birçok bilimsel toplantı yapılmış, araştırmalar sunulmuş ayrıca yüksek lisans ve doktora tezi çalışmaları da yapılmıştır. Üniversiteler, Meslek odaları, sivil toplum örgütleri ve gönüllü kuruluşlar yoğun çaba göstermiş, kestirimde bulunmuş ve geleceğe yönelik kaygılarını yazılı, sözel ve görsel olarak sunmuştur. Ancak bugünkü noktaya gelinmesini önleyememiştir.

‘SUSMAK BU DOĞA SUÇUNA ORTAK OLMAKTIR’

Doğanın ve yaşamın savunulması için Ergene Nehrini kirletenlerin ve kirlenmesine göz yumanların yargılanması için gerekli girişimler sürdürülmelidir. Trakya’ya, doğaya kasteden bu vahşetten dolayı önleme yetkisi olan herkes hukuken ve vicdanen sorumludur. Yetkilerini kullanmayanlara, yetkili ve sorumlu olduğu halde susanlara karşı sesimizi yükseltmek ve harekete geçmeleri için her tür girişimde bulunmak zorundayız. Susmak bu doğa suçuna, katliama ortak olmaktır.

inceleme gezisi2 inceleme gezisi5 inceleme gezisi4

MARMARA’DA ÜRKÜTEN TABLO: ‘GÜNDE 2,5 MİLYON TON ATIK!’

Marmara Denizi 11 bin 352 kilometrelik bir alana ve 1089 km kıyıya sahip, yarı kapalı, büyük ölçüde kirlenmiş, sınırlı düzeyde su alışverişi olan, sorunlu bir iç denizdir. Haliç, İzmit, Gemlik, Mudanya, Bandırma körfezleri en önemli kirlilik odakları durumundadır. Gerek kıyılarda ve gerekse Marmara’ya dökülen akarsular üzerinde kurulan sanayi kuruluşlarının zehirli atıkları, yöredeki yerleşim merkezlerinin kanalizasyonlarını hiçbir arıtmadan geçirmeden boşaltmaları ile kirlilik her geçen gün artmaktadır. Bugün deşarj edilen günlük atık miktarı 2,5 milyon tondur. Marmara Denizi artık kendini yenileyememektedir. Uğradığı aşırı kirlenme karşısında kendi oksijen gücü yetersiz kalmaktadır. Yaşanılan toplu balık ölümleri, balıkların boğularak ölmesi bütün bu birikimler sonucu gerçekleşmiştir.

127 TÜR BALIKTAN 4 TÜR KALDI, AB ÜLKELERİ İTHALAT YASAĞI GETİRDİ

Marmara’dan üretimi yapılan tüm çift kabukluların Avrupa Birliği ülkeleri tarafından ithali yıllardır yasaktır. Marmara’nın 127 tür balığı; sadece Mezgit, Kolyos, Lüfer ve İstavrit’e inmiştir. Ülkemizin su ürünleri üretimindeki katkısı da yüzde 22 den yüzde 6’lara düşmüş durumdadır. Marmara Denizi ile ilgili Türkiye Cumhuriyeti devletine Uluslararası yükümlülükler getiren temel metin, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’dir. Ortak ekosistemlerin, örneğin okyanusların, uzayın, kutupların ya da daha yerel boyutta içsuların birlikte yönetimi gündemdedir. Doğal yaşam çevresi tehlike altındadır. Sorun bu kadar küreselleşmiştir ve hiçbir insanın bu sorundan kendisini soyutlaması düşünülemez. Sorun tüm insanların, tüm ulusların, tüm ülkelerin ortak sorunudur. Ne tek bir insan, ne de tekbir ulus doğayı tek başına koruyup geliştiremez.

inceleme gezisi2 (2)

‘SORUNU GÖRMEZDEN GELEN KAMU YÖNETİCİLERİ SORUMLULUK ALTINDA’

Bilimi, bilim insanlarını, meslek kuruluşlarını dinlemeyen sorunu görmezden gelen, tersine uyaranları cezalandırma girişimlerinde bulunmayı seçen kamu yöneticileri etik, vicdani ve ahlaki açıdan büyük bir sorumluluğun altına girmektedir. Sağlıklı bir çevrede yaşamak herkesin hakkıdır, sağlıklı olabilmenin temel koşuludur. Bugün Ergene’den akan zehre neden olanlar ve bunu önlemeyen, düzeltmeyenler toplum sağlığına en büyük tehdidi oluşturmaktadır.

‘MARMARA’YA DERİN DENİZ DEŞARJI YAPMA OLANAĞI YOK’

Çevre ve çevresel politikalara ilişkin kaygılar, artık ulusal sınırları aşmıştır. Ekoloji uluslar aşırıdır. İnsanlığın ortak koruyuculuğundadır. Küresel birliktelik ruhu ortak geleceğimizin ön koşuludur. İnsanlığın bugün ulaştığı uygarlık düzeyi ve kazanımlar gelecek kuşaklar pahasına yaratılmış ve yoksul insan sayısı giderek artmış ise hiçbir ekonomi ya da ekonomik sistem başarılı sayılamaz. Üretim ve tüketim düzenleri bu mantık ile ve doğanın yasalarına uymayan bir yıkıcılıkla sürüp gittikçe çevre sorunlarının çözümünde başarı sağlanamaz. Özetle, yürürlükte olan çevre mevzuatı hükümlerine göre Tekirdağ bölgesinde Marmara Denizi hedefli olarak ‘derin deniz deşarjı’ yapma olanağı bulunmamaktadır.”

Raporun tamamı için tıklayınız

29.06.2015

© tüm hakları saklıdır

Istrancaların kalbine 91 adet hançer!

Istrancaların kalbine 91 adet hançer!

Kırklareli Istranca ormanlarında yüzlerce dere ve su kaynağını barındıran koruma altındaki içme suyu havzasında bakır madeni izni verildi…

Yusuf Yavuz

Trakya’nın akciğeri Istranca Ormanlarında yağma sınır tanımıyor. Taş ocakları, termik ve rüzgâr santralleri ve altın madeni girişimlerinin ardından bu kez de bölgede bakır madeni aranması izni verildi. Kırklareli İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, Demirköy ilçesinde özel bir şirkete toplam 2 bin 831 hektarlık alanda 91 adet bakır arama sondajı için ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verdi. Ancak Demirköy’ün içme suyu kaynaklarını barındıran ormanlık alanda verilen bakır arama izni DAYKO Vakfı tarafından yargıya taşındı. Demirköy Belediyesi ise su kaynaklarının etkileneceği gerekçesiyle projeye olumsuz görüş verdi.

Demirköy yakınlarındaki ormanlı alan bölgenin içme  suyu havzası olarak koruma altındaBakır madeni izni verilen bölge Demirköy ilçesine  yalnızca 2 bin 650 metre mesafede

BELEDİYENİN İTİRAZINA RAĞMEN İÇME SUYU KAYNAĞINA BAKIR MADENİ

Avrupa’nın 5 önemli doğa alanından biri olarak kabul edilen Istranca Ormanları yıllardır yıkım projeleriyle boğuşuyor. Bu kez de bölgenin su kaynaklarını tehdit eden yıkım projesi girişiminin adresi Demirköy. Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde 2 bin 831 hektarlık alanda 91 adet bakır arama sondajı yapılması için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildi. Bakır madeni izni verilen alan ilçe merkezine yalnızca 2 bin 650 metre mesafede bulunuyor. Demirköy Belediyesi Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yazdığı resmi yazıyla bakır madeni aramak için yapılacak sondaj çalışmalarının ilçenin su kaynaklarını tehdit edeceği gerekçesiyle olumsuz görüş bildirdi. Ancak buna rağmen projeye ÇED Gerekli Değildir Kararı verilerek girişimin önü açıldı. Bunun üzerine merkezi Demirköy’de bulunan Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO), özel bir firma tarafından gerçekleştirilmesi planlanan bakır madeni arama girişimini yargıya taşıdı.

DAYKO KIRKLARELİ TEMSİLCİSİ GÖKSAL ÇİDEM

BAKIR MADENİ İZNİ VERİLEN BÖLGEDE YÜZLERCE İÇİLEBİLİR DERE VAR

Konuyla ilgili bir açıklama yapan DAYKO Vakfı Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem, daha önce de aynı bölgede bakır ve molibden madeni arama girişimleri yapıldığını ancak alanın Demirköy’ün su kaynakları havzası içerisinde kalmasından dolayı bu girişimlerin 2011 yılında iptal edildiğini anımsatarak, aynı saha için yeniden ÇED Gerekli Değildir Kararı verilmesini eleştirdi. Çidem, söz konusu ruhsat sahası içerisinde içilebilir saflıkta yüzlerce derenin yer aldığını söylüyor.

‘SONDAJ İÇİN HAZIRLANAN RAPOR BÖLGEYE AİT VERİLER TAŞIMIYOR’

Söz konusu bölgenin DSİ Bölge Müdürlüğü tarafından da tespiti yapılan ‘içme suyu kaynakları mutlak koruma alanı’ olduğuna dikkat çeken Çidem, bakır madeni arama ruhsatı verilen sahanın yaban hayatı açısından da oldukça zengin olduğunu dile getirdi. Türkiye’de az miktarda bulunan beyaz kayın ağacı ve bu ağaçlara bağlı olarak yaşayan kayın fıstığı ile yaşamlarını sürdürebilen yöreye özgü yedi uyur türünün projenin tehdidi altında olduğunu vurgulayan Çidem, bölgenin ayrıca nesli tehlike altındaki Avrupa kırmızı orman karıncası türünün de yaşam alanı olduğunu kaydetti. Çidem, bakır madeni için hazırlanan sondaj raporunda yer verilen flora ve fauna bilgilerinin eksik, yanlış, hatta bölgeye ait olmadığının da akademisyenlerce tespit edildiğini belirterek yaşananları anlamanın mümkün olmadığını dile getirdi.

Bakır madeni izni verilen bölge nadir bulunan beyaz  kayın ağaçlarını da barındırıyor

‘GİRİŞİM ANAYASAYA AYKIRI, İPTAL EDİLMESİNİ İSTİYORUZ’

Edirne İdare Mahkemesi’nde açtıkları dava ile bakır madeni arama sondajı girişimine verilen ÇED Gerekli Değildir Kararı’nın yürütmesinin durdurulmasını ve projenin iptalini talep ettiklerini dile getiren Çidem, Anayasanın ormanların korunmasını güvence altına aldığına dikkat çekerek, “dava konusu idari işlem, Anayasanın 44. ve 169. maddelerine aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca çevreyi korumayı yasal güvence altına alan 2872 sayılı kanunun 2. maddesinde ise ‘bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme’ öngörülüyor” diye konuştu.

28.06.2015

© tüm hakları saklıdır

İklim değişikliği Ege bağlarını vurdu!

İklim değişikliği Ege bağlarını vurdu!

Önce don, ardından da dolunun vurduğu Ege bağlarındaki üzüm rekoltesinde bu yıl büyük düşüş bekleniyor…

Yusuf Yavuz

Türkiye’nin üzüm deposu olan bağlarıyla ünlü Manisa’da iklim değişikliği üretimi vurdu. Martta düşük sıcaklık ve Nisan’da yaşanan don olayına, Haziran ayındaki dolu afetleri de eklenince Manisa’daki 447 bin 571 dekar üzüm bağında hasar meydana geldi. TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üründeki zararın çekirdekli çeşitlerde yüzde 50-80’i, çekirdeksiz çeşitlerde yüzde 30-40’ı bulduğunu açıkladı.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bağlarda don ve dolunun rekolteyi vuracağını bildirerek, “Bağlarda Mart’ta düşük sıcaklık, Nisan’da don, Haziran’da dolu afetleri Manisa’da 447 bin 571 dekar bağ alanında hasara yol açtı. Zarar, çekirdekli çeşitlerde yüzde 50-80’i, çekirdeksiz çeşitlerde yüzde 30-40’ı buluyor” dedi.

DSCF9999

ÜZÜMDE YAKLAŞIK 30 BİN TON ÜRÜN KAYBI YAŞANACAK

Bayraktar, yaptığı açıklamada, dünyadaki en yaygın kültür bitkilerinden biri olan üzümde, Türkiye’nin 4,6 milyon dekarla İspanya, Fransa, İtalya ve Çin’in ardından 5’nci, 4 milyon 175 bin tonluk üretimle Çin, ABD, İtalya, Fransa ve İspanya’nın ardından 6’ncı sırada bulunduğunu belirtti. Türkiye’nin üzüm üretiminin 2015 yılında yüzde 0,7 azalmayla 4 milyon 146 bin tona inmesinin beklendiği bilgisini veren Bayraktar, şunları kaydetti:

KURU ÜZÜM İHRACATTA İLK SIRADA YER ALIYOR

“2004 yılında 5,2 milyon dekar alanda 3,5 milyon ton üzüm üretiliyordu. Bağ alanı, 2014 yılında 4,6 milyon dekara inerken, üretim 4 milyon 175 bin tona ulaştı. Dünyada üretilen üzümün yüzde 8-10’u kurutmalıkta kullanılıyor. Başlıca kuru üzüm üreticileri, Türkiye, ABD, İran, Yunanistan, Güney Afrika, Şili ve Afganistan. Türkiye’nin ihracata yönelik üzüm üretiminde kuru üzüm ilk sırayı alıyor. Üzüm ihracatımızın yüzde 95’ini çekirdeksiz üzüm oluşturuyor. Ağustos ayında hasadı başlayacak olan çekirdeksiz üzümde, Ege bölgemiz başı çekiyor. Özellikle Manisa, İzmir, Denizli önemli üretim bölgeleri. 2014 yılında 1 milyon 135 bin 947 ton olan kurutmalık çekirdeksiz üzüm üretiminin, yüzde 89,9’u, 1 milyon 21 bin 282 tonu Manisa ilinde yapıldı.”

DSCF0002

DON VE DOLU MANİSA’DA 447 BİN DEKAR ALANDA ZARARA YOL AÇTI

2014-2015 üretim sezonunda kış aylarında sıcaklığın yıl ortalamalarına göre çok düşük seyretmesinin bağları olumsuz etkilediğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi: “Bu yıl, 18-22 Mart’ta eksi 2 derece olan düşük sıcaklıklar bağlarda sürgün gözlerine zarar verdi. 23-24 Nisan’da da don afeti yaşandı ve yapraklanma dönemindeki bağlarda sürgün üzerindeki gözleri kuruttu. Manisa’daki 769 bin dekar bağ alanında, hasar tespit komisyonlarının belirlemelerine göre 447 bin 571 dekar alan don ve dolu afetinden zarar gördü. Bu durum çekirdekli çeşitlerde yüzde 50-80, çekirdeksiz çeşitlerde yüzde 30-40 oranındadır.

‘KURU ÜZÜMDE REKOLTE KAYBI YAŞANACAK’

Manisa ilinin doğu bölgesinde 4 Haziran’da gerçekleşen dolu afeti de 10 bin dekarlık bir alanda etkili oldu ve bu alanlardaki bağlarda salkım ve yeşil aksam ciddi oranda zarar gördü. Buna ilaveten 12 Haziran’da meydana gelen ve bölgelere göre dozu değişen dolu afeti, 4-5 bin dekar bağda salkımlarda zarara neden oldu. Zarar, her bağ için değişmekle beraber yüzde 30-80 arasında gerçekleşti. Dolu çapının küçüklüğü danelere daha fazla zarar verdi. Kuru üzümde rekolte kaybı yaşanacak gibi görünüyor.”

Son bir ayda sürekli yağışların görülmesinin de sık ilaçlama yapma zorunluluğu doğurduğunu bildiren Bayraktar, ilaçlamanın artmasının girdi maliyetlerini artırarak çiftçiye ek bir yük getirdiğine işaret ederek, bu konuda yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

TARİŞ PİYASAYI REGÜLE EDECEK ALIMLAR YAPMALI

“Çekirdeksiz üzümde ihracat kapılarının zamanında açılması, üründe fiyatın belirlenmesini, sofralık üzümün kalite kaybı olmadan ihracını sağlayacaktır. TARİŞ, yeniden yapılandırma süreci sonrasında kaynak yetersizliğinden piyasayı regüle edecek miktarda bir alım gerçekleştirememektedir. Bu ciddi soruna neden olmaktadır. Sorun biran önce çözülmelidir. İhraç edilen kuru üzümün içine karıştırılarak kaliteyi tehdit eden kaçak girişler daha sıkı kontrollerle önlenmelidir. İhracatta sıkıntı olmaması için üzümler, beton veya tel sergi üzerinde kurutulmalıdır.

Üzüm bağlarını önce don ardından da dolu vurdu,  üretim tehlikede

‘GİRDİ FİYATLARI DÜŞÜRÜLEREK ÜZÜM ÜRETİCİSİ DESTEKLENMELİ’

Ambalajlamada özellikle en büyük pazarımız olan AB standartlarına uyum göstermek için çalışmalar yapılmalıdır. Çekirdeksiz kuru üzümde AB benzeri bir depolama kuruluşu oluşturulmalı ve depolama maliyeti desteklenmelidir. Üzümde alternatif değerlendirme şekillerinin geliştirilmelidir. Ürün ihtisas borsaları oluşturulmalı, mevcut borsalara işlerlik kazandırılmalı, ticaret borsaları tescil kurumu olmaktan çıkarılmalıdır. Üretim hedefleri iç ve dış pazarlarda rekabet edecek şekilde belirlenmelidir. Girdi fiyatları düşürülmeli, kuru üzüm üreten diğer ülke üreticileriyle rekabet edebilmesi için üzüm üreticisi desteklenmelidir.”

26.06.2015

© tüm hakları saklıdır

Karadeniz yaylalarına Çin seddi gibi yıkım projesi!

Karadeniz yaylalarına Çin seddi gibi yıkım projesi!

Yusuf Yavuz

Samsun’dan Artvin’e kadar Karadeniz yaylalarını otoyolla birleştirmeyi öngören 2 bin 500 kilometrelik proje, bölgenin doğasını yok edecek. Bin 500 ila 2 bin metreyi bulan rakımlarda büyük yıkımlara neden olacak projeye karşı açılan dava sürerken, Yeşil Yol Projesi de ardından gri moloz yığınları bırakarak hızla ilerliyor. Projeye tüm Türkiye’den tepki yağıyor…

Bugünlerde sosyal medyada sık dolaşan bir imza kampanyası göze çarpıyor. Kampanyanın konusu ise Karadeniz’in yaylalarını birleştirmeyi amaçlayan, kısaca ‘Yeşil Yol’ olarak duyurulan yıkım projesi. Yeşil Yol projesi, Türkiye’de yaşam alanlarında geri dönüşümü mümkün olmayan tahribatlar yarattığı için tüm kamuoyunu ilgilendiren girişimlerin nasıl geliştirilip pazarlandığını gösteren tipik bir örnek… Karadeniz’in geleceğini derinden etkileyecek Yeşil Yol Projesi ancak bugünlerde yüksek sesle konuşulur, tartışılır oldu. Çünkü projenin büyük bölümü tamamlandı!

Yeşil Yol Projesi 2 bin 500 kilometrelik bir güzergahı  kapsıyor-1

5 YIL ÖNCE 10 BAKAN, 50 MİLLETVEKİLİNİN TOPLANTISIYLA BAŞLADI

Gelin 5 yıl öncesine gidelim… Tarih 7 Ağustos 2010. Rize’nin İkizdere ilçesindeki Ridos Otel’de toplanan 10 Bakan ve 50 Milletvekili, iki gün sürecek sır gibi toplantıda ‘Karadeniz’deki Yaylaları Birleştirme Projesi’nin son şeklini veriyor. Türkiye’nin yeşil cenneti Karadeniz, ‘Müteahhit kökenli’ bakanlar ve milletvekilleri eliyle cerrahi bir operasyona tabi tutuluyor. Bu toplantının ayrıntılarını, o günlerde kaleme aldığımız yazıdan okuyabilirsiniz:
10 BAKAN 50 MILLETVEKİLİ NEDEN TOPLANIYOR?

DÖNEMİN BAKANI ÖZAK: ‘SEKTÖRÜN ÖNÜNÜ AÇACAK, BUNU YAPMAK ZORUNDAYIZ’

Dönemin Bayındırlık ve İskân Bakanı Nafiz Özak’ın projeyi gerekçelendirerek yaptığı açıklama aslında girişimin niyetini açıkça ortaya koyuyordu: “Karadeniz Yaylalarını Birleştirme Projesi, bana göre çok önemli ve hiç denenmemiş bir projedir. Yaylaların birleştirilmesi projesi, Doğu Karadeniz’de hizmet sektörünün önünü açacaktır. Bunu yapmak zorundayız. Çünkü Karadeniz’de başka bir sektör yok. Yolların birleştirilmesi ile turistlerin bir yaylayı günübirlik gezmek yerine yöredeki bütün yaylaları gezme, konaklama fırsatı bulabilecekler. Böylece yayla kültürümüzü turistler de tanıma fırsatı bulacaklar. Kısmet olur da proje hayata geçerse buralarda yaylaların doğasına uygun konaklama tesisleri yapılacak. Yaylaların birleştirilmesi yayla turizmini geliştirecektir. Buna bağlı olarak yeni istihdam imkânı doğacaktır.”

Yeşil Yol projesi Karadeniz'in doğal çevresini yok  edecek Yeşil Yol Projesi çalışmaları hızla ilerliyor

TEMA, ÇEVRE DÜZENİ PLANININ İPTALİ İÇİN DAVA AÇTI

Aradan beş yıl geçti, bölgedeki kimi demokratik kitle örgütleri Karadeniz’de büyük yıkım yaratacak olan projeye karşı mücadele etse de Yeşil Yol, geçtiği alanlarda gri bir moloz bırakarak ilerliyor. Yeşil Yol Projesi’ne karşı bölgenin doğasını korumak amacıyla 2011 yılında çalışma başlatan TEMA Vakfı, aynı yıl onaylanan ve Trabzon, Ordu, Rize, Gümüşhane ve Artvin illerini kapsayan 1/100 bin ölçekli çevre düzeni planının ilgili bölümlerini yargıya taşıdı. Planın iptali talep edilen bölümlerinden birini de, “yayla turizminin geliştirilmesi için yaylalar arası entegrasyon” olarak yer verilen Yeşil Yol Projesi oluşturuyordu. TEMA, Yeşil Yol’un bölgenin doğal ve kültürel yapısını bozacağını savunarak iptalini talep etti.

TEMA RİZE TEMSİLCİSİ NEVZAT ÖZER

BİLİRKİŞİ HEYETİ: ‘YAYLALAR YAPILAŞMA İÇİN CAZİP HALE GELECEK’

2013 yılında Mahkemece atanan Bilirkişi heyeti bölgede yapılan keşif gezisinin ardından, “yaylaların karayolu ile birbirlerine bağlanması halinde, araç trafiğinin denetlenmesinin zor biçimde artacağı, yaylalardaki geleneksel yaşam tarzını sürdürmenin zorlaşacağı, yaylaları yapılaşma için cazip hale getireceği, bu durumun, yaylaların doğal yapısını olumsuz olarak etkileyeceği” yönünde görüş bildirdi.

‘YENİ YOLLAR BÜYÜK TAHRİBATLARA NEDEN OLACAK’

Konuyla ilgili Bilirkişi raporunda ayrıca yaylaların entegrasyonu amacıyla yeni yolların açılması ile ilgili olarak, “bölgenin topografik yapısının oluşturduğu denize dik ve derin vadilerin denize paralel yollarla birbirine bağlanması durumunda büyük bir çevre tahribatına neden olunacağı, böylesine bir tahribata neden olmak yerine, bugünkü gibi her yaylaya mevcut güzergâhlardan erişilmesinin doğru bir yaklaşım olacağı” görüşüne yer verildi.

Projeyle Samsun'dan Hopa'ya kadar Karadeniz yaylaları  otoyol ağı ile birleştirilecek

BİN 500 RAKIMDA 2 BİN 500 KİLOMETRELİK OTOYOL

Yeşil Yol Projesi’yle ilgili yargı süreci devam ederken, doğal çevrenin tahribatına neden olmasının yanında şehircilik ve planlama ilkelerine uygun bulunmayan girişim de buna paralel ilerliyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan TEMA Rize Temsilcisi Nevzat Özer, yaklaşık 2 bin 500 kilometreyi bulan ve bin 500 ila 2 bin rakımlarından geçecek olan Yeşil Yol Projesi’nin bölgedeki yaylalarda yapılaşmayı cazip hale getirdiğine dikkat çekerek, “Samsun’dan Hopa’ya kadar Karadeniz yaylarını yüksek rakımdan, denize paralel bir şekilde birbirine bağlayacak olan Yeşil Yol Projesi, yüksek dağ ekosistemlerinin yer aldığı güzergâhtan geçecek, nadir ve tehlike altında olan türlerin yaşam alanlarının tahrip olmasına neden olacak” diye konuştu.

‘MAHKEME KARARINI BEKLİYORUZ, UMARIZ DURDURULUR’

Mart 2014 tarihinde üç ayrı bilim insanı tarafından hazırlanan bilimsel raporu da mahkemeye sunduklarını belirten Özer, “Şimdi mahkemenin vereceği kararı bekliyoruz. Umuyoruz ki çok önemli çevresel ve kültürel etkileri olacak Yeşil Yol Projesi, Karadeniz Bölgemizin sahip olduğu eşsiz güzelliklere daha fazla zarar vermeden, telafisi güç zararlar vermeden durdurulur” dedi.

26.06.2015

© tüm hakları saklıdır

Köylünün merasını taş ocağı yaptılar!

Köylünün merasını taş ocağı yaptılar!

Vatandaştan “sorumlular cezalandırılsın, kamunun ortak çıkarı korunsun!” isyanı…

Yusuf Yavuz

Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Havdan köyündeki mera arazileri, orman arazisiymiş gibi gösterilerek özel bir şirkete taş ocağı olarak tahsis edildi. Girişimle ilgili iki yıldır hukuk mücadelesi sürdüren Kenan Taş, sorumluların ceza almaktan kurtarıldığını öne sürerek, bölgedeki yağmanın bir an önce durdurularak kamunun ortak çıkarlarının korunmasını talep etti.

????????????????????????????????????

Çanakkale’nin Biga ilçesinde yaşayan Kenan Taş, ilçeye 8 kilometre uzaklıkta bulunan Havdan köyündeki meraların orman arazisi gibi gösterilerek İÇDAŞ adında özel bir şirkete taş ocağı olarak tahsis edilmesi üzerine iki yıl önce Savcılığa suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Biga Orman İşletme Şefliği arazinin ormana ait olduğunu belgelemek için tapu iptal ve tescil davası açtı. Bu girişimin delil karartmak anlamına geldiğini öne süren Kenan Taş Orman İşletme Şefi hakkında bir suç duyurusunda daha bulundu. Yılda 1 milyon 200 bin ton kalker üretilen tesis yaklaşık 100 hektarlık alanı kapsıyor.

Kenan Taş iki yıldır hukuk mücadelesi veriyor

ORMAN BAKANLIĞININ HABERİ YOK, ÇEVRE BAKANLIĞI ÇED İZNİ VERMİŞ

Bu arada konuyu gündemine alan Çanakkale İl Mera Komisyonu, söz konusu arazinin mera vasfından çıkartılarak orman olarak tescil edilmesi taleplerini 31 Ocak 2014 tarihinde aldığı bir kararla reddetti. Konuyla ilgili yapılan soruşturmada ise söz konusu mera arazisinde işletilen taş ocağına ilişkin orman idaresince herhangi bir iznin verilmediği ortaya çıktı. Ancak buna rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kalker üreten tesise ÇED izni verdiği iddia edildi.

‘İNSAN ZEKÂSIYLA ALAY EDEN RAPORLAR DÜZENLENDİ, İŞGAL SÜRÜYOR’

Bölgedeki hukuksuz uygulamalara karşı yargı yoluyla mücadelesini sürdüren Kenan Taş, yerel idarecileri entrika çevirmekle suçlayarak şöyle konuştu: “İlçemiz yöneticileri çeşitli entrikalar çevirerek sorumluların ceza almaması için elinden gelen her şeyi yapmış, insan zekâsıyla alay eden raporlar düzenleyerek hem şirketi hem de dönemin Orman İşletme Müdürünü ceza almaktan şimdilik kurtarmıştır. Yüzlerce dekarı bulan söz konusu mera alanındaki şirketin işgali ise halen sürmektedir.”

‘SORUMLULAR CEZALANDIRILSIN, KAMU ÇIKARLARI KORUNSUN’

Konuyla ilgili hukuki girişimlerinin ardından olayda sorumluluğu görünen yetkililerin aklandığını ancak bir köy muhtarının zamanında ihbarda bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verildiğini kaydeden Taş, öte yandan bir önceki AKP’li Biga Belediyesi’nin de mera alanının bitişiğinde bulunan ve kamulaştırma yoluyla elde ettiği yaklaşık 20 dönümlük araziyi söz konusu şirkete bedelsiz olarak devrettiğini öne sürdü. Mera arazisindeki taş ocağı işgalini kılıfına uydurmak için alelacele yapılan girişimlerin sorumluları hakkında gereğinin yapılmasını talep eden Taş, “Biga’da hem devletin kurumları hem de belediye söz konusu şirketin çıkarları için çalışmaktadır. Bölgedeki yağmanın bir an önce durdurulmasını, kamunun ortak çıkarlarının korunmasını istiyoruz” dedi.

25.06.2015

© tüm hakları saklıdır

Amerikan dumanına bir yılda 550 milyon dolar ödedik!

Amerikan dumanına bir yılda 550 milyon dolar ödedik!

‘Dumanını yel alır parasını el alır’ sözü hiç bu kadar gerçek olmamıştı…

Yusuf Yavuz

TÜİK verilerine göre Türkiye’nin imalat sanayiindeki yabancı kontrol oranı sıralamasında tütün ürünleri yüzde 89’la ilk sıraya yerleşti. 2008 yılında TEKEL’in özelleştirilmesiyle başlayan sürecin ardından hızla kan kaybeden Türk tütüncülüğü üretimde adeta dibe vururken, Amerikan blend sigaralar için 2014 yılında 90 bin ton tütün ithal eden Türkiye 550 milyon dolar ödeyerek tütünde net ithalatçı ülke pozisyonuna geçti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 yılına ait Yabancı Kontrollü Girişim İstatistiklerini yayınladı. Buna göre Türkiye’de üretim değerine göre 2013 yılı sanayi ve hizmet girişimlerindeki yabancı kontrol oranı yüzde 13 olarak gerçekleşti. Türkiye’deki üretimi kontrol eden ülkelerin başında yüzde 2,3’le Almanya gelirken ABD ve Fransa bu ülkeyi takip ediyor.

DÜNYACA ÜNLÜ ŞARK TÜTÜNÜNÜ ÜRETEN TÜRKİYE  TÜTÜNDE DIŞA BAĞIMLI HALE GELDİ

TÜTÜNÜN YÜZDE 90’I YABANCILARIN KONTROLÜNDE

Yabancılar tarafından kontrol edilen imalat sanayinin başında tütün ürünleri yer aldı. 2008 yılında TEKEL’in ‘British American Tobacco’ şirketine satılmasının ardından hızla kan kaybeden Türk tütüncülüğünün kısa süre içerisinde yabancıların tekeline girdiğinin gözler önüne serildiği TÜİK verilerine göre tütün ürünleri imalatının yüzde 89,3’ü yabancılar tarafından kontrol ediliyor.

TEKE 208 YILINDA ÖEZLLEŞTİRİLDİ

TÜTÜN, OTOMOTİV VE ECZACILIK YABANCILARIN TEKELİNDE

İmalat sanayindeki yabancı kontrollü üretimin, orta-yüksek teknolojiye sahip alt sektörlerde yoğunlaştığı kaydedilen TÜİK verilerine göre, imalat sanayindeki alt sektörlerdeki yabancı kontrol oranı tütün ürünlerinin ardından yüzde 45 ile motorlu kara taşıtı ikinci, yüzde 42’lik oranla eczacılık ürünleri ise üçüncü sırada yer aldı.

TÜTÜN ÜRETİMİ 12 YILDA 580 BİN TONDAN 88 BİN TONA DÜŞTÜ

Türkiye’nin tütün üretimine ilişkin bir açıklama yapan Tütün Eksperleri Derneği Başkanı Yaşar Turan Gülümser ise Türk tütüncülüğünün kan kaybettiğine dikkat çekerek, “2000’li yılların başında Ege’de 300 bin üretici 110 bin ton, Türkiye genelinde ise 580 bin üretici 196 bin ton tütün üretirken 2013 ürün yılında bu rakam Ege’de 58 bin üretici 68 bin tona, Türkiye genelinde ise 81 bin 800 üretici 88 bin tona düştü. 2014 ürün yılında ise Ege’de 43 bin üreticinin 48 bin ton, Türkiye toplamında ise 65 bin üreticinin 68 bin ton tütün üretmesi bekleniyor” dedi.

TÜİK VERİLERİNE GÖRE YABANCILARIN KONTROLÜNDE OLAN  İMALAT SANAYİ ÜRÜNLERİ İÇİNDE TÜTÜN İLK SIRAYI ALDI

2014’TE 90 BİN TON TÜTÜNE 550 MİLYON DOLAR ÖDEDİK

Türkiye’de 2014 yılında 525 milyon dolar bedelle yaklaşık 70 milyon kilogram tütünün ihraç edildiğini hatırlatan Yaşar Turan Gülümser, buna karşın, 2002’den itibaren Türkiye’de üretilmeye başlanan Amerikan blend sigaralar için 55 bin 800 ton ile başlayan tütün ithalatının, 2014’te rekor kırarak yaklaşık 90 bin tona ulaştığını ve 550 milyon dolar ödendiğini söyledi. 2002’den bu yana tütün ithalatındaki artışın yüzde 61’e ulaştığını belirten Gülümser, “Yıllarca ülkemizin en önemli ihraç kalemlerinden biri olan tütün, 2012 yılında bu üstünlüğünü yitirerek tütün ticaretinde net ithalatçı ülke pozisyonuna geçiş yapmıştır” diye konuştu.

TÜRKİYE'DEKİ ÜRETİMİ KONTROL EDEN ÜLKELERİN  BAŞINDA ALMANYA, ABD VE FRANSA GELİYOR

YUNANİSTAN VE BULGARİSTAN SİGARA FİRMALARINI ZORLUYOR

Özellikle oryantal tütün üreticisi rakip ülkeler Yunanistan, Bulgaristan ve Makedonya’da hükümet ve ilgili makamların sigara firmalarına yaptıkları dayatmalar sonucunda söz konusu ülkelerin pazar paylarını koruduğunu anımsatan Gülümser, bulunduğumuz coğrafyada Lübnan’da da tütün üretiminin devlet tarafından desteklendiğini ve sigara üreticisi firmaların sattıkları sigaralarda yer alan tütün miktarı kadar tütünü, Lübnan’dan satın almaya zorunlu tutulduğunu kaydetti. Türkiye’nin ise bölgesinde en büyük yaprak tütün üreticisi olmasının yanı sıra sigara firmaları için tüketim potansiyeli olarak dünyanın en cazip pazarlarından birisi olduğunu, ancak bu gücünü kullanamadığını ifade eden Gülümser, söz konusu ülkelerdeki uygulamaların Türkiye’de de hayata geçirilmesinin yerli tütün üretiminde dikkate değer bir katkı sağlayacağını söyledi.

ÜRETİMDEN KOPARILAN TÜTÜN ÜRETİCİLERİ SOMA'DA  OLDUĞU GİBİ UCUZ İŞGÜCÜ OLARAK CAN VERİYOR

ÜRETİMDEN KOPARILAN ÇİFTÇİLER MADENDE CAN VERDİ

Tütün üretiminin yoğun olduğu EGE Bölgesi’nde üretimden koparılan çiftçilerin Soma örneğinde olduğu gibi ucuz ve niteliksiz işgücü olarak madenciliğe yönelmesi, özelleştirmelerin sosyal maliyetini de ortaya koyuyor. Dünyaca ünlü Şark tütününü yerine Amerikan tütününün dayatılmasının ardından TEKEL’in özelleştirilmesiyle neo-liberal politikalara kurban edilen on binlerce tütün üreticisi Somalı madencilerle benzer bir kaderi paylaşıyor.

25.06.2015

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 614 takipçiye katılın