Türkiye’nin su deposu zehir deposuna döndü!

Türkiye’nin su deposu zehir deposuna döndü!

Bu bir ulusal güvenlik konusudur, derhal kırmızı kitaba alınmalı…

Yusuf Yavuz

Türkiye’nin ikinci en büyük tatlı su gölü olan Göller Bölgesi’nin simgesi Eğirdir Gölü, son yıllarda insan eliyle hızla kirletiliyor. Evsel ve endüstriyel atıkların yanı sıra ağır metaller içeren tarım ilaçlarıyla kirletilerek can çekişir hale gelen Eğirdir Gölü’nü kurtarmak için yöre halkı ve sivil toplum örgütleri seferberlik başlattı. Bu amaçla 17 Mayıs’ta Eğirdir’de gerçekleştirilen toplantının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, su ve besinin önemine vurgu yapılarak Eğirdir Gölü’nün korunarak sağlıklı biçimde geleceğe aktarılmasının ulusal güvenlik konusu olması gerektiğine dikkat çekildi.

EĞİRDİR GÖLÜ’NÜN HÜZÜNLÜ YOKOLUŞUNA ÇARE ARANIYOR

Türkiye’nin dört bir yanından gelen katılımcılarla 17 Mayıs’ta Eğirdir’de gerçekleştirilen ‘Eğirdir İçin Göl Vakti’ toplantısının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, manifesto niteliğinde kararlar alındı. 30 yıldır Türkiye’nin gölleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan SDÜ Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Erol Kesici’nin kapsamlı bir sunum yaptığı toplantının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, 60 yıldır ekolojik dengesi giderek bozulan Eğirdir Gölü’ndeki kimyasal ve biyolojik kirliliğin her geçen gün arttığına dikkat çekilerek, gölün içme suyu özelliğini giderek yitirdiği kaydedildi.

DSCF1540 DSCF1542 DSCF1560GÖL HAVZASINDA HER YIL 65O TON TARIM İLACI, 25 BİN TON GÜBRE

Toplumun her kesiminden katılımcıların görüş ve önerilerini paylaştığı toplantıda fikir birliğine varılan gölle ilgili ana başlıkların kamuoyunun dikkatine sunulduğu sonuç bildirgesinde, “Göl havzasında sadece elma üretimi açısından ele alındığında, mevsim koşullarına göre her yıl 15-30 kez ilaçlama yapılmakta olduğu ve elma için her yıl 25 bin ton sentetik gübre, 650 ton pestisit içeren tarım ilacı kullanıldığı ve ilaç maliyetinin yüzde 48,37’sinin aşırı kullanım olduğu belirtilmektedir. Göl çevresindeki su ve toprakta ağır metal birikimine neden olan diğer bir önemli etken de herbisit adı verilen yabancı ot- bitki öldürücüsü kullanımının yaygın olmasıdır” görüşüne yer verildi.

BALIK VE KEREVİTLERDE PESTİSİT KALINTISI TESPİT EDİLDİ

Yapılan analizler sonucu söz konusu toksik maddelerin göle kolay ulaştıklarının saptandığı belirtilen bildirgede, göle ulaşan çok sayıdaki dere ve çayların, geçtikleri yerleşim alanlarının kanalizasyon atıklarından, sanayi tesislerinden ve tarım alanlarından taşıdığı kirliliğin göle ulaşmasıyla su, toprak ve havanın aşırı oranda kirlendiğine vurgu yapılarak şöyle denildi:
“Üniversite ve benzeri araştırma gruplarının TÜBİTAK işbirliğiyle yapmış oldukları çalışmalarda, Eğirdir Gölü’ndeki sazan, sudak ve kerevitlerde pestisit dağılımına ilişkin kalıntılar olduğunu sıklıkla rapor edilmiştir. Ağır metal içeren pestisit grubu tarım ilaçlarının bulundukları ortamlarda 30 yıl kalabildiği ve bunların suya ve gölün dip çamuruna hızlı bir şekilde geçtikleri ve göldeki su canlılarının bünyesinde birikerek, besin zincirini olumsuz olarak etkilemekte ve gölde belirli aralıklarla yapılan çalışmalar da ürünlerinde kansere neden olan pestisit ile karşılaşıldığı belirtilmektedir. Tarım Bakanlığınca; su ve balık dokularında belirlenen metal miktarlarına bakıldığında Fe ve Zn’un göl suyunda tehlikeli boyutlarda olduğu söz konusu raporlarda yer almaktadır.”

GÖL SUYU ‘ÇOK KİRLENMİŞ SU’ SINIFINA DÜŞTÜ

Süleyman Demirel Üniversitesi’nin (SDÜ) TÜBİTAK ile birlikte hazırladığı raporda, göldeki azot ve fosfor miktarlarının çok yüksek değerlerde olduğuna dikkat çekildiği belirtilen sonuç bildirgesinde, “göldeki normal koşullarda litrede 10 mikrogram olması gereken arsenik miktarının, göl suyu ortalamasının litrede 12 mikrogram, göl havzasındaki yeraltı sularındaki arsenik değerinin litrede 24,1 mikrograma ulaştığı bildirilmiştir. Bu verilerce gölün suyu ‘1V. Sınıf’ yani ‘çok kirlenmiş su’ sınıflandırılmasında yer almaktadır” bilgisine yer verildi.

DSCF0359 DSCF0355 DSCF0538 DSCF2304KOMİSYON RAPORU KAYGI VERİCİ

Isparta İl Genel Meclisi’nin, kentteki kanser vakalarının araştırılmasını talep eden önergesi üzerine ilgili kurumlar ve bilim insanlarından oluşturulan komisyon tarafından başlatılan çalışmanın ardından hazırlanan raporda, ‘Gölde kontrol altına alınamayan balıklandırma çalışmaları bu güne kadar göle büyük zararlar vermiştir. Bu güne kadar göle balıklandırma amacıyla milyonlarca balık yavrusu ve çok sayıda farklı balık türleri bırakılmış olup, sonuçları hep kaygı verici olmuştur. Eğirdir Gölü bağlamında bilinçli ve bilimsel yapılan balıklandırma elbette çok önemlidir. Fakat gölün suyu temiz olmadığı için gölden verim alınmasının ve üretimin olamayacağı gibi, elde edilen ürünlerde sağlıklı olmayacaktır’ görüşüne yer verildiği anımsatılan bildirgede, gölün kurtarılması için yapılması gerekenler ise özetle şöyle sıralandı:
GÖL TEMİZLENEREK ÖZEL HÜKÜMLER UYGULANMALI

“Eğirdir Gölü’nün yasalarla belirlenen içme suyu önceliğine uyulmalı. Tarımsal sulama için açılan kuyular denetim altına alınmalı, göl havzasında akılcı ve planlı sulamaya geçilmeli. Gölün biyolojik çeşitliliği ve su seviyesi korunarak göl mekanik ve biyolojik yöntemlerle temizlenmeli. Tarım ilaçlarının göle salınımının önüne geçilmeli. Gölün doğal yapısında yer almayan istilacı balık türlerinin girişine engel olunmalı. Gölle ilgili 30 yılı aşkın süredir var olan ve zaman zaman revize edilen koruma yasa ve yönetmelikler- özel hükümler- uygulanmalıdır. Buna bağlı olarak, göl ve kıyı ekosisteminin korunmasının, kıyı ile sahil şeridine yapılacak planlamanın ilk adımı; kıyı kenar çizgisinin, doğal ve bilimsel verilere uygun biçimde saptanmasıdır.

‘DOĞAL GÖLLER AĞI OLUŞTURULMALI’

Eğirdir Gölü’nü kirleten, kirletilmesine göz yuman, kişi kurum ve kuruluşlar hakkında yürütülecek işlemlerin hem Bakanlık ve taşra teşkilatları ve hem de Valilikler nezdinde yerel koruma ekipleri kurularak çalışması sağlanmalıdır. Türkiye’de yer alan tüm doğal göllerin içine dâhil olacakları, doğal göllerin sorunlarının, çözümlerinin, iletişiminin sağlanacağı ‘Doğal Göller Ağı’ oluşturulmalıdır.

BU BİR ULUSAL GÜVENLİK MESELESİDİR, KIRMIZI KİTABA GİRMELİ

Eğirdir Gölü, su üreten, taşkınları selleri önleyen, iklimi yaşanır yapan, tarımdaki verimi artıran besin- sağlıklı yaşam sunan üretken bir kaynaktır. Günümüzde su ve besinin, en önemli ilgi konusu olduğu ve sulak alanlarımızın korunması, gelecek kuşaklara en sağlıklı yapısıyla aktarılması bir ulusal güvenlik konusu olmalıdır ve ‘kırmızı kitap’ta yer almalıdır.”

21.05.2015

© tüm hakları saklıdır

Korkmayın, burası bizim ülkemiz!

Korkmayın, burası bizim ülkemiz!

Anadolu’nun öz çocukları olan göçebe Sarıkeçililer kendi topraklarında “nasıl olsa konacak bir yer buluruz” durumuna getirildi…

Yusuf Yavuz

Anadolu’nun göçebe yaşamı sürdüren son Yörük topluluğu olan Sarıkeçililer’in bahar göçünün sonunda yapacakları etkinlik 22-24 Mayıs tarihlerinde Konya’nın Çumra ilçesinde gerçekleştirilecek. Modern yaşamın zorlamalarıyla karşı karşıya kalan Sarıkeçililer, giderek daralan yaşam alanlarından varolma mücadelesi veriyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelen konuklar, etkinlik boyunca binlerce yıllık göçebe kültürüne tanıklık ederek bu göçün sonsuza kadar sürmesi için çaba harcamanın yollarını arayacak.

Kış aylarını Mersin sahillerinde, yaz aylarını ise Konya ve Karaman yaylalarında geçiren Sarıkeçililer’in Nisan ortasında çıktıkları bahar göçü yolculuğu yaklaşık 40 gün sürdü. Konya’nın Çumra ilçesine ulaşan ailelere birkaç gün içinde yenileri eklenecek. Her yıl geleneksel olarak yinelenen Sarıkeçililer’in bahar göçü etkinliği bu yıl 22-24 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Türkiye’nin dört bir yanından gelen katılımcılar, hafta sonunu Sarıkeçililerle birlikte geçirerek, binlerce yıllık göçebe kültürüne tanıklık edecek.

pervin çoban savranABAZ DAĞI’NDA KARA ÇADIRLAR KURULACAK

Çumra’ya bağlı Alibeyhüyüğü Mahallesi, Abaz Dağı Mevkii’nde gerçekleştirilecek olan göç etkinliğinde bir de panel yapılacak. Etkinlik sonunda hazırlanacak bildiri ise ilgili kurumlara iletilecek.

PERVİN ÇOBAN SAVRAN: ‘BU KÜLTÜR YAŞASIN İSTİYORUZ’

Göç yolunda sorularımızı yanıtlayan Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran, yapılanın bir şenlik ya da şölen olmadığının altını çizerek, “biz yaşam mücadelemizin bir parçası olarak kültürümüzü ve varlığımızı koruyabilmek adına etkinlikler yapıyoruz. Sesimize ses olacak insanlarla bir araya gelmeye çalışıyoruz. İstiyoruz ki bu kültür yaşasın, yaşatılsın” diye konuştu.

göç etkinliği afişiali atar 4‘KORKMAYIN BURASI BİZİM VATANIMIZ, KONACAK BİR YER BULURUZ’

Sarıkeçililerin göç yolları üzerinde ve yazı geçirdikleri bölgelerde karşılaştıkları sorunların giderek çoğaldığını dile getiren Savran, “göç eden ailelerimizden bazıları Çumra’ya ulaştı. Kimileri Karaman sınırında kimileri de Seydişehir civarında. Göç devam ediyor. Ancak geçilen güzergâhlarda karşılaştığımız sorunlar giderek artıyor. Yaşam alanlarımız giderek daha çok daraltılıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı çalışanları kesim sahalarını gerekçe göstererek alana sokmuyor. Kimi ailelerimiz çok tedirgin. Birer ikişer dağılıyoruz. Ben onları ikna etmeye çalışıyorum. ‘Korkmayın, biz bu toprakların çocuklarıyız. Burası bizim vatanımız. Kimse bize bir şey yapamaz, nasıl olsa konacak bir yer buluruz. Yürümeye devam edin’ diyorum” şeklinde konuştu.

brosÅr son 001v1convert.FH11

‘BİZİM SİYASETİMİZ DOĞAYI, YAŞAMI SAVUNMAK’

Kamuoyu önünde yaptığı konuşmaların siyasetle ilişkilendirilmesine yönelik eleştirilere de yanıt veren Savran, “biz siyaset üstü bir topluluğuz. Bütün siyaset biçimleri gelip geçicidir. Hiç kimse bizi kendi siyasi gözlüğünden bakarak değerlendirmesin. Biz sesimizi duyurmak için davet edildiğimiz yerlere gidip sözümüzü söylemeye çalışıyoruz. Binlerce yıllık bir kültürün varlığını sürdürebilme mücadelesi için bunu yapmak zorundayız. Bizi siyasi söylemlerde bulunmakla eleştirenler bunu görmek istemiyorlar. Bizim siyasetimiz doğayı, yaşamı savunmak” diye konuştu.

brosÅr son 001v1convert.FH11brosÅr son 001v1convert.FH11

‘GELDİ GÖÇ ZAMANI GAYRI DURULMAZ’

Göç etkinliği öncesinde tüm ülkeye seslenen Savran’ın anlamlı çağrısı ise şöyle: “Geldi göç zamanı gayrı durulmaz. Erkenden kalkanlar yorulmaz. Dirilmekte tüm uykuda olan canlılar. Uyuma sen de gel farkına var. Yürüyelim dağlara, ormanlara, derelere beraber. Kimlerdir diye bizleri merak ederseniz. Tüm canlılara suya, ağaca, dağa, taşa, ateşe, kurda, kuşa, insanlığa saygılıdır Sarıkeçililer. Döndükçe dünya var olalım. Doğada yaşamın güzelliğini anlatalım. İnsanlığa zor gelen yaşamın. Göçerlikte özgürlüğü bağıralım”

Göç etkinliği hakkında detaylı bilgi ve ayrıntılı program için, Sarıkeçililer resmi facebook sayfası ziyaret edilebilir: Devran dönsün, Sarıkeçililer yürüsün

Fotoğraflar: Memduh Ekici, Ali Atar

19.05.2015

© tüm hakları saklıdır

18 yıllık raporla kimya üretimine mahkeme dur dedi!

18 yıllık raporla kimya üretimine mahkeme dur dedi!

Yusuf Yavuz

Yalova’da bulunan DowAksa firmasına ait Karbon Elyaf Üretim Tesisi’nin kapasite artışı projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ‘ÇED Olumlu’ kararının yürütmesi mahkemece durduruldu. Yalova Platformu üyelerince Bursa 3. İdare Mahkemesi’nde açılan davayı gören mahkeme heyeti, girişimi hukuka aykırı buldu. Dava konusu ÇED raporu hakkında hazırlanan bilirkişi raporunu esas alan mahkemenin gerekçeli kararında, kapasite artırımına giden karbon elyaf tesisi için sağlık koruma bandı önerilmediğini, yangın tehlikesine karşı yeni depo yapılmayacağını ve planlan ek tesis için 2007 yılında hazırlanan zemin etüdü raporu verilerinin kullanıldığına dikkat çekilerek, “hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinden yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir” denildi.

2012 yılında ABD’li kimya şirketi Dow Chemical ile ortak olarak ‘DowAksa’ adıyla yatırımlarını sürdüren Akkök Holding, Yalova Çiftlikköy’de bulunan karbon elyaf üretim tesisinde kapasite artırımına gitmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu. Başvuruyu inceleyen Bakanlık, ilgili şirketin üretimi yaklaşık iki katına çıkaracak ek üniteleri içeren kapasite artırımına ilişkin hazırladığı ÇED Raporu’nu onayladı. Ancak Yalova Platformu üyeleri, Denizçalı köyü sınırlarında bulunan karbon elyaf tesisinin kapasite artırımı girişimine verilen ÇED Olumlu kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle yargıya taşıdı.

2013'TE ÇIKAN AKSA YANGINI yalova aksa elyaf üretim tesisiYALOVA PLATFORMU GİRİŞİMİ YARGIYA TAŞIDI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın girişime yönelik verdiği ÇED Olumlu kararının yürütmesinin durdurularak iptal edilmesini isteyen platform üyeleri, dava dilekçelerinde, pek çok gerekçenin yanında kapasite artırımına giden tesisin ilgili imar planlarında tarımsal niteliği korunacak alanda olduğunu da öne sürdü.

MAHKEME KAPASİTE ARTIŞINI HUKUKA AYKIRI BULDU

Davayı gören Bursa 3. İdare Mahkemesi, Yalova Platformu üyelerini haklı bularak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın karbon elyaf tesisi için verdiği ÇED Olumlu kararının yürütmesini durdurdu. Oy birliği ile alınan mahkeme kararında, “hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinden yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir” hükmüne yer verildi.

YENİ AKRİLONİTİL DEPOSU YOK, KORUMA BANDI YETERSİZ

Mahkemenin, davayla ilgili 23 Mart 2015 tarihinde yapılan yerinde keşif ve bilirkişi raporuna dayanarak aldığı kararında, “ÇED Raporunda AKSA Akrilik A.Ş. ile aynı kompleks içinde kalan, kapasite artışı gerçekleştirilecek Karbon Elyaf Üretim tesisi için sağlık koruma bandı önerilmemiş olup, mevcut sağlık koruma bandının yeterli olacağı bildirilmektedir. Proje kapsamında, alev alması durumunda çevre için olumsuz etkileri bilinen akrilonitril için yeni depolar yapılmayacak olması, yeni tesis için oluşabilecek risklerin etki düzeyini değiştirmeyecektir. 1988 yılında akrilonitril tankları esas alınarak önerilen ve bu gün itibariyle ihlal edilmiş olan 1200 m. güvenlik bandı söz konusudur. Sağlık koruma bandının mevcut tesisler için bile yeterli olmadığı düşünülmektedir” ifadelerine yer verildi.

TESİS İÇİN 2007’DEKİ ZEMİN ETÜD RAPORU VERİLERİ KULLANILMIŞ

Nihai ÇED Raporu’nda, AKSA ve AKKİM fabrikalarına bitişik ve başka kimya sanayi kuruluşlarının da bulunduğu alanda planlanan proje için kümülatif çevresel etki değerlendirmesine rastlanmadığının da altı çizilen mahkeme kararında, “Planlanan tesis alanı için 2007 yılında hazırlanan Zemin Etüd Raporu verileri kullanılmıştır. Yeni bir zemin etüd çalışması yapılmamıştır. Onaylanan Nihai ÇED raporunda, mevcut faaliyetlerle beraber yapılması planlanan yeni kapasite artırımının kümülatif etkisi üzerine bir değerlendirme yer almamaktadır. ÇED Raporunda doğalgaz sarfiyatının düşürülmesi ile tesiste oluşan yanma gazı emisyon miktarlarının azaltılacağı ifade edilmiştir ancak tesis içindeki kömür santralinden elde edilen elektrik kullanımının daha fazla emisyona neden olacağı dikkate alınmamıştır. ÇED Raporunda kapasite artış durumunda soğutma suyu sistemi ile ilgili bir değerlendirmeye rastlanmamıştır, Hava Meydan Komutanlığı’ndan alınmış bir izin belgesi yer almamaktadır” denildi.

‘FAALİYETLERİN TELAFİSİ GÜÇ ZARARLARA SEBEBİYET VERECEĞİ AÇIK’

Projeyle ilgili ÇED raporunda, kapasite artışı için inşa edilecek tesisten kaynaklanabilecek olumsuz çevresel etkilerin, mevcut tesisin oluşturduğu çevresel etkilerle birlikte değerlendirilmediğinin açık olduğunun vurgulandığı mahkeme kararında, “dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Diğer taraftan, yapılması planlanan projelere ilişkin onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilmesi gibi süreçlerin ÇED Olumlu Kararı alınmasına bağlı olduğu dikkate alındığında, hukuka aykırılığı açık olan işleme dayalı yapılacak yatırım ve faaliyetlerin telafisi güç zararlara sebebiyet vereceği açıktır” ifadelerine yer verildi.

1999 DEPREMİNDEN DERS ALINMADI, 2013’TE YANGIN ÇIKTI

Kararın ardından, davayı açan Yalova Platformu’ndan yapılan açıklamada ise, 17 Ağustos 1999 depreminde yaşananlardan ders alınmadığına işaret edilerek, söz konusu yargı kararının bu konuda önemli bir gelişme olduğu vurgulandı. Ocak 2013’de elyaf depolarında çıkan dev yangınla gündeme gelen tesis, büyük bir çevre felaketine neden olmuştu.

15.05.2015

© tüm hakları saklıdır

Sınırın bir yanında çiçek şenliği, bir yanında hayvan leşi var!

Sınırın bir yanında çiçek şenliği, bir yanında hayvan leşi var!

“Aramızda 5 metrelik Rezve deresi var. Bir tarafta gayda sesleri, dans, müzik, bizim tarafta ise dinamit sesleri…”

Yusuf Yavuz

Bir zamanlar Türkiye’nin en verimli tarım topraklarına sahip olan Trakya bölgesinin can damarı olan Ergene Nehri hatalı politikalar yüzünden yıllardır zehir akıyor. Ancak Ergene’nin eski haline dönmesi için bekleyen yöre halkı, nehri besleyen derelerde de balık ölümleri başlayınca isyan etti. Lüleburgaz’ın Kayabeyli köyü yakınlarındaki hayvan çiftliklerinin atıklarından kaynaklandığı öne sürülen balık ölümlerinden yöre halkı tedirgin. Kırklareli İl Genel Meclis Üyeleri, muhtarlar ve sivil toplum örgütü temsilcileri konuyla ilgili basın açıklaması yaptı. DAYKO temsilcisi Göksal Çidem, aynı gün Bulgaristan’ın Vizitsa köyünde düzenlenen orman gülü festivaline katıldığını belirterek, “Vizitsa köyünden Türkiye görünüyor. Bir tarafta davul ve gayda sesleri, dans, müzik var. Bizim tarafta ise dinamit ve iş makinesi sesleri. Aramızda 5 metrelik Rezve deresi var. Aynı bulutta ıslanıp, aynı kuşun sesini duyuyor, aynı suyu içiyoruz. Onlar geleceğe doğal varlıkları, bizler altınları, gümüşleri bırakacağız” sözleriyle yıkım politikalarına tepki gösterdi.

08-DSC_0430 03-DSC_0425Ergene’yi besleyen derelerde bir süredir balık ölümleri görülmesi Trakya’da endişe yaratıyor. Durumdan tedirgin olan köy muhtarları, Kırklareli İl Genel Meclis Üyeleri ve sivil toplum örgütü temsilcileriyle birlikte yapılan incelemenin ardından ortak bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına, DAYKO Başkanı Nusret Türkan ile Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem’in yanı sıra il genel meclisi üyeleri, meslek odası temsilcileri ve muhtarlar katıldı. Basın açıklamasında, yöre halkında endişe yaratan balık ölümleri konusunda kamuoyunu bilgilendiren Kırklareli İl Genel Meclisi Üyesi Gürcan Kırım, gelen şikâyetler üzerine Lüleburgaz’ın Kayabeyli köyüne gittiklerini belirterek, şöyle konuştu:
‘DEREYE BİR GÜNDE 135 TON HAYVAN DIŞKISI BIRAKILIYOR’

“Vatandaşın tarlasına ölü inekleri, buzağıları bildiğiniz bir çukur açarak gerekli tedbirleri almadan içine gömmüşler. Diğer taraftan üç büyük çiftliğin dışkı atıkları bir kanalda toplanarak Kayabeyli köyünden Alacaoğlu Köyü Kayacık deresine bırakılmış. 500 kilo canlı ağırla sahip bir büyükbaş hayvanın ortalama günlük dışkısı 45 kilodur. Üç çiftlikte toplamda iki ila üç bin arası hayvan olduğu söylenmekte. Bu da Kayacık deresine günlük 90 ila 135 ton arası hayvan dışkısının salınması demek. Kayacık deresinde binlerce balığın can çekişerek ölmesine, derenin suyunun kirlenmesine ve köyde ağır bir kokuya sebep olmuştur.”

29-DSC_0451 15-DSC_0437 19-DSC_0441BURADAN ‘PARAM VAR, KİRLETİYORUM’ SONUCUNA VARILIYOR

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün ilgili kanun uyarınca yalnızca tutanak tutarak para cezası kestiğini dile getiren Kırım, buradan ‘param var, kirletiyorum’ sonucuna varılabildiğinin altını çizdiği açıklamasında,
“Otuz yıl önce Ergene Nehrinde can çekişen balıkları izledik ve bedelini hep birlikte can çekişe çekişe ödüyoruz. Bu kez 1982 Anayasasında belirtildiği gibi sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkımızı vatandaş olarak sonuna kadar savunacağız. Devlet kurumlarının da bir an önce gereğini yapmalarını bekliyoruz” dedi.

27-IMG_7354 13-IMG_7340 03-IMG_7330‘KÖPEKLER HAYVAN LEŞLERİNİ GÖMÜLDÜĞÜ YERDEN ÇIKARIYOR’

Kayabeyli Köyü Muhtarı Ali Çalışkan ise balık ölümlerinin uzun süredir devam ettiğini belirterek, “Savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Bütün yetkililere bu durumu aksettirdik. Çiftliklere gittiğimizde halen suların ve atıkların tarlalara ve kanallara aktığı, ölü hayvanların gömüldüğünü, bunları köpeklerin eşip çıkardığını tespit ettik. Vatandaşlar da bize gelip bu konudaki şikâyetlerini dile getirdiler. Bir an önce adli ve idari tedbirlerin uygulanmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK İL MÜDÜRLÜĞÜ YETKİLİLERİNE SUÇ DUYURUSU

Yöre halkının şikâyetlerinin ardından Kırklareli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkililerinin yalnızca bir çiftliği denetlemesine tepki gösteren köylüler, görevi ihmal iddiasıyla yetkililer hakkında suç duyurusunda bulundu.

37-DSC_0463 10-DSC_0432AYNI GÜN SINIRIN BİR YANINDA ŞENLİK, BİR YANINDA İSYAN VAR

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO) Kırklareli Temsilcisi Göksal Çidem de “9 Mayıs günü Istrancaların öbür yakasında, Bulgaristan’ın Vizitsa köyünde düzenlenen orman gülü (Zelenica) festivaline katıldım. Vizitsa köyünden Türkiye görünüyor. Aramızda yalnızca 5 metrelik Rezve Deresi var. Bir tarafta davul ve gayda sesleri, dans, müzik var. Bizim tarafta ise dinamit ve iş makinesi sesleri. Aynı bulutta ıslanıp, aynı kuşun sesini duyuyor, aynı suyu içiyoruz. Komşuda festivaller, bizde madenler, fabrikalar, hayvan çiftlikleri, RES’ler. Karşıda korumak için kamu yararı var. Bizde kullanmak için. Onlar geleceğe doğal varlıkları, bizler altınları, gümüşleri bırakacağız. Yaşamı yok ettiğimiz sürece bırakacak başka bir şey yok. Yaşam olmayınca elde kalanlar da bir işe yaramayacak” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

BAKANLIK MİLYARLAR HARCAYIP ERGENE’Yİ KORUMA PROJESİ YAPTI AMA…

Yıllardır endüstriyel atıklarla boğuşan Trakya’nın şimdi de devasa hayvan çiftliklerinin atıklarıyla kirletilmesi tepki çekiyor. Istrancaların güneyinde bulunan ve Ergene Nehrini besleyen derelerde geçtiğimiz yıllarda yaşanan kirlilik kaynaklı balık ölümlerine, şimdi de Kayacık Deresi’nin hayvansal atıklarla kirletilmesi eklendi. Orman ve Su İşleri Bakanlığı büyük maddi kaynaklar ayırarak Ergene Havzası’nda koruma eylem planı hazırladı. Ancak Ergene’yi besleyen derelerin bu denli kaderine terk edilmesi kaynak israfını akıllara getiriyor.

15.05.2015

© tüm hakları saklıdır

13 yılda tarımsal üretim ranta kurban edildi!

13 yılda tarımsal üretim ranta kurban edildi!

Yusuf Yavuz

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle bir açıklama yapan CHP Bursa Milletvekili ve TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi İlhan Demiröz, AKP hükümetinin 13 yıl boyunca çiftçiyi unuttuğunu belirterek, “Üretim düşerken ithalat patladı. Rant uğruna tarım toprakları, meralar elden çıkartıldı. Çiftçi üretici sayısı, ekim alanı ve üretim miktarı azaldı. Özelleştirmeler tarımın çökmesinde etken oldu. Girdi maliyetleri artışı durdurulamadı, üretici fiyatları yerinde saydı” dedi. CHP’nin çiftçilere yönelik vaatlerini de sıralayan Demiröz, başka geliri olmayan çiftçilere asgari ücret düzeyinde gelir garantisi sağlayacaklarını belirterek, mazotun litresini de 1,5 TL’ye düşüreceklerini kaydetti.

CHP Bursa MV ve TBMM Tarım Komisyonu Üyesi İlhan  DemirözHÜKÜMET 13 YILDA TARIMI, ÇİFTÇİYİ UNUTTU

CHP Bursa Milletvekili ve TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi İlhan Demiröz, inadına üretim yaparak milli ekonomiye katkı koyan çiftçilerin Dünya Çiftçiler Gününü kutladığını belirterek, “Hükümetin 13 yıl boyunca unuttuğu tarımı, unuttuğu köylüyü, unuttuğu çiftçiyi, unuttuğu kırsalı Dünya Çiftçiler Günü nedeni ile hatırlaması çok güzel. Fransız çiftçilerinden madalya alması ile övünen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker’in bugünü hatırlaması da güzel” dedi.

‘RANT UĞRUNA TARIM TOPRAKLARI VE MERALAR ELDEN ÇIKARILDI’

13 yıl boyunca çiftçilerin desteklenmediğini savunan Demiröz, gıda üretiminin stratejik önem kazandığı süreçte dışa bağımlı hale gelindiğine dikkati çektiği açıklamasında, “Cumhuriyet tarihinin en düşük büyüme oranları gerçekleşti. Üretim düşerken ithalat patladı. Çiftçilerimiz sarı taksilerden kaçmak için uğraş verdi. Zira haciz-icra kıskacına alındı. Çiftçi üretici sayısı, ekim alanı ve üretim miktarı azaldı. Özelleştirmeler tarımın çökmesinde etken oldu. Girdi maliyetleri artışı durdurulamadı, üretici fiyatları yerinde saydı. Çiftçi desteklenmedi, vergilendirildi. Rant uğruna tarım toprakları, meralar elden çıkartıldı. ‘Hibe desteği’ dediler, mazotun ÖTV ve KDV’si ile geri aldılar. ‘Tarım Kanunu’ dediler gereğini yapmayarak çiftçiye olan borçlarını ödemediler. Saman ve kurbanlık hayvan ithal etmedeki maharetlerini pirinçte, kuru fasulyede ve patateste gösterdiler. Ancak, üretmek, üretim yapmak hiç akıllarına gelmedi” diye konuştu.

DSCF0973‘ÇİFTÇİLERE GELİR GARANTİSİ SAĞLANACAK, MAZOT 1,5 LİRAYA DÜŞECEK’

Açıklamasında, partisinin tarım programına da değinen CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, seçim bildirgesinde yer alan çiftçilere yönelik vaatlerini ise şöyle sıraladı: “Çiftçinin üretim amaçlı olarak kullanacağı mazotun litresini 1,5 TL’ye düşüreceğiz. Tarım sektöründe çalışanların sosyal güvenlik primlerini 30 yaşına kadar Hazine’den karşılayacağız. Teşvik edilecek tarım ürünlerini bir yıl önceden açıklayacağız. Başka geliri olmayan çiftçiye, hane başına, asgari ücret düzeyinde gelir garantisi sağlayacağız. Aile işletmeleri ve küçük çiftçilerin, ürünlerini doğrudan tüketicilere satmalarını sağlayacak kurumsal düzenlemeleri yapacağız. Geçici tarım işçilerinin sosyal güvenliğini devlet güvencesi altına alacağız.”

15.05.2015

© tüm hakları saklıdır

Boğazpınar köylüleri HES direnişini kazandı!

Boğazpınar köylüleri HES direnişini kazandı!

Yusuf Yavuz

Mersin’in Tarsus ilçesinde Kadıncık Çayı üzerinde yapımı planlanan Akhan I-II Regülatörü ve HES projesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ÇED Olumlu Kararının yürütmesini durdurulması ve iptali istemiyle yöre halkınca açılan davada mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Proje karşı 4 yıldır mücadele yürüten köylüler karardan memnun. Boğazpınar Hes Karşıtı Platform Sözcüsü Ahmet Öztürk, HES projesine karşı çıktıkları için 4 yıldır maruz kaldıkları soruşturma, tehdit ve rüşvetlere karşın mücadeleyi sürdürdüklerini belirterek, “bildiğimiz tek şey, kazananların mücadeleye devam edenler olduğudur” dedi.

Karasu Şelalesi bölgenin önemli doğa alanlarından  biriMersin’in Tarsus ilçesine bağlı Boğazpınar köyü yakınında 2010 yılında inşa edilen Gök HES adlı hidroelektrik santrali, köylüler için tam anlamıyla bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü proje öncesinde vaat edilenlerin hiç birinin yerine getirilmediğini gören köylüler, geçim kaynakları olan meyveciliğin ve tarımın zarar gördüğünü ve üretimin büyük oranda düştüğünü görünce aynı firmanın köylerine ikinci bir HES projesi yapmak istemesi üzerine bir araya gelerek mücadele kararı aldı. Akhan I-II Regülatörü ve HES projesi adıyla Kadıncık Çayı üzerinde inşa edilmek istenen projeye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Nisan 2013’te verilen ‘ÇED Olumlu’ kararının iptali istemiyle Mersin İdare Mahkemesi’nde dava açan köylüler, ilk HES’ten ağızları yandığı için ikinci projenin iptalini istedi.

MAHKEME HES PROJESİNİ HUKUKA AYKIRI BULDU, YÜRÜTMEYİ DURDURDU

Köylülerin açtığı davayı gören Mersin İdare Mahkemesi, HES projesine verilen ÇED Olumlu Kararının yürütmesini durdurdu. HES Projesinin, Kadıncık Çayı ve çevresindeki bitki ve hayvanların yaşam alanlarıyla yöre halkının yaşamında birçok olumsuzluğa yol açacağına vurgu yapılan Mahkeme kararında, “ayrıca ÇED raporundaki değerlendirmelerin eksik olduğu, projenin etki alanının yanlış belirlendiği anlaşılmış olup, anılan proje ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca tesis edilen 19. 04. 2013 tarih ve 2593 sayılı ‘Cevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu’ kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dava konusu işlemin yürütülmesi halinde telafisi imkânsız zararların oluşacağı açıktır” ifadelerine yer verildi.

Boğazpınar eylemi Boğazpınar köyü 4 yıldır HES direnişinin kalesi  oldu Boğazpınar HES Karşıtı Platform Sözcüsü Ahmet  Öztürk boğazpınar köylüleri HES karşıtı pek çok eylem  yaptı‘HER ŞEY HES KARŞITI PANKARTIN ÇALINMASIYLA BAŞLADI’

Mahkeme kararı Boğazğınar köyünde sevince neden oldu. Boğazpınar HES Karşıtı Platform Sözcüsü Ahmet Öztürk, HES projesine karşı çıktıkları için maruz kaldıkları soruşturma, tehdit ve rüşvetlere karşın mücadeleyi sürdürdüklerini belirterek, “Her şey, 4 yıl önce köyümüzdeki HES’e karşı yaptırdığımız pankartın bir gece asıldığı yerden çalınmasıyla başladı. Ancak köylüler olarak bir araya gelip suyumuzu vermemek için mücadele ettik. Bildiğimiz tek şey, kazananların mücadeleye devam edenler olduğudur” dedi.

ŞİRKETLE ÇOLUK ÇOCUK KÖYLÜLER ARASINDA HUKUK SAVAŞI YAŞANDI

Boğazpınar köylüleri, bölge için önemli olan su kaynaklarını korumak için 4 yıldır HES karşıtı bir mücadele yürütüyor. Düzenledikleri festivallerle seslerini duyurmaya çalışan köylülerin sözcüsü Ahmet Öztürk, HES şirketinin şikâyetleri üzerine pek çok kez soruşturmaya uğradı, hakkında davalar açıldı. Festival sırasında Boğazpınarlı çocukların söylediği şarkıların da suç unsuru sayılarak dava konusu edildiği HES mücadelesinde Boğazpınarlılar, çoluk çocuk haklarında açılan tüm davalardan berat etti.

EMEKLİ İMAMIN HES KARŞITI DUASI SONUNDA KABUL OLDU

2012 yılında köylerinde yapılmak istenen ikinci HES projesine ilk kapsamlı eylemi yapan Boğazpınar köylüleri, eylemde köyün emekli İmamının okuduğu HES karşıtı dua ile gündeme gelmişti. Eylemde okunan kuran-ı kerim’in ardından HES’e karşı dua okuyan emekli İmam, “Allah’ım ırmağımıza sahip çıkmak için toplandık. Gayemize, maksadımıza bizi nail eyle ya rabbim. Vatanımıza memleketimize, doğamıza, ırmağımıza göz dikenleri ıslah eyle ya rabbim” sözleriyle dikkat çekmişti.

Video: Köylerine yapılan HES’ten ağzı yanan Boğazpınarlılar ikinci HES’e neden karşı olduklarını anlatıyorlar:

14.05.2015

© tüm hakları saklıdır

Çiftçiler tarlayı terk ederse geleceğimiz tehlikede!

Çiftçiler tarlayı terk ederse geleceğimiz tehlikede!

Tarımdaki yapısal sorunlar çözülürse Türkiye 85 milyon nüfus ve 50 milyon turistin yanısıra Rusya, Kafkasya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı besleyecek potansiyele sahip…

Yusuf Yavuz

Gıdaya erişimin hala en büyük sorunlardan biri olduğu dünyada, 1984 yılından bu yana her yıl 14 Mayıs günü ‘Dünya Çiftçiler Günü’ olarak kutlanıyor. 1 milyarın üzerindeki aç insanla, 1,5 milyar obezin yan yana yaşadığı dünyada beslenmenin en büyük sigortası olan çiftçiler üç öğün insanlığı doyurmayı sürdürüyor. Türk çiftçisinin tarımdan kopması durumunda ülkemizin gıda güvenliğinin tehlikeye gireceğine işaret eden TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Şartlar ne olursa olsun üretimden vazgeçmeyen, tarlasını, bahçesini, ağılını, ahırını terk etmeyen fedakar, cefakar, vefakar, kadın ve erkek bütün çiftçilerimizin Dünya Çiftçiler Gününü kutluyorum” açıklamasında bulundu.

Türkiye önemli tarım potansiyeline sahip ancak üretici  yarattığı değerden faydalanamıyorTZOB BAŞKANI BAYRAKTAR: ‘ÇİFTÇİLERİMİZE ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ’

Her yıl 14 Mayıs’ta kutlanan Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle bir açıklama yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, zor doğa koşullarına rağmen, yağmur, çamur demeden gecesini gündüzüne katarak üretimi sürdürerek en hayati ihtiyaç olan gıdanın sofralara ulaşmasını sağlayan çiftçinin kıymetinin iyi bilinmesi gerektiğini belirterek, “Bizleri üç öğün doyuran çiftçilerimize çok şey borçluyuz” diye konuştu.

YÜZ MİLYONLAR EKMEK BULAMAZKEN 1,5 MİLYAR İNSAN AŞIRI TÜKETİYOR

Tarımın, enerji ile birlikte en stratejik sektör olduğunu vurgulayan Bayraktar, gıda güvencesinin ise her zaman tüm dünyanın temel meselesi olmayı sürdürdüğünü dile getirdi. Dünyada gıdaya erişimin çok büyük sorun olmaya devam ettiğini, yüz milyonlarca insan ekmek bile bulamazken, 1,5 milyara yakın insanın da ihtiyacının çok üzerinde gıda tükettiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
‘TÜRK ÇİFTÇİSİ HER ŞEYE RAĞMEN ÜRETİYOR’

“Birleşmiş Milletler, dünyada açlığın son yıllarda azalmasına rağmen, 805 milyon kişinin hala yetersiz beslenme problemi yaşadığını, bazı Afrika ülkelerinde 4 kişiden birinin kronik açlık çektiğini, Asya’da ise 526 milyon aç insanın bulunduğunu son raporunda açıkladı. Bütün bu veriler, dünyada hala gıda güvencesinin önemli bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Buna karşın ülkemizde, çiftçimiz, zor tabiat koşullarına rağmen, yağmur, çamur demeden gecesini gündüzüne katarak üretimi devam ettiriyor. En hayati ihtiyac olan gıdanın sofralara ulaşmasını sağlayan çiftçimizin kıymetinin iyi bilinmesi gerekir. Çünkü onlar bizleri üç öğün doyuruyor. Çiftçilerimize çok şey borçluyuz. Onların binbir emekle ürettiği ürünleri israf etmeden tüketmeli, düzenli bir gelir elde etmelerini sağlamalıyız.”

Isparta Eğirdir'de bir üretici pazarı‘ÇİFTÇİMİZ TARIMDAN KOPARSA GIDA GÜVENCEMİZ TEHLİKEYE GİRER’

Doğal afetlerin iki yıldır çiftçiyi çok olumsuz etkilediğine dikkati çeken Bayraktar, “Çiftçimizin üretimini sürdürebilmesi için tarlasında kalmasını sağlamamız lazım. 2014 yılında olduğu gibi bu yıl da tabii afetlerden yakasını bir türlü kurtaramayan çiftçimize desteğin artırılarak sürdürülmesi gerekiyor. Çiftçimiz, üretimi sürdüremez ve tarımdan koparsa ülkemizin gıda güvencesi de tehlikeye girer” dedi.

Tarımın, temel ihtiyaç maddelerinin üretildiği bir sektör olmasının yanı sıra, gıda sanayi ile tekstil ve konfeksiyon sanayisine hammadde temin ettiğini, ulaştırma, ticaret, finans, otel ve lokanta sektörlerine büyük katkı sağladığını bildiren Bayraktar, şöyle devam etti:
ÜRETİCİ KENDİ YARATTIĞI EKONOMİK DEĞERDEN YARARLANAMIYOR

“Tarım, 2014 yılında, gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 7,1’ini karşıladı. Bunun yanı sıra diğer sektörlere kaynak aktarıyor. Ekonomiye katkısı yüzde 7,1’in çok üzerindedir. Yine 2014 yılında istihdamın yüzde 21,1’ini sağladı. İşsizliği 2,1 puan düşürdü. 18 milyar dolar ihracata zemin hazırladı. 12,4 milyar dolarlık ithalat yapıldı. Tarım 5,6 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıyla kronik dış ticaret fazlası vererek ekonomimize büyük katkı yaptı. Buna rağmen, çiftçimiz bunun nimetlerinden yeterince yararlanamıyor. Kırsalda gelir, ülke gelir ortalamasının üçte birinde kalıyor. Bu adaletsizlik bir an önce düzeltilmelidir. Tarımdaki gelir düşüklüğünün en önemli sebebi yapısal sorunlardır. Parçalanmış tarım arazileri nedeniyle işletme büyüklükleri 61 dekara düşmüştür. Parsel büyüklüğü 5-6 dekara kadar inmiştir. Bu kadar küçük parsellerde verimli tarımsal faaliyet yürütmek imkanı yoktur. Arazi Kullanımı ve Toprak Koruma Kanunu parçalanmanın önüne geçecektir. Bunun yanı sıra toplulaştırma çalışmalarıyla parseller ve işletmeler büyütülmelidir. Buna müteakip sulama yatırımlarının tamamlanması, yüzde 60’a varan basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması çok önemlidir. Halen 5,9 milyon hektar olan sulanan arazi miktarının 8,5 milyon hektara çıkarılması, hem verimi artıracak hem de sulu tarımın yapıldığı, Türkiye’nin arz açığı bulunan yağlı tohumlar başta olmak üzere üretimi artıracaktır.”

TZOB BAŞKANI BAYRAKTAR YAPISAL SORUNLAR ÇÖZÜLÜRSE  TÜRKİYE KOMŞULARINI DA BESLEYEBİLİR DEDİTARLA İLE MARKET ARASINDA YÜZDE 500 FİYAT FARKI VAR

Tarımdaki diğer önemli sorunun, ekonomik örgütlenme eksikliği olduğunu kaydeden Bayraktar, kooperatif ve üretici birliklerinin idari ve mali açıdan güçlendirilerek fonksiyonel hale getirilmesi ve profesyonel bir şekilde yönetilmesi gerektiğinin altını çizdiği açıklamasında, “Örgütlenme eksikliği dolayısıyla üretici pazarda yalnız kalmaktadır. Ürününü iyi bir şekilde pazarlayamamaktadır. Bundan dolayı tarla ile market arasında yüzde 400-500’lere varan farklar ortaya çıkmaktadır. Hem üretici yeterli gelir elde edememekte hem de tüketici uygun fiyata ürün tüketememektedir. Üretim planlamasına geçmeli, talebe göre üretim yapmalı, arz talep dengesini gözetmeliyiz” dedi.

Türk çiftçisi tarlayı terk ederse geleceğimiz  tehlikedeSORUNLAR ÇÖZÜLÜRSE AFRİKAYI BİLE DOYURABİLECEĞİZ

Tarımın temel yapısal sorunlarının dışında, sermaye yetersizliği, pazarlama, ambalajlama, depolama ve kırsaldan göç nedeniyle yaşlanan tarım nüfusu gibi sorunlarının da bulunduğunu anımsatan Bayraktar, gübre, mazot, elektrik, tohum, ilaç gibi girdilerdeki maliyetlerin de çiftçiye önemli bir yük getirdiğine dikkati çekerek, şunları dile getirdi:
“Ülkemizde tarım çok büyük potansiyel barındırmaktadır. 2023 yılında 150 milyar dolarlık hasılaya, 40 milyar dolarlık ihracata ulaşmak, 85 milyonluk ülke nüfusu, 50 milyon turisti doyurmak mümkün. Rusya, Kafkasya, Ortadoğu, Kuzey Afrika gibi gıda açığı olan ülkelerin gıda açığının önemli bölümünü de ülkemiz karşılayabilir. Yeter ki çiftçimiz, üreticimiz desteklenmeye devam etsin, yapısal sorunlar çözülsün. Şartlar ne olursa olsun üretimden vazgeçmeyen, tarlasını, bahçesini, ağılını, ahırını terk etmeyen fedakar, cefakar, vefakar, kadın ve erkek bütün çiftçilerimizin Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyorum. Tabii afetlerden uzak, hasadı, bereketi, kazancı bol günler diliyorum.”

13.05.2015

© tüm hakları saklıdır

Sit alanındaki ağaçları söküp çim ektiler!

Sit alanındaki ağaçları söküp çim ektiler!

Kaş’taki sit alanında AKP’li belediye tarafından yapılan plaja demokratik kitle örgütlerinden tepki var…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kaş ilçesinde 3. derece doğal sit alanı olan Çukurbağ Yarımadası’nda AKP’li belediye tarafından doğal bitki örtüsünün büyük bölümü sökülerek yapılan mesire yerine Likya Koruma Platformu’ndan tepki geldi. Önceki gün Kaş’a gelerek mesire yerinde incelemelerde bulunan Likya Koruma Platformu üyeleri, alanda yapılan usule aykırı uygulamaların kabul edilemez olduğunun altını çizerek, konuyla ilgili başlatılacak hukuki girişimlerin takipçisi olacaklarını dile getirdiler.

Antalya’nın Kaş ilçesinde AKP’li belediye tarafından yapılan C Tipi Mesire Yeri tartışmalara neden oldu. Mülkiyeti Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na ait olan Çukurbağ Yarımadası, İnceboğaz Mevkii’ndeki 3. Derece doğal sit alanı, 10 yıllığına belediye tarafından kiralanmıştı. Yaklaşık 60 dekarlık bir alanı kapsayan zeytin, harnup, pirnal ve sütleğen gibi ağaç ve bitki türleriyle kaplı araziye yol açan belediye, buradaki maki türlerinin büyük bölümünü sökerek araziyi çimlendirdi. Yaklaşık 20 adet palmiye ağacı dikilen arazi teraslanarak setler oluşturuldu, kayalık olan kıyı bandı ise iş makineleriyle düzleştirilerek çakıl döküldü. Kaş Belediyesi mesire yeri bünyesinde yapacağı plajın işletmesini üstlenecek.

LİKYA KORUMA PLATFORMU BİLEŞENLERİ KAŞ’TA İNCELEME YAPTI

Ancak sit alanında yapılan uygulamanın usulsüz olduğunu öne süren demokratik kitle örgütleri girişime tepkili. Konuyla ilgili haberimizin ardından önceki gün Fethiye’den Kaş’a gelen Likya Koruma Platformu (LİKOP) üyeleri, Çukurbağ Yarımadası’nda incelemelerde bulundu. Yaklaşık 20 kişilik grup, belediye tarafından yapılan mesire yerinde ve Hidayet Koyu’ndaki yapılaşmalar hakkında bilgi aldı. İncelemenin ardından Atatürkçü Düşünce Derneği, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği’nin Fethiye şubeleri ile TEMA Fethiye Gönüllüleri ve Mavi Kuş Sanat ve Dayanışma Derneği adına ortak bir basın açıklaması yapıldı.

DSCF1506 DSCF1509 DSCF1517 DSCF1519 LİKYA KORUMA PLATFORMU BİLEŞENLERİ KAŞ'TA İNCELEME  YAPTI‘MEVZUATA UYULMADAN YAPILMASI KABUL EDİLEMEZ’

Platform bileşenleri adına Okyay Tirli, Haydar Murat Topçu ve Nalan Ünal tarafından yapılan ortak basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Likya Koruma Platformu bileşenleri olarak Kaş’taki koyların imara açılmasına ilişkin çok sayıda şikâyetler aldık. Demokratik kitle örgütlerinden oluşan platformumuz, Likya uygarlığının sınırlarını oluşturan bölgeyi kamu yararı gözeterek korumayı amaçlamaktadır. Bu bakımdan Kaş İnceboğaz Mevkii’nde mevzuata uyulmadan yapıldığı öne sürülen uygulama kabul edilebilir değildir. Bizler incelememiz sırasında sit alanı olan söz konusu arazide maki türlerinin kesildiğini, ekosistemin yok edilerek buranın doğasına uymayan palmiye ağaçları dikildiğini, alanın yapılaşmaya açık hale getirildiğini gördük. Likya Koruma Platformu olarak söz konusu alanın yasa ve yönetmeliklere uygun olarak yalnızca halkın kullanımına açılmasını istiyoruz. Yasalarımızda belirlenen ilgili yönetmeliklere aykırı olan uygulamaları kabul etmeyeceğiz. Bu konuda başlatılacak olan hukuki girişimlerin de takipçisi olacağız.”

KİTLE ÖRGÜTLERİ ‘SUÇ İŞLENDİ’ DİYOR, BELEDİYE KENDİNİ SAVUNUYOR

İnceboğaz mevkiindeki uygulamayla Kaş Belediyesi’nin kıyı kanunu, orman kanunu ve doğal varlıkları koruma altına alan 2863 sayılı sit kanununu ihlal ettiği öne sürülüyor. Ancak Kaş Belediye Başkanı Halil Kocaer, söz konusu alanın projeye ve yasalara uygun olarak inşa edildiğini savunuyor. Kocaer, Kaş’ın ihtiyacı olduğunu belirttiği yeni plajın Haziran gibi hizmete açılacağını belirterek bu alanın, dünyaca ünlü Kaputaş Plajı ile birlikte Kaş Belediyesi tarafından işletileceğini dile getiriyor.

12.05.2015

İlgili haber: Kaş’taki sit alanı TÜRGEV’e mi verilecek!

© tüm hakları saklıdır

Cennette yıkım şoku!

Cennette yıkım şoku!

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Kemer ilçesinde bulunan dünyaca ünlü turizm cenneti Çıralı’da yıkım şoku yaşanıyor. Sit alanı olduğu için koruma amaçlı İmar planı yıllardır bir türlü bitirilemeyen Çıralı’da kaçak olduğu gerekçesiyle özel işletmeye ait bir otelin 20 odası Kemer Belediyesi’ne ait ekiplerce yıkıldı. Bugün de yıkıma devam etmek için iş makineleri Çıralı’ya geldi. 5 iş yeri ile bir otelin yıkımına devam edilmek isteniyor ancak yıkılmak istenen Odile Ote’lin önünde toplanan Çıralı halkının tepkisi üzerine iş makineleri durdu. Çıralı halkı turizm sezonu öncesinde yaşanan yıkıma tepkili. Çıralılı Mustafa Köylüoğlu, “bu yapılanın İsrail’in Filistin’e yaptığı zulümden bir farkı yok” diye konuştu.

Antalya'nın dünyaca ünlü turizm cenneti Çıralı  plansızlık yüzünden yıllardır imar sorunu yaşıyor Çıralı halkı betonlaşmanın olmadığı bir turizmi  sürdürmek istiyor

Kemer ilçesine bağlı Ulupınar mahallesinin sahili konumundaki dünyaca ünlü Çıralı sahili, Caretta caretta türü deniz kaplumbağalarının Akdeniz’deki son yuvalama alanlarından biri. Organik tarımla eko-turizmin iç içe geçtiği Çıralı, bu özelliğiyle halkın turizmden doğrudan pay aldığı bir tatil cenneti. Ancak her yıl on binlerce turisti ağırlayan Çıralı turizm sezonu öncesinde yıkım şoku yaşıyor.

YIKILMAK İSTENEN OTELİN ÖNÜNDE HALK TOPLANDI

Geçtiğimiz hafta sonu Çıralı’ya gelen Kemer Belediyesi’ne bağlı ekipler, kaçak olduğu gerekçesiyle bir otelin 20 odasını yıktı. Bu sabah saatlerinde yıkıma devam etmek için Çıralı’ya gelen ekipler, Odile Otel’le ilgili yıkım kararını uygulamak istedi. Ancak yıkılmak istenen otelin önünde toplanan kalabalığın tepkisi, ekiplerin yıkıma ara vermesini sağladı. Çıralı halkının arasından seçtiği bir heyetin, yetkililerle görüşerek turizm sezonu öncesindeki yıkımı durdurmak için Kemer’e gittiği öğrenildi. Otelin önündeki gergin bekleyiş ise sürüyor.

20 odası yıkılan odile otel Kemer Belediyesi'ne ait iş makineleri Çıralı'da Odile  Oteli yıkmak için alana geldi 2012 yılında da Çıralı'da çok sayıda otel ve iş  yeri yıkılmıştı

‘2/B OLAN ARAZİ İÇİN BORÇLANDIM, ŞİMDİ YIKMAK İSTİYORLAR’

Çıralı’daki 5 iş yeri hakkında yıkım kararı bulunan Hüseyin Demirtaş, arazisinin 2001 yılından bu yana Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile dava konusu olduğunu ancak daha sonra 2/B olarak ayrılan araziyi, hak sahibi olarak 222 bin lira bedel karşılığında satın aldığını söyledi. 2/B olan arazinin taksitlerini ödeyebilmek için turizm yatırımı yaptığını dile getiren Demirtaş, “ben bu parayı domates, biber satarak ödeyemem. Turizm yapmak zorundayım. Ancak 2/B olarak bedelini ödeyip satın aldığım araziye yaptığım iş yerlerini şimdi yıkmak istiyorlar. Üstelik bir tebligat da yok. Sözlü olarak ‘burayı yıkacağız’ diye geliyorlar. Yıkım kararıyla ilgili yürütmenin durdurulması için yargıya başvurduk. Sezon öncesinde yapılan bu uygulama bir tek beni değil bütün Çıralı halkını mağdur etmiştir” dedi.

‘İŞ YERİMİ ELİMDEN ALMAK İSTİYORLAR’

Kaçak olduğu gerekçesiyle 20 odası yıkılan ve bugün geri kalan ünitelerinin yıkımı için önünde iş makinelerinin beklediği Odile Otel’in sahibi Mahmut Mahir Alper ise “burada kaçak olan tesis bir tek bizimki değil. Çıralı’nın camisi de kaçak konumunda. Çünkü burada imar planı henüz tamamlanmadı. Benim iş yerimi elimden almak istiyorlar. Şimdi iş makineleri yıkım için bekliyor” diye konuştu.

‘BU ZULÜM İSRAİL’İN FİLİSTİN’E YAPTIĞINDAN FARKSIZ’

Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Çıralılı Mustafa Köylüoğlu, sezon başında yaşanan yıkımların işletmecileri mağdur ettiğini belirterek, “özellikle Çıralı tutkunu Avrupalı turistler yıkımlar konusunda oldukça endişeli. Rezervasyonlarda iptaller var. Bu ayda yapılan yıkımlar, İsrail’in Filistin’e uyguladığı zulümden farklı değil” dedi.

Çıralı halkı ve turizmciler yıkılmak istenen otelin  önünde toplanarak yıkımı engellemeye çalışıyorKalabalık iş makinelerini engellemeye çalıştı

‘İMAR PLANININ ONAYLANMASI BEKLENMELİYDİ’

Çıralı Mahallesi Muhtarı Habip Altınkaya ise koruma amaçlı imar planıyla ilgili sürecin devam ettiğini belirterek, “imar planı onaylandığı zaman, Çıralı halkı planın öngördüğü kararlara uyacaktır. Ancak imar planının onaylanmasına kısa bir süre kala, üstelik turizm sezonu öncesinde yıkım yapılması işletmecileri zor durumda bırakmıştır” görüşünü dile getirdi.

CENETTE YAŞAMLA YIKIM İÇ İÇE

Doğal zenginliği ile gerçek bir turizm cenneti olan Çıralı’daki yıkımlar, Büyükşehir Yasası’nın ardından lağvedilen İl Özel İdaresinin elinde bulunan yıkım kararlarının belediyece uygulamaya konulmasından kaynaklanıyor. Çıralı’daki yıkım kararlarının zamanlaması eleştiriliyor. Yöre halkının deyimiyle adeta cennete cehennem azabı yaşanıyor. 2012 yılında yine sezon başında uygulamaya konulan yıkım kararları sonucu çok sayıda otel ve işyeri yıkılmış, Çıralı halkı tatilciler demokratik kitle örgütlerinin de desteği ile yıkımlara karşı günlerce eylem yapmıştı.

12.05.2015

© tüm hakları saklıdır

Başımızı verir, suyumuzu vermeyiz!

Başımızı verir, suyumuzu vermeyiz!

85 yaşındaki Antalyalı Ahmet Dede, suyunu almak isteyen HES şirketine böyle seslendi…

Yusuf Yavuz

Antalya’nın Gündoğmuş ilçesinde bulunan doğa mirası Uçansu Şelalesi, bölgede yaşamını sürdüren çok sayıda yaban hayvanıyla birlikte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Çevre ve Şehircilik bakanlığı, Uçansu Şelalesine de ev sahipliği yapan Alara Çayı’nda yapımı planlanan 7 HES’ten biri olan Kamer HES projesiyle ilgili ÇED süreci başlattı, köylüler ve çevre ilçelerden gelen yaşam savunucuları eylem yaptı. Projeyle ilgili hazırlanan ÇED raporunda yer alan bölgedeki yaban hayvanlarının inşaat faaliyetinden etkilenmemesi için yüksek ses çıkartılarak alandan uzaklaştırılması, buna rağmen kaçmayan hayvanların ise eldivenle yakalanarak alandan uzaklaştırılması önerisi ise tepkilere neden oldu.

Antalya’nın Gündoğmuş ilçesinde bulunan Alara Çayı, bölgenin önemli doğa miraslarından biri olan Uçansu Şelalesi’nin yanında çok sayıda yaban hayvanına da ev sahipliği yapıyor. Ancak bölgedeki çok sayıda köyün tarım ve hayvancık üretimi için de önemli bir su kaynağı olan Alara Çayı’na 7 tane HES yapılmak isteniyor. Bu HES’lerden biri olan Kamer HES projesi için hazırlanan ÇED raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından uygun bulunarak onaylandı. Projeden etkilenecek olan köylüler ise ÇED raporunun iptali için Antalya İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

WP_20150509_022 Kayabükü köyünde çocuklar HES karşıtı dövizler  taşıdıTOROSLARDA HES İSYANI, KÖYLÜLER AYAKLANDI

Alara Vadisi’ndeki HES projelerine karşı çıkan, Köprülü, Çaltı, Akyarı, Ortaköy, Eskibağ, Yeşildere ve Balkaya köylüleri, önceki gün projeden en çok etkilenmesi beklenen Kayabükü köyünde bir araya gelerek eylem yaparak seslerini duyurmaya çalıştılar. Köylülerin eylemine, Kumluca, Kemer, Manavgat ve Antalya’dan gelen yaşam savunucularıyla, hukukçular da destek verdi.

AV. MUNİP ERMİŞ: ‘ALARA ÇAYININ CANLILARI ALLAH’A EMANET’

Köylüler adına açıklama yapan avukat Munip Ermiş, Alara Çayı üzerinde yapımı planlanan 7 HES projesinden biri olan Kamer HES’in 5,5 kilometrelik tünelle suyun toprakla temasını keseceğini belirterek, projede canlı yaşamı için hiçbir korumanın öngörülmediğine dikkat çekti. Alara Çayı kıyısındaki bitki ve canlıların Allah’a emanet edildiğini savunan Ermiş, “proje kapsamında kullanılacak olan türbinlerle nehir yatağındaki suların tamamının kullanılması amaçlanmıştır. Bundan da anlaşılacağı gibi nehirdeki sulardan hiçbir şekilde başka canlıların yararlanması olanaklı değildir. Bu proje tamamen Alara çayı ve Küçük Çayı ve bu nehirleri besleyen tüm derelerin sularını kullanmayı amaçlamıştır” dedi.

WP_20150509_011 WP_20150509_019‘YABAN HAYVANLARINI ELDİVENLE TUTUP UZAKLAŞTIRIN’

Kamer HES projesinin, Türkiye’nin de imzaladığı uluslar arası sözleşmelere de aykırı olduğuna değinen avukat Munip Ermiş, yörede tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan köylülerin proje yüzünden mağdur olacaklarını dile getirdi. Kamer HES için hazırlanan ÇED raporunda, Alara Çayı’ndan su ihtiyacını karşılayan çakal, dağ keçisi, domuz, kurt ve tilki gibi yaban hayvanlarının inşaat faaliyetinden etkilenmemesi için yüksek sesle kaçırılması, kaçamayanların da eldivenle tutularak uzaklaştırılması önerisini de eleştiren Ermiş, ÇED raporunda regülatörün inşaatı aşamasında sudaki canlı yaşamına olumsuz etkisinin kabul edilmesine karşın bir önlem içermediğini belirterek, ÇED raporunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanması üzerine dava sürecini başlattıklarını açıkladı.

85’LİK AHMET DEDE: ‘BAŞIMIZI VERİR, SUYUMUZU VERMEYİZ!’

Kayabükü köyündeki eyleme HES projesine karşı çıkan köylülerin kararlı tavırları damgasını vurdu. Kumluca Alakır Vadisi ve Manavgat Ahmetler köyünden gelerek eyleme destek veren yurttaşlar, yöre köylüleriyle HES’lerle mücadele konusundaki deneyimlerini paylaştılar.

Kadınların yoğun katılımının dikkat çektiği eylemde konuşan 65 yaşındaki Münevver Şanlı, hiçbir kuvvetin sularını ellerinden alamayacağını belirterek, HES projesiyle doğanın ve insanların haklarının hiçe sayıldığını dile getirdi. Atalarının mirası olan yaşam kültürünü geleceğe aktarmaya kararlı olduklarının altını çizen 85 yaşındaki Ahmet Demirok ise HES şirketinin yetkililerine seslenerek, “Biz başımızı veririz, suyumuzu vermeyiz. Gidin rızkınızı başka yerde arayın” diye konuştu.

WP_20150509_080 WP_20150509_063ÇED RAPORUNDAN: ‘HAYVANLARIN KAÇMASI BEKLENMELİ’

Eleştiri konusu olan Kamer HES’le ilgili ÇED raporunda, projeden etkilenmesi beklenen yaban hayvanlarıyla ilgili ilginç ifadelere yer veriliyor. Alandaki bitkilerin kesimi ve tıraşlanması öncesinde yabanıl fauna bileşenlerinin bunların arasında veya içerisinde bulunmadığına emin olunması gerektiği vurgulanan ÇED raporunun ilgili bölümünde şu ifadeler dikkat çekiyor: “Kesim öncesi gerçekleştirilecek görsel kontrollerde rastlanan hayvanların kendiliklerinden kaçarak uzaklaşmaları beklenmektedir. Aksi takdirde, yani herhangi bir nedenden dolayı bu kesimlerden uzaklaşmamış bireylerin söz konusu olduğu durumlarda bu bireylerin zarar görmemeleri için bu kesimlerden uzaklaştıracak yöntemler kullanılacaktır.

‘HAYVANLAR KAÇMAZLARSA ELDİVENLE TUTUP UZAKLAŞTIRILMALI’

Genellikle kaçırmaya yönelik olarak seslerden yararlanılmaktadır. Alışılmadık ve yüksek tondaki seslerden meydana gelecek rahatsızlık sonucu bitkilerin içine, arasına veya altına saklanan formlar ortaya çıkarak yakın alanlarda, kendilerini daha güvenli hissedecekleri habitatlara uzaklaşmak zorunda kalacaklardır. Eğer kaçırma uygulamasından sonuç alınamazsa uygun yakalama kepçeleri kullanılarak yakalanan yabanıl formlar eldivenlerle dikkatlice tutularak alan dışında, zarar görmeyecekleri uygun habitatlara taşınarak uzaklaştırılması gerekmektedir. Bu uzaklaştırma uygun yakalama yöntemleri ve donanımları kullanılarak deneyimli bir kişi ya da ekip tarafından gerçekleştirilebilir. Bu amaçla faaliyet alanına yakın çevredeki ilgili kişi ve kuruluşlardan uzman desteği talep edilebilir.”

ALARA ÇAYI ÇEVRESİ ENDEMİK BİTKİ ZENGİNİ

Gündoğmuş’tan doğan, Alanya ve Manavgat ilçelerine sınır çizerek Akdeniz’e dökülen Alara Çayı üzerindeki Hayat 1 ve Hayat 2 HES projeleri, yöre halkının açtığı dava sonucu 2013 yılında Antalya Bölge İdare Mahkemesi tarafından durdurulmuştu. HES projelerinin tehdidi altındaki Alara Çayı çevresinde, doğa yürüyüşü, kuş gözlemi, endemik bitki gözlemi ve rafting gibi ekoturizm faaliyetleri de yapılıyor.

Haberle ilgili videolara bu bağlantıdan ulaşılabilir: Kayabükü Eylemi

11.05.2015

© tüm hakları saklıdır

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 585 takipçiye katılın